28 Mayıs 2017
SON HABERLER:

Anket

Sizce erken seçimlerde hangi parti oy kaybeder?





Sonuçlar


Türkiye
Türkiye

Türkiye (275)

Politeknik Genç, Antalya’da yaşam alanlarını, işçileri, yaşamı savunanları katleden maden ocaklarının kapısına dayandı: ‘Doğanın, insanın, işçinin, yaşamın katilisiniz, hesap vereceksiniz!’

Antalya’da mühendislik, mimarlık, planlama öğrencileri Finike’de mermer ocaklarına karşı mücadele ederken öldürülen Ali Ulvi -Aysin Büyüknohutçu ve Kemer’de Balyak Madencilik Limited Şirketi’ne ait kömür madeninde iş cinayetinde hayatını kaybeden Levent Korkmaz, Esen Çavuş için madenler önünde eylem yaptı. Politeknik Genç, Toros dağlarını altını üstüne getirerek tüm doğal varlıkları dozerlerle yok edenlerin doğayı savunanları kiralık katillerle öldürdüğünü, madenlerde çalışanları da yok sayılan işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarında katlettiğini belirtti.

‘Doğanın, insanın, işçinin, yaşamın katilisiniz, hesap vereceksiniz!’
Balyak Madencilik önünde bugün (21 Mayıs) basın açıklaması yapan Politeknik Genç, ‘İktidarını enerji, inşaat, maden yağması üzerinde yükselten AKP-Saray iktidarı ve projeler verdiği, kol kanat gerdiği şirketler, doğayı savunanları evinde, emeğini savunanları çalıştıkları madende öldürüyor. Toros dağlarının altını üstüne getirerek tüm doğal varlıkları dozerlerle yok eden bu anlayış, denetlenmeyen, işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarını sağlamayan maden ocaklarında işçilere kölelik şartlarında ölümü dayatıyor.’ ifadelerini kullandı.

Mühendislik öğrencileri katillerin, yağmacıların peşini bırakmayacak
Mühendislik, mimarlık, planlama öğrencileri, Antalya’da halkın sağlığını, kentin doğal yaşam alanlarını, savunmaya devam edeceklerini belirtti. Politeknik Genç açıklamada, AKP-Saray iktidarını arkasına alarak maden talanına karşı insanları yok etmeye varacak vandallığa varan maden şirketlerinin peşini bırakmayacağını vurguladı.

Politeknik Genç'ten yapılan açıklama şöyle:

Basına ve kamuoyuna

Antalya’da ormanları, doğal yaşam alanları delik deşik ederek geri döndürülemez tahribata neden olan taş ve mermer ocaklarına karşı bölge halkının da desteğiyle yaklaşık 5 yıldır hukuki mücadele sürdüren Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti 9 Mayıs’ta Finike’deki dağ evlerinde öldürüldü. Katliamın hemen ardından yakalanan zanlı cinayeti para karşılığında kapatılan mermer ocağından kişilerin isteği üzerine işlediğini itiraf etti.

Katliamın üzerinden 1 hafta geçmeden Kemer’e bağlı Ovacık Mahallesi’nde Balyak Madencilik Limited Şirketi’ne ait kömür madeninde, yoğun metan sıkışması nedeniyle mahsur kalan işçiler Levent Korkmaz ve Esen Çavuş yaşamını yitirdi.
Doğanın katilleri 1 haftada 4 canımızı aldı.

Katilleri tanıyoruz, hesap verecekler!
İktidarını enerji, inşaat, maden yağması üzerinde yükselten AKP-Saray iktidarı ve projeler verdiği, kol kanat gerdiği şirketler, doğayı savunanları evinde, emeğini savunanları çalıştıkları madende öldürüyor. Toros dağlarının altını üstüne getirerek tüm doğal varlıkları dozerlerle yok eden bu anlayış, denetlenmeyen, işçi sağlığı ve iş güvenliği koşullarını sağlamayan maden ocaklarında işçilere kölelik şartlarında ölümü dayatıyor.

Alakır’dan Ahmetler’e, katliamlara, katillere, yağmacılara Hayır!
Bu ülkenin mühendislik, mimarlık, planlama öğrencileri olarak kaybettiklerimizin hesabını sormak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Alakır’da, Ahmetler’de, Finike’de, Kemer’de, Manavgat’ta bulunduğumuz her yerde doğamızı, yaşam alanlarımızı, emeğimizi, yaşamımızı savunmak için direnmeye, sokakta olmaya devam edeceğiz.

Ali Ulvi-Aysin Büyüknohutçu, Levent Korkmaz, Esen Çavuş’a sözümüz olsun: Doğamızı yağmalayanlar, canımızı alanlar gidecek, yaşam kazanacak!

UKRAYNA HABER


Diyanet İşleri Başkanı (DİB) Mehmet Görmez ibretlik bir biçimde ölümden döndü.

Van İl Müftülüğü için Eski Araştırma Hastanesi yakınlarında yapılacak bina için düzenlenen mescit temel, atma töreninde aniden bastıran fırtına nedeniyle platformun kısmen çökmesi sonucu Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in de aralarında bulunduğu çok sayıda davetli adeta ölümden döndü.

Temel atma töreninde; Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Van Valisi İbrahim Taşyapan, AKP Van Milletvekili Burhan Kayatürk, Van İl Müftüsü Nimetullah Arvas ve AKP Van Milletvekili Beşir Atalay kurum amirleri ve çok sayıda davetli korkulu anlar yaşadı.
Yaşanan çökme esnasında davetliler etrafa kaçıştı. Görmez ise korumalar tarafından alandan çıkarıldı. Aralarında Görmez'in de bulunduğu çok sayıda davetli ibretlik bir şekilde ölümden döndü.

Fırtına nedeniyle kısa süreliğine ara verilen tören, daha sonra butona basılarak temele ilk harcın dökülmesiyle son buldu. Görmez ve beraberindekiler ise daha sonra buradan ayrıldı.

TEVBE SÜRESİ 17 AYET NE DİYORDU?
Görmez' in ölümden döndüğü ve adeta tören yerinden fırtınayla kovulduğu, mescit temel atma programında Tevbe suresinin 17-18. ayetler okunuyordu.

17. DİB başkanına denk gelen 17 ayet ne diyor:
TEVBE-17: Allah'tan başkalarına ilahlık yakıştıranların, Allah'tan gelen her türlü gerçeği örtbas etmelerine, bizzat kendileri şahit iken, Allah'ın mescidlerini ziyaret etmek veya onarıp gözetmeye ve canlı tutmaya ne hakları olabilir? Onların hayır adına yaptıkları herşey, boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte temelli kalıcıdırlar.
TEVBE-18: Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve âhiret gününe iman eden, gereği üzre namazı kılan, zekâtı eren, Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar eder, onarır (yalnız bu kimselerin yaptıkları işler, Allah katında doğru ve makbul olur.) işte hidayet üzere bulunanlardan oldukları umulanlar bunlardır.

UKRAYNA HABER


Pazartesi, 15 Mayıs 2017 16:56

Türkiye, Rusya ile ne zaman komşu oldu?

Yazar UKRAYNA HABER

Türkiye'nin güney şehirlerinden Kilis sınırında PYD (Demokratik Birlik Partisi, Kürtçe: Partiya Yekîtiya Demokrat, 2003 yılında Kürtler tarafından Suriye'nin kuzeyinde kurulmuş silahlı siyasi bir parti)'nin kontrolündeki bölgeye çekilen Rus ve Suriye bayraklarının silahlı kişiler tarafından korunduğu görüldü.

Kilis'e bağlı Akçabağlar ve Demirışık köyleri karşısında yer alan Halep'e bağlı Afrin ilçesinde belirli mesafelerle asılan Rus ve Suriye bayraklarının yanında nöbet tutan silahlı kişilere, üzerinde radar cihazı olduğu belirtilen araçlar da eşlik ediyor.

Öte yandan, güvenlik duvarı çalışmalarının devam ettiği Türkiye-Suriye sınır hattında güvenlik güçlerinin bölgedeki önlemlerini artırdığı gözlemlendi.

Yerel kaynaklar, Rusya bayraklarının bölgenin kontrolünü elinde bulunduran terör örgütü PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD/YPG'yi korumak amacıyla asıldığını belirtiyor.
UKRAYNA HABER


İntihar denilen bütün şüpheli ölümler, yeniden araştırılacak. Ölümlerin gerçekleştiği resmi kurumlar ve hayatını kaybeden kişilerle temasa geçen kolluk kuvvetlerinin hukuk işlediğinde hesap verecek...

Türkiye'de 15 Temmuz'da ana muhalefetin kontrollü darbe olarak adlandırdığı malum darbe girişiminden bu yana çoğu Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisi olduğu iddiasıyla 145 bin civarında kişi meslekten ihraç edildi ya da açığa alındı.

Hapse atılanlar arasında 2 bin 248 çocuk annesi 500'ü aşkını 0-6 yaş arası çocuğa sahip 20 bine yakın ev hanımı da bulunuyor.

Tutuklular arasında hiç siyasetçi bulunmazken kermeste öğrenciler için gözleme yapan ev hanımından barış için imza atan (Barış İçin Akademisyenler bildirisi imzacısı) muhalif sendikalara üye akademisyenlere kadar çok sayıda kişi var.

20 Temmuz'dan bu yana basında yer alan haberlere dayanarak BBC Türkçe'nin elde ettiği verilere göre, açığa alınan, tutuklanan ya da meslekten ihraç edilen çeşitli meslek gruplarından -çoğu kamu görevlisi- en az 37 kişi şüpheli bir biçimde intihar etti.

Mağdur yakınları ise, tutukevinde işkenceyle öldürülen kişilerin "intihar" şeklinde kayda geçirildiğini iddia ediyor.

KAYIPLAR KAÇAKLAR GERÇEK ÖLÜ SAYI BİLİNMİYOR!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da bugün yayımlanan OHAL intiharları raporunda ise, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana 35 intihar tespit ettiklerini açıkladı. Ulusal ve yerel basın yayın kuruluşlarında yer alan haberler, polis tutanakları ve resmi makamların açıklamaları derlenerek oluşturulan raporda, "Bu yalnızca bir durum tespitidir. Araştırmalar devam etmektedir" ifadeleri yer aldı.
Son olarak dün yapılan polislere yönelik operasyondan sonra iki intihar haberi daha geldi. Açığa alınan 9 bin 103 polis memurundan ikisi haberi aldıktan kısa süre sonra Ankara ve Osmaniye'de yaşamlarına son verdi.

24 farklı ildeki "sözde" intiharların neredeyse yarısında, devletin tahsis ettiği beylik tabancaları kullanıldı. 8 kişi ise tutuklu ya da gözaltında iken cezaevi ya da nezarethanede intihar etti.

CHP'nin tespit edilebildiği 35 intihar vakasının; 13’ü evde, 7’si cezaevinde, 1’i nezarethanede, 1’i yurtta, 8’i çalıştığı kurumda, 5’i dışarıda gerçekleşti. İntihar edenlerden 17’si polis, 4’ü asker, 4’ü öğretmen, 2’si infaz koruma memuru, 1’i rehberlik uzmanı, 1’i kaymakam, 1’i cami imamı, 1’i savcı, 1’i mühendis, 1’i öğrenci, 1’i doktor ve 1’i diş hekimi. İntihar vakalarından bazıları rapora şöyle yansıdı:

NASIL ÖLÜ BULUNDULAR?
Öğretmen Ergülü Yıldız: 47 yaşındaki Eğitim-Bir-Sen üyesi Yıldız, müdür yardımcılığı yaparken darbeci olduğu gerekçesiyle açığa alındı, ardından da gözaltına alınıp adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Öğretmenler Günü’nde, asılmış halde bulundu.

Öğretmen Mehmet Karadoğan:
Afyon’da görev yaptığı dönemde arkadaşları ile ortak kullandığı internet hattı üzerinden yasak bir siteye girdiği ve darbeci olduğu gerekçesiyle ile açığa alındı. Arabasında av tüfeğiyle öldürülmüş şekilde bulundu. Karadoğan’ın cebinden “Beni affedin, doğru olan yol buydu” yazılmış bir kâğıt çıktı. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Öğretmen Behçet Emdi: 15 Temmuz’un ardından hemşire eşi ile birlikte ihraç edildi. Gözaltına alınan Emdi, koğuş tuvaletinde kendi ayakkabısının bağı ile asılmış halde bulundu.

Polis Muhammet Mertoğlu:
Emniyet Müdürü Mertoğlu beylik tabancası ile vurularak öldü.

Polis Hakkı Topal: İki çocuk babası Topal, asılmış şekilde bulundu.

Polis Cahit Korkmaz:
Teşkilatta dinlenme odasında kalbinden vurulmuş halde bulundu.
Bıraktığı notta, “Sizleri seviyorum, intiharımda sizlerin bir etkisi yok. Sadece korkum beni bu duruma getirdi” demiş. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Polis Fatih Ezber:
Açığa alınan Ezber, ocak ayında görevine iade edildi. Daha sonra Sürmene Emniyet Müdürü olarak atanan evli ve 2 çocuk babası Ezber, beylik tabancası ile vurulmuş halde bulundu. Arkasında “Ailem ve yakınlarım sizi üzmek istemezdim, beni affedin” yazılı bir not bırakmış. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Polis Hasan Erkuş: Açığa alındığı duyurulan 9 bin 103 Emniyet teşkilatı mensubu arasında ismini gören TBMM Koruma Daire Başkanlığı’nda görevli polis memuru 23 yaşındaki Erkuş, evinde beylik tabancası ile vurulmuş. Ölmeden önce yakınlarını sosyal medya hesabına “Ben vatan haini değilim. Vatanıma hiçbir zaman ihanet etmedim” diye yazılmış.

Yarbay Levent Önder: Beylik tabancasıyla vurularak ölmüş.

Yarbay İsmail Çakmak: Tutuklandığında verdiği ifadede, alay komutanının toplumsal olay var diyerek Kartal Köprüsü’ne gönderdiğini, darbe girişimini burada öğrendiğini, ardından da birliğe kışlaya dön emri verdiğini belirtmiş. Silivri Cezaevi’nde merdiven boşluğunda kendini çarşafla asarak intihar ettiği iddia edildi.

Rehberlik Uzmanı Ali Derebaşı:
Müdür olan, evli ve 3 çocuk babası Derebaşı’nın eşi darbe soruşturması kapsamında açığa alındı. Yeni eğitim yılının ilk günü anaokuluna giden Derebaşı, müdür yardımcısının odasında kendini astığı öne sürüldü.

Kaymakam Necmi Akman:
17 Temmuz günü görevden alındı. Ölümü, "20 Temmuz günü konutunu koruyan polis memurunun belindeki tabancayı ani bir hareket ile alarak kafasına ateş edip intihar etti" şeklinde kayıtlara geçirildi. Akman’ın ailesine yazdığı 6 sayfalık mektup ta darbe ile ilgisinin olmadığını anlattığı, "sözde" yazdığı notta ailesine kara leke bulaştırmayı kabullenemediği filan ifade edildi.

Cami İmamı Hasan Taştan: Hakkâri’de öğretmen olan oğlu darbe suçlaması ile tutuklanınca, cami cemaatiyle yatsı namazını kıldıktan sonra lojmanına gitti, evin kapısına kendini astığı öne sürüldü.

Mühendis Burak Açıkalın:
“Fuat Avni” isimli Twitter kullanıcısına bilgi aktaran isimlerden biri olduğu iddia edilen çok gizli bilgilere sahip olduğu bilinen Açıkalın cezaevinde ölü bulundu.

Polis Hasan Hüseyin Can: Açığa alındı, daha sonra gözaltına alınıp adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Evde tabancası ile vurulmuş halde bulundu.

Doktor Orhan Çetin: Açığa alınan Çetin, çalıştığı hastanenin 10. katından düşerek öldü. Raporda atladı denildi.

Doktor Mustafa Sadık Akdağ: Gözaltına alındı, sorgunun ardından serbest bırakıldı. Olayın etkisinden kurtulamayan Akdağ, Trabzon’da kaldığı evde tabancayla vurularak öldü. Akdağ arkasında, “Ölümümden kimse sorumlu değildir. Bana bir suç atıldı. Bu suçu bana atanları Allah’a havale ediyorum” yazan bir not olduğu anlatıldı.

Öğrenci Kamil İsmail Aydın:
Babası tutuklu bulunan Kamil İsmail Aydın’ın öldü. İnönü Üniversitesi Tıbbi Pataloji Bölüm Başkanı iken kapatılan Bank Asya’da hesabı bulunduğu gerekçesi ile tutuklanan Prof. Dr. Nasuhi Engin Aydın uzun süreden bu yana cezaevinde bulunuyordu. Cezaevindeki kişilerin aileleri ölümle tehdit ediliyor dışarıda çekilen videoları izletilip masum insanlara iftira atması isteniliyor.


AGİT’in hazırladığı ara raporda ‘Hayır’ kampanyasına yapılan engellemelere geniş yer ayrıldı. Raporda devlet imkanlarının ‘Evet’ için seferber edildiği vurgulandı.

AGİT'in hazırladığı ara raporda ‘Hayır' kampanyasına yapılan engellemelere geniş yer ayrıldı. Raporda devlet imkânlarının ‘Evet' için seferber edildiği vurgulandı.

Dışışleri Bakanlığı, hükümet yetkilileri, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), kamu kurumları, siyasi parti, medya, demokratik kitle örgütleri ve uluslararası toplum temsilcileriyle görüşen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) heyeti, 16 Nisan’da yapılacak halk oylamasına ilişkin yürütülen kampanyalarla ilgili olarak bir rapor hazırladı. Kamu görevlilerinin bile tarafsızlığını kaybettiği ifade edilen raporda, “Şimdiye kadar ‘Hayır’ destekçileri, polis müdahalesi ile karşılaşmış, bir kısmı cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlamalar ile tutuklanmıştır” denildi. 17 Mart-7 Nisan tarihlerini kapsayan raporda, ifade özgürlüğü ve ‘hayır’ kampanyasının kısıtlandığı belirtildi. HDP'nin tutuklu vekilleri ile televizyonlarda kampanyalara eşit süre verilmesini şart koşan kanunun iptal edilmesi de raporda yer alan konular arasında yer aldı. AGİT’ten yapılan açıklamada, “Venedik Komisyonu önerilen değişikliklerin sonucunda güçler ayrılığı ve yargı bağımsızlığının güvence altına alınmayacağını, böylelikle otoriter bir başkanlık rejimine dönüşmemesi için gerekli olan denge ve denetleme mekanizmalarından mahrum olduğunu belirtmiştir” hatırlatması yapıldı.

AGİT'in ara dönem raporunda yer alan önemli başlıklar şöyle:

YSK on siyasi partinin referandum kampanyasına katılımını onaylamadı. Kasım seçimlerine katılan 19 partiye izin verilmedi.

Evet kampanyası kapsamında, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Antalya Başsavcı Vekili de dahil olmak üzere birtakım kıdemli politikacılar ve memurlar hayır oyu verenleri ‘terör örgütleri' ve darbe girişimi planlayıcıları ile denk tutuyor.

Darbe girişiminin ardından, geçen seçimlerde gözlem çabalarını desteklemiş olan bin 583 kitle örgütü tasfiye edildi.

Birtakım siyasi liderlerin ve siyasilerin parmaklıklar ardında olması bazı grupların kampanya yapma yetilerini ciddi ölçüde kısıtlandı. Şimdiye kadar Hayır destekçileri, polis müdahalesi ile karşılaştı, bir kısmı cumhurbaşkanına hakaret gibi suçlamalar ile tutuklandı.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DAHA DA KISITLANDI

Terörle Mücadele Kanunu, Ceza Kanunu, Basın Kanunu ve diğer yasal mevzuat aşırı kısıtlamalara izin veriyor. Hükümlerdeki belirsizlikler gazetecilerin hapsedilmeleri için gerekçe olarak kullanılıyor. İfade özgürlüğü kapanan çok sayıda basın yayın kuruluşu ve tutuklanan gazetecilerin yanı sıra olağanüstü hal yasal çerçevesi ile daha da kısıtlandı.

Referandum için yasal çerçeve basına tarafsız yayıncılık zorunluluğu getirmekte. Ancak bir olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi YSK'nin tarafsız yayın yapmayan özel yayın kuruluşları üzerindeki cezai müeyyide yetkisini ortadan kaldırdı.

SÖZCÜ


Yapılan bütün anketlerde "Hayır" tercihinin önde olması nedeniyle oy çalmak gerektiğini itiraf eden AKP'liler oy çalma işlemine hızlı başlayınca pişti oldu.

Yüksek Seçim Kurulu, Frankfurt’taki oy verme işlemlerini talimatla durdurdu. Kararın gerekçesi ise bir seçmenin birer dakika arayla iki ayrı sandıkta oy kullanması.

Yüksek Seçim Kurulu, Frankfurt’taki oy verme işlemlerini talimatla durdurdu. Sözcü gazetesinden Ali Gülen'in haberine göre, olayın nedeni ise, "evetçi" olduğu öne sürülen Nizamettin Uyanık isimli 66 yaşındaki bir seçmenin, birer dakika arayla, Almanya’nın Frankfurt kentindeki iki ayrı sandıkta oy kullanmasıydı.

BİRER DAKİKA ARAYLA İKİ OY
Dün sabah saat 09.47'de Frankfurt Başkonsoosluğu'nun bahçesindeki seçim bürosuna gelen Uyanık, saat 09.47'te 3 nolu sandığa gönderildi. Burada kimliği kontrol edildi ve ardından oyunu kullanabileceği belirtildi. Uyanık oyunu kullandı. Daha sonra yanındaki 4 no'lu sandığa geçti ve burada da kimliğini gösterdi.

CHP’Lİ ÜYE FARK EDİP İTİRAZ ETTİ
Sandık başkanı, kimliği kontrol edip yeniden oy pusulası ve zarf verdi. Seçmen de, yeniden mührünü bastı ve oyunu attı. Bu sırada CHP'li üye durumu fark edip itiraz etti. Ancak, itiraz gecikmişti ve oy sandığa atılmıştı. Hemen YSK temsilcisi ile Frankfurt Başkonsolosluğu alarma geçirildi.

YSK: HEMEN SANDIĞI KAPATIN
Ankara'daki Yüksek Seçim Kurulu'na durum iletildi. Yüksek Seçim Kurulu, “Hemen oy verme işlemini durdurun” talimatı gönderdi. Bunun üzerine oy verme işlemi durduruldu. YSK'ye durum anlatıldı ve yeni talimat beklendi.

YSK, iki saat sonra oy verme işleminin yeniden başlatılmasını kararlaştırdı. Oy sandığa atıldığı için, bu konuda bir şey yapılamayacağı, ancak sorumlular hakkında yasal işlem yürütüleceği belirtildi. YSK'nın konuyla ilgili yazılı talimatı ve kararı ise, dün akşam saatlerinde Frankfurt Başkonsolosluğu'na gönderildi.


Hayat sürprizlerle dolu. Bazen tatlı, bazen de ne yazık ki acı sürprizlerle. Sizleri kısa süreliğine başka bir dünyaya götürmek istiyorum. Dışarıdan bakınca, içerisi hayal bile edilemeyen başka bir dünya, burası cezaevi...

Ben de mahallenin okulunda öğretmenlik yaparken, minibüsün camından görürdüm Manisa E Tipi Cezaevi’ni. Bilmezdim, yüksek duvarların arkasında ne hazin hikâyeler, ne acılar gizlidir. Şimdi ise, vatanına 26 yıl hizmet eden bir din dersi öğretmeninin canını yakıyor, uzaktan gelen zil sesleri.

Gökyüzünü bile 60 m2’lik bir alandan görebildiğin bir dünya burası. Kafanı kaldırdığında, önce sıra sıra dizili dikenli telleri görüyorsun, sonra daracık gökyüzünü. Burada herkes kuşları kıskanıyor biliyor musunuz? Öyle güzel ve özgürce uçuyorlar ki... Avluya dizilip gökyüzünü ve kuşları izliyoruz.

Buradakilerin yarası hiç kapanmıyor, gözyaşları hiç dinmiyor. Herkes kendinden önce, geride bıraktığı boynu büküklere ağlıyor burada. Ben de 88 yaşındaki anneme, “ifade verip geleceğim” ayrılmıştım evden. Şeker hastası, gözleri iyi görmeyen annemi, Allah’a emanet edip, tek başına bıraktım evde. Tam üç ay oldu. Anamın hiç dinmeyen masum gözyaşlarında kimler boğulur bilmem!

Diğer taraftan, tam yedi aydır tutuklu bulunan eşimin, sekiz senedir felçli babası ve kalp hastası annesiyle ben ilgilenirken, artık onlar da Allah’a emanet. Üstelik ben ihraç, eşim ihraç, iki çocuk ve yaşlı anne babalar sahipsiz.

Yaşları henüz yirmilerde olan gencecik kızlarımız var burada ve yetmişine yakın yaşlılarımız. Akranları sinemalarda, kafelerde eğlenirken, aylardır tutuklu olan kızlarımız var, günlerini oruçla taçlandırıyorlar. Kızlarımızın gözü yaşlı duâlarına biz de şahidiz, melekler de...

Peygamber Efendimiz (asm) “Müslümanlar bir vücudun organları gibidir” buyuruyor. Allah şahit ki, o büyük günde, “Hayır Ya Resululallah, senden sonra biz kardeşliği unuttuk, ne dostluk, ne kardeşlik kaldı” diye haykıracağım.

Karı koca işten atılıp sefalete terk edilmişken, kirasını ödeyemeyince eşyaları sokağa atılmışken, anneler bir kaç haftalık bebeklerinden ayrılıp sütlerini sağıp lavabolara dökerken, daha dikişleri kapanmayan loğusalar beton üzerinde, ranza aralarında yatarken, bebeğini özleyen anneler, bebek sesleriyle uyanıp hıçkırarak ağlarken, 20 kişilik koğuşlarda 36 kişi, mülteci kampındaymış gibi üçer beşer yatarken, kardeşlik nerede kaldı? Bunca yıl kapılarımızı aşındıran vefasız dostlar, bize selâm vermeye dahi korkup, geride bıraktığımız emanetlere bile bakmaktan çekinirken, neyi kardeşliği? Bu sınav, içeridekiler kadar dışarıdakilerin de sınavı. Ama, içeridekiler için daha çetin bir sınav... Onların yükü daha ağır...

Şimdi de hepinizin merak ettiğini sandığım başlığın hikâyesi. Bu hikâye, yıllar sonra bile buradaki herkesin yüreğini sızlatacak türden bir hikâye. Bir nikâh merasimi ve kına gecesi...

Bir genç kızın en büyük rüyası nedir? Ya bir anne babanın en büyük arzusu? Kızını bir gelinlik içinde görmek, dostların alkışları ve duâları arasında evlâtlarını evlendirmek, misafirlerine en güzel ikramları sunmak, güzel kokulu, güzel ambalajlı nikâh şekerleri ikram etmek değil mi? Bizim nikâhımızın misafirleri ve şahitleri, 32 kişiden oluşan B1 koğuşu sakinleri. Ama bu hazin tabloya, gözü yaşlı masumlara, kim bilir kaç ruhanî eşlik etti, onu da Allah bilir!

Bizim nikâh salonumuz, 40-50 m2’lik bir salondan ibaretti. Yerlerimiz eski tip mozaik, duvarlarımız hüzün kokan soluk renkli boyalı. Misafirleri (!) oturtacak yeterli sandalyemiz bile yoktu. Çoğumuz, yere serilen battaniyelere oturmak zorunda kaldık. Süslü püslü kıyafet giyenimiz yoktu. Kimimizde eşofman, kimimizde rengârenk namaz etekleri. Güzel ipek eşarp takamadık. Başlarımızda, rengi kaçmış yemeniler... Ayaklarımızda topuklu ayakkabı yerine, naylon terlikler. Masamızda çeşit çeşit yiyecek, pastalar, kurabiyeler yoktu... Dedim ya, burası B1 koğuşu idi. Hayatında eline silâh almayan, hatta silâhı sadece televizyonlarda gören, karıncayı incitmekten çekinen, ama terörle suçlanan insanların koğuşu…

Düğününe 18 gün kala tutuklanan güzel kızımızın nikâhı, ne yazık ki buraya nasip olacakmış. Tam seksen beş gün bekledi nikâhının olmasını ve nihayet, yukarıda saydığım şartlar altında oldu nikâhı. Anne, baba ve hiçbir akrabanın katılamadığı bir nikâh. Eşini de nikâhtan beş dakika sonra görebildi.

Güzel gelinimizi giydirip, tekbirlerle uğurladık. Merdivenlerden inerken hepimiz ağladık. Ne damat vardı yanında, ne de anacığı. Tek başına gitti yavrucak, nikâhın kıyılacağı odaya. Hiç kimsesi göremedi nikâhını. Ne anası, ne babası, ne de bir akrabası. Nikâhtan sonra mahzun bir halde geldi, yine de mutluydu. Çünkü sevdiği kişiyle artık evlenmişti. Onlarca annesi ve kardeşi sarıldı, kucakladı...

Akşam kızımıza kına gecesi yaptık. Rica ettik, bize bir def verdiler. Bir kızımız, gelinimizin saçlarını iğne iplikle dikerek yaptı. Çok da güzel oldu. Gelinimize taç olarak da boncuklu bir tesbih taktık. Bilmem böyle anlamlı bir taç bulunabilir miydi? Dilerim melekler tutmuştur o tesbih tanelerini. Kına istedik, gelmedi. Tahinle pekmez bizim kınamız oldu. Kâğıt peçetelerin içine birer kesme şeker koyup iple bağlamışlar. İşte bizim nikâh şekerimiz... Tepsiye koyup herkese dağıttık. Dünyanın en güzel kâğıtlarına sarılmış, özene bezene hazırlanmış nikâh şekerleri bilmem bu kadar anlamlı olur muydu?

Ya takılarımız! Susamlı çubuk krakerlerin parlak kısmından arkadaşlar öyle güzel kolye, bilezik, takılar yapmışlar ki, bütün gece parladı o yalancı takılar. Bu sabrın karşılığı, dilerim Cennet takıları olur. Tahinle hazırlanan yalancı kına avuçlara kondu. Üzerine saracak kırmızı eldivenlerimiz olmadığı için bir arkadaşın kırmızı çorapları ellere geçirildi. Tekbirlerle, salâvatlarla yaktık gelinimizin kınasını.

Bu yazıyı okuyan dostlar! “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle, dilinizle, düzeltin. Gücünüz yetmezse, kalben buğzedin” diyor Efendimiz (asm). Bari sizler de kalben buğzedin! Belki vebali biraz azalır.

Bu vatana ihanet eden, darbe yapan, halkına kurşun sıkanları önce Allah’a, sonra adalete havale ediyoruz. Ama ne olur, içini yarıp da göremediğiniz kalpleri hainlikle suçlamayın! Zira o kalpte suçladığınız şeyler yoksa, bu ahirette ödenemeyecek kadar ağır bir bedel olur!

Fatma Karabaş - YENİ ASYA


Diyarbakır Newrozu’nda Kemal Kurkut isimli üniversite öğrencisinin polislerce öldürülmesine ilişkin iki polis görevden alındı.

Diyarbakır Newrozu’nda Kemal Kurkut’un polislerce öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmayla ilgili akşam saatlerinde serbest bırakılan iki polis memuru görevden alındı.

Konuyla ilgili açıklama yapan Diyarbakır Valiliği “Meydana gelen olay nedeniyle olayla ilişkili olan iki polis memuru Valiliğimizce görevden uzaklaştırılmıştır” dedi.

Valiliğin internet sitesinden yapılan açıklama şu şekilde:

“İlimiz Bağlar İlçesi Nevruz Parkında gerçekleştirilen Nevruz etkinlikleri alanına girmeye çalışan ve elinde bıçak bulunan sırt çantalı bir şahısa, alanın güvenliğini sağlamakla görevli güvenlik kuvvetlerince müdahalede bulunulmuş, olay yerinde yaralanan şahıs, hastanede yapılan müdahaleye rağmen yaşamını yitirmiştir.

Olayla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca çok yönlü olarak başlatılan soruşturma devam etmektedir.

Olayın idari yönüyle soruşturulması için İçişleri Bakanlığı’ndan Müfettiş görevlendirilmesi Valiliğimiz tarafından talep edilmiştir.

Meydana gelen olay nedeniyle olayla ilişkili olan iki polis memuru Valiliğimizce görevden uzaklaştırılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?

Kemal Kurkut, Newroz'a katılmak için geceden Malatya'da otobüse binerek, 07.00 sularında Diyarbakır'da oldu. Ailesine haber vermeden Diyarbakır'a gelen Kemal'in Newroz'dan sonra bir kaç gün burada yaşayan abisi Ferhat Kurkut'un yanında kalmayı düşündüğü öğrenildi. Otogardan Newroz alanına giden Kemal, sadece basın ve protokol görevlilerinin alındığı Evrim Alataş Caddesi üzerindeki 04 Nolu girişe yöneldi. Sabah çok erken olduğu için burada sadece polisler, bir kaç gazeteci ve tek tük insanlar bulunuyordu.

‘BİBER GAZINIZ YOK MU?’

Ne olduysa tam bu noktada, saat 08.04'te yargısız infaz gerçekleşti. Burada alana alınmayı bekleyen gazeteciler, Kurkut'un onlarca polisin arasında üzeri yarı çıplak, elinde bir bıçak ve su petiyle durduğu, polislerin ise bu sırada önce havaya, sonra ise Kurkut'a ateş açmasına tanıklık etti. Çok hızlı gelişen olayda, arka taraftan gelen bir polis amirinin, “Silahlarınızı indirin, biber gazınız yok mu? Gaz sıkın” demesine rağmen, polisler Kurkut'u çoktan vurmuştu. Sendeleyerek bir kaç adım daha atan Kurkut, olduğu yere yığılıp kaldı. Uzun süre yerde can çekişen Kurkut, yaklaşık 20 dakika sonra gelen ambulansa bindirildiğinde artık son nefesini veriyordu.

SAĞ YAKALANABİLİRDİ

Arama noktasının gerisinde polislerin beklediği yere tek başına gelen Kurkut’un “Canlı bomba şüphesi” üzerine vurulduğu iddiası valilik tarafından açıklansa da Kurkut’un vurulmadan önceki fotoğraflarında çantasının üzerinde bulunmadığı ve yarı çıplak halde olduğu net bir şekilde görüldü. İnfazın ardından olay yerindeki gazetecilerin fotoğraf makinelerini kontrol eden polis, makinelerdeki kartlara format çektirdi. Onlarca gazetecinin tanıklık ettiği olayda, polislerin etrafını sardığı Kurkut'u çok rahat biçimde durdurabileceği, biber gazı veya cop ile etkisiz hale getirebileceği imkanı varken, bir kaç metreden, arkadan ateş edilerek öldürülmesi dikkat çeken bir başka ayrıntı.


Türkiye BM Güvenlik Konseyi'ne sevk edildiTürkiye, Hizmet Hareketi üyesi olduğu gerekçesiyle tutukladığı Birleşmiş Milletler Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıcı Aydın Sefa Akay’ı serbest bırakmadığı için Güvenlik Konseyi’ne sevk edildi.

Reuters ajansı haberi, ‘BM Mahkemesi, Türkiye’yi uluslararası yargıcı serbest bırakmaması nedeniyle Güvenlik Konseyi’ne sevk etti’ diye duyurdu.

Akay, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bağlı olan Ruanda’daki savaş suçlarına ilişkin temyiz mahkemesinin beş kişilik yargıç heyetinde yer alıyordu. Akay’ın tutuklanması üzerine, Uluslararası Ceza Mahkemesi Türkiye’ye yargıcın serbest bırakılması için çağrıda bulunmuş, Ruanda davalarının kilitlendiği konusunda uyarıda bulunmuştu. Akay’ın tutukluluğu nedeniyle, Ruanda’da soykırımdan hüküm girmiş bir kişinin davasının yeniden açılmasının geciktiği belirtilmişti.

Akay, uluslararası ceza mahkemeleri tarihinde tutuklanan ilk BM yargıcı.

Reuters

Yurt içinde sıkışan ve iyi bir habere hasret kalan millete Erdoğan yanlısı medya şişirme haberlerle yalancı bir bahar havası estirme gayretinde.

Geçtiğimiz yıl Ukrayna’nın başkent Kiev’de gerçekleşen 22. Ukrayna Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nda (UITT 2016) Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, 2016'de Ukrayna'dan bir milyon turist beklediklerini söyledi.

Peki, 2016'da ne kadar turist geldi?

Ukrayna'dan 572 bin civarında oldu bu sayının içerisinde Ukraynalılarla evli ya da Ukrayna'daki gurbetçilerin Ukrayna vatandaşı olan çocukları da dahil olmak üzere 100 bin kişilik bir aile gurubu var. Yani zaten gitmek zorunda olan 100 bin kişilik bir kesim her sene mevcut.

Bu sene Ukrayna'da yine temasta bulunan Bakan Çavuşoğlu, 'kimlikle seyahat konusunda anlaştık Ukrayna'dan 1,5 milyon turist bekliyoruz' dedi.

İyi hayırlı işler olsun ama öyle bir haber verdi ki havuz basını sanki devletlerarası anlaşma imzalanmış, kimlikle seyahat başlamış gibi bir hava estirildi.

Millet kimliği alıp neredeyse havalimanlarına akın edecek duruma geldi.

Peki, kimlikle Ukrayna'ya seyahat başladı mı?

Tabi ki hayır, bu sadece konuşuldu bununla alakalı herhangi hukuki bir işlem yapılmadı.

Belki, Türkiye turist gelmesi için Ukraynalıları kimlikle tek taraflı olarak kabul edebilir ancak Ukrayna'nın sınır ve gümrük birimleri böyle bir uygulama için ne kadar hazır bu da belli değil.

Lafın özü Ukrayna ile Türkiye arasında kimlikle seyahat henüz başlamadı.

Başlarsa haber veririz.

Yıl sonunda da 1,5 milyon turist gidip gitmediğini yıl sonunda haber yaparız...

100 bin kesin gidecek de üstüne ne kadar turist gidecek göreceğiz.

@erdogduy | YUNUS ERDOĞDU - yunuserdogdu@hotmail.com


JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Yunus Erdoğdu

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Yaklaşık yedi asır evvel Anadolu coğrafyasına iltica eden, Türkmen milleti...

Hits:393Devamı...

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Toplumda, güven bunalımı var. İnsan, güvene en çok; fitnenin arttığı,...

Hits:2382Devamı...

İsmail Bahar

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bitmek üzere, gec kaldığımı biliyorum ‘bahar’ demeye... Mart’ın 1’ini, 21...

Hits:2467Devamı...

Kayısı çiçeği

Kayısı çiçeği

Bahar vakti kar yağar mı?En azından hiç beklemeyiz yağacağını.Cenâb-ı Hakk’ın...

Hits:30292Devamı...

Şükrettin Aslanoğlu

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Sensizliğin en büyük yaramız olduğu mevsimlerdeyiz Ya RasulAllah…Merhemimiz sen ol...

Hits:1506Devamı...

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Şaban-ı Muazzam’ın 15. gecesi... Adlandırıldığı şekliyle Beraat Gecesi, Beraat Kandili...Karanlığı...

Hits:25441Devamı...

Kerem Aslan

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar, Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Burma, Birmanya Kasırgalar, yokluklar,yoksulluklar... Bazen bu sıkıntılarla, bazen...

Hits:253Devamı...

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar önceden beri hep yardıma ihtiyacıyla tanıdığım, bildiğim bir ülke...

Hits:250Devamı...

Bilişim

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

Söz konusu fotoğraf makineleri olduğunda, birçoğumuz için Kodak markasının ayrı...

Hits:286Devamı...

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Dünyada bir milyardan fazla kullanıcıya sahip akıllı telefon uygulaması Whatsapp'de...

Hits:14229Devamı...

Otomobil

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, yerli otomobilin prototipinin...

Hits:252721Devamı...

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

Japon otomotiv devi Toyota’nın 1989’da kurduğu lüks segment markası Lexus,...

Hits:354204Devamı...

Flag Counter



Alexa Certified Traffic Ranking for http://ukraynahaber.com/

TÜRK BASINI
Birgün
Cumhuriyet
Yeni Asya