Yunus Erdoğdu

Valentina Ana

Farklılıklara, saygının ve sevginin, hoşgörü ve kabulün timsaliydi.

İnsani yönleri zayıf, insanlarla ilişkileri yetersiz birisiyim. Özellikle sevgimi gösterme hususunda özürlüyüm de diyebilirim. Bu nedenle dualarımda; “Allah’ım sevdiklerime, sevdiğimi bildir” diye dua ederim. Çünkü ben yeterince ifade edemiyorum, muhataplarıma duyuramıyorum. Rab’imden bu hususta bir daha sevdiklerime sevdiğimi bildirmesini istiyorum.

Valentina Konstatinovna Akçurina, eşim Aleksandra’nın validesi. 20 Ekim 1944’te İkinci Dünya savaşı sırasında, Sovyetler Birliğinin, Kabardin-Balkar bölgesinin, Mayskiy Köyü’nde dünyaya gözlerini açtı. O dönemde doğanlara “savaş çocuğu” deniyordu. Üniversite mezunu olan, Valentina Hanım, Sovyetlerin şark hizmet bölgesi, petrol yataklarının bulunduğu, Türkmenistan’ın Nebitdağ (Balkanabat) bölgesine yerleşmiş. Türkmenistan’da, Vyaçeslav Akçurin ile olan evliliğinden, 1978 yılında eşim dünyaya geldi.

Sovyetler Birliği, dağıldıktan sonra, Hizmet Hareketi, bizi, Türkmenistan’la tanıştırdı. İlk gittiğimiz, 1994-1995 yıllarında yokluk vardı ama en tatlı yıllarımdı diyebilirim. Yokluğa garibanlığa doğduğum yetiştiğim, Anadolu’dan alışıktım. Ne de olsa, “Anadolu” kelimesi de, Yunanca “şark” demekti. Doğunun başladığı Kapadokya’da doğmuştum.

1990’lı yılların başında, Sovyetler Birliği yıkılınca muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Türkiye genelinde, Orta Asya, Türk Cumhuriyetleri için bir eğitim ve himmet seferberliği başlattı. Benim memleketim, Şereflikoçhisar’ın, Hizmet gönüllüleri; terzisi, fırıncısı, dondurmacısı, tuzcusu hiç bilmedikleri bir coğrafyada, Nebitdağ’da bir okulun bütün maddi sorumluluğunu yüklenmişti. [Şimdilerde Şereflikoçhisar esnafına bu yaptıkları fedakârlıklardan dolayı cezaevlerinde, mahkeme koridorlarında bir cani gibi çile çektiriliyor]. Kaderin bir cilvesi olarak hemşehrilerimin açtığı okulda üniversite sınavına giren eşim Aleksandra, tercihini, hiç bilmediği ve tanımadığı, Hizmet Hareketi gönüllülerinin tarafından açılan, Uluslararası Türkmen – Türk Üniversitesi’nde (UTTÜ) burslu okumak yönünde kullanmıştı.

Ben, eşimle üniversite yıllarında tanıştım. Bir üniversite öğrencisiyim, iş yok, aş yok, SSK ve Bağ-Kur yok, askerliği yapmamışım, öğrenciyim işte; benim gibi gariban bir, Türk Müslüman’a, kendi kanımızdan; Türkmenler, Özbekler bile kız vermezken, Valentina Ana kızının tercihine saygı duydu bir mani oluşturmadığı gibi, “İşsiz güçsüz, parasız pulsuz, çulsuz üstüne de, Türk Müslüman bir serseriyle ne işin var kızım” gibi olumsuz bir tavır içine de girmedi.

Bizim cenahta ise herkes, “Rus Nataşası’yla” evlendiğim için bana cephe almıştı. İşlerine de geldi bu bahane ile takı masrafından kurtuldular. Bizdekiler maalesef ilk başlarda, Valentina Ana gibi anlayışlı değillerdi. Gerçi eşimi tanıdıkça zamanla durum tersine döndü.

Evlerine gitmiştim, rahmetli olan müstakbel kayınpederim Vyaçeslav, kefal temizliyordu kızarttı. Balık çay muhabbet, en sevdiğim şeyler. İlk o zaman tanıdım. Annesi Rus’tu ama benim beklediğim gibi, sarışın, mavi gözlü değildi aksine esmer, siyah saçlı kahverengi gözlüydü. Dış görünüşü itibariyle, Türklere daha çok benziyordu.

Daha sonra 23 Nisan 2000’de son sınıfta vize ile finaller arasında evlik kararı aldığımda düğün için üniversitemize gelmişti.

Evlendim ama olması gerektiği gibi düğünle birlikte resmi nikâh işlemini de yapamadım. İlk önce Türkmenistan devleti, nazikçe: “Kanunlarımıza göre, ‘öğrenci vizesi’ olanlar resmi evlenemez” dedi. Üniversite bitti vizem değişti. Artık vize manisi kalmamıştı. Bu sefer Türkmenistan devleti yine olabildiğince “duygusal” yaklaştı meseleye ve: “Yabancılar merkez bankasına 50 bin dolar ‘başlık parası’ yatıracak” dedi. 4 çocuğum oldu 21 yıl geçti hala, 50 bin dolarım yok. 2001’de Zehra Hürnur kızım dünyaya geldi. Türkmenistan devleti resmi nikâhımız olmadığı için kızımın kimliğinde baba kısmına itina ile bir çizik attı ve bana bir hiç olduğumu hatırlattı. Ancak, Valentina Ana, kızının bu duruma düşmesini de hiç dert etmedi, gündem yapmadı. Türkiye’ye, gidip resmi nikâhımızı yaptık, geç de olsa resmi evraklar da düzelmiş oldu.

Türkmenistan’da olduğumuz yıllarda misafirimiz olduğu dönemler oldu. Kendi halinde etliye sütlüye karışmaz, bizim aile meselelerimizde taraf olmazdı.

1 Ekim 2005’te, Türkmenistan’dan ayrılık vaktim geldiğinde, kızına “gitme kal” demek yerine, “Eşin iğne sen ipliksin, o nereye sen oraya” diyerek uğurlamıştı. Eşim 16 yıldır doğup neşet ettiği topraklara gidemedi. Ufukta gidebileceğimize dair en ufak bir emare de gözükmüyor maalesef.

En son dünya gözüyle, 2017’de gördük. Ukrayna’da misafir ettik, Karpatlara gitmiştik. Yine bekliyorduk olmadı. Türkmenistan’ın kapıları kapandı, bu sefer de koronavirüs sebebiyle ne gelen var ne de giden.

Maalesef Türkmenistan’ın internet alt yapısı da oldukça kötü, özellikle taşrada ve görüntülü görüşmeye izin vermiyor. Öyle Whatsapp’tan filan da hasret giderilemiyor. Fotoğraf vs de mümkün değildi. En son geçen hafta normal eski usul şebekeden aradık hastalandı demişleri. Telefon geldiğini duyamayacak kadar hastaydı hastaneye kaldırılmış, 1 Ekim Cuma günü vefat etmiş. Vefatı en küçük torunu Rabia’nın doğum günü 1 Ekim’e denk geldi. Doğum günü sevincini yaşarken hüzne boğulduk.

Eşim Rabia’ya hamileyken doktorların verdiği tahmini doğum tarihi (18 Ekim), Valentina Ananın doğum günü olan, 20 Ekim’e tevafuk ediyordu. Eşim dişini sıkıp annesinin doğum tarihinde bir çocuğu dünyaya getirmenin hayalini yaşıyordu. Ancak Rabia beklenenin aksine 1 Ekim’de erken doğmuştu. Rabia’nın doğum gününün Valentina anayla aynı olmasını isterken vefat haberini alacağımız güne denk geldiğinden haberimiz yoktu… 1 Ekim 2005’te Türkmenistan’a veda ederken, 16 yıl sonra, 1 Ekim’de Valentina Anaya vefat haberini alacağımı da bilmiyordum.

Türkmenistan’ın uzun süredir sınırları kapalı, eşimin gitme ve maalesef son görevini yapma imkânı yok. Gurbette hizmet eden ve Türkiye’den cebri olarak çıkan insanların ortak acısını eşimle birlikte yaşıyoruz. Acıları daha da katlıyor hasret ve gurbet.

Türkmenistan’da iken anneannem vefat etmişti. Dedim ya yokluk yıllarıydı o kadar yokluk vardı ki bir uçak bileti alacak parayı bulamamıştık. Annemin çektiği acılar gözyaşları aklıma geliyor. O yaşadığımız çaresizlik bana o zaman ne kadar anlamsız gelmişti. Şimdi para var ancak başka zalimlerin yönetim anlayışı, başka maniler çıkartıyor karşımıza. Babamın yaşadığı çaresizliği bu kez ben yaşıyorum. Eşim annesine son vazifesini yapamıyor. Ben de bir şey yapamıyorum. Annemin kaderini şimdi yıllar sonra gelini yaşadı. Eşimin annemin yaşadığı acıyı yaşamasını hiç istemezdim ama olmadı işte. Olanda bir hayır vardır.

Valentina Anam güler yüzüyle aklımda kalacak. Eşime, “Biliyorum kızım, Yunus beni seviyor” dermiş.  Kaynanama olan muhabbetimi ona bildiren Allah’a şükürler olsun.

İsa aleyhisselam: “Size [Allah rızası için] yeni bir buyruk veriyorum: ‘Birbirinizi sevin.’” demişti.

Zalimlerden gayrisini, yaratılanı yaratandan ötürü sevdik…

Sınırlar, koyan sevenlerin kavuşmasının önüne setler çeken, gözyaşı akıtanlar için de: “Zalimler için yaşasın cehennem!” diyoruz!

Valentina Ana gibi imanlı, herkesi konumunda kabul eden seven, saygı duyan, zulme bulaşmayan mazlumlar içinse: “Yaşasın cennet!”.

Valantina Ana; Rab’bim sana mağfiret etsin, nur içinde yat, mekânın cennet olsun.

Yunus Erdoğdu

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu