Yunus Erdoğdu

Işık insan çağının arifesinde

Bugün acı çeken insanlar, bütün insanlık için gelecek güzel günlerin müjdecisi…

Bir zamanlar Asya’da Evliyalar, Horasan’da erler vardı…

Yalan dünyanın cennet diyarı; Ankara’dan, Antalya’dan, İzmir’den, İstanbul’dan habersiz, Orta Asya’nın çöllerinde kurdukları medeniyette yaşıyorlardı…

Batı orta çağın karanlığındayken; Harezm, Merv, Semerkand, Buhara dünyanın en büyük ilim merkeziydi.

Bugünkü teknolojiyi, sağlığımızı borçlu olduğumuz, cebirin, matematiğin, tıbbın, temelleri atılıyor, kitabı yazılıyordu…

Uzak doğudan kopan, Moğol fırtınası Asya’nın Evliyalarını, erenlerimizi batıya savurdu.

7 asır evvel Moğollar, bir tufan gibi geldi üzerimize, kütüphanelerimiz yıkıldı, kitaplarımız yandı kül oldu…

Moğollar gelirken mecburi istikamet, batıya yönelen Celalettin Harzem Şah, batı ve doğunun canavarları arasında canı pahasına bir direniş sergiliyordu.

Celalettin Şah, kaçmak ya da Moğollarla anlaşıp yol vermek yerine, onları yavaşlatarak zaman kazanıyordu. Çünkü Anadolu’nun anaları; Mevlânalara, Yûnus Emrelere, Hacı Bektâş-ı Velîlere gebeydi.

Her fırtına diner, her yangın söner; Moğollar da bitti tarihteki kanlı yerine gitti. Giderken de çok şey aldı götürdü.

Celalettin bir yiğit sultan, dünyanın en vahşi ordusunun pençelerinde devletiyle birlikte ölürken, Anadolu’da, dünyaya yön verecek Türk devletleri doğuyordu.

Her ölüm bir dirilişin müjdesidir…

Ayazda toprağa atılan gübrenin kokusuna katlanırsan, baharda biten gülün kokusunu da duyarsın…

Şimdi her yer zemheri, kupkuru bir diyar; ağaçlarda hayat emaresi, dallarda tomurcuk yok…

Kışta doğan güneşi, yalancı bir iki esintiyi, bahar zannedip çiçek açanlar ise gelen ayazda donar meyve veremez.

Bahar bir dala değil her dala geldiğinde gelmiştir… Adalet de öyle bir eve değil her haneye geldiğinde adalettir.

Bu dönem de oldukça zor, kuru ile yaşı ayırmak mümkün değil…

Ancak kurumamış ağaçlar, gelen baharı hisseder… Ağaç olmayan ne bilsin ağacın hissiyatını?

Nice yüzü gülenler var, içleri için için yanar… Ağlar… Ne bilsin gülen, ağlayanın halini?

Ahir zamandayız, yol ayrımında ansızın değişen günler yaşıyoruz.

Büyük bir ümit var içimde…

Dünya yangın yeri olmuş, al koronavirüsü vur Çin’in, Uygur zulmüne…

Çin’den, Yemen’e zulüm sarmış bütün Moğolların hüküm sürdüğü coğrafyayı…

Bu zulmü adalet ve vicdan bitirecektir…

Saraydaki sultanın emirlerine amade, kukla kadıların hükümleri değil…

Zulmü, kadı iken evliya olanlar, masum iken hapsedilen yeni Anadolu dervişlerinin sesi, nefesi bitirecek…

Bakın Evliyalarının hayatlarına birçoğu tarihe kadı oldukları için değil, kadılık makamını gönüllü terk ettikleri için geçmiştir…

Birçok evliyamız var hayatı “Kadı iken…” diye başlar… Yerim dar yazmaya…

En meşhurunu bilirsiniz, Şereflikoçhisarlı hemşehrim kadı cübbesiyle, pazarda ciğer satan, Aziz Mahmud Hüdayi’yi.

Tarih yazanlar, yaşarken bilmezler tarih olduklarını.

Bu zaman, yeniden Anadolu erenleri zamanı hem de bir tane değil binlerce… Şahsen tanıdıklarım da sosyal medyadan tanıdıklarım da var. Onlarla aynı dönemde yaşadığım için çok mutluyum…

Kanunsuzluk hükmündeki kararnamelerle (KHK) iş yerinden, cübbesinden, mühründen, rütbesinden, olan, kula, sultana, iblisin yoluna minnet eylemeyen, KHK’lılar pazarlarda limon satıyor, inşaatlarda amelelik yapıyor.. yiğit ekmeğe muhtaç olmuş lakin iblisin talim ettiği yoldaki “halifeye” minnet eylemiyor…

Evliya mı arıyorsunuz?

Anadolu tarihte hiçbir dönemde olmadığı kadar, iblisin talim ettiği yola minnet eylemeyen evliyalarla doldu…

Kadınıyla, kızıyla, erkeğiyle haksız yere cübbesi alınan, el işini gözünün nurunu kermeste satıp öğrenci okutan, anamız-bacımız, hayır işlediği için zulme maruz kalan ağabeyle, kardeşimizle dolu…

Evliya görmek istiyorsanız gidin pazarlarda tutun bir KHK’lının elini öpün, duasını alın…

Evliyayı; tekkede, dergâhta, tarikatta arama! Evliya sokakta ya da zindanda…

O kadar doldu ki; Meriç’ten taştı… Irak’tan dağları aştı, Ege’den dalga dalga dünyanın dört bir yanına yayıldı… Tıpkı bir tohum gibi…

Hissedebilen kurumamış gönüller hissediyor, gelecekteki güzel günleri…

Zindanlar kardeşleri tarafından kuyuya atılan“Yusuflarla” doldu… Karanlık kuyudaki çocuklar, anasının kucağındaki bebekler nereden bilsinler, Mısır’a sultan olacağını…

Balığın karnındaki, Yunus ne bilsin bir acayip fırtınadan sahili selamete çıkacağını…

Yaşadıklarımız çok acı ama onların dik duruşuna şahit olmak, onlar ile aynı zaman diliminde yaşamış olmak, böyle büyük kametlerin varlıklarına dünya gözüyle şahit olmak gerçekten muhteşem…

Yaşananlar acı ama tarih bize gösteriyor ki bu acılar hep bir baharın müjdesi olmuş…

Yarın ne getirir bilmesek de, Allah’tan ümidimizi kesmiyoruz…
Muhabir: Yunus Erdoğdu | Kıyiv – yunuserdogdu@hotmail.com

Twitter: @erdogduy

Olay yerinden Canlı Yayınlar için : Twitter: @ukraynahaber

Facebook: facebook.com/erdogduy

İnstagram: instagram.com/ukraynahabercom/

Son Dakika için Telegram Haber Kanalımız:
https://t.me/ukraynahaber
Haber İhbar Hattı WhatsApp:

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu