29 Mayıs 2017
SON HABERLER:

Anket

Sizce erken seçimlerde hangi parti oy kaybeder?





Sonuçlar


Şükrettin Aslanoğlu
Şükrettin Aslanoğlu

Şükrettin Aslanoğlu (7)

Perşembe, 20 Nisan 2017 12:35

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Yazar ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU

Sensizliğin en büyük yaramız olduğu mevsimlerdeyiz Ya RasulAllah…

Merhemimiz sen ol Ya RasulAllah…

Adına muhtaçtır ömrümüz…

Adınla şereflendir Ya RasulAllah…

Muhammed’le şereflendir... Sallallahu aleyhi ve sellem...

Sana Allah’ın kelamında söylediği adınla şereflendir...

Muhammed’le şereflendir... Sallallahu aleyhi ve sellem...


‘‘Muhammed Allah’ın Resulüdür...’’
(48/Fetih Suresi/29)

‘‘Muhammed,sadece Resuldür,elçidir. ...’’ (3/Al-i İmran/144)

‘‘Muhammed ... , Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. ....’’ (33/Ahzab/40)

‘‘... Muhammed’e indirilen vahye iman edenler...’’ (47/Mhammed/2) diyen Allah’ın deyişiyle, Muhammed’le şereflendir Ya RasulAllah...

Ahmed’le şereflendir... Sallallahu aleyhi ve sellem...

Sana Allah’ın kelamında söylediği adınla şereflendir...

‘‘... Meryem’in oğlu İsa da: ..., benden sonra gelip ismi ‘‘Ahmed’’ olacak bir Resulü müjdelemek üzere gönderildim. ...’’ (61/Saff/6) dedirten Allah’ın deyişiyle, Ahmed’le şereflendir... Sallallahu aleyhi ve sellem...

Sana Rabbim’in, Rauf ve Rahim adlı Rabbim’in kelamında adından verdiği adlarınla şereflendir...

‘‘Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli(Rauf) ve merhametlidir(Rahim).’’
(9/Tevbe/128)

Raufiyetine, Rahimiyetine ne kadar muhtacız Ya RasulAllah!...

Sensizliğin en büyük yaramız olduğu mevsimlerdeyiz Ya RasulAllah…

Merhemimiz sen ol Ya RasulAllah…

Adına muhtaçtır ömrümüz…

Adınla şereflendir Ya RasulAllah…

Adına, şefkatine, Raufiyetine, Rahimiyetine ne kadar muhtacız Ya RasulAllah!...

‘‘O derin şefkatinden ve engin himmetinden,
Dönüp bir teveccüh kıl; ruhum lütfunu özler!’’
(Kırık Mızrap)

Lütfunla şereflendir Ya RasulAllah...

Muhtaç sinelere bahar rüzgarı olan doğumunla şereflendir Ya RasulAllah...

Dereleri çağıldatan mevlidinle şereflendir Ya RasulAllah...
Çölleri gülşene çeviren viladetinle şereflendir Ya RasulAllah...

İsminle şereflendir Ya RasulAllah...

Tefsirler Sana işaret eder, işaret eden isimlerinle şereflendir Ya RasulAllah...

TaHa ve YaSin oluşunla şereflendir Ya RasulAllah...

el-Hakku’l-Mübin, en-Nur, es-Sirac oluşunla şereflendir Ya RasulAllah…

el-Kerim, el-Azim, el-Cebbar oluşunla şereflendir Ya RasulAllah…

İsimleri sonsuz olan Allah’ın verdiği isimlerle beraber ümmetinin verdiği isimlerle de şereflendir Ya RasulAllah…

‘‘Allah tarafından gönderilen Peygamberlerin Efendisi’’ oluşunla (A.Geylani)

‘‘Rabbimize götüren sırların kaynağı’’
oluşunla (Ahmed Bedevi)

‘‘Sahili olmayan coşkun bir deniz’’
oluşunla (Ahmed Rufai)

‘‘Bütün enbiya ve evliyadan mürekkeb bir halka-i zikrin serzakiri(Bütün peygamberlerin ve velilerin oluşturduğu Allah’ı zikir halkasındaki zikredenlerin başı)’’ oluşunla,

‘‘İnsanlığın İftihar Tablosu’’ oluşunla,

‘‘Yüzü kardan ak’’ oluşunla,

‘‘Vefa göğünün Hilali’’ oluşunla,

‘‘Miraç Şehsuvarı (Miraç gecesi Burak’ı kullanan Zat)’’ oluşunla şereflendir Ya RasulAllah…

Şereflendir Ya RasulAllah…

Hazan yaşıyoruz her mevsim. Baharınla şereflendir Ya RasulAllah…

Hep ‘güz’ diyor takvimler… Baharınla şereflendir Ya RasulAllah…

Evvel’inde de olsa ahir’inde de olsa gelişinle ‘rebi’dir zaman…

Baharınla şereflendir Ya RasulAllah…

Eylül de dese takvimler, nisan da yazsa zaman, gelişin bahar olur aleme…
Baharınla şereflendir Ya RasulAllah…

Karanlıktır geceler her zamankinden de karanlık…

Geceler zalam zalam üstüne karanlık…

Hilal yolu gözlüyorlar vaktini Sana ayarlayanlar…

Ey ‘‘Vefa göğünün Hilali’’ doğuşunla şereflendir…

Karanlıklar boğdu bizi.

Ey ‘‘Vefa göğünün Hilali’’ doğuşunla şereflendir…
Gurub her demki halimiz oldu.

Doğuşunla,tuluunla şereflendir Ya RasulAllah...

Kutlu Doğum’unla şereflendir Ya RasulAllah...

ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM


İSTİFADE EDİLEN KAYNAK: İsim ve Sıfatları İle Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem –Esma-i Nebi ve Evsaf-ı Muhammediye-. Dr.Ali Budak. Işık Yayınları Temmuz 2010


Şaban-ı Muazzam’ın 15. gecesi... Adlandırıldığı şekliyle Beraat Gecesi, Beraat Kandili...
Karanlığı aydınlatan bir kandil...
Ayın on dördü, dolunay...

Geceyi, seneyi, bütün bir ömrü karanlıklardan çıkarabilecek bir dolunay...
‘‘Bütün sene için bir çekirdek hükmünde’’ olan bu gece ‘beşer mukadderatının programı nevinden olması itibariyle Kadir Gecesi kutsiyetinde olduğu’’ da belirtilen bir gecedir. ‘‘Her bir hasenenin (hayırlı işin) Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Berat’ta her bir amel-i salihin ve herbir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhûr-u selâsede (üç aylarda) yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhûrede (meşhur gecede) on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir.’’

Bu gecelerde “…elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”

Her gecenin aydınlık olması, her gündüzün gecelerde yakılan kulluk ışıklarıyla daha berrak olması...
Başlamaya aday bir gece, tüm geceler gibi... Apayrı seçkinliğiyle...

Yola koyulmuş olanlar için mesafeleri katlayan bir zaman dilimi...

Öyle bir zaman dilimi ki:
Her önemli işin bu gecede hikmetli bir şekilde ayrımı ve seçimi yapılır.

Bu gece yapılan ibadetin (kılınan namazların, okunan Kur’ân’ların, yapılan dua ve zikirlerin, tevbe ve istiğfarların), gündüzünde tutulan oruçların fazileti çok büyüktür.

İlâhî ihsan, feyiz ve bereketle dopdolu bir gecedir.

Mağfiret(bağışlanma) gecesidir.

Rasul-i Ekrem’e şefaat hakkının tamamı (şefaat-ı tamme) bu gece verilmiştir. Şöyle ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Şaban’ın 13. gecesi Allah’tan ümmetine şefaat etme hakkı istemiş, üçte biri verilmiş; 14. gecesi yine istemiş, üçte biri daha verilmiş; 15. gecesi (Berâat Gecesi) tekrar istemiş ve bu gece şefaatin tamamı kendisine verilmiştir.

Berat, belge, vesika demek... Beraat, kurtuluş... Beraat beratımızı alma adına kulluk gayreti, cehdiyle dopdolu bir gece...

Sahih hadislerin beyanıyla: Şaban ayının on beşinci gecesi tevbe eden mü’minler, Allah’ın afv ü mağfireti ile günahlarından ve dolayısıyla Cehennem’den beraat edecekler, kurtulacaklardır. Şaban’ın ortasındaki geceye Beraat isminin dışında; mâ’nen verimli, feyizli, bereketli ve kutsi bir gece olduğu için Mübarek Gece; iyi değerlendirildiği takdirde günahlardan arınma ve suçlardan temize çıkma imkânı Allah tarafından bildirildiği için Sâk (Berâat, Ferman, Kurtuluş Belgesi) Gecesi; Lütuf ve ihsanı aşkın, afv ve merhametin engin olan Allah’ın ikram ve iltifatlarına erişildiği için de Rahmet Gecesi de denilmiştir.

Nebiler Serveri’nin bu geceyle alakalı müjdeleri kucak kucak:
‘‘Allah Tealâ, Şaban ayının onbeşinci(Berâat) gecesinde –rahmetiyle- dünya semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi’nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder.’(Tirmizi,Savm,39;İbn Mace,İkame,191.)

‘‘Şaban’ın ortasındaki(Berâat kandili) geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya semasına tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.’’ (İbn Mace,İkame,191.)

Var Allahım var!
Muhtacız...
Affına muhtacız...
Rızkına muhtacız...
Nimetlerine muhtacız...
Rahmetine muhtacız...
Namaza muhtacız...
Duaya muhtacız...
Kulluğuna muhtacız...
Resûlün’e muhtacız... Sallallahu aleyhi ve sellem
Kur’ânın’a muhtacız...
Allahım Sana muhtacız...
‘‘Tut elimden Allahım tut ki edemem Sensiz’’...
Nerelere gidebiliriz ki, kim var ki?!
Zaten derdimiz Sensizlik...

Ne güzel söylemiş duâsı şiir, şiiri duâ olan şair...

BEN GELDİM

Kulluğum başımda billurdan bir taç.
Kullukla erilmez payeye erdim.!
Kapında bu benden hep Sana muhtaç;
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Duydum büyünü en engin bir hazla,
Koşarken koşanlar Sana bin nazla;
Yöneldim ben bu perişan niyazla,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Kalmadı korkum yakından ıraktan,
Her şeyi çözen, çürüten topraktan;
Tek endişem var, o da son duraktan;
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Fikirde boşluk bir hudutsuz feza,
İnsan için ne dayanılmaz eza..
Bütün halayık durunca niyaza,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Ses ver, öteden nağmeler duyulsun!
Üns’ ün akıp akıp ruhuma dolsun..
Yitirenler yitirdiğini bulsun,
Aç kapını,tut elimden ben geldim

Üst üste şafaklar söksün çöllerde,
Açsın bahtımın ikbali her yerde
Tıpkı bir tulü gibi perde perde,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Doğup esince nurun tepelerden,
Duyulduğunda namın kubbelerden
Taşarken celalin minarelerden,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Hep uzak olsam da Sen yanımdaydın,
Bütün benliğime nurunu yaydın
Seninle olunca günlerim aydın,
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

Ruhumda hafakan boynumda kement,
Hatırımı yakininle ma’mür et!
Halim sana ayan, eyle inayet!
Aç kapını, tut elimden ben geldim!

***

‘‘Tut elimden Allah'ım tut ki edemem Sensiz’’...
Bizi Sensiz bırakma Allah'ım...
Bizi Sen’i anlatan Resûlünsüz bırakma Allah'ım...
Bizi O’nun sallallahu aleyhi ve sellem getirdiği Kur’ânsız bırakma Allah'ım...
...

***
O Kur’ân’a meâli ekseninde bu geceyle alâkalı bakarak...

"Hâ, Mim. Açık olan ve gerçeği açıklayan bu kitaba yemin ederim ki; Biz onu kutlu bir gecede indirdik. Çünkü Biz haktan yüz çevirenleri uyarırız.
Müfessirlerin çoğuna göre bu kutlu gece kadir gecesidir. Bazıları ise berat gecesi olduğunu söylerler.
O, öyle bir gecedir ki her hikmetli iş, tarafımızdan bir emir ile, o zaman yazılıp belirlenir.
Rabbinden bir rahmet olarak hep resuller göndermekteyiz. Muhakkak ki O, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir."
(44/Duhân Sûresi/1-6)

| ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU - UKRAYNAHABER.COM

Kaynakça:

- Kur’ân-ı Hakîm’in Açıklamalı Meali,Prof. Dr. Suat Yıldırım, Işık Yayınları, Kasım 2005
- Zamanın Allah’a En Yakın Zirveleri Üç Aylar ve Kandiller, Rehber Yayınları
- İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 3 cilt, sayfa 288

- Sızıntı, Mart 1996

Receb-i Şerîf’in 27. gecesi mîracın yıldönümü…

Neydi, nasıldı mîracın atmosferi?...

Ahmet Hamdi Tanpınar derdi değil mi:

‘‘Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpâre, geniş bir ânın

Parçalanmaz akışında’’

Mîracı elbetteki bu, anlatmaya yetmez. Ama zaman durmuştuyu, zaman yoktuyu nasıl anlatacağız ki?!..

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgarda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten

Uçsuz bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız, postsuz bir derviş.

 

Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim,

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.

 

Veya Nesimî gibi:

‘‘Bana Hakk’tan nida geldi

Gel ey aşık ki, mahremsin

Bura mahrem makamıdır

Seni ehl-i vefa gördük

Mekanım lâmekân oldu

Bu cismim cümle cân oldu

Nazar-ı Hakk ayân oldu

Özüm mest-i likâ gördüm.

Beni mesteyleyen daim

O meyden Mustafâ gördüm.’’ deyiş de adeta bir mîraç tasviridir.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin hep hüzün dolu hayatının hüzün zirvesine ulaştığı senetü’l-hüzün’ün ardından gerçekleştiği aktarılan Mîraç…

Hz. Hatice (r.anha) vefat etmiş, hayat arkadaşı, gönlünü yasladığı insan…

Ebû Talib vefat etmiş, kırk yıllık himaye edicisi…

İki buçuk yıllık boykotun acıları da daha taze midir?

Taif’teki taşlanmada o zamana mı denk düşer?!...

İnsanların taşlardan ağır sözleri:

Sen peygambersen ben Kâbe’nin örtüsünü çalayım…

Allah peygamber olarak bir melek gönderseydi…

Peygambersen –hâşâ- büyüklendiğinden bizle konuşmazsın…

Taif o vakte denk gelmese, bu çirkef sözler o yükselişin, urûcun arefesinde olmasa…

Hayat-ı seniyyeleri hep ızdırap, hep hüzün değil miydi?!...

Hüzünle yoğrula yoğrula Kurb-i Huzur’a hazırlanmamış mıydı?!...

Hüzün sayesinde Rabbiyle konuşur,hüzün sayesinde Rabbini ‘görür’olmuştu…

“Sohbete müşerref olup, rü'yet-i cemal-i İlahîye (Allah’ın güzelliğini görmeye) mazhar olarak (kavuşarak), fermanı alıp vazifesine dönebilir ve dönmüş ve öyledir.”

Rabbimiz’e bu yakınlıkla alakalı bir meâl-tefsirden uzunca bir alıntı mazur görülecekse…

Necm Sûresi’nden…

‘‘Rahmân, Rahîm Allah’ın Adı’yla.

1. Batmaya yöneldiği zaman yıldıza andolsun ki,

2. Arkadaşınız (Muhammed) ne yanıldı ve doğru yoldan saptı, ne de aldanıp yanlış bir yol tuttu. 3. O, asla heva ve hevesinden konuşmaz;

4. O’nun (Din adına) size söyledikleri, ancak kendisine vahyolunan vahiyden ibarettir.(1)

5. (Kur’ân’ı) O’na o pek güçlü ve kuvvetli (Cebrail) öğretti;

6. Pek metin, kemal ve üstün melekeler sahibi. O, aslî şekli ve bütün haşmetiyle doğruldu.(2) 7. O esnada, ufkun en yüksek noktasında idi.(3)

8. Sonra aşağı doğru meyletti ve yaklaştı.

9. Öyle ki, arada (yan yana konmuş) iki yay aralığı kadar bir mesafe kaldı, hattâ daha da az.

10. Ve böylece kuluna vahyetmek dilediği her şeyi vahyetti.(4)

11. O’nun (gözleriyle gördüğünü) kalb yalanlamadı.(5)

12. Şimdi siz kalkmış, O’nun gördükleri konusunda kendisiyle münakaşa mı ediyorsunuz?

13. O’nu bir başka (ikinci) inişinde daha gördü,

14. Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında.(6)

15. Onun yanında da Cennetü’l-Me’vâ (Barınma Cenneti) vardır.

16. O anda Sidre’yi bürüyen (İlâhî feyz), onu sardıkça sarıyordu.

17. Rasûl’ün gözü başka yana kaymadı (ki, gördüğünü yanlış görmüş olsun), görebileceğinin ötesine yönelmedi (ki, bir illüzyon görmüş olsun).

18. Kesinlikle Rabbisinin en büyük bazı âyetlerini gördü.(7)

  1. Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm, bu sûreyi Kâbe’de hem mü’minlere hem de müşriklere okuyup tebliğ etmiştir. Müşrikler, Kur’ân’ı ve Allah Rasûlü’nün risaletini inkâr için mazeretler arıyor ve onları nasıl nitelemeleri gerektiği konusunda aralarında tartışıyorlardı. Dolayısıyla yukarıdaki âyetler, onların Kur’ân’ın İlâhî menşei ve Allah Rasûlü’nün risaleti konusunda oluşturmaya çalıştıkları bütün şüphe sis ve bulutlarını dağıtmaktadır. Kur’ân’da pek çok âyette Cenab–ı Allah (c.c.), kâinattaki bazı nesnelere yemin eder. Bu sûre de böyle bir yeminle başlamaktadır. Burada batmaya yöneldiği anda yıldıza yemin edilmesinin pek çok manâları vardır. Kısaca, böyle bir yeminle öncelikle, gök cisimlerinin asla ilâh olamayacağı ve kendilerine ibadet edilemeyeceği anlatılmaktadır (Bkn: En’âm Sûresi/6: 76, not 16). Bilindiği gibi, Mekke müşrikleri gök cisimlerine de, bu arada özellikle Şira yıldızına da taparlardı (Bu sûrede âyet 49). Yine bu yeminle, yıldızın batma zamanı gecenin bitip, güneşin doğma ve aydınlığın dünyayı sarmaya başlama zamanı olduğu için, İslâm güneşinin doğmak üzere olduğuna bir telmih yapılmaktadır. Bu yeminin, sûrede bazı yanlarıyla kendisine temas edilen Allah Rasûlü’nün miracıyla da bir münasebeti olmalıdır. Birinci âyette yıldız olarak tercüme edilen necm kelimesinin bir manâsı da, “Kur’ân’ın vahyinden bir defada inen bölüm”dür. Dolayısıyla âyette, Kur’ân’ın bölüm bölüm indirilmesine de işaret vardır.
  2. Âyette tasvir edilen zât Hz. Cebrail (a.s.) olabileceği gibi –ki mealde bu tercih edilmiştir– aynı derecede Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm da olabilir. Bu ikinci durumda manâ şöyle olur: “(Rasûl,) Kur’ân’ı almakla tam mükemmeliyete ve en büyük makama ulaştı.”
  3. Hz. Cebrail (a.s.), Allah Rasûlü aleyhissalâtü vesselâm’a çeşitli şekillerde gelmiş, Allah Rasûlü O’nu iki defa aslî şekliyle görmüştür. Bunlardan biri, ilk vahyi aldıktan sonra Nur Dağı’ndan indiğinde gerçekleşmiş, diğeri ise, aşağıda 13’üncü âyette temas edileceği üzere, Miraç’tan dönerken vukû bulmuştur. Bu âyet, bunlardan birincisine işaret etmektedir. Âyette kastedilen Allah Rasûlü ise, bu defa manâ, O’nun yaratıklar içindeki eşsiz büyüklüğü şeklinde olur.
  4. Bu âyet de, öncekiler gibi, hem Hz. Cebrail’in Allah Rasûlü’ne aslî sûretiyle görünüp vahiy getirmesine, hem de Allah Rasûlü’nün Miraç’ta Hz. Allah (c.c.) ile bütün nicelik ve nitelik boyutlarının ötesinde mülâki olmasına işarette bulunmaktadır denebilir. Birinci durumda âyetlerin manâsı, Hz. Cebrail’in gökteki kendi makamından sarkıp, yerde Allah Rasûlü’ne iyice yaklaştığı ve bu şekilde Cenab–ı Allah’ın kulu Rasûlü’ne gönderdiği vahyi ilettiği şeklinde; ikinci durumda ise, Cenab–ı Allah’ın kulu Allah Rasûlü’nü Miraç’ta Kendisi’ne iyice yaklaştırdığı ve Allah Rasûlü’nün bir yaratılmışın yükselebileceği en yüksek makama yükseldiği, aradaki mesafenin yan yana konmuş iki yay arası kadar kaldığı şeklinde olur. İkinci durumdaki bu kâbe kavseyni ev ednâ teşbihi ve ifade ettiği manâ üzerinde bilhassa ehl–i Tasavvuf çok durmuştur. Gerçekten bu teşbih, bir yandan Allah Rasûlü’nün şahsında insanın ulaşabileceği son makama, diğer yandan, zaruri varlık âlemi (vücub) ile mümkün varlık âlemi, bir diger ifadeyle, Ulûhiyet ile kulluk arasındaki aşılmaz sınıra işaret etmektedir. Miraç’ta ulaşılan bu makamda Allah Rasûlü (sa.s.) beş vakit namazı bir emir ve Mirac’ın en büyük meyvesi, hediyesi olarak alıp ümmetine getirmiştir. Bu sebeple beş vakit namazda Miraç manâsı vardır ve her mü’min, derecesine, namazı kılmadaki dikkat ve şuuruna göre kalbinde bir miraç gerçekleş- tirebilir.
  5. Âyette ‘kalb’ olarak tercüme edilen kelimenin aslı fuâddır. Fuâd aslında, (manevî) kalbin merkezidir. Kalbin görme ve işitme duyuları olduğu gibi, onun bu duyularıyla aldığı ‘duyum’ları manâlandırıp idrak haline getiren fuâd, yani kalbin iç idrak merkezidir.
  6. Bu ağaç, Vücûb (zaruri varlık âlemi) ile mümkün (yaratılmış) varlık âlemi arasındaki sınırı simgeler.
  7. Allah Rasûlü’nün gördüğü en büyük âyetlerin neler olduğu kesin değildir. Cenab–ı Allah (c.c.), Rasûlü’nü Miraç’ta en büyük âyetlerinden bazılarını görsün diye varlık âleminin en yüksek, en engin boyutlarında seyahat ettirdi (İsrâ Sûresi/17: 1). Âyetten anlaşıldığı kadarıyla, Cenab–ı Allah’ın normal beşer idrakinin ötesindeki tecellilerinden oluşan bu âyetler, deliller, ancak gözle görülerek idrak edilebilirdi ve yaratılmışların en büyüğü olarak onları ancak Allah Rasûlü görebilirdi ve gördü. Onları dil ile ifade etmek, tasvir etmek mümkün olmasa gerektir.

İsrâ Sûresi’nden…

Rahmân, Rahîm Allah’ın Adı’yla.

  1. Kulu (Muhammed’i Ulûhiyet ve Rubûbiyetimizle ilgili) bazı büyük işaret ve delilleri kendisine göstermek için bir gece Mescid-i Haram’dan etrafını bereketlerle donattığımız ve katımızda mübarekliği bulunan Mescid-i Aksâ’ya götüren O şanı yüce Zât, her türlü noksanlıktan, âcizlikten ve ihtiyaçtan uzaktır. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. ’’(Allah Kelamı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Ali Ünal, Define Yayınları)

 

Ne kadar sürdü bu seyahat?

Ne kadar zamandı bu mükâleme, konuşma?...

Zaman yok…

Mekân neresiydi?!...

Mekânsızlık…

Eşsiz bir yolculuk…

Bu yüce ‘ziyaret’ hediyeleriyle de eşsiz…

Beş vakit namaz…

‘‘Amenerrasulü’’ ayetleri…

‘‘Ettehıyyatü’’ duası…

Her namazımızda miraca ulaşabilme ümidi…

Her namazımızda,duamızda kulluk mîracına erme duasıyla…

Hüzünler, ızdıraplar, sabır, ‘‘zamanın çıldrtıcılığı’’na sabır, taşlanmalar bizi inşaAllah kendi boyumuzda mîraca ulaştıracaktır…

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in Taif dönüşü duasıyla…

‘‘… bir ümitle gittiği Tâif’ten taşlanarak kovulunca, o müsamahasız atmosferden sıyrılıp bir ağacın altına iltica eder etmez, vücudundan akan kana, yarılan başına ve yaralanan ayaklarına aldırmadan Cenâb-ı Hakk’a el açarak söylediği sözler hem pek hazîn hem de kulluk âdâbı adına çok ibretâmizdir:

اَللّٰهُمَّ إلَيْكَ أَشْكُو ضَعْفَ قُوَّتِي وَهَوَانِي عَلَى النَّاسِ، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ أَنْتَ رَبُّ الْمُسْتَضْعَفِينَ وَأَنْتَ رَبِّي إلَى مَنْ تَكِلُنِي؟ إلَى بَعِيدٍ يَتَجَهَّمُنِي أَمْ إلَى عَدُوٍّ مَلَّكْتَهُ أَمْرِي. إِنْ لَمْ يَكُنْ بِكَ غَضَبٌ عَلَيَّ فَلاَ أُبَالِي، وَلَكِنْ عَافِيَتُكَ هِيَ أَوْسَعُ لِي. أَعُوذُ بِنُورِ وَجْهِكَ الَّذِي أَشْرَقَتْ لَهُ الظُّلُمَاتُ وَصَلَحَ عَلَيْهِ أَمْرُ الدُّنْيَا وَاْلآخِرَةِ مِنْ أَنْ تُنْـزِلَ بِي غَضَبَكَ أَوْ يُحِلَّ عَلَيَّ سَخَطُكَ. لَكَ الْعُتْبَى حَتَّى تَرْضَى وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِكَ

“Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum. Ya Erhamerrahimîn! Sen hor ve hakir görülen biçarelerin Rabbisin; benim de Rabbimsin.. beni kime bırakıyorsun?!. Kötü sözlü, kötü yüzlü, uzak kimselere mi; yoksa, işime müdahil düşmana mı? Eğer bana karşı gazabın yoksa, Sen benden razıysan, çektiğim belâ ve mihnetlere hiç aldırmam. Üzerime çöken bu musîbet ve eziyet, şayet Senin gazabından ileri gelmiyorsa, buna gönülden tahammül ederim. Ancak afiyetin arzu edilecek şekilde daha ferah-feza ve daha geniştir. İlâhî, gazabına giriftâr yahut hoşnutsuzluğuna düçâr olmaktan, Senin o zulmetleri parıl parıl parlatan dünya ve ahiret işlerinin medâr-ı salâhı Nûr-u Vechine sığınırım; Sen razı olasıya kadar affını muntazırım! İlâhî, bütün havl ve kuvvet sadece Sen’dedir.”

ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Çarşamba, 20 Nisan 2016 00:07

Kutlu doğum

Yazar ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem’in doğum günü…

Vilâdet-I Şerîf’inin sene-i devriyesi, yıldönümü…

Ay’ın hareketlerine göre belirlenen kamerî yani milâdî 622’yi başlangıç kabul eden daha sonraki adıyla hicrî takvimde Rebî’ul-evvel ayının 12’si…

Milâdî, güneşin hareketleriyle belirlenen takvimin 571. senesinin 20 Nisan’ı…

Pazartesi…

Rebî’ul-evvel, ilkbahar demek…

‘‘Nisan sözcüğünün, Farsça (nisan), Süryanice (nisanna), Sümerce (nisag = ilk meyveler), Akadca(nisānu) ve İbranice (nîsān) sözcüklerinden alındığı söylenebilir.

Nisan adının İngilizcesi olan April sözcüğünün Latince aprilis'den geldiği rivayet olunur. Klasik etimolojiye göre, Latince aperire (açmak); ağaçların çiçek açmaya başladığı mevsimi ima eder. Aynı tez, modern Yunancada ilkbahar anlamına gelen ἁνοιξις (açmak) ile de destek bulmaktadır.’’

Mevsim bahara denk gelmeseydi, rebî’ul-evvel ve nisan lkbahar mânâsında olmasaydı ne farkedecekti?

Gelişi bahar değil miydi?

Var edilişi tamamen rahmet değil miydi?

O sallallahu aleyhi ve sellem, bahar; bahar da ferahlık da rahmet de O sallallahu aleyhi ve sellem değil miydi?

Şair Mecnun’un ağzıyla Leylâ’ya söylese de:

‘‘…

Ve bir bahar günü doğdun sen

Sana Leylâ dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda

Gerçek adın bir fısıltı gibi kaldı ağızlarda dudaklarda

Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da

Avunurum doğumundan gelen muştulu armağanlarla

Melekler gökten geldi armağanlarla

Ve bir bahar günü doğdun sen

Gelirsin her baharda

Bir diriliş gibi ölü dünyaya

Bir bahar günü doğdun sen

Baharın ta kendisi oldun sen’’ (SEZAİ KARAKOÇ),

baharda gelen, baharla gelen O sallallahu aleyhi ve sellem değil miydi?

Gelişinin yıldönümü; ona denk gelen gece, ona tevafuk eden gündüz…

Yahut milâdî, hicrî sene-i devriye…

Nisan, rebî’ul-evvel…

Hayatımızın her lahzası, en küçük zaman dilimi…

O’nun sallallahu aleyhi ve sellem getirdikleriyle dolu olmalı değil miydi?

O’nunla sallallahu aleyhi ve sellem olmalı değil miydi?

O’nun sallallahu aleyhi ve sellem örnek kulluğu, sünnetiyle dolu olmalı değil miydi?

Bu ona, o buna mâni değil…

İhmal edenimize hatırlatıyor…

Yolunda olana, her günü kıymet bilene şevk veriyor…

Bugün diyor, bugün…

Fırsatı rahmet bilmek…

İmkânı ganimet bilmek…

Bir kere daha,

Hoş geldin Ya Rasûlallah!

Kutlu doğdun Ya Rasûlallah!

Bizim için de doğ Ya Rasûlallah!

Bizim hayatımıza da doğ!, demek, diyebilmek…

ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Zaman, bizim nefes alışımız mıdır? Soluklarımızla ilerleyen bir birimi mi vardır zamanın?... Aldığımız her nefes takvimden bir yaprağın düşüşü müdür?...

Günler mi geçer biz göz açıp kapayınca? Saatler, günler, haftalar, aylar, onyıllar nasıl geçer? Nereye götürür bizi zaman?... Nedir zaman?  

Zaman

Nedir zaman, nedir?
Bir su mu, bir kuş mu?
Nedir zaman, nedir?
İniş mi, yokuş mu?

Bir sese benziyor;
Arkanız hep zifir!
Bir sese benziyor;
Önünüz tüm kabir!

Belki de bir hırsız;
İzi, lekesi var.
Belki de bir hırsız;
O yok, gölgesi var.

Annesi azabın,
Sonsuzluk, şarkısı.
Annesi azabın,
Cinnetin tıpkısı.

İçimde bir nokta;
Dönüyor aleve.
İçimde bir nokta;
Beynimde bir güve.

Akrep ve yelkovan,
Varlığın nabzında.
Akrep ve yelkovan,
Yokluğun ağzında.

Zamanın çarkları,
Sizi yürütüyor!
Zamanın çarkları,
Beni öğütüyor.

Zaman her yerde ve
Her şeyin içinde.
Zaman her yerde ve
Acem'de ve Çin'de.

Kime kaçsam ondan;
Ha yakın, ha ırak?
Kime kaçsam ondan;
Ya sema, ya toprak...

(Necip Fazıl Kısakürek)


Onsuzluk mümkün mü?... Onu inkar mümkün mü?! Kaçamayacağız ömrümüzü yemesinden, dünyamızı bitirmesinden...

Onun hakkını verirsek de, o nimetten istifadeye muvaffak olursak da bizden iyi alışveriş eden yok...   Ahret buradan tesis ediliyor, ahret zamanı dünya zamanından kâra dönüştürebildiklerimizle inşaAllah cennet oluyor.

Zamanın hakkını verebilmek, her şey gibi onu Veren’i bilmek, tanımak yolundan geçiyor...

Bütün zamanlarını Allah’a tahsis edenler sermayesini kat be kat kâra dönüştürenler, suya değil sarsılmaz kayalara yazılar yazanlardır... Onlar suya da yazsa Rabb sildirmezse yazıları silinmeyenlerdir...

‘‘Sen, zamanı kovalama, ruhum, bırak zaman seni kovalasın. O, bir takım saatler, çarklar ve kadranlarla senin peşine düşsün. Sen, zamana zaman kesilmesini bil.’’ (Sezai Karakoç, Makamda)

‘‘Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!’’
(Arif Nihat Asya, Fetih Marşı)

Zamanı avuçlarının içinde tutarcasına ruh ve irade hâkimiyeti içindekilerdir ki zamanın dişlileri arasında ezilmek şöyle dursun zamanı ufalarlar anlara asırlar yüklercesine...

‘‘Yılmayan ruh, sevgiyi hak edecek, tanrısal armağanı hak edecektir. Allah, bu ruha, güçlerinden bir güç bağışlayacaktır. Bu güçle o eskimezlik kazanır. O kevserle dirilmiş ruhtur artık. O ab-ı hayatla dirilmiş hızırdır. Hem kendinin, hem başka ruhların hızırı.’’ (Makamda)

Zaman Allah armağanı. Bitmezliğe, solmazlığa dönüştürebilir sermayeyi.

"Allah, karşılığında kendilerine Cennet vermek üzere mü’minlerden öz varlıklarını ve mallarını satın almıştır. Verdiği söze Allah’tan daha sadık kim olabilir? O halde (ey mü’minler), Allah’la yaptığınız bu alışverişten dolayı size müjdeler olsun! Budur gerçekten çok büyük kazanç, çok büyük başarı." (9/Tevbe Suresi/111)’’

Zamanı veriyor Allah. Verdiği sermayeyi yolunda kullanıyorsak kârı da Cennet olarak yine bize veriyor, Rızası olarak kat be kat veriyor... Sermaye O’nun, pazar O’nun (celle celaluhu)... Cennet vârı, Rıza kârının sonsuzluğu bizim!

Zaman nefsin esiri değil. Öz, zamanın yönlendiricisi. ‘‘Sen kendinden umut kesmemişsen, bil ki, zamandan da umut kesilmez.’’ Zamanı yönlendiren Allah’a kulluk şuurumuzsa zaman o vakit sonsuzlaşacaktır...

‘‘İşte sana yeni deyişler: değişim, direniş, devrim, diriliş. Bir yüzleri zamana bakar ilk üçünün, fakat sonuncusu, farklı. Zaman ona bakar, o zamana değil. İmanla değiş, oruçla diren, namazla iç devrimini yap ve ruhunla diril. İşte o vakit, günlük zamanların, yabancı zamanların kuşatışından kurtulur, ruhunun öz aşinası gerçek zamanın dostluğunu kazanırsın. O zaman, değişim, direniş, devrim silinir, ortada yalnız diriliş kalır. Zaten, onlar onun geçici gelişme görüntüleri değil miydi?’’ (Makamda)

Zamanı yenenlere de hem ona esir olanlara da Rabb bir kere, bir kere daha fırsatlar sunuyor. Hediyeler var Zamanın Sahibi’nden...

Sürçtüysek de düştüysek de... Her daim sütü dökmüşçesine köşeye büzüldüysek de... Bilip ettiysek de... Bilmeyip hata yoluna, râhına gittiysek de...

Armağanları, behiyeleri sonsuz Rabbimiz... Bizim Rabbimiz, bizim Rabbimiz... Zamanın içinde zaman yaratıyor... Receb’i veriyor, Şaban’ı sunuyor, Ramazan’ı başımıza bir tâc olarak konduruyor...

Bu ay Receb’tir bilene. Bu ay Receb’tir zamanı yenene. Bu ay Receb’tir fırsatı fevt etmeyene. Bu ay Receb’tir nefse yenilmeyene.

Receb, ikram olunan ay, hazırlanmak.

Arifler her bir harfine Receb’in bir mana söylerler. Receb’in ‘‘R’’si, Allah’ın rahmetine, ‘‘C’’si,
kulun cürmüne, ‘‘B’’si ise Allah’ın birr (iyilik) ve ihsanına işarettir. (Rehber Yayınları)

Receb’in hilâli göründü. Dolunaya doğru ilerliyor. O bedr’ dolunaya bakabilmeye yüzümüz olsun... O ayyüzlü peçesini sıyırsın.

‘‘Ruhun ilerlemesi ve gerilemesi de bir hesap ve kitap işidir. Bir gülün açılışı gibi, ruh, yavaş yavaş gelişir. Mevsimler ve baharlar bekler. Bir ayın dolunay olmağa gidişi gibi, zaman ve saat, sayı ve grafik ister. Şartlar, duraklar, basamaklar vardır.’’ (Makamda)

Receb, ikram olunan ay, hazırlanmak.

Ardından gelecek Şabanla beraber Ramazan’ın hazırlayıcısı. Ramazan öncesinde bize ikram olunmuş. Büyük lütfun keşif kolu. Yüce armağanın öncüsü. Regaib’le gele gele Mi’rac’a ere ere Şaban’ın Berâat fermanını alarak Ramazan’ın Kadr’ini bilmeye hazırlanıyoruz.

Receb, ikram olunan ay, hazırlanmak.

‘‘Allah Resûlü, Üç Aylar’dan Recep ve Şaban’ı, bu ayların sonuncusu ve tüm senenin sultanı olan Ramazan’a hazırlayıcı olmaları bakımından değerlendiriyor, bu aylarda bulunan bazı geceleri ise, özellikle ibadetle ihya ediyordu. O inananları adım adım Ramazan’a hazırlamak istiyor, ‘‘Allah’ım bize Recep’i ve Şaban’ı mübarek ve bereketli kıl ve bizi Ramazan’a eriştir’’ diye dua ediyordu. (ibn Hanbel, 1,259)’’ (doç. Dr. Soner Gündüzöz, Orucu Anlamak)

Zaman Receb-i Şerîf’i gösteriyor.

Sürpriz lütuflarla dolu zamanlar. Lütuflardan alabildiğine istifade adına bize bu lütufları haber veren Haberciler Habercisi, Nebiler Nebisi Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in hayat-ı seniyyeleri bize tablolar sunuyor:

‘‘İbn Abbad Hanif anlatıyor: Said bin Cübeyr’e Receb ayındaki oruçtan sordum. Bana şu cevabı verdi:
İbn Abbas(r.a)’ı dinledim, şöyle demişti: ‘‘Rasûlüllah(s.a.v.) Receb ayında bazen öyle oruç tutardı ki biz, (galiba) hiç yemeyecek derdik.’’ Bazen de öyle yerdi ki biz (galiba) hiç tutmayacak derdik.’’ (Buharî, Savm, 53;Ebû Dâvud, Savm, 55)


Abdullah bin Şakik (r.a) dedi ki:

Hz. Âişe (r.a)’ya, ‘‘Rasûlüllah(s.a.v.) bir ayı kâmilen oruç tutar mıydı diye sordum. Şöyle cevap verdi:

‘‘O’nun ölünceye kadar Ramazan’dan başka bir ayın hepsini oruç tuttuğunu ne de hiç tutmayarak ayın tamamını oruçsuz geçirdiğini bilmiyorum.’’ (Müslim, Sıyâm, 173)

Yine Hz.Âişe (r.a), şöyle demiştir:

‘‘Rasûlüllah(s.a.v.) bazen biz onu (bu ayda) hiç iftar etmiyor deyinceye kadar oruç tutardı.  Bazen de biz, kendisi (bu ayda) hiç oruç tutmuyor diyecek kadar oruçsuz bulunurdu. Ben, Rasûlüllah’ın Ramazan’dan başka bir ayın orucunu tamamladığını asla görmedim. Şaban ayındaki kadar da kendisinde çok oruçlu olduğu bir ay görmedim.’’ (Doç. Dr. Ali çelik, Peygamberimiz’in Ramazan Günlüğü) ’’

Yol Peygamber Yolu ise inşaAllah O’nun gibi  (sallallâhu aleyhi ve sellem) yürümek o yolda... Duâ duâ yalvarmak her dem her nefeste...

“Rahman ve Rahîm Allah’ın adıyla, Ey her sesi işiten, kemiklere et giydiren, öldükten sonra onları yeni bir yaratılışa mazhar eden, suç işleyen kullarını hemen cezalandırmayıp onlara düşünme mühleti veren, sayılamayacak kadar çok olan ihsanları bir inkıtaa uğramadan akıp akıp gelen Rabbim! Bütün güzel isimlerin ve özellikle kullarından hiçbir kimsenin bilemediği gizli ism-i a’zamın hatırına Sana yalvarıyorum. Ne olur, kulluğuma mâni olan bütün kayıtlardan beni âzâde eyle!”
(Mûsa el-Kâzım(r.h.))

Duâ kulluğun özü. Kulluk her an, duâ da her lahza. En Güzel Kul’un (sallallâhu aleyhi ve sellem) içinde bulunduğumuz vakitlerde çokça yaptığı duâla....

‘‘Allah’ım bize Recep’i ve Şaban’ı mübarek ve bereketli kıl ve bizi Ramazan’a eriştir’’ (ibn Hanbel, 1,259)’’


ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Kaynakça:
Allah Kelamı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Ali Ünal, Define Yayınları
el-Kulubu’d-Daria Tercümesi, Mustafa Yılmaz, Define Yayınları, 2. Baskı, Temmuz 2014
Zamanın Allah’a En Yakın Zirveleri Üç Aylar ve Kandiller, Rehber Yayınları
Orucu Anlamak, Doç.Dr. Soner Gündüzöz, DİB Yayınları, 1. Baskı, Ankara 2010
Peygamberimiz’in Ramazan Günlüğü, Doç. Dr. Ali Çelik, Beyan Yayınları, İstanbul Ekim 2003
Çile, Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Yayınları
Makamda, Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 1995
Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Arif Nihat Asya, Ötüken Neşriyat, 22.Baskı, İstanbul Mart 2015

Perşembe, 07 Nisan 2016 15:16

Bugün

Yazar ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Belki de bahane aramaya gerek kalmadan yazılabilecekken bir sebep, bir vesile ararız yazmak için…
Oysaki sebebe gerek hissetmeden yazacaktık. Yazı da vazifemiz.  Kısmet, araya çok zaman girdi…


***

Bahane aramadan devam etmemiz gereken bir vazife var, bir hayat tarzı…

Pazara kadar değil mezara kadar; mezara kadar da değil aslında haşre kadar… Mezarda da bozulma ihtimali var; haşre kadar...

Kulluk...

Kulluk hayat tarzımız olmalı...

Allah’a(celle celaluhu) kulluğun zamanı, mekanı yok; mekanın bütün metrekarelerinde, zamanın bütün saniyelerinde Cenab-ı Hakk’a kulluk...

Kulluk, ibadet...

İbadeti hacla, zekatla sınırlarsak, –ki bu emirlerle sınırlama kelimesini yanyana getirişim maksadımı aşmasın inşaAllah... – her yerde hac, her zaman namaz mı?, denilebilir...


Rabbimiz, ‘‘Ben, cinleri ve insanları ancak (Ben’i tanısınlar ve) Bana ibadet etsinler diye yarattım.(51/Zariyat Suresi,56)’’, buyuruyor.

Yaratılışımızın tüm safhalarını kucaklayan bir bütünlük ibadet...

Bedenimizin yaratılışının tümünü kapsayan, hayatiyetimizin her safhasını dolduran, yaratılış, halk ediliş adına mayamız olan şey ibadet...

Ruhumuzun varlığı, ruhumuzun ikame edilişi ibadet...

Hiç bir bahaneye ihtiyaç hissetmeden, zaman, mekân sınırlamasına girmeden bir şümulle ibadet...

Belirli gün ve haftalara ihtiyaç hissetmeden, bazı yerleri gözetmeden ibadet...

Rabbin emir buyurduğu mekânlar olmadan hac olmaz...

Tayin buyurduğunun dışında hareketlerle namaz rükünleri gerçekleşmez...

Oruç belirli vakitlerdedir, farz olanı O’nun tayin ettiği günlerindedir senenin... Ama o bütün hallerimizin de ibadet olacağını söylüyor, emir buyuruyor...

Zaman, mekan yok derken maksat bu.
Kulluğumuzun sultanlığının saltanatını sürmemiz için her gün özel, her gün bugün. O gün bugün.
Elden kaçırmadan bugün. Şimdi. Her an. Her lahza. Sonsuzcasına fırsatlar sunmuş Rabbimiz. Hepsi de bugün... Hepsi de her yerde. Yakalayabilene. Avucundaki cevheri fark edebilene.
Bunlarla birlikte hususi iltifatta bulunduğu mekanlar, zamanlar var...
Lütuflarına lütuflar ilave ettiği, ihsan üstüne ihsan yağdırdığı, ‘‘(Bilhassa o geceyi ibadetle ihya edenler için) safi rahmet ve esenliktir o gece, ta şafak atıncaya kadar.(97/Kadir Suresi,5)’’ diye adeta sabah aydınlığınca rahmet vaat ettiği vakitler vardır...
Hususen bunları kapsayan apayrı bir iklime girişin arifesindeyiz bugün... Sözü buraya getirişim, bugünün, gecenin inşaAllah Regaib oluşu...

Receb, Şaban, Ramazan üçlüsünün ikliminin başımızda tüllenişi...

Bir zaman sınırlayıcılığına maruz kalmamakla beraber bu bolluktan istifade, bu bereket çağlayanından, kevserinden istifade...

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in diğer zamanlarına nisbeten daha ziyadesiyle oruç tuttuğu, nafile namazlarını arttırdığı ve sair ibadet ü taatını çoğalttığı bambaşka mevsimden feyizlenmek...
Bir sarayın giriş kapısı gibidir Regaib…

Bir şelalenin serinliğinden haber veren ilk damlası, coşkusunun çağıltısıyla duyuluşu...
Nasiblenmek... Yunmak, yıkanmak...

‘‘Bu değerli zaman dilimi kalple ve batınî duygularla yaşanır. Hayatımızın her dakikasını ayrı bir mutluluk ve neşeye, ayrı bir gerilim ve hamleye çeviren bu günlerdeki hatıra ve tedailer, duygularımızı sessiz bir şiire, hayatlarımızı da sihirli bir güzelliğe çevirirler. Hemen her sene zamanın bu altın dilimini idrak edince, adeta, ötelerin hayatın aynısı o sevimli, neşeli mavimtırak günlerine bir kere daha kavuşur gibi oluruz. Evet, bir kere daha gönül gözlerimizde her yan baharla tüllenir, her tarafta yeniden hayat köpürür, dağ-bayır yeşerir ve renklerle kahkaha atar, çiçekler raksa durur, bülbüller naralar yağdırır ve duygular gülden, laleden alevlerini alıyor gibi olur. Öyle ki her yanda esen bu umumi hava gönüllerimizi bir mutluluk vaadiyle kaplar ve bize ne bilinmedik, ne sezilmedik şeyler fısıldar.’’


‘’Mübarek gün ve geceler, Allah’a açılmanın rıhtımları, limanları ve rampalarıdır. ’’

Her an kulluk, her saniyenin bir vesile oluşu kulluk için, her zaman sevap fuarı... Ama bu ilaveler dolu rahmet zamanlarını da kaçırmamak, saklanamayacak fırsatları da elden kaçırmamak... Rağbet etmek bu gecelere...

Bu gece üç ayların ilki Receb’in ilk perşembesi oluşu itibariyle Regaib Kandili. Regaib Arapça bir kelime, ‘‘rağibe’’ kelimesinin çoğulu. Değerli, eşsiz ve karşılıksız verilen hediye. Rabbimizin sonsuz hediyeleri.
Bitmez, tükenmez hazineler sahibi Ganiyy-i Ale’l-Itlak Rabbimiz’in rahmet yağmuru, başımızdan sağanak sağnak baran-ı rahmet... Rağbet ettiysek geceye... Gündüzümüz, geceleri görülen rüyalar kadar ümit dolu, gecelerimiz de gündüzler kadar aydınlıksa... Rahmetinden ümit kesilmeyecek Rabbimiz’e yönelişi bilebildiysek... Bilemediysek de O’ndan başka kapı olmadığının şuurundaysak... Bu şuurla hep O‘na, yine O’na, yeniden O’na dönebildiysek...

Bir güzel söz var, belki de söyleyeni fani olduğu gibi fenadır da... ‘‘Fena ve fani bir adamın baki ve güzel şöyle bir sözü var’’ denildiği gibi... Samuel Beckett der ki: Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.
Günaha yenildiysek de, günahla yenildiysek de... Tövbe dirilmenin, inabeyle  doğrulmanın, evbeyle şahlanmanın yolunu unutmadıysak... Ağlayabildiysek... Ağlayabileceksek... Ağlayamadığımıza yanabileceksek...

Bu gece geliyor... Hoş karşılayabildiysek... Hoş karşılayabileceksek...

Diyebileceksek...

Hoş geldin Receb-i Şerif...

Hoş geldin hediyeler gecesi Regaib...

Duayla...

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla;
‘‘Ey en ince noktalara kadar ihtiyaçları gören, gözeten Allah’ım! Gizli ve sürpriz lütuflarınla benim de yanımda ve yardımcım ol. Bana da yetiş. Ben ihtiyaçla kıvranan bir zelilim. Sen ise kudret ve zenginliği nihayetsiz bir Kaviyy ü Ğani’sin. Ey hesapları gayet süratle gören, cezalandırması pek şiddetli olan, dilediği kullarını bağışlayan, onlara rahmetiyle muamelede bulunan, semavat ve arzı yaratan, her şeyi yokluktan varlık âlemine çıkaran, daneleri ve çekirdekleri çatlatıp yararak gelişme yoluna koyan, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran, bütün iyiliklerin yegâne sahibi olan, seyyiatı uzaklaştıran, hataları yarlıgayan, ayıp ve kusurları örten, belalara geçit vermeyen, sürçmeleri görmezden gelen, ölüleri ve ölü ruhları dirilten, yeri ve gökleri aydınlatıp nurlandıran Allah’ım! Senden, huzurunda bulunduğum şu saatlerde ihtiyacımı karşılamanı diliyorum. Evvelkilerin ve sonrakilerin yegâne İlahı, gökleri ve yerleri eşsiz surette yaratan, celal ve ikram sahibi Sensin. Efendimiz Hazret-i Muhammed’e, paklardan pak âline, birr u kerem ile mevsuf ashabına da salât ve selam eyle. Bütün bunları Senin rahmetinden, Efendimiz Mefhar-i Mevcudat Hazret-i Muhammed(aleyhi efdalüssalavat), O’nun ehl-I beyti ve bütün ashabı hürmetine diliyoruz ey Merhametliler Merhametlisi! Ne olur, dileklerimizi kabul buyur.’’(Ma’ruf el-Kerhi(ks))

ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Kaynakça:
Allah Kelamı Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Ali Ünal, Define Yayınları
el-Kulubu’d-Daria Tercümesi, Mustafa Yılmaz, Define Yayınları
Zamanın Allah’a En Yakın Zirveleri Üç Aylar ve Kandiller, Rehber Yayınları

Perşembe, 22 Ekim 2015 11:48

Selamla...

Yazar ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Selam, kelamdan önce… Sözlere başlamadan huzur, ferah, barış temenni ederim. Selam olsun üzerinize. Bu ilkyazı selamla…

***

Selam, zaten en büyük eksiğimiz...

Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) aramızda selamı yaymamızı emrediyor... Muhatabımıza duadır ya selam...

Kendisiyle konuşmaya dua ederek başladığımız insana ne kötülük düşünebiliriz ki?!... Tabii ki selamın, ne dediğimizin, duanın farkındaysak...

Selamın hep olması gerekiyor. Yeryüzü maceramızın ilk tablolarında benliğin, bencilliğin öne çıktığı ilk tablolarda, selam eksikliği ile dolu. Kabillerin olduğu bir dünyada, muhatapları Habillerin de hep olması gerekiyor...

Kendisini öldürmeye niyet eden kardeşine ben sana el kaldırmam diyor Habil...


Bir peygamber olan babasının sözünü dinlemeyen, kendi egosunu öne çıkaran Kabil...


Hevesinin peşine düşen Kabil... Hikmetlerle dolu emirleri dinlemeyen Kabil...

Kabil’e mukabil Habil...

İlk gündeki, ilk insanlardaki iyi kötü yoğunluğu hala devam ediyor; her birimizin bünyesinde, ruhunda, kalbinde, özünde, nefsinde...

Her bir kalp taşıyanın içinde...

Kalp iyiye de ‘kalb’ olabilir, dönüşebilir, kötüye de.

O yüzden Yüce Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in duası: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!”

Din, iyiliği, fedakârlığı emrediyor, selamı emrediyor. İnsana, içinde kötülük yapma ihtimali de olan insana...

“Biz sizi bir yola yönlendirdik: İster şükredenlerden olursunuz, ister küfredenlerden olursunuz.” manasına yakın hükmü, İnsan Suresi’nin hemen başlarında emretmiş Allah...

Âdemoğulları olarak yönlendirildiğimiz yolda Habil soyundan devam etmek de var, Kabil soyundan da...

Firavun soyundan devam etmek de var, Musa (aleyhisselam) soyundan da ...

Nemrut olup, ilahlığa vardırdığı iktidarını sineğe yenik düşürtmek de var, İbrahim Halilullah olup ateşlerde yanmamak da var. Ebubekir (radıyallahu anh) gibi Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) olmak da var, Ebu Cehil olmak da...

Nebi (sallallâhu aleyhi ve sellem) torunu Hazreti Hüseyin (radıyallahu anh) olmak da var, Yezid olmak da...

Benden iyi deyip kardeşi Habil’i öldüren Kabiller...

Tahtımı, tacımı, sarayımı alırsa deyip Musalar’ı doğmadan öldürtmeye çalışan Firavunlar...

İlahlığa vardırdığı saltanatını yıkacağı korkusuyla İbrahimleri yok etmeye, hem de ateşlerle yok etmeye çalışan Nemrutlar...

Cahilliğin babası Ebu Cehiller...

Bu sapkınlıkları her belayı Ehl-i Beyt’e reva görerek devam ettiren Yezidler...

Ya, Hüseyin (radıyallahu anh) Peygamber soyundandır, denilip bana alternatif görülürse, diyen Yezidler...

Dünyam, sarayım, iktidarım elimden giderse diyen Yezidler...

O saltanatımı almayacak olsa da soyundan gelenler yerime geçecek olursa diyen Yezidler...

Hicretin 61. yılında 57 yaşında iken Muharrem ayında Cuma günü öğleden sonra şehit edilen Hazreti Hüseyin, vücuduna aldığı 33 mızrak yarası, 34 kılıç yarası ile... Bitmedi hıncı Yezid’in.

Tamam, Hüseyin halife olamaz, daha doğrusu hükümdardır o sıfat, hükümdar olamaz Hüseyin...

Düzenimi, saltanatımı Hüseyin’i alamaz... Bitmedi hırsı Yezid’in...

Ya ardından gelen çocukları, kundaktaki torunları alırsa iktidarımı diye Ehl-i Beyt’i kırmak, Yezidlik...

Bana biat etmezseniz zemin size Kerbeladır demek Yezidlik...

Bitti mi Yezidlik?...

Yerlerimize çakılıp kalmalarımız, koltuklarımıza yapışıp kalmalarımız, makamlarımıza gömülmelerimiz...

Selamdan yoksunluğumuzdur bu...

Bîhaber oluşumuzdur esenlikten...

Barışın semtimize sokulamayışındandır bu...

İktidarı babamızın malı saymamızdandır bu...

Mahkemeyi kadıya mülk saymamızdandır bu...

Kabiller, Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller, Yezidler tarihin köhne sayfalarında mı kaldı?...

Her gün yeni yeni türedilerle hep vizyonda mı?...

Karşımızda mı?...

İçimizde mi?...

Dilimizin eksiğinde mi?...

Selamsızlığımızda mı?...

Ben ben diyenler...


Saltanatım , iktidarım diyenler geride mi kaldı?...

Selamsızlar geride mi kaldı?....

Yerlerine çakılıp kalanlar, koltuğuna gömülenler geride mi kaldı?...

Senin o olma ihtimalin yok mu?...

Ona temenna dizmen, alkış çalman söz konusu değil mi?...

Asırlar öncesinde mi kaldı?...

Selamsızlar bugün yok mu?...

***

Sen Kabillerden misin?...

Habil olup iyilere, selama devam diyenlerden misin?...

Habil olup, Habilce olup, Habille olup Âdem (var olan) insan olan adam olan mısın?...

Kabil olup , Kabilce olup , Kabille olup adem  (yok olan) olan mısın?...

Musa (aleyhisselam)
’la Kızıl Deniz’i geçenlerden misin?..

İbrahim (aleyhisselam)
’la ateşlerde yanmayan mısın?...

Hicreti her dem yaşayıp Muhammedî (sallallâhu aleyhi ve sellem) olan mısın?...

Bu boyun gider ama Yezide boyun eğerek değil Allah’a kurban olarak diyen Hüseyinlerden (radıyallahu anh) misin?...

Selam diyen misin?

Selam denilenlerden misin?

Cahillerle karşılaşınca selam deyip geçenlerden misin?

ŞÜKRETTİN ASLANOĞLU | UKRAYNAHABER.COM

Yunus Erdoğdu

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Yaklaşık yedi asır evvel Anadolu coğrafyasına iltica eden, Türkmen milleti...

Hits:405Devamı...

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Toplumda, güven bunalımı var. İnsan, güvene en çok; fitnenin arttığı,...

Hits:2397Devamı...

İsmail Bahar

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bitmek üzere, gec kaldığımı biliyorum ‘bahar’ demeye... Mart’ın 1’ini, 21...

Hits:2492Devamı...

Kayısı çiçeği

Kayısı çiçeği

Bahar vakti kar yağar mı?En azından hiç beklemeyiz yağacağını.Cenâb-ı Hakk’ın...

Hits:30415Devamı...

Şükrettin Aslanoğlu

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Sensizliğin en büyük yaramız olduğu mevsimlerdeyiz Ya RasulAllah…Merhemimiz sen ol...

Hits:1518Devamı...

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Şaban-ı Muazzam’ın 15. gecesi... Adlandırıldığı şekliyle Beraat Gecesi, Beraat Kandili...Karanlığı...

Hits:25534Devamı...

Kerem Aslan

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar, Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Burma, Birmanya Kasırgalar, yokluklar,yoksulluklar... Bazen bu sıkıntılarla, bazen...

Hits:363Devamı...

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar önceden beri hep yardıma ihtiyacıyla tanıdığım, bildiğim bir ülke...

Hits:355Devamı...

Bilişim

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

Söz konusu fotoğraf makineleri olduğunda, birçoğumuz için Kodak markasının ayrı...

Hits:394Devamı...

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Dünyada bir milyardan fazla kullanıcıya sahip akıllı telefon uygulaması Whatsapp'de...

Hits:14978Devamı...

Otomobil

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, yerli otomobilin prototipinin...

Hits:253960Devamı...

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

Japon otomotiv devi Toyota’nın 1989’da kurduğu lüks segment markası Lexus,...

Hits:355198Devamı...

Flag Counter



Alexa Certified Traffic Ranking for http://ukraynahaber.com/

TÜRK BASINI
Birgün
Cumhuriyet
Yeni Asya