Haberler

Kayısı çiçeği

Bahar vakti kar yağar mı?

En azından hiç beklemeyiz yağacağını.

Cenâb-ı Hakk’ın umumî âdetleri içerisinde beklemediğimiz bir şeydir.

Bazen olur baharda da kar yağar…

Bazen görülür kışda bahar cilvesi…

Karın bembeyazında gökkuşağını görmek…

Ümidini hiç yitirmeyene…

Karda, kışta bahar…

Bazen olur ya, baharda kar görürüz…

Bahar ayında bakarsınız ki kimi ağaçların etrafı kar yağmışçasına bembeyaz…

Kayısı ağacı çiçeklerini dökmüş…

Kayısı ağaçları gelinliklerini giyindikten sonra, kuğular gibi salındıktan sonra bir de böyle güzellikler sunar bize tabiat sergisinden, meşherinden…

Bembeyaz yapraklarının arasına saklanmış pembe taçlar…

Pembe beyaz ne güzel bir kucaklaşma….

Dallarının kahverengi tonu ne güzel…

Bahar yağmuru tonu varsa bir de gökyüzünde…

Seyrine doyulmaz o güzelliğin…

Pembe, beyaz, kahverengi ve yağmurlu mavi…

Rengârenk, rengâhenk….

Hevenk hevenk gökkuşağı…

Ağacın, çiçeğin tesbihi…

Yaradan’a ibadetleri…

Renk renk…

Güzelliğinin tecellileri Allah’ın…

Renk renk…

‘‘… ağaçlar da (Allah’ın önünde) secde eder, (O’na, kanunlarına tam teslimiyet halindedirler).’’ (55/Rahmân Sûresi/6)

Birer ayet her bir çiçek…

Sayfa sayfa…

Ağaçlar kitap

Cilt cilt…

Kış apayrı, bahar bambaşka  güzel

Görebilene, okuyabilene…

Ne demişler:

Görenedir, görene! Köre ne?!..

Kış,baharın müjdecisi, bahar çiçeğin…

Derdimiz bir çiçek değil mi?!…

Kayısı ağacı çiçeklerini dökmüş…

Kayısı ağacı çiçeğini dökmüşse bahar iyicene gelmiş demektir…

Radyo Nağme açık…

Denk gelecek ya…

Bir şarkı yükseliyor çiçek çiçek:..

‘‘Bir çiçek görürsen boynunu bükmüş
Bir ağaç görürsen yaprağını dökmüş’’

Bakmayın siz o şarkının hüzün dolu oluşuna…

Çiçeğin dökülmeye başlaması bahar demek değil miydi?

Kayısı ağacı çiçeklerini dökmüş…

İlk olarak kayısı ağacı çiçeğini döker…

Hangi şiirdi o

BİR KAYISI AĞACI

Şair A. Kadir

Evet böyle diyor şiirinde, İbrahim Abdülkadir Meriçboyu…

Çiçeğin güzelliğinin vurgusu mu etkilesin bizi?!..

Yoksulun sırtından doyanlara mı kızalım?!..

Şair içiçe sarmış duyguları…

Rabbim yokluk yaşatmasın

El açtırtmasın…

Refik Durbaş bir yazısında şunları aktarır: ‘‘ Hapishaneler misali “sürgün”ler de şairlerde, yazarlarda derin izler bırakır ve bunlar bir biçimde yapıtlarına yansır. Bu anlamda zengin bir sürgün edebiyatımız var, denilebilir. Nitekim Kadir Abi’nin Kırşehir sürgününde yaşadıkları elbette dizelere dökülecektir. İki şiirini unutamıyorum: Biri “Hoş Geldin Halil İbrahim”, öteki ilk kez 1962’de kısa bir süre yayımlanan “Büyük Gazete”de okuduğum “Bir Kayısı Ağacı”…İki şiirin de ortak kahramanı köylü İbrahim ile bir kayısı ağacı…

Kadir Abi, “Bir Kayısı Ağacı”nda köylü İbrahim’in yol vergisini ödeyemediği için ailesinin besin kaynağı tek kayısı ağacının nasıl altı liraya odun olarak kesildiğini anlatır. “Hoş Geldin Halil İbrahim”de ise gurbete çıktığı için ürünü sahipsiz kalan İbrahim ve köylülerinin mallarına bir ağanın el koymasını resmedecektir. ’’

Rabbim yokluk yaşatmasın…

Ne tefekkürümüze, ne emeğimize…

Tefekkür edecek o kadar çok şey var ki…

İnanıyoruz ama cahiliye adetlerimiz bitmemiş

Bahar çiçekleri açmış ama görmüyoruz…

Medet Allahım!

Gördükçe güzellikleri, inşaAllah iyi insan olacağız…

‘‘…. çevreye kokular salan çiçekler gibi incelir, zarifleşir ve şiirleşiriz.’’ (SIZINTI,MAYIS 1992)

Şiirlerin güzelliğiyle:…

Kayısı Ağacı

Yayılmış dağlara bayırlara kırlara
Açıyor kayısı çiçekleri dalga dalga
Baharın geldiğini müjdeliyor tabiata
Sevgi mutluluk saçıyorlar yan yana

Bembeyaz oluyor bahçeler bağlar
Açılan çiçekleri bir birini kovalar
Yeşillenir tabiat ağaçlar bayırlar
Yemyeşil olur küçük meyveler dallar

Çağlası hemen yenmeye başlanır
Olgunlaşınca kayısısı tatlanıp ballanır
Ne de güzel sararıp dallarda saklanır
Dertlere deva hastalara şifa olunur.

Soğuk vurmazsa açılan çiçeklerine
Mahsül bol olup güzel para edecek
Memlekette çiftçinin yüzleri gülecek
Damatlar gelin adayları halay çekecek

Tefekkür etmek için kapıları açılır
Çiçeklerin meyvelerin seyri saçılır
Yeşillenerek çevresine oksijenler dağıtır
Fakir fukaranın sevincine neşe katılır
Necati Tarak

Kayısı ağacı..

Gelin çeyizine işlenen nakış gibi,
Mart ayı oldu mu,
Bellerdi babam,
Kökünün çevresini..
Çağalaya dönüşünce çiçeğin
Serçenin ötüşü gibi,
Kırkında bir bebeğin gölüşü gibi,
Baktıkça artırırdın anamın neşesini..

Evimizin önünde,
Sen bir kayısı ağacıydın..
Gölgen azıcık nar kokardı,
Azıcık da kiraz..
Demek kışlık odun oldun da,
Alıp getirdiler seni çarşı pazara..
Peki babam ardın sıra nasıl baktı?
Bilirim anam ağlamıştır biraz..

Demek kışlık odun oldun ha!
Çekin elli yeni lira..

Bahri Kayaoğlu

Şiirin güzelliğiyle…

Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir’in Dinekbağı’ndan.
Küçücük bir ev önünde yaşarım yapyalnız.
Yılda bir çiçek açar,
yılda bir kayısı veririm,
avuç içi kadar.

Yaz olur,
bir kadın silkeler dallarımı,
bir çocuk yerde bağırır,güler,
bense hoşnut olurum.
Hem zaten benim
ne söğütler gibi nezaketim vardır,
ne kavaklar gibi gururum.

Ben bir kayısı ağacıyım
Kırşehir’in Dinekbağı’ndan.
Dinekbağı’nda üç insan severim,
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam,
benim kadar sessiz sedasız,
benim kadar halim selim.

En güzel ay nisan ayı,
toprak yumuşak yumuşak,
en güzel ay nisan ayı.
Yağmur yağdı,çiçek açtı,
bir hoş oldu içerim,
en güzel ay nisan ayı.
Kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola,
başı döner kavakların.
Ben bir kayısı ağacı,
başımda çiçeklerim.

Ben bir kayısı ağacı,
üç insan severim:
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam.
Çocuğun adı Ahmet,
kadının adı Fatma,
adamın adı İbrahim.
Ahmet küçük ve sarı,
Fatma tombul ve beyaz,
İbrahim uzun ve narin.
Bir tek toprak odaları var üçünün,
toprak odanın bir tek penceresi.

Ben bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakarım odaya,
yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
duvarda bir eski kırık ayna,
yerde bir eski kilim,
bir eski hasır.

Bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakar odaya,
çiçeklerinden utanır.

Dün gece gaz yakamadılar,
ayışığında gördüm üçünü.
Üçünün suratı asık.
Önce oturup
zeytin ekmek,taze soğan yediler,
sonra baktılar birbirlerinin gözüne,
sonra esnediler.

Gökyüzü bembeyazdı.
Gökyüzü çiçeklerimin renginde.
Gökyüzünde kavaklar..

Fatma uzandı İbrahim’in yanına,
sağa döndü.
Tombul,beyaz yüzü pencerede,
gözleri açık durdu sabaha kadar.

Çiçeği en önce kayısı döker.
Ben bir kayısı ağacıyım,
döküyorum çiçeklerimi.
Yer beyaz beyaz,
başım yeşil yeşil,
kayısılarım memede.

Haziran gelecek,
güneş yakacaktır tepemi,
kayısılarım balla,şekerle dolacaktır.
Ben bir kayısı ağacıyım,
haziran gelecek,
avuç içi kadar kayısılarım
Ahmet’in ekmeğine katık olacaktır.

Ben bir kayısı ağacıyım.
Kötü bir düşüncedir almış beni.
Geçti bağları budama zamanı,dedim,
dedim,İbrahim gene boşta

Kesildi dedim İbrahim’in yevmiye iki lirası

Dedim çarşıda dört döner ibrahim,
dedim ekmek parası,
zeytin parası,
gaz parası.

Dedim, insanlar
neden yaşatılmıyor
ağaçlar kadar olsun.

Ben bir kayısı ağacı.
Fatma’nın,İbrahim’in,Ahmet’in
yumurtası,şekeri,eti.
Gittikçe artmakta kederim.
Günlerden pazartesi.
Gene geldi,elinde çanta,o şişman adam.
Şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
Durmuş İbrahim kapıda,
yüzü dalgın ve sinirli,
bakıyor eli çantalı şişman adama.

Şişman adam uzattı gövdeme elini,
pencereden korkmuş kuzular gibi baktı Ahmet,
büktü boynunu kuzular gibi.
Ben bir kayısı ağacı.
Gövdemde sarı kağıt.

Yol parasını verememiş İbrahim,
verilmiş haciz kararı.
Yapmayın, dedim.
yılda bir çiçek açarım,dedim.
Etmeyin,dedim.
ekmeğe katık oluyor kayısılarım,dedim.

Bir öğle vakti baktım,
kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola.
Ben kışlık odun,
altı lira

1947, Kırşehir

İSMAİL BAHAR | UKRAYNAHABER.COM

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu