Reklam
DünyaFoto GaleriVideo

Türk diplomatlarına insan kaçırma soruşturması başlatıldı!

İnsan kaçırmanın ve işkencenin suç olduğunu diplomatlar, dokunulunca öğrenecek!

Reklam

Türk Diplomatların, Malezya, Pakistan gibi İslam ülkelerinde yaptığı insan kaçırmayı demokratik ülkelerde de deneyince başları derde girdi.

Nazi Almanya’sından bu yana yabancı bir devletin karıştığı bir kaçırma olayıyla ilk defa karşı karşıya kalan İsviçre, Türk diplomatlar hakkında soruşturma başlattı.

İsviçre, Gülen Cemaati mensubu bir İsviçre vatandaşını kaçırma planları yapan Türk diplomatlar hakkında soruşturma başlattı.

İsviçre’de Fransızca yayın yapan ülkenin en yüksek tirajlı gazetesi 24 Heures’ün özel haberine göre ‘Arcan’ diye anılan vatandaşın eski iş ortağıyla buluşan Türkiye Konsolosluğu’nda çalışan Türk diplomatlar, Arcan’ın yemeğine Gamahidroksibütrat (GHB) atıp bayıltması için ikna etmeye çalıştı. İsviçre istihbaratı, Zürih’in banliyösünde bulunan bir mezarlıkta yapılan görüşmeleri kayıt altına aldı.

DOKUNULMAZLIKLARININ KALDIRILMASI İSTENDİ
Thomas Knellwolf ve Kurt Pelda imzalı özel haberde, görüntülerden kimliği belirlenen ve 2. Katip olarak görev yapan H.K.Y.’nin, skandal patlak verdikten sonra apar topar Türkiye’ye geri çağırıldığı vurgulandı. Kimliği belirlenen ikinci isim H.M.G. (Hacı Mehmet Gani) ise hâlen basın ataşesi olarak vazifesine devam ediyor. İkna çalışmalarına katılan üçüncü şahsın ve mezarlıkta giriş çıkışları kontrol görevi verilen iki kişinin kim oldukları henüz bilinmiyor.

İstihbaratın ulaştırdığı görüntüleri inceleyen İsviçre Hükümeti, başsavcılığa soruşturma talimatı verirken, ilgili diplomatların dokunulmazlıklarının kaldırılması için Türk makamları nezdinde resmi temasta bulundu.

Türkiye büyükelçiliği ise konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı.

Nazi Almanya’sından bu yana yabancı bir devletin karıştığı bir kaçırma olayıyla ilk defa karşı karşıya kalan İsviçre, kaçırılma tehlikesi geçiren vatandaşına resmi koruma tahsis etti.

BÜYÜKELÇİLERİN BİRİNCİ GÜNDEMİ!

Dışişlerindeki kaynaklarımızdan edindiğimiz bilgilere göre; Erdoğan rejiminin büyük elçileri de bütün bu kanunsuzlukları diplomatik dokunulmazlıklarının arkasına sığınarak bulundukları ülkeleri; taciz, şantaj, rüşvet gibi argümanları kullanarak, hukuksuzluklarına alet etmeye ve masumları suçlu gösterme birinci gündemleri olmuş.

12 BİN  DOLAR AYLIK ALAN AKP’Lİ HACI MEHMET GANİ KİMDİR?

İsviçre’de hizmet gönüllüsü bir işadamını kaçırmaya çalışırken ülke istihbaratına yakalanan Hacı Mehmet Gani’nin ismi ilk kez gündeme gelmiyor.

İsviçre’de kaçırılmaya çalışılan bir hizmet gönüllüsünü planları fark ederek korumaya alan İsviçre güvenlik yetkilileri, planlama aşamasındaki olayla ilgili (biri daha sonra Türkiye’ye kaçan) iki Türk görevliyi deşifre etmiş, haklarında soruşturma başlatmıştı. Bu kişilerden Hacı Mehmet Gani’nin İsviçre’ye atanması ayrı bir skandaldı.

2013 yılında milletvekili Oktay Ekşi, Hacı Mehmet Gani’nin tek kelime yabancı dil bilmeden İsviçre’ye basın ateşesi olarak atanmasını ve astronomik maaşını soru önergesi olarak vermiş, gelen cevabı da Fatih Altaylı o dönem (15.03.2013) köşesinde iki kez yazmıştı. İlk yazıda Altaylı şöyle yazıyordu:

Önce sorulara inanamadım, sonra yanıtlara
”Milletvekili Oktay Ekşi, yazılı soru önergesini verdiğinde açık söylüyorum, ortaya attığı iddiaların bir bölümüne inanmamıştım.
“Yok canım. Palavradır. Bu kadarı da olmaz” diye düşünmüştüm.
Oktay Ekşi’nin iddiaları şöyleydi:
Bern Büyükelçiliği Basın Müşavirliği’ne atanan Hacı Mehmet Gani, İsviçre’de kullanılan Fransızca, İtalyanca ve Almanca dillerinden hiçbirini bilmiyordu.
Gani’nin bildiği söylenilen İngilizce ise çat pat bile değildi. “Nasılsınız”dan öte bir İngilizcesi yoktu.
Herhangi bir yabancı dile hâkim olmayan Hacı Mehmet Gani, buradaki görevi karşılığında 12 bin Amerikan Doları maaş alıyordu.
Ama Gani’nin yabancı dil eksiğini gidermek için 6 bin dolar maaşla kendisine bir tercüman alınmıştı.
Gani’nin eşi Özlem Gani de aynı elçiliğe “din görevlisi” sıfatıyla 8 bin dolar maaşla tayin edilmişti. Din görevlisi olarak atanan Özlem Gani’nin ne imam hatip lisesi, ne de ilahiyat fakültesi diploması vardı.
Oktay Ekşi işte bu iddiaları soru önergesi yapınca gördüm ve “Daha neler canım” dedim kendi kendime.
Dil bilmeyen biri böyle bir göreve atanmazdı.
Avrupa Birliği başkentlerinde görev yapan büyükelçilerimiz 6 bin Euro, yani 8 bin dolar civarında maaş alırken basın müşavirine 12 bin dolar, tercümanına 6 bin dolar maaş verilmezdi.
Din görevlisi olarak atanan eşiyle ilgili tüm iddialar gerçek bile olsa 8 bin dolar maaş iddiası biraz abartılıydı.
“Yok artık” dememin nedeni buydu.
Dün Başbakan Yardımcılığı’nın bu soru önergesine verdiği yanıt geldi.
Okudum, okudukça inanamadım.
Yanıtta Mehmet Gani’nin maaşıyla ilgili hiçbir bilgi yoktu, ancak “Maliye Bakanlığı’nca belirlenen aylık ücreti İsviçre Frangı olarak almaktadır” denilerek konu geçiştirilmişti.
Yabancı dil bilmediği iddiasına verilen yanıtta ise “9 ay süreyle TÖMER’de İngilizce kurslarına devam etmiştir” ifadesi dikkat çekiyordu.
Kendisine tercüman olarak alınan kişiyle ilgili olarak da “Belirtilen hizmetleri yürütmek üzere 3000 İsviçre Frangı aylık ücretle hizmet alımı yoluyla bir adet personel görevlendirilmiştir” yazıyordu. Yani tercümanın maaşı 6 bin dolar değil, yaklaşık 4000 dolardı.
Eşiyle ilgili iddialara ise “Gani’nin eşinin Diyanet İşleri Başkanlığı personeli olduğu” belirtilerek “Buna bizim bakanlığımız karışmaz” demeye getirilmişti.
Bu yanıtları okudum ve soruya inanamadığım gibi bu kez de yanıtlara inanamadım.”

ERTESİ GÜN GANİ ALTAYLI’YA MAİL ATTI, ALAY KONUSU OLDU

Fatih Altaylı’nın yazısına cevap veren Hacı Mehmet Gani kendini rezil etmekte gecikmedi…
Bir sonraki yazıda (16.03.2013) Altaylı Habertürk’teki köşesinde şunları yazdı:

BERN Büyükelçiliği Basın Ataşesi Hacı Mehmet Gani, hakkındaki iddialara ilişkin yazılı bir yanıt vermiş dün.
Suçlamalara çeşitli yanıtlar veriyor.
Yanıtta her şey var ama 12.000 Amerikan Doları olduğu söylenen maaşıyla ilgili bir şey yok.
Büyükelçilerin 8 bin dolar civarında bir maaş aldığı yerde basın ataşesinin 12.000 dolar alması hayli ilginç.
Ama ben oraya takılmadım.
Hacı Mehmet Gani Beyefendi, TÖMER’de 9 ay kurs alarak İngilizce öğrenmesinin mümkün olmadığı yolundaki eleştirilere yanıt verirken aynen şöyle yazıyor açıklamasında:
“Hacı Mehmet GANİ 01.10.2008, 23.06.2009 tarihleri arasında 9 (dokuz) ay Ankara TÖMER Dil Eğitim Merkezine İngilizce kursuna gitmiş ve mezun olmuştur. Eğer bu kurslar 9 ayda sadece ‘Have Are You’ ‘nasılsınız’ hitabını öğretiyorsa söyleyecek başka bir söze gerek yoktur.”
Bence de bu açıklamadan sonra başka söze hacet yok.
İlköğretim düzeyinde İngilizce bilenlerin bile yazmakta sıkıntı çekmeyeceği “How are you” cümlesini “Have are you” olarak yazan basın ataşesinin bu yabancı dil bilgisiyle İsviçre medyasını fethedeceğinden ve Türkiye’yi layıkıyla temsil edeceğinden artık hiçbirimizin kuşkusu kalmamıştır.
Bu İngilizce’ye 12.000 dolar az bile…

Altaylı yazının devamında Gani’nin eşinin aldığı maaşı ise Diyanet yetkililerinin kendisini arayarak yalanladığını belirtiyor.

KAZAKİSTAN’DA UÇAĞA BİNERKEN ALIKONULAN 2 TÜRK’TEN, 6 AYDIR HABER ALINAMIYOR

Kazakistan’dan Kırgızistan’a deport edildikten sonra uçağa binerken alıkonulan Enver Kılıç ve Zabit Kişi’den 6 aydır haber alınamıyor. Avukatları, havalimanındaki yetkillere sorduğunda ilgililerin bilgi vermediğini söyleyen aileler, twitter hesabı üzerinden yardım istiyor.

Aileler şu açıklamayı yaptı;

“Enver Kılıç ve Zabit Kişi 16 Eylül 2017 tarihinde Kazakistan Almatı havalimanından uçağa binecekken havalimanında alıkonuldular. 30 Eylül 2017 günü Almatı’da mahkemleri oldu. Mahkeme Kırgızistan Bişkek’e deport edilmelerine karar verdi. 30 Eylül 2017 günü KG 109 sefer sayılı Airastana havayolu şirkt.18:00 Bişkek uçagına bindikten sonra uçak kalkmadan evvel indirilmişler. Avukatları havalimanındaki yetkillere sorduğunda ilgilileri bilgi vermemektedir. 30 Eylül 2017 saat 17’den itibaren Enver Kılıç ve Zabit Kişi hakkında Kazakistandaki ilgili makamlara başvurmamıza rağmen haber alamıyoruz.”

SİYAH TRANSPORTERLAR AZERBAYCAN’DA ORTAYA ÇIKTI: TAHLİYE EDİLDİLER, ARKA KAPIDAN KAÇIRILDILAR!

Azerbeycan’da Gülen Hareketi’ne mensup oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan Ayhan Seferoğlu ve Erdoğan Taylan çıkarıldıkları mahkemenin ardından tahliyelerine karar verildi, ancak mahkeme çıkışında kaçırıldıkları ortaya çıktı.

İki isimden şu ana kadar haber alınamıyor. Ayhan Seferoğlu’nun eşi ise yaşanılan olay karşısında; ‘Allah rızası için yardım edin. 3 çocuğum şu an perişan. Erdoğan abimizin de 4 çocuğu var. Onlar da, aynı durumda.’ diyerek yetkililerden yardım istedi.

İki kişinin 11 gün kaldıkları cezaevinde de olmadıkları ortaya çıktı.

PAKİSTAN KAÇMAZ AİLESİ İŞKENCE GÖRÜYOR TÜRKİYE’DE

Uluslararası koruma altındaki Hizmet Hareketine bağlı Pak-Türk okullarının eski müdürü Mesut Kaçmaz, başkent Lahor’da sabaha karşı ailesiyle birlikte evinden kaçırıldı.

Daily Pakistan gazetesinin haberine göre Kaçmaz ailesi, Lahor’un Wapda Town bölgesinde yaşıyordu. Kasım 2016’da Erdoğan rejiminin baskısı sonucu Pakistan yetkilileri ülkedeki Türk okullarında çalışan Türklerin ülkeden ayrılmasını istemişti. Bu tarihten sonra Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne sığınma başvurusu yapan Kaçmaz ailesi, BM koruması altında bulunuyordu.

KAÇIRILIP BIRAKILAN ÖĞRETMEN KONUŞTU

Kaçmaz ailesiyle birlikte kaçırılan ve kısa süre sonra serbest bırakılan öğretmen Fatih Avcı Daily Pakistan’a konuştu. Avcı, gece 2.10’da evlerinden zorla alıkonulduklarını, başlarına çuval geçirilerek bilinmeyen bir yere götürüldüklerini anlattı.

Avcı, gazeteye verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:

“Ben Fatih Avcı, Türkçe öğretmeniyim. Kasım 2016’dan beri sığınma başvuru sahibi olarak BM koruması altındayım. Kaçırılan Mesut Kaçmaz ve ailesiyle aynı apartmanda oturuyorum. İş arkadaşım Mesut Kaçmaz da ailesiyle birlikte BM koruması altındaydı.

27 Eylül Çarşamba günü saat 02.10’da, Wapda Town’da bulunan apartmanımızın alt katından gürültüler duydum. Alt kata indiğimde Mesut beyin evinin kapısının açık olduğunu gördüm. Kendilerini polis olarak tanıtan sivil kıyafetli 15 kişi içerideydi. Evde herhangi bir arama prosedürü uygulamadılar, zor kullanarak Mesut bey ve ailesini tutukladılar. Mesut beyin eşi Meral hanımı yerde yatarken gördüm. İki kadın polis hanımefendiyi ayaklarından sürükleyerek götürmeye çalışıyordu.

Çiftin genç yaştaki iki kızı korkudan ağlıyorlardı. Bu sırada diğer polisler kendilerine karşı çıkan Mesut beyi itekleyerek kapıya götürdüler. Meral hanıma orantısız güç uygulandığını görünce şahıslara tepki gösterdim, bu sırada bana kelepçe takıp beni apartmanın girişine götürdüler.

Daha sonra Kaçmaz ailesi de yanıma getirtildi. Bizi zorla Toyota Hilux marka pikap araca bindirdiler. Ardından Meral Hanım ve iki kızı dâhil, gözlerimizi bağladılar, başımıza da çuval gibi bir şey geçirdiler. Beni kelepçelenmiş şekilde tuttular, Mesut bey direndiği için ona kelepçe takamadılar, itiş kakıştan sonra ellerini iple bağladılar. Ardından mesut beyin yüzüne birkaç yumruk attılar.

Bilmediğimiz bir yere götürüldük. Araçta, bu şahısların polis olduğunu gösteren herhangi bir iz, işaret görmedim. Sadece siren vardı. Tüm şahıslar sivil kıyafetliydi.

Yaklaşık 30 dakika kadar yol gittik. Gözlerimizi açtıklarında, dayalı döşeli bir kır evinde olduğumuzu gördüm, burası bir misafirhaneyi andırıyordu. Orada başka insanlar da vardı. Sanırım bunlardan bazılar üst düzey yetkililerdi. Polislerden biri bana, “Sen burada olmayacaktın ama kendin karıştın. Seninle işimiz yok. İsmin bizim listede yok. Seni serbest bırakacağız” dedi. Geçen zamanı anlamamız için duvardaki saati bile söktüler.
Gözlerimi yeniden bağladılar ve yaşadığım mahalleye geri götürüp bıraktılar. Ayağımda ayakkabı yoktu, eve çıplak ayakla gitmek zorunda kaldım.

4 kişilik bir ailenin evini 15 şahsın basması korkunçtu. Daha korkuncu ise aileye yapılan kötü muameleydi. Biz sıradan eğitimcileriz ve cani gibi muameleye maruz kaldık.

Şahısların kim olduklarına ve hangi organizasyona bağlı olduklarına dair hiçbir fikrim yok.”

Mesut Kaçmaz’ın arkadaşları ve meslektaşları tarafından verilen bilgiye göre, Kaçmaz ve eşi Meral Kaçmaz, sorgu için Ankara’ya gönderildi. Kaçmaz’a ağır işkencelere maruz kaldı.

MAFYA USULÜ KAÇIRMAYA KILIF BULUNAMADI

Pakistan polisi, Türk aileyi kaçıran şahısların terörle mücadele ekipleri olabileceğini söyledi ancak mafya usulü kaçırma olayıyla ilgili bilgi vermekten kaçındı. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ise olayı yakından izlediklerini belirtmekle yetindi. Ailenin, daha önce Malezya’da yaşandığı gibi hukuksuz şekilde Erdoğan rejimine iade edilmesinden endişe ediliyor.

Ankara’nın Pakistan’da yaşayan Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik tehdidi son bir yılda yoğunlaştı. Türkiye’nin Pakistan Büyükelçisi Sadık Babur Girgin, Türk okullarının kapatılması ve öğretmenlerin sınır dışı edilmesi sürecini yönetmiş, Türkiye’de bulunmamalarına rağmen Türk öğretmenleri darbecilikle suçlayarak Pakistan makamlarına bürokratik girişimlerde bulunmuştu. Türk öğretmenler, Pakistanlı yetkililerin talimatı üzerine bulundukları şehirleri terk etmek zorunda bırakılmışlardı.

Pakistan’da faaliyet gösteren 28 Türk okulunda yaklaşık 11 bin öğrenci okuyor. Hizmet gönüllüsü öğretmenler, 1995 yılından itibaren ülkede görev yapıyordu.

Daily Pakistan adlı internet sitesinin haberine göre, Kasım 2016’da Türk Okulları personelinin zorla Türkiye’ye gönderilmesi gündeme gelmiş ancak Pakistan yargısı ve BM devreye girerek bu girişimi durdurmuştu.

UKRAYNA’DA BENZER FAALİYETLER YÜRÜTÜLÜYOR…

Türk diplomatların Ukrayna’da da benzer faaliyetleri, tarafından ülkedeki yerel mafya yapılanmaları üzerinden yürüttüğü yönünde, sosyal medyada çeşitli paylaşımlar olmuştu.

Fethullah Gülen’e ve Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik MİT, derin gruplar ve mafya eliyle suikast hazırlıklarına ilişkin iddialar netleşiyor.

Daha önce, Twitter’da yaklaşık 50 bin takipçisi olan fenomen Taner Özsoy, AKP’li vekillerin yurtdışında muhalif gurbetçileri fişleyerek katledilmeleri için çalışma yaptıklarını açıkladı.

İktidara yakın kaynaklardan edindiği bilgileri paylaşan, Taner Özsoy, özellikle Ukrayna’da mafya usulü ile katliam yapacakları iddiası sonrasında hesabına iktidara yakın hacker tarafından ele geçirilmesi dikkat çekti.

Taner Özsoy ismini kullanan kişinin @gidinbasimdan hesabından; “Cemaat mensupları, Ak vekillerin ülke ülke dolaşıp gurbetçilerin fişleme raporu aldığını ve sizleri öldürmeyi düşündüğünü biliyor mu?” ve “Ukrayna’da ise PKK’ya yakın bir mafya ile anlaşma yolundan. Katliam için. sorun değil ya, özür dileyince geçiyormuş.” iddialarını paylaşmıştı.

İKTİDAR SON İKİ PAYLAŞIMDAN MI KORKTU?
Derin yapınan faaliyetlerini ifşa eden Taner Özsoy’un hesabı  Erdoğan Rejimine yakın bir gurup tarafından ele geçirildi. Taner Özsoy’un profil resmi yerine Reisicumhur R. T. Erdoğan’ın resmi konulan hesaptaki son twit ise, “Bu hesaba Türk Milleti adına el konuşmuştur.” oldu. Bu söylem ise son dönemde muhalif şirketlere, Hizmet Hareketi gönüllülerinin mallarına el koyan iktidarın yaklaşımını hatırlattı.

Taner Özsoy isimli kullanıcı son paylaşımlarda bazı iktidardaki bazı kişilerin Direkt Mesajlarına atıfta bulunmuştu.

MİT VE TÜRK MAFYASI DA DEVREDE
15 Temmuz’dan önce başlayan ve tuzaklanmış darbe teşebbüsü ile daha da hızlandırılan yurt dışı operasyonları için Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)’in yanı sıra Türk mafyası da devrede.

17-25 Aralık’ta suçüstü yakalanan ve Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet suçuna bulaşan iktidar sahipleri ilk iş olarak mafya ile anlaşmayı tercih etti. Ergenekon sanıkları tek tek serbest bırakılarak yeniden faili meçhul cinayetlerin yolunu açanlar, Türkiye’deki bazı mafya liderlerini hapishaneden çıkardı. Bazılarına da hapisten çıkarma sözü verdi.

“OLUK OLUK KANLARI AKACAK”
Erdoğan’ın ellerine kapanarak özgürlüğüne kavuşan ‘mafya babası’ Sedat Peker, Erdoğan’ın doğduğu Rize şehrinin meydanlarında, “Oluk oluk kanları akacak” demiş ve muhalifleri tehdit etmişti.

 

Otobüs işletmeleri yaparken pervasızca adam öldüren ve mahkemece mahkûm edilmesine rağmen Galip Öztürk’ün serbest bırakılması ve ülkeye dönüşünün de önü açıldı. Öztürk’e ‘Cemaat aleyhine şahitlik yapma’ karşılığında serbest bırakılma sözü verildiği belirtildi. Cinayet davasından paçayı sıyıran Gürcistan’dan, Türkiye’ye giriş yapan Öztürk de kendisine verilecek emirleri bekliyor.

HEPSİ BULUNMUŞ OLDUKLARI ÜLKELERDE TOPRAĞA GÖMÜLÜR”
Çok sayıda cinayet ve suç örgütü yönetmek nedeniyle cezaevinde bulunan Mafya Lideri Alaattin Çakıcı’nın, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a yazdığı mektupla yurtdışında Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi gönüllülerine suikast düzenleyebileceğini ilan etti.

Alaattin Çakıcı, Fethullah Gülen için Amerika’dan talepte bulunulmamasını isteyerek, Gülen ve diğer hareket mensupları için yaptırmayı planladığı suikastla ilgili “Bu aziz milletin içerisinde öyle fedailer var ki Feto’yu belki bu ülkeye getiremezler ama onu Pensilvanya’da toprağa gömerler. Kendileri de bu kutlu dava için orada seve seve ölürler. Dünyanın neresinde üst düzey ‘FETO’ üyesi var olursa olsun istenildikten sonra hepsi bulunmuş oldukları ülkelerde toprağa gömülür. Millete hizmetin mükafatı devlet katında değil Allah katındadır” dedi.

ARANAN SUİKASTÇİ
Çakıcı’nın Gülen’e suikast için gönüllü olması ve Adalet Bakanı’na doğrudan mektup yazacak cesaretinin kaynağı ise yandaş medyanın diğer kalemlerinin yaptığı açık suikast çağrıları.

AKP yanlısı medyanın etkin kalemlerinden Fatih Tezcan, devletin Gülen’e suikast düzenleyecek “bir kişi” hazırladığını belirtmiş, ve “Bunu hasetten söylemiyorum net olarak söylüyorum, Fethullah Gülen denen kişi öldürülecektir” demişti.

MİT’E YURTDIŞINDA SUİKAST YETKİSİ
Vatan Gazetesi ise MİT’e yurt dışında suikast yetkisi verildiğini ve bu yetkinin Cemaatle mücadelede kullanılabileceğini haberleştirmişti.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Avrupa ülkelerindeki faaliyetleri tartışılmaya başlanan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) ölüm ve suikast yetkisiyle hareket edeceği, ülkeden firar eden askerlerin peşinde olduğu ileri sürüldü.

Yunan Proto Thema gazetesi eski CIA ajanlarına dayanarak verdiği haberde MİT’in, kaçak askerleri FETÖ’cü diye dünyanın dört bir yanında yakalamak için suikast emri verildi. MİT’in de 1972 Münih Olimpiyatları’nda öldürülen İsrailli atletlerin intikamını almak için başlattığı Gideon’un Kılıcı operasyonu benzeri bir operasyona başladığını yazdı.

SUİKAST İZNİ MEVCUT
Yunan gazetesine göre, benzer bir operasyon için düğmeye basan MİT, ajanlarını Avrupa ve dünyanın dört yanına gizli kimliklerle gönderdi. Bu kişilere, firari FETÖ’cü askerleri bulup kaçırma ve gerekirse öldürme yetkisi verildi.

İddiaya göre, MİT ekipleri otonom olarak hareket edecek, emirleri yerine getirme yetkileri olacak. Tespit edilmemek için birbirleriyle temas kurmaları da yasak. Hedef tespit edildiğinde Türkiye’ye transferi mümkün değilse hedef kişilere suikast düzenlenme izni verildiği ileri sürüldü.

DER SPİEGEL: PARİS CİNAYETLERİNİN ARDINDA MİT VARDI
Alman Der Spiegel dergisi, Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde PKK üyesi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in öldürülmesinde Türk istihbarat örgütünün rol aldığını ileri sürdü.

9 Ocak 2013’te Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şöylemez’in öldürülmesinde Türk istihbarat örgütünün rol aldığı ileri sürüldü. Alman Der Spiegel dergisi, Paris’teki soruşturma kaynaklarına dayandırarak verdiği haberde cinayeti işleyen Ömer Güney’in MİT’ten destek aldığı, ancak cinayeti bağlı bulunduğu MİT’in emriyle mi yoksa kendi başına mı gerçekleştirdiğinin araştırıldığını yazmıştı.

MİT’E “STASİ” BENZETMESİ
Almanya’daki MİT muhbirleri haberi İngiliz gazetelerinde de geniş yer buldu. Times gazetesi konuyla ilgili haberinde MİT’i, eski Doğu Almanya’nın güvenlik ve istihbarat birimi Stasi’ye benzetti. Haberde “Geçen yıl Almanya’da ortaya çıkan belgeler, casus ağının Türkiye’ye pahalıya patlamadığını, birçok muhbirin sadece Erdoğan’a bağlılıkları nedeniyle gönüllü olarak çalıştığını gösteriyor” denildi. Financial Times’in haberinde ise Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ofisinin, parlamento komitesine gerekli bilgileri vereceğini de belirtti.

MİT MALEZYA’DA ADAM KAÇIRDI!
Türk istihbaratı Malezya’da Gülen bağlantılı 3 eğitim gönüllüsünü zorla kaçırmış devlet eliyle insan kaçakçılığına imza atmıştı.

Uluslararası yalanlarıyla dikkat çeken Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise “Biz de onların peşini bırakmayacağız ve bunun hesabını içeride ve dışarıda soracağız. Dün akşam bize (Malezya’dan) teslim edilen üç kişi de bu kapsamda teslim edilmiştir. Birçok ülkeyle bu çalışmalarımız devam ediyor.” dedi.

Kısa süre sonra hadisenin hukuki temellere dayanan bir teslim etme hadisesi olmadığı açıkça adam kaçırma vakası olduğu anlaşılmıştı.

ÇAVUŞOĞLU’NUN İTT YALANI!
Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın yalanla anılmasına sebep olan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İTT) Hizmet Hareketi’ni terörist ilan ettiğini” açıkladı ancak söz konusu toplantıda Hizmet Hareketi hatta Türkiye ile ilgili hiçbir karar alınmadığı ortaya çıktı.

AKP hükümeti, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) Özbekistan’ın başkentinde gerçekleşen dışişleri bakanları konseyinin 43. toplantısına Hizmet Hareketi’nin terör örgütleri listesine alınmasını öneren bir teklif sundu. Ancak daha önceden olduğu gibi Mısır Dışişleri, teklifin siyasi amaçlar taşıdığı ve kanuni sürecin devam ettiği gerekçesiyle açık bir şekilde itiraz etti.

Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, on milyonlarca dolar lobi masrafı yapmalarına rağmen Hizmet Hareketi’nin terörist bir hareket olduğunu dünyaya kabul ettirme çabaları sonuçsuz kalıyor. Türk medyası da iktidarın gerçeği yansıtmayan propagandasını sürdürmeye devam ediyor.

BAKAN ZEYBEKÇİ: “HEPSİNİ İDAM EDECEĞİZ”
Yurt içinde Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik “toptan ölüm” ve “işkence” emri veren TC Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci,  son dönemde”17-20 bin civarındaki ihracatçımızın emrine bu ülkeyi temsil eden o imtiyazlı yeşil pasaportu vereceğiz” demesi dikkat çekti.

Yurt içinde “işkence” ve “toplu katliamı” öven Bakan Zeybekçi’nin asıl maksadının “İmtiyazlı yeşil” pasaportlar ile “yurtiçindeki sorunları yurtdışına taşımak” mı için yoksa “ekonomi” mi olduğu anlaşılamadı.

YEŞİL PASAPORTLA GELECEKLER!

İhracatçılara “yeşil pasaport” verilmesine yönelik son gelişmeleri de aktaran Zeybekci, şunları kaydetti:
“En son kararlardan bir tanesi, kanunu da çıktı, şu anda yönetmeliğini de Ekonomi Bakanlığı’nda bitirdik. Yaklaşık olarak 17-20 bin civarındaki ihracatçımızın emrine bu ülkeyi temsil eden o imtiyazlı yeşil pasaportu vereceğiz. Bizim başka ülkemiz yok. Bizim başka Türkiye’miz yok. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum.”

“İmtiyazlı yeşil pasaport” alacak kişilerin hangi kriterlere göre seçileceği de belirsizliğini koruyor.

“GEBERTİN BİZİ DİYE YALVARACAKLAR”
Zeybekçi, Türkiye’nin Uşak şehrinde darbeye karşı devam eden 17. demokrasi nöbetine katılanlara hitaben yaptığı konuşmada Hizmet Hareketi’ne gönül verenlere nefretini kustu. “Gebertin bizi diye yalvaracaklar” diyen Zeybekçi’nin konuşması gözaltında ölen öğretmeni, nerede beli olmayan kayıp ev hanımlara neler olduğuna ışık tuttu.

Darbe ve terör bahanesiyle gözaltına alınan, mallarına el konulan, aile fertleri rehin alınan şantaj, tehdit ve iftiraları devletin zirvesine taşıyan ve nefret sözlemi ile dikkat çeken Zeybekçi, Hitler ve Stalin gibi metotlarla Hizmet Hareketi’ne gönül verenlerin işkence yaparak toplu şekilde öldüreceklerini söyledi.

Meydanı dolduran kalabalık vatandaş grubundan gelen ‘İDAM’ sloganlarıyla coşan Bakan Zeybekçi şöyle konuştu:
Ama şöyle bir şey var, gebersek de kurtulsak derler ya bazıları, bunları öyle bir cezalandıracağız ki bırak idamı, gebersek de kurtulsak diye yalvaracak bunlar. Bunları yalvartacağız. Bunları öyle deliklere tıkacağız ki, öyle deliklerde cezasını çekecekler ki, bunlar bir daha o Allah’ın güneşini nefes aldıkça görmeyecekler. Güneş yüzü görmeyecekler. Bir daha insan sesi duymayacaklar. Gebertin bizi diye yalvaracaklar. Gebertin bizi diye. İdamdan da beter olurlar, Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, ‘Millet ne derse o’. Benim kalbimden ve gönlümden geçende odur. Ama şunu da unutmayın. Bunların topunu idam (SOYKIRIM) etseniz de yüreğim soğumaz. 250 şehidimiz geri gelmez. Bugüne kadar evlatlarımızı şehit eden bu hainler, aynı maşa şunu da unutmayın, hukuk idam kararı çıkardığınız zaman geriye doğru işlemiyor. Ama şunu unutmayın bu hainlerden hesap sormak bizim milletimize boynumuzun borcudur. O deliklerde geberelim de kurtulalım diye yalvartacağız bunları bundan emin olun. Yalvartacağız.

Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close