AnalizHaberler

[ANALİZ] Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki sorunları

Türkiye; AB’ye üyeliği konusunda hala somut ve verimli bir sonuca ulaşamadı. Avrupa liderlerinin son yıllardaki tebliğlerinden, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne daimi üyelikten çok; ortak üyeliğe daha hazır olduğu anlaşılıyor. Aslında bu meseleye Türkiye’nin stratejik müttefik olduğu ABD yönetimi çok sıcak bakmıyor. ABD Başkanı Bush Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi için gereken standartları yerine getirdiğini 2008 yılında ifade etmişti.

Ama Avrupa Birliği kamuoyu tam olarak aynı görüşte değil. Avrupa Birliği’ne üye olan ülkelerde düzenlenen anket sonuçlarına göre toplum fikirlerinde bazı sebeplerden dolayı Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine sıcak bakılmıyor. Bunun nedenleri arasında AB’de Müslüman kimliğe sahip bir ülke istenmemesi de var.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Hıristiyan Demokrat Partisi’nin program ölçütlerinde; AB ile ayrıcalıklı ortaklık için Türkiye’nin uygun olduğu kanaatinde. Fransa Cumhurbaşkanı Nikolay Sarkozy de Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkıyor. Şu günlerde Fransa, Türkiye’yi de içine alan; AB benzeri bir organizasyon olan Akdeniz Birliği’ni kurmayı teklif ediyor. Böylelikle Akdeniz Ülkeleri’nin AB ile ilişkilerinde ayrıcalıklı bir statü kazanması amaçlanıyor.

Türkiye’nin AB üyeliğine engel teşkil eden faktörlere gelince; Türkiye’nin AB üyeleri için oluşturulan Kopenhag Kriterleri’yle; iç ve dış politika bağlamında temelde hala tam uyum gösterememesi yatıyor.

Bir diğer şart ise Türkiye’nin kendisine komşu ülkelerle sağlam ilişkiler içinde olmasıdır. Fakat Ermenistan, Irak ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi ile olan ilişkilerin istenen seviyede olmaması da AB tarafından iyi karşılanmıyor.

Türkiye’nin şu anda Erivan’ın negatif yaklaşımından dolayı Ermenistan ile diplomatik ilişkileri bulunmuyor. 2008 yılında Abdullah Gül’ün Ermenistan ile yapılacak maç dolayısıyla Erivan’a yaptığı günübirlik ziyaret, ilişkilerin iyileşmesi için ilk adım olarak değerlendirildi. Ermenistan Cumhurbaşkanı’nın futbol karşılaşmasına Gül’ü bizzat davet etmesi, Erivan yönetiminin de diplomatik ilişkilerin kurulmasına artık sıcak baktığını gösteriyor. Bununla birlikte Ermenistan, 1915 olaylarını Ankara’nın kabul etmesi gerektiğini belirtiyor. Batı Diplomasi’si de 1915 olayları ile alakalı gelişmeleri yakından takip ediyor.

Dönemin ABD Başkanlık Sekreteri Lansing, Başkan Wilson adına gönderdiği mektubunda; Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin Türk ordusunun aleyhinde olarak Ruslara yardım etmesi sonucu 1915 yılında Anadolu coğrafyasından sürgüne gönderildiğine işaret etmiştir. Ermeniler arasında Türklere karşı başkaldırı hareketini başlatan Taşnakların ciddi bir etkisi vardı. Türk Hükümeti’nin kendi coğrafyasında emniyet ve asayişi sağlama noktasında haklı olmasına rağmen, Ermenilere karşı kullandığı güç denge sınırlarını aşmıştı. Aslına bakılırsa Ermenilerin Anadolu’dan kitlesel olarak sürgüne gönderilmesiyle birlikte Türk kaynaklarına göre 100 binlerce kişi diğer verilere göre ise yaklaşık 1,5 milyon kişi ölmüştür.

Ermenilerin Suriye, Filistin, Irak ve imparatorluğun diğer bazı doğu kesimlerine sürgüne gönderilmesi nedeniyle hayatını kaybeden kişiler her Nisan ayının 24’ünde anılmaktadır. Bu Tarih Ermenilerin kitlesel bir hamleyle Osmanlı devletine başkaldırması sonucu oluşturdukları komitenin kapatıldığı, komite liderinin tutuklandığı ve Anadolu’dan sürgün edilmeye başlandıkları tarihtir.

Şimdilerde Erivan ve uluslararası arenada oldukça etkin bir statüye sahip  Ermeni diasporasının lobi faaliyetleri Osmanlı Devleti’nin halefi konumunda olan Türkiye Cumhuriyeti’ne 1915 olaylarını kendi penceresinden gördüğü doğrular bağlamında kabul ettirmeyi amaçlıyor.  Ancak Türkiye yönetimi 1915 olayları yönüyle Osmanlı’yı temsil etmiyor.

Osmanlı rejiminin Ermenistan’a 1915 yılında yaptığı uygulama üzerine bina ettiği lobi faaliyetleri, iki tarafın da çıkarlarına zarar veriyor ve diplomatik ilişkileri kesen suni engeller oluşturuyor. Türkiye’nin bu durumu AB’nin şartlarına uymamaktadır. Ermeni diasporası AB’den destek görmesine rağmen, ABD Kongresi’nde istediği etkiyi gösteremedi. Meclis başkanı açıklamasında; Ermeni sorununun günümüz Türkiye’si ile bir sorununun olmaması gerektiğini, hâlihazırdaki yönetimin Osmanlı ile temsili olarak bir ilişkilerinin olmadığını belirtti.

ABD Başkanı Bush mesajında ‘soykırım’ ifadesini kullanmadı. Ermenilerin anma gününde ‘1,5 milyon Ermeni’nin sürgüne gönderilmesi 20. asrın en acılı trajedilerinden biridir ‘ifadelerini kullanmıştı.

Ermeni Anayasası’nda Türkiye’nin bir ili olan Kars’ın Ermenistan topraklarında olduğuna dair kayıtlar, diplomatik ilişkilerin olmamasının en önemli nedenleri arasındadır.

Ermeni ve Türk makamlarının karşılıklı olarak iddiaları reddetmesi, ilişkilerin iyileşmesi için herhangi bir etki göstermeyecek gibi görünüyor.

2. Dünya Savaşı sonrası Ermenilerin Osmanlı topraklarında sürgüne tabi tutulması, 1948 yılında BM’nin kararnamesiyle ‘soykırım’ olarak uluslararası kavramlar arasına girmiş oldu.

Türkiye herhangi bir şarta bağlı kalmaksızın Ermenistan ile diplomatik ilişkiler içinde olmak istiyor. Erivan’ın toprak talebinin doğurduğu uzlaşmazlık, Ankara ile kurulacak olan diplomatik ilişkilerin arasına kalın duvarlar örüyor, ki bu atmosfer Türkiye’nin AB’ye kabulünde engeller ortaya çıkarıyor. Büyük ihtimalle Türkiye önceden de değinildiği gibi Akdeniz Birliği’nin sınırlarına dahil olacaktır.

Kürt meselesi de Türkiye’yi hem ülke içinde hem de uluslararası arenada zora sokan problemler arasındadır.

Bu sorun, kuzeyinde Kürt Özerk Yönetimi’nin konuşlandığı Irak ile Türkiye arasında çıkmazlara neden olmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK terör örgütü arasında çıkan çatışmalarda 40 binin üzerinde kişi can verdi.

PKK terör örgütü bağımsız bir Kürt Devleti’nin kurulmasını istemesinin yanı sıra, G. Doğu Anadolu’da yaşayan insanların da elektrik, su, yol ve hastaneden mahrum ağır ekonomik şartlarda yaşamlarını sürdürdüklerini iddia ediyor ve bunu propaganda malzemesi yapıyor. Mevcut Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bazı bölgelerde ekonomik ve sosyal reformlar yapılması gerektiğini beyan etmiş ve buna yönelik bazı eylem planlarını uygulamaya koyduklarını eklemişti.

Türkiye daha 2. Dünya Savaşı başlamadan Kürt halkının muhtemel bir kitlesel isyanına karşı sert tedbirler aldı. Savaş sonrası olağanüstü hal ilan edildi. 1978 yılında Anadolu’nun güneyinde Kürtlerin bir kısmı yasadışı bir örgüt kurdular. 1984’ten itibaren terör olayları had safhaya çıkınca 1987 yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olağanüstü hal ilan edildi.  O zamandan beri Türkiye’nin terör örgütüne karşı silahlı operasyonları aralıksız sürüyor. Terör örgütüne problem çözümü için barışçıl bir yol izlenmesine rağmen, herhangi müspet bir neticeye varılamadı.

PKK militanlarının konuşlandığı merkez, Türkiye’nin Irak sınırına yakın Kürt özerk Yönetimi’nin etkin olduğu topraklardadır.

Kopenhag Kriterleri’ne göre Türkiye’nin bilhassa Irak sınırı güvenli ve huzurlu bir hale gelmeli. Ne var ki, PKK terör örgütünün Türkiye sınırlarını ihlal etmesi ile birlikte Türk silahlı kuvvetleri 1992’den itibaren istihbarat çalışmaları ve silahlı operasyonlarını kuvvetlendirip K. Irak’ta örgütün konuşlandığı noktalara hava saldırılarını en etkin şekilde sürdürmektedir.

Türk basınında çıkan haberlere göre, Mart 2008 itibarıyla lazerli roketlerin de kullanıldığı havadan yapılan operasyonların yoğunluğu daha da artmıştır.

Son zamanlarda Türkiye’nin bu konudaki kararlılığı ABD, AB ve diğer ülkelerce daha iyi anlaşılmıştır. 1999 yılında PKK, ABD’nin terörist guruplar listesine girmiştir. 2004’de de AB, bu örgütün eylemlerinin terör kapsamına girdiğine dair bir kararname yayınlamıştır. Ancak bazı şahıs ve kurumlarca el altından yapılan yardımlar PKK’nın ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlamaktadır.

PKK’nın terör eylemlerinin yanı sıra Türkiye’de Leyla Zana’nın (Saharov madalyasının sahibi) önderliğinde Kürt halkının haklarını barışçıl yönden savunan, AB taraftarı bir akım ortaya çıktı. 2007 Aralık ayında AB – Türkiye Meclis komisyonunda PKK’nın bir daha geri dönmemek üzere silahlı mücadeleden vazgeçmesi gerektiğini söylemiştir.

Üyesi olduğu DTP şu anda ömür boyu hapse mahkûm edilen ve terör örgütüne silah bırakma çağrısı yapan PKK lideri Öcalan’ın sözlerine dayanarak; yapılan terör eylemlerini takdir etmediğini belirtmişti.

İngiltere Ankara Büyükelçisi’nin Milliyet gazetesine verdiği demeçte, ‘Şayet DTP barış ve huzur konusunda samimi ise PKK ile arasına mesafe koymalıdır’ ifadelerine yer verdi. Ayrıca AB’nin terör örgütüne Avrupa toprakları kanalından yapılan desteğin tasfiyesi için kararlı olduğunu ve bu konuda Türkiye ile aynı görüşte olduklarını bildirdi.  Büyükelçi Irak ve Kürt Yönetimi’nin PKK terör örgütüne artık destek vermediğine dikkat çekti.

PKK ile yaşanan bu ciddi sorun Avrupa’da farklı bakış açılarının oluşmasına neden oluyor ve etkin bazı yorumlar Türkiye’nin AB’ye girip girmemesi konusunda somut endişeler meydana getiriyor.

PKK’nın sık sık Türkiye Irak sınırını ihlal etmesi, K.Irak’ta eğitilen militanların Türkiye’de kanlı eylemler gerçekleştirmesi, ülkenin refahı ve huzuruna gölge düşürdüğünden dolayı, Türkiye-Irak arasındaki ilişkilerin şu an için normal seyretmediği söylenebilir.

Ama Türkiye ve Irak PKK yapılanmasına karşı ortak mücadeleyi esas alırlarsa, Türkiye Kopenhag Kriterleri’ne göre Irak ile ilişkiler yönünden ideal düzeyi yakalamış olur.

Kıbrıs problemi de Türkiye’nin AB’ye girişi yönünden büyük bir engel oluşturmakta. Bu sorun ancak Yunanistan ile Türkiye ‘nin ortak çabaları sonucu çözülebilirdi. Yunanistan ile G. Kıbrıs bir taraftan, dünya kamuoyunda sadece Türkiye tarafından tanınan KKTC ile TC arasında Kıbrıs sorunu şuan içinden çıkılamaz bir durum haline gelmiştir. Yunan tarafı adanın silahtan ve askerden arındırılması yönünde görüş beyan ederken Türk kesimi bunun aksini ifade ediyor. Kıbrıs adası Anadolu topraklarına 40 km uzaklıkta bulunmaktadır.

Ada yönetimi Türkiye’nin ada üzerindeki garantörlük hakkını askeri güç bulundurarak devam ettirmesine imkân sağlıyor. Bu duruma binaen Türkiye KKTC’nin asker ihtiyacını karşılamaktadır. Türk ve Rum toplumları arasındaki ilişkiler ve adanın geçmişi de göz önüne alınarak, BM çıkması muhtemel bir çatışmanın önlenmesi için somut tedbirler almasına rağmen, Türk Silahlı kuvvetleri adadaki varlığıyla KKTC nüfusunun emniyet ve asayişini güvence altına alıyor. Güney Kıbrıs ise adanın tek bayrak altında birleşmesini savunurken Türk tarafı adada iki ayrı bağımsız devlet kurulmasının uygun olacağı görüşünde. Silah ve askerden tecrit mevzuunda da Türkiye taviz vermiyor. 2007 Aralık ayının başlarında Yunanistan Dışişleri Bakanı Türkiye’nin KKTC’ye 35 bin  asker sevk etmesiyle; Kıbrıs adasının problemlerini çözme noktasında kendisiyle çeliştiğini belirtti.

Kıbrıs sorunu verilen tavizlerin yanı sıra iki AB üyesi ülke Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin, Türkiye’nin AB’ye alınmasını engellemek için bir baskı unsuru olarak kullanılıyor. Şurası da bir gerçek ki GKRK AB’ye uluslararası arenada tanınmayan KKTC ile birleşmeden girdi. Haliyle Türkiye’nin bu problemler ağı içinde AB’ye kabul edileceğini çok gerçekçi bulmuyorum.

Sonuç olarak Sarkozy’nin de ifade ettiği gibi Türkiye’nin, Akdeniz Ülkeler Birliği’ne dahil olmasıyla AB’ye girme meselesi tarih olacaktır. 

 

Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Baş Bilimcisi Boris Potshveriya

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu