Medya

Aydın Doğan’a açık mektup

Erdoğan iktidarının gazeteciliğe de, Türkiye’ye de hayrı dokunmaz!

Reklam

Aydın Bey;

Mektubuma başlarken özellikle not etmek istiyorum. Erdoğan, televizyon ekranlarında, “Bedelini ödeyecekler!” diye bağırırken, Sedat Ergin, Hürriyet’teki odasını topluyordu.
Bu benim içime dokundu.
O iç sızıntısını iyi bilirim.

Bir an, Milliyet’teki 15 yıllık işimin nasıl noktalandığını anımsadım. Erdoğan meydanlarda “Batsın senin bu gazeteciliğin!” diye bağırmış, gazete patronunu azarlayarak ağlatmış, benim köşe de kapanmıştı.

Biliyorum, bir genel yayın yönetmeni ilk defa işini kaybetmiyor. Ayrıca çoktan beri biliniyordu. Doğan Medya Grubu Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ’ın Saray’la elektronik haberleşmelerinde bunun ipuçları vardı. Yalnız Sedat Ergin değil, Hürriyet’in Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek de gidecekti. Bugün ikisi de oldu.

Aydın Bey;

Bu örneklerin bir ilk olmadığı malum. Yakın geçmişi şöyle bir hatırlayın.
Genel yayın yönetmenlerinin atanmasında, köşe yazarlarının belirlenmesinde son söz genellikle Erdoğan’ın oldu. Bunun gibi, bazı yönetici ve yazarların işine de Erdoğan’dan gelen sinyallerle son verildi. Böyle kararlar gündeme geldiğinde, Erdoğan’ın yeşil ışığı arandı. Saray’dan, “Arkadaşımızdır o,” ya da “Biz de onunla Hürriyet’i okuruz,” diye onaylayıcı mesajlar gelince, daha rahat harekete geçildi.
Medya mahfillerinde bu gerçekler biliniyor.

Aydın Bey;

Bu iktidar sizi günahı kadar sevmiyor. Baştan beri öyle. Teslim de olsanız, bir padişaha biat eder gibi boyun da eğseniz, değişen bir şey olmayacak. Gazetenizi, yayınlarınızı ne kadar Saray’ın buyruklarıyla uyumlu hale getirirseniz getirin, Tayyip Erdoğan sizden daha fazlasını talep etmeye devam edecektir. Siz de biliyorsunuz, bu açıdan bugüne kadar yaşadıklarınız da o kadar çok örnek var ki.

Bunlara bakınca, belki anahtarları Saray’a teslim etseniz bile değişen bir şey olmayacak, Erdoğan yine üstünüze gelmeyi sürdürecek.
Bir başka deyişle:
“Ben ettim, sen etme!” deseniz ve yayınlarınızı tek adam rejiminin propaganda bülteni haline de getirseniz, emin olun, Erdoğan için bu yeterli olmayacaktır. Yakın bir mesai arkadaşının Tayyip Erdoğan için yıllar önce bana söylediği bir sözü hatırlıyorum:
“Bizim patron kavgada yumruk saymayı bilmez. Rakibini yere düşürse bile yumruk atmaya devam eder.”

Aydın Bey;

Bu konuları sizinle son iki yıl öncesine kadar zaman zaman konuşmuş, tartışmıştık. Ben ne zaman demokrasilerde medya-iktidar, gazeteci-iktidar, gazeteci-medya patronu ilişkilerini gündeme getirsem, pek belli etmezdiniz ama sinirlenirdiniz.

Medya patronunun medya dışında işleri varsa, bununla kendi medya işlerinin arasına bir duvar çekmesi gerektiğini söylerdim. Bu duvar çekilemezse, gün gelir iktidar, medya patronunun üstüne abanmaya başlar, derdim. Medya patronu, iktidarla al-ver ilişkileri çerçevesinde kendini bir kere kullandırmaya başladı mı, bunun sonunun gelmeyeceğini, medya bağımsızlığının usul usul elden gideceğinin altını çizerdim.

Yönetici olsun, yazar olsun “medya eliti”nin yalnız iktidarlara değil, medya patronlarına karşı da gazeteciliğin ahlak ve ilkelerini savunmaları gerektiğini vurgulardım.

Aydın Bey;

Siz de benim bu görüşlerimi her seferinde, alaycı bir dille, “Hasan Cemal’in romantik görüşleri” diye niteler geçerdiniz.
Bu ender sohbetlerimizde belirttiğim bir başka noktayı da şöyle özetleyebilirim:

Erdoğan iktidarına teslimiyetin sonu yok; doğru olan biat etmek değil, gerçek gazetecilik yapmaktır; Saray’ın hoşlanmadığı haberleri de vermektir; Saray’a itiraz da etmektir; çünkü ne kadar gerilerseniz gerileyin, daha fazlası istenecektir sizden.
Biliyorum, bunların hiçbiri olmadı.
Benim romantik görüşlerim kabul görmedi. Ben de hayal kırıklıklarımı yaşamaya devam ettim.

Aydın Bey;

Bugün geldiğimiz noktaya bakın.
Hürriyet, Karargâh Rahatsız diye bir haber yaptığı için neredeyse çarmıha çekiliyor. Darbenin hasını yapmakta olanlar, sizi “darbecilik”le suçluyor, “Bedelini ödeyeceksiniz” diyerek televizyonlardan kükrüyor ve “evet kampanyaları”nda sizi kullanmaya kalkıyorlar.

Aydın Bey;

Neredeyse kırk yıldır tanışıyoruz. 1980’lerin başıydı. Milliyet gazetesini yeni satın almıştınız, ben de Cumhuriyet’in yeni genel yayın müdürüydüm. Büyükada’da verdiğiniz bir davete Nadir Nadi ile birlikte gelmiştim.

Yıllar ne çabuk geçiyor. Bütün bu yıllar içinde neler yaşandı, neler gördük. Doğrular yanlışlar, sevaplar günahlar eksik olmadı yürüdüğümüz yollarda…

Bugün siz 80, ben 73 yaşındayım. Epeyce eski bir hukukumuz var. Biliyorum, üzülüyorsunuz. Şunu yazın bir kenara: Erdoğan iktidarının gazeteciliğe de, Türkiye’ye de hayrı dokunmaz!

Hasan Cemal – T24 (TARİH 28 Şubat 2017)

Twitter: https://twitter.com/hsncml

 

Reklam
Etiketler
Reklam

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close