Haberler

Türkiye’ye izin vermezler!

Reklam

Kıbrıs görüşmelerinden yine sonuç çıkmadığı haberi, bu başlığı aklıma düşürdü.

 

Evet, Türkiye’ye izin vermezler. Ne kendi sorunlarını çözüp rahatlamasına ne de dünya çapında bir krizi çözüp kredi almasına. Sakın, dünyada işlerin gizli mahfillerde kararlaştırıldığına; kişi veya toplumların iradeleriyle bir şey yapmaktan aciz olduğuna inandığımı sanmayın. Türkiye’nin gücünü küçük görüyor veya potansiyelini bilmiyor da değilim.

Tarihten az haberdar olanlar, milletimizin dünya siyasetini şekillendiren birkaç milletten biri olduğunu bilir. Çok eskiye gitmek de gereksiz. Bizim için büyük acılarla bitse de yüzyıl önce dünya çapındaki büyük savaşın adı Cihan Harbi idi ve ülkemiz bu savaşın taraflarından biri idi. Bugün bağımsız onlarca devletin İstanbul’dan yönetildiği gerçeği de hâlâ zihinlerde taze. Dolayısıyla biz, dünya devleti olmak nedir bilen milletiz. Geçen hafta İstanbul’daki bir panelde ele alınan ‘Yaşatma İdeali’ kitabında Sayın Fethullah Gülen’in dediği gibi vakti geldiğinde bu millet, dünya güç dengesindeki yerini alacaktır.

Ama bütün bunlar, son dönemde karşı karşıya olduğumuz tabloyu gerçekçi gözle değerlendirmeye engel değil. Düne göre özgüveni artan, ekonomisi toparlanan, demokrasisi güçlenen Türkiye, içe ve dışa dönük iki hamle yaptı. İç kanama gibi enerji kaybettiren Kürt meselesini çözmek için teröristbaşı ile görüşmeyi de içeren cesur adımlar attı. Açılım toplantılarında Alevilerin sorunlarını dinledi. İlk kez Başbakan’ın ağzından Dersim için özür dilendi.

Dışa dönük hamleler de iddialıydı. AB üyeliği hedefi bunlardan biriydi. Kıbrıs sorununu çözme iradesi ve bugün Fransa ile başımızı ağrıtan soykırımı bezirganlığını da önleyecek Ermenistan açılımı da.

Dış hamlenin bir ayağı da direkt taraf olmadığımız ama tüm dünyayı etkileyen büyük krizlerin çözümünde rol almaktı. Suriye-İsrail krizini çözme çabası böyleydi. Nükleer krizi çözmek için yapılan Tahran Anlaşması benzer bir adımdı. Suriye, Ürdün, Lübnan ve Türkiye arasında Şamgen denilen vizesiz bir bölge kurma projesi; Gazze’ye ambargoyu kaldırma girişimi de bu yöndeki büyük hayallerden bazılarıydı.

Potansiyel olarak hak ettiğimizi düşündüğümüz ama gerçekte henüz sahip olmadığımız bir düzeyin siyasi anlayışıyla girişilen bu projelerin realize edilmesinde sorun çıktı. Bu adımları atanların iyi niyetine kuşku yok, ama bu çapta sorunların Türkiye patentli bir çözüme kavuşmasına asla izin vermeyecek uluslararası bir düzen var. AB, Rumlara azıcık baskı yapsa Kıbrıs meselesi çözülmez miydi? Sarkozy ve Merkel engellemese, Hırvatistan bile Türkiye’yi geçer miydi? Rusya/ABD; Ermenistan’ı biraz zorlayıp Azeri reyonlarının bir kısmından çekilmeye ikna etse protokoller suya düşer miydi? Ya Tahran Anlaşması’nın başına gelenler?

İdealimizi gerçekleştirmekten uzak düştüğümüz oranda hayal kırıklığı yaşıyor; geleceğe dönük umutları da kırma riski taşıyoruz. Bölgenin önemli aktörlerinden Türkiye, tabiî ki bu sorunlara seyirci kalmayacak; anlamaya, çözümüne katkı yapmaya çalışacak. Ama kendimizi küresel oyuncu gibi hissedip, dediklerimiz olmayınca sinirlenmek psikolojimize zarar verdiği gibi başkalarını da tahrik ediyor. Belki de bunun yerine daha sessizce, her alanda özgül ağırlığımızı artıracak işlere odaklanmak lazım. Türkiye, ancak anlamsız iç çelişkilerini bitirir; enerji kayıplarını önler ve dünyada ilk 10 ekonomi arasına girerse dışarıdaki arzularını da realize edebilir. Gerçi bu sorunların bir kısmı suni; güçlü bir atletin boynuna asılmış değirmen taşları gibi ve dıştan da büsbütün bağımsız değil. Ama yine de tam odaklandığımızda ekonomiden sivil anayasaya, eğitimde kalite sorunundan Kürt meselesine bu sorunları çözme ihtimalimiz, süper güçlerin dahi çözemediği problemleri çözmemizden daha yüksek.Üçüncü kez halkın desteğini alan iktidarın önünde altın fırsat ve omzunda büyük vebal var. Millet dinamik biçimde iktidarın arkasında. Bürokrasi ve yargı, sorunların çözümünde köstekleyen değil önünü açan bir çizgiye gelmiş durumda. Medya, hiç olmadığı kadar çok sesli. Hükümet-Köşk sorunu yok. Askerin engelleyici rolü zorlaşmış.

Ve Türkiye, bunca pozitif faktörün kolayca bir araya geldiği ülke değil. Bu yüzden ülkemizin özgül ağırlığını artıracak adımlar için her saniye kıymetli. Bu fırsatı, içeride kayıkçı kavgasıyla; dışarıda polemiklerle kaçırmak gelecek nesiller adına ciddi sorumluluk.

ABDÜLHAMİT BİLİCİ | ZAMAN

a.bilici@zaman.com.tr
http://twitter.com/ahamitbilici

Reklam
Reklam

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close