Haberler

Referandumda yetmez lakin “EVET” diyeceğim

17 yaşında iken ayrılmıştım Anadolu’dan, tıpkı diğer Şereflikoçhisarlı gençler gibi. Bizim memlekette öyledir; 17’sine basan bir genç kapağı atar dışarıya. Çünkü kazanacak ekmek, çalışacak bir işyeri yoktur.

15 yıldır Türkiye’nin çevresinde dolanıp duruyorum.

10 yıllık Türkmenistan tecrübesinin ardından 2005’ten bu yana Ukrayna’dayım.

32 yaşında olmama rağmen bir kere dahi oy kullanmak nasip olmadı.

Liseyi bitirir bitirmez ülkemden ayrıldığım içinde net bir siyasi görüşe sahip olmadım.

Lakin Türkiye’deki eğitim-öğretim sistemi, her ne kadar matematik, fen, tarih, edebiyatı hakkı ile öğretmese de sizi iyi bir siyaset adamı olarak yetiştirir.

Ben de daha lise çağındayken her Türk genci gibi biraz siyaset anlardım.

Fakat uçağa binip de hep tozlu yollarında gezdiğim Anadolu’ya bir kere havadan baktın mı; iş değişiyor.

Dışarıda kala kala artık hep olaylara içeriden değil dışarıdan bakmaya başlıyorsunuz.

Hikâyeme Türkmenistan’dan devam edeyim. Her ne kadar gazeteci olsam da aslında lisans eğitimim iktisat üzerine idi. Daha ilk adımımızı atmışız üniversiteye, birinci sınıftayım. “EKONOMİYE GİRİŞ” dersinin kitabında enflasyonun nedenleri, sonuçları, mücadele yolları gibi her şeyi açık açık yazılmış buluyorum.

O zamanlar ülkenin başında ekonomi profesörü Tansu Çiller var. Enflasyon canavarı milletin iliklerini kurutuyor.

Enflasyonun çaresi ise daha ekonomiye giriş kitabında yazılı; para basmayı durduracaksın, üretimi ve istihdamı arttıracaksın vs. Dedim ki; “Daha birinci sınıfta enflasyonun nedeni-sonucu öğretiliyorsa bu işte başka iş var.”

Yolun başında iktisatçı olmaktan vazgeçtim. İşin aslını araştıralım, halkın ekserisi gibi her duyduğumuza “Vay be…” demeyelim diye gazeteci olmaya karar verdim.

Zamanla gördük ki bizde gelişmeye kanunlar engelmiş, insanlar değil.

Geçenlerde sırf gezmek için Almanya’ya gittim, bütün çatılarda güneş enerji sistemi ile elektrik üretiliyor. Bu sistem güneşi bol ülkemde neden yok diye düşündüm. Derken gazeteci arkadaşlarıma durumu anlattığımda “kanunen” dediler.

Meğerse vatandaşın kendi kendine elektrik üretmesi kanunen yasakmış, yasal düzenleme de yakında yapılacakmış.

Almanya’dan sonra da Suriye’ye gittim. Özetle birisi bir kıta diğeri başka bir kıta, Türkiye ise arada. Almanya ve Suriye gezileri başlı başına birer yazı konusu olduğu için ileride yazabilirim.

Ben Türkiye’nin çevre ülkelerini gezerken sıcaklardan kavrulan Türkiye’nin sıcak gündemi de referandumdu.

Almanya ve Suriye’ye referandumun getirecekleri ile baktım; birisi epey ileride birisi de epey geride.

Mesela Almanya’da “heron” skandalına karışan generaller anında görevden alınırken, Türkiye’de benzer bir skandal yalandır gerekçesi ile dikkate bile alınmıyor.

Şu sonuca vardım. Yaklaşan referandum da sonuç “evet” çıkarsa Türkiye Almanların standardına bir adım daha yaklaşacak ve nihayetinde onları geçecek bir yola girecek.

“Hayır” çıkarsa nerenin standartlarına doğru yol almaya devam ederiz bilemiyorum.

Referandum Türkiye halkının kendi seçimi ve mevcut yasalar ile ancak buraya kadar geliniyor.

Burada tutup Almanya’nın yaşam seviyesini Almanya’nın hukuk ve demokratik kazanımlarını yazmayacağım, o da başka bir yazı konusu olabilir. Aynı şekilde Suriye de.

Dünyadan az çok haberi olan her iki ülkeyi de zaten bilir.

İki ülkeyi de gördükten sonra referandumda neden “evet” demem gerektiğini daha iyi anladım.

Avrupa’nın sahip olduğu hak ve özgürlüklere bir adım daha ülkemin yaklaşabilmesi için.

Dediğim gibi; ben Türkiye’den 1995’te ayrılırken AK Parti yoktu. O nedenle kimse tutup AK Partili olduğum için “evet” dediğim kanısına varmasın.

Öte yandan sırf AK Parti karşıtı olduğu için “HAYIR” diyenleri anlamakta da güçlük çekiyorum.

Çünkü siyasi partilerin hesaplaşma mecrası genel seçimler olmalı, “anayasa” gibi bütün ülkenin istikbalini ilgilendiren bir referandum değil.

YUNUS ERDOĞDU

yunuserdogdu@hotmail.com

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu