KültürYunus Erdoğdu

Türkmenistan’ı güldüren isim: Ceren Durdıyeva hayatını kaybetti

Sevenlerini bu sefer ağlattı.

Türkmenistan’ın tek bayan rejisörü, hayatını sahne ve komediye bağışlamış eşi az bulunur kadın sanatçı Ceren Durdıyeva’nın muztarip olduğu kanser nedeniyle 7 Ocak’ta hayatını kaybettiği bildirildi. Durdıyeva’nın 8 Ocak’ta defnedildiği belirtildi.

Sevenlerine baş sağlığı ve Durduyeva’ya Allah’tan rahmet diliyoruz.

Türkmenlerin gönlüne taht kuran Ceren Durdıyeva (Jeren Durdyyewa – Джерен Дурдыева) ile gazeteci Yunus Erdoğdu’nun 14 yıl önce 2004 yılı Mart ayında yaptığı röportaj onu daha yakından tanımanıza vesile olacaktır…

İşte o özel röportajın tamamı:

Eğer başınız dumanlı ise onun sahne aldığı bir yerde, başınızın dumanlarının yavaş yavaş dağıldığını görecek ve en sonunda kendinizi oyunun gidişine bırakarak ve başlayacaksınız gülmeye…

Erdoğdu: Ceren hanım Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Durdıyeva: Aşkabat’a yaklaşık 200 kilometre uzaklıkta, Tecen şehrinde doğdum. Annemi 12 yaşımda iken gözlerimin önünde çöken evimizde kaybettim, o zamanın yetkililerin sorumsuzluğundan dolayı evimiz durduğu yerde gözlerimin önünde yıkıldı. Biz sekiz kardeştik, çok çocuklu bir ailede yetiştim. Zaten Türkmenlerde, aileler genelde kalabalıktır bizim ki sekiz, 10-12 çocuklu olan ailelerde var. Daha sonra, Mollanepes Tiyatro Meslek Lisesinde, tiyatro eğitimi aldım ve peşinden okumaya gittiğim, St. Petersburgda ki, Tiyatro Sinema Fakültesi Kukla, Bölümü’nden mezun oldum. Evliyim ve bir çocuğum var. Eşimde bu camianın içinde, kendisi rejisör, kayın babam Meret Atahanov’da itibarlı bir rejisördü biz ailecek sanat içindeyiz. Kayınbabamın adını verdiğim oğlum, ilkokul üçüncü sınıfa gidiyor bazı oyunlarda oda sahne alıyor, bakalım ne kadar yetenekli ileride göreceğiz.

Erdoğdu: Siz çocuk iken büyüyünce ne olmak istiyordunuz?
Durdıyeva: Çocuk iken de ben sadece artist olmak istiyordum, bütün komşularımızda benim için tek söyledikleri ve tek fikirleri benim artist olacağım yönündeydi. Anam beni şimdi yeniden doğursa yine artist olurdum bundan büyük bir haz yok. Sanat insana en vefalı meslek, sen sanata yüz çevirmez isen o sanat asla sana yüz çevirmiyor.

Erdoğdu: Peki siz artist olabilmek için neler yaptınız?
Durdıyeva: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) zamanında, Türkmenistan’da kukla tiyatrosu yok idi. Genç Seyirciler tiyatrosunda sahne aldım. Türkmenistan’da Kukla Tiyatrosunu Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı bağımsızlık sonrasında açtı. Açılmadan önce ben Mollanepes Drama Tiyatrosunda çalışıyordum, doğrusu bana çok dar geliyordu. Sonra çocuk tiyatrosu açılınca ben bu tiyatroya geçtim. ve anladım ki benim yerim çocukların yanı, tam yerimi bulmuşum.

Erdoğdu: Halk sizi nasıl tanımaya başladı.
Durdıyeva: 1979’da Mollanepes Tiyatrosunda, “Kız Vergisi” sahnesinde rol almıştım, sahnede, Hiva Hanı’nın, kız vergisi aldığı zamanlarda kaçırılan bir kızı canlandırmıştım. “Tentek” filmi vardı bu filminde etkisi olduğu kanaatindeyim ama ben zaten hep sahnelerdeyim. Tiyatrolarda monolog yapıyordum, o esprili oyunlarımı halk zaten çok beğeniyordu. Ayrıca çarşıda pazarda halkın devamlı içindeydim, beni kendilerinden birisi olarak görüyorlar, gördükleri zaman sanki 40 yıllık arkadaşınız gibi sahip çıkıyor, dertlerini paylaşıyorlar.

Erdoğdu: Evde nasılsınız, evlisiniz bir çocuğunuz var bunca işin arasında vakit ayırabiliyor musunuz?
Durdıyeva: Aynen söylediğiniz gibi maalesef eve çok zaman ayıramıyorum, evde olduğum zaman ilk işim eşim ve çocuğum için lezzetli yemekler hazırlamak oluyor. onların önüne kendi yaptığım lezzetli yemekleri koyduğum zaman çok mutlu oluyorum. Benim eşimin de rejisör olması, ev hayatımı da işe çeviriyor. bir çatı altında anlaşıp çalışmak zevkli oluyor.

Erdoğdu: Özel yaşamınızda ne gibi meraklarınız var?

Durdıyeva: Ben devamlı insanları mutlu görmek istiyorum, bundan dolayı tek özel merakım insanları hediyeler ile sevindirmek küçük bir hediye ile de olsa onları sevindirebilir isem mutlu oluyorum, bunun yanı sıra çevremden habersiz yani reklam yapmadan yetim ve sakat çocukları ziyaret ederim. Hastalara verebileceğim en önemli şeyin hayat sevinci olduğu kanaatindeyim. Bir defasında kalp hastanesi ziyaretimde, ziyaret öncesinde doktor ile görüştüm doktor hastaların hakkında bilgi vererek kiminin iki ay kiminin bir kaç hafta ömürlerinin kaldığı söyledi. Hastaların karşısına çıktım beni görünce gülmeye başladılar, onlara espri yapıyordum onların yüzü gelirken ben onların kalan kısa ömürleri için yüreğim ağlıyordu. o zaman kendimi bir doktor gibi hissettim. Sanırım ömrümde en çok güldürmekte zorlandığım yer burası idi.

Erdoğdu: Oyunlarınızda en çok neyi konu olarak alıyorsunuz?

Durdıyeva: Benim en önemli hatta birinci derecede ele aldığım konular; çok çocuklu ailede ki anne rolü, aile hayatı ve sevgi ile ilgili konular. bizim insanımız en çok kendi yaşantılarını karşılarını çıkıp kendisine gösterdiğin zaman gülüyor. Ben köyden geldim aslım köylü onun için oyunlarımda genelde köy yaşamından kesitleri gösteriyorum.

Erdoğdu: Oyunlarınızda ilhamı nereden alıyorsunuz?
Durdıyeva: Bazen sahne öncesinde neyi canlandıracağımı düşünüyorum bu konuya konsantre oluyor ve senaryo düşünüyorum. Belki inanmayacaksınız ama çoğu zaman sahnelediğim oyunları, rüyamda görüyorum. Geceleyin gördüğüm rüyayı kalkıp hemen yazıyorum ve sabırsızlıkla sabah olmasını, mesainin başlamasını ve hayalimdeki oyunun bir an önce hayat geçmesini bekliyorum. Ayrıca benim senaryo yazarken yardım aldığım doğdum köyde öğretmen olan yakın dostum Övez var, çoğu zaman senaryoları onunla yazıyorum, ondada yetenek olmasına rağmen, o seçimini öğretmenlikten yana yaptı..

Erdoğdu: Güldürmek nasıl bir iş.
Durdıyeva: Ruhiyet Köşkünde, 3 bin kişinin karşısında sahneye çıkıyorum, insanlar karşımda duruyor, artık bu bir meydan muharebesi; ya yenilmelisiniz yada yenmeli. bizim işte yenilmek düşünülemez. İlk başlarda daha henüz tanınmadığım zamanlarda bu kim ne diyor diye yüzüme bakıyorlardı. Artık halk adımı duyduğunda gülmeye başlıyor, bu iyi bir avantaj. Şimdi düşünün, sakallı sakallı itibarlı yaşlı başlı adamlar, yada yüksek mevkilerde bulunan devlet adamaları, gülmezler, ciddidirler, ellerini yüzlerine koyup parmaklarının arasından bakarlar, oyun devam eder , ilk önce hımm… mıhımm… peh… derken… kimi sakallılar sakal altından, diğerleri de vazifelerini ve konumlarını unutarak gülmeye başlarlar bu benim için zaferdir.

Erdoğdu: Siz en çok nelere gülersiniz.
Durdıyeva: Ben en çok kendime gülerim, kendime gülmez isem, küçük şeyleri, büyük problem yapanlara, kendilerini olduğundan akıllı göstermeye çalışanların hallerine gülerim. Sizde bir bakın onlardan komik olan var mı?

Erdoğdu: Bir kukla tiyatrosunun başında bulunuyorsunuz normal tiyatro ile ne gibi farklılıklar arz ediyor.

Durdıyeva: Bizim oyunlarımız tiyatro oyunlarından ayrı tarafları, en başta oyuncularımıza hitap ettiği kesim çocuklardan oluştuğu için, oyuncuları zaman içinde çocuk gibi oluyorlar, ayrıca düşünün bir kuklanın içinde üç bazen dört oyuncu yer alıyor ve birlikte oynuyorlar, zamanla artık o kişiler bir bütün hal alıyor, beraber düşünen, hareket eden, bir vücut oluyorlar. Normal tiyatrolarda bir insan sahnede bir rol alıyorken bizim tiyatromuz sanatçılarında bir oyunda, farklı karakterlerde dörde varan değişik kuklada rol alabiliyor, buna tiyatrolarda pek rastlanmaz. Diğer tiyatrolarda bize göre aşırı derecede tekstlere bağlılık var, ama bizim kukla tiyatromuzda artistler tekstin dışına çıkabilirler istedikleri kadar tekstin dışında gezinebilir ve yine tekste dönerler bu bizim sahnelerimize gerçekçilik verdiği inancındayım. Ben sahnede oyuncuyu serbest bırakırım, gönüllerinden nasıl geliyorsa öyle oynamalarını sağlamaya çalışırım. Ayrıca kendi oyunlarımızın senaryo yazarı olduğum için bu bize avantaj sağlıyor, oyunu istediğimiz tarafa çekebiliyoruz.

Erdoğdu: Türkiye ve Türk insanı hakkındaki görüşlerinizden bahseder misiniz?

Durdıyeva: İran, Hindistan, Kanada, Bulgaristan, Romanya, Bağımsız Devlet Topluluğu’nun neredeyse hepsini gezdim ama İstanbul gibi şehir görmedim. 3-4 defa Türkiye’ye gittim, Türkiye’de herkes sanatçı. Türkiye’de en çok bunu beğendim bir bağlamanın sesi ile insanlar çıkıp oynuyor buna hayran kaldım. Bence müzikten anlayan millet, iyi millet olmalı. Ayrıca, çok tatlı dilliler, aslında ben yıllar önceden Türkleri tanıyordum. ST. Petersburg’da, tiyatro ve sinema eğitimi alırken, üniversitemizde Amerika’dan Türkiye’den gelen Türk öğrenciler vardı, ben o zaman Türkleri tanımıştım bazı kasetlerde Türk müziğini dinlemiş ve çok beğenmiştim. Ama o zaman, Türkiye’ye gideceğimi, Türk insanını tanıyacağımı, deseler inanmazdım ama bunu çok arzu etmiştim. Türkleri tanıdığım zaman dikkatimi çeken diğer bir konu ise, Türk milletinin çocuklara olan düşkünlükleri idi. bunun ben buradaki Türklerde daha yakinen gördüm bunu. Burada Türkmen-Türk Mektepleri var, onların eğitim metotları da dikkatimi çekiyor bir sınıfta on kişi var diyelim, bu on çocuğu tanıyıp yetenekli oldukları yönde ilerlemelerini sağlıyorlar, çünkü her insan aynı fıtrata sahip değil bunun bilinmesi keşfedilmesi ve çocuklara karakterlerine göre davranılması beni mutlu ediyor.

Erdoğdu: Geleceğe dönük ne gibi planlarınız var.
Durdıyeva: Biz yola çocuk tiyatrosu ile çıktık ama görüyoruz ki çocuklar kadar büyüklerde ilgi göstermeye başladı Sanata değer veren liderimiz Türkmenbaşı bizim için yeni bir tiyatro projesine start verdi. Türk Polimeks inşaat şirketinin yapması beklenen proje bir anıt gibi, benzeri görülmemiş bir proje. Şirket bizim isteklerimizi doğrultusunda projeyi hazırladı. Yakın zamanda hayata geçirilecek. Orada küçükler ve büyüklere tiyatro zevkini tattırmaya devam edeceğiz.

Erdoğdu: Samimi sohbet için teşekkür ederim.

Durdıyeva: Kapımız her zaman açık tiyatromuzda oyunlara bekleriz.

Yunus Erdoğdu – Aşkabat | yunuserdogdu@hotmail.com

WhatsApp, Signal ve Viber: +380 63 665 65 25

Twitter DM açık: @erdogduy

Facebook ve Messenger: facebook.com/erdogduy

İnstagram: https://www.instagram.com/founderofukraynahaber/

Etiketler

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu