Sencer Hanoğlu

Fikirlerine Prangalar Vurulmak İstenenler (2)

Çaresizlerin Mazlumların Sesi Olmaya Adanmış Bir Ömür: “bir gün kadrim bilinirse, ismim ağza alınırsa, yerim soran bulunursa: benim meskenim dağlardır.”

1907 yılının Şubat ayında dünyaya gelir. Babası bir subay, annesi ev hanımıdır.

Çocukluğunun bir kısmı Çanakkalede geçer. Aile olarak , babasının işi dolayısıyla zor zamanlar geçirirler. ,

Sonrasında Edremit’e taşınırlar. Orada okula gitmeye basilar.

İstanbulda eğitim görme hayallerini savaş dönemi olması sebebiyle gerçekleştiremez. Çünkü İstanbulda birçok kurum savaştan dolayı çalışamaz durumdadır.

O da Balıkesir Öğretmen Okuluna kaydını yaptırır. Bu onun için büyük bir fırsat olur. Kendini okumaya, öğrenmeye ve yazmaya verir. İlk şiirlerini ve öykülerini burada yazar. 1926 da babasını kaybeder ve bu onu çok etkiler.

Lisenin son sınıfını İstanbul Öğretmen Okulunda bitirir. Ve öğretmen olarak atanır.

Anadolu’da bir süre öğretmenlik yapar. Milli Eğitim Bakanlığının açtığı sınavda başarılı olur ve 2 yıl Almanya’da eğitim görme hakkı kazanır. Bu da onun için daha farklı bir gelişimin önünü açar. Orada kaldığı yıllarda Almancayı öğrenir.

“Başın öne eğilmesin Aldırma gönül aldırma Ağladığın duyulmasın Aldırma gönül, aldırma…”

Alman ve Rus Edebiyatına ilgi duyar ve bu fırsatı değerlendirir.(1)

Yurda döner ve öğretmenliğe devam eder. Konya ve Aydın’da Almanca öğretmenliği de yapar.

Resimli Ay Dergisinde editor olarak çalışmaya başlar ve burada Nazım Hikmet ile tanışır.

Aziz Nesin ve Rıfat İlgaz ile birlikte Marko Paşa Mizah Dergisini çıkarmaya başlarlar.
1932 senesi geldiğinde onun için sıkıntılı günler başlar. Bir arkadaş ortamında okuduğu şiir Atatürk’e hakaret sayılır ve birkaç arkadaşının şikayeti üzerine 1 yıl hapis cezası alır. ‘Şiirde isim geçmiyor başka birşey kastedilmişti’ şeklinde savunma yapılsa da nafile…

Yani İlk ceza alması bugünlerde de çokça duymakta olduğumuz “Cumhurbaşkanına hakaret suçu” bahanesiyle olur.

Mahkemedeki savunmasında kullandığı ifadeler dikkat çekicidir: ‘“ Ben bir kafa taşıyorum. Bu kafa yalnızca karnımı doyurmak, üstümü giydirmek gibi imkanları izhar edecek bir makine, bir uşak değildir. İnsan dimağlarının ekmek parasından başka da meşgul olması icap eden bir takım meseleler vardır ki bunların gündelik hayatla alakaları yoktur.

Fakat münevver adam diye işte bu ‘ekmek parasından başka şeyleri de düşünene’ derler”.(2)

Hapis sonrası tekrar işe dönmek için bakanlığa yaptığı başvuru yetkililerce reddedilir. Ve eklenir: ‘Eğer Atatürk’e bağlılığını ispat edersen durum değişir’.

Ailesini geçindirmek zorunda olduğu için bir işe ihtiyacı vardır. Yazdığı ‘Benim Aşkım’ şiiri Varlık Dergisi’nde yayınlanır ve göreve tekrar iade edilir. Ama o yine de yazmaya ve toplumsal gerçekleri eserleriyle sunmaya devam eder. O zamanın toplumsal sosyal gerçekleri kaleme aldığı ‘Kuyucaklı Yusuf’ romanı günümüzde bakanlığın belirlediği 100 Temel Eser arasındaki hak ettiği yeri alır.

Ve filmleri yapılır.

Birçok sefer olduğu gibi Marko Paşa’da çıkan bir yazısından ötürü yine hapse girer.

Hapisten çıktıktan sonra da politik mücadelesinden geri adım atmaz, yazıları ile iktidar sahiplerini rahatsız etmeye devam ettiği için hakkında yeni davalar açılır, mahkumiyet kararları çıkar, işsiz kalır, parasızlık çeker. Bu durum onu daha da bunaltır.

Baskılardan , takiplerden ve sıkıntılardan biraz olsun kurtulabilmek için bir şeyler yapmak ister. Hayatına farklı bir yön vermek, düşüncelerini rahatça ifade edebilmek ve belki de bambaşka farklı sebeplerle yurt dışına kaçma girişiminde bulunur. Yurt dışına yasal yollardan çıkışı mümkün olmadığı için kara yoluyla gizlice kaçmak için bir kaçakçı ile anlaşır.

www.UkraynaHaber.com

Bulgaristan sınırına geldiklerinde anlaştığı kaçakçı kendisine ihanet eder. Birileri tarafından kurulan kumpasın uygulayıcısı olan bu kişi bir yolunu bulur ve onu arkadan sert bir cisimle vurarak öldürür. Tarihler 2 Nisan 1948’i göstermektedir. Öldürülürken henüz 41 yaşındadır.

Onun canına kıyan kişi daha sonra itiraf edecek ve ‘Vatan için öldürdüm.’ Diyecek olan Ali Ertekin’dir. Mahkeme tarafından katile 4 yıl ceza verilir ancak o aftan yararlanıp bu cezasını da çekmez.(3)

İşte yazımızda bahsettiğimiz ; bunca zulme maruz bırakılan, fikir ve düşüncesi farklı olması her zamanki gibi muktedirler tarafından tehdit olarak görülmüş olan, şimdilerde müze yapılan Sinop Cezaevindeyken , ‘Hapishane

Şarkıları’ ismini verdiği birçok şiir yazan, Türk Edebiyatının mihenk taşlarından usta gazeteci , şair ve yazar SABAHATTIN ALİ’dir şüphesiz.

Onu ‘‘Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Leylim Ley, Aldırma gönül, Göklerde Kartal Gibiydim, Çocuklar Gibi, Benim Meskenim Dağlardır , Geçmiyor Günler , Kara Yazı, Ben Sana Vurgunum , Melankoli vs’’ gibi daha nice ölümsüz şaheserleriyle tanısa da bir çok kişi; zulme uğrayan ve fikirleri satın alınamadığı için talihsiz bir şekilde birileri eliyle ortadan kaldırılan bir Sabahattin Ali’yi bilmez belki de.

Bir çok senarist onun eserlerin ilham alarak oluşturdukları senaryoları beyaz perdeye aktarmışlardır; Azap Yolu (1967), Hanende Melek (1975), Kuyucaklı Yusuf (1985), Gramafon Avrat (1987), Hasan Boğuldu (1990), Devlerin Ölümü (1990) Kürk Mantolu Madonna (2010) ve Kar Beyaz (2011) filmleriyle Türk sinemasında eserleriyle var olan Sabahattin Ali, sade ve etkileyici dili ve gerçekçi kurgularıyla yönetmenler için her zaman beslenilen bir isim oldu. Eserlerinin yazılmasının üstünden elli yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen kitapları hâlâ en çok okunan eserlerin başında geliyor. (4)

Değeri zamanında anlaşılmamış bir dil ustası olarak günümüzde bestelen şiirleri ve filmlere ilham esintisi olmasıyla dilden dile gönülden gönüle ulaşmakta ve adeta fikirlerine zincir vurmaya çalışanlara aradan uzun zaman geçmesine rağmen meydan okumaktadır usta kalem Sabahattin Ali.

Ama öyle ya da böyle farklı fikirlere prangalar vurmak isteyenler bir kez daha yanılmış ve o zamanın ‘hükümet yıkar(!) denilen fikirler eserleşmiş, nağme olmuş ve yol olmuştur yeni nesillere. Ne hükumetler yıkılmıştır bu fikirlerden ne de terör düşüncesi çıkmıştır bu nağmelerden.

Günümüzde de yaşlı, hasta, kadın, çocuk, bebek demeden yüz binlere işkenceler eden onlara en cani katillere bile uygulanmayan işkenceleri yapan rejim elemanlarını da ONLARIN KARŞISINDA DİMDİK DURAN MAZLUMLARI da elbet bir gün tarih yazacaktır.

‘‘Yedi Yıldır Uğramadım Yurduma Leylim Ley
Dert Ortağı Aramadım Derdime Leylim Ley
Geleceksin Bir Gün Düşüp Ardıma Leylim Ley
Kula Değil Yüreğine Sor Beni’’

Sencer Hanoğlu | @senhanoglu

Kaynaklar:
1.https://www.hukukpolitik.com.tr/2016/04/06/edebiyat-sanik-sandalyesinde-sabahattin-ali/
Hürrem Sönmez- Edebiyat Sanık Sandalyesinde

2. Canım Aliye, Ruhum Filiz, Yapı Kredi Yayınları 2006

3. https://www.wannart.com/faili-mechul-bir-omur-sabahattin-ali/

4. Rıza Oylum – edebiyathaber.net (2015)

Etiketler

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu