Sencer Hanoğlu

Korku iklimi ve insanoğlu…

Her kıssadan, düşer bir hisse...

Reklam

Günümüz dünyasında korku iklimi her yanı sarmış durumda. En basit doğruları dahi dillendirebilmek için büyük cesaret gerekiyor doğrusu. Kendisine verilen aklı ve fikri yok sayarcasına birilerinin emrine vermek bazılarının yegane şiarı olmuş durumda.

Bu durumu adeta özetleyen bir menkıbe var.

Şöyle ki:

“Zamanın birinde hükümdarın birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün bütün maiyetinin (kendi adamlarının) hazır bulunduğu bir sırada:

– Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi bende kriz geçirtebilir, demiş.

Günün birinde, her şeyin eceli gibi beyaz atın da eceli gelir. Ve beyaz at ölür. Hükümdarın adamlarında bir telaştır kopar. Kimse cesaret edemez ki, beyaz atın ölümünü hükümdara haber versinler. Seyis başı, düşünür taşınır, olacak gibi değil. Ben gidip hükümdara haber vereceğim. Öyle olsa da, böyle olsa da bizim kafa gidecek, der. Ve Seyis başı, hükümdarın huzuruna çıkar:

– Hükümdarım, der. Sizin beyaz at var ya!

– Evet der, Hükümdar.

Seyis başı:

– O, yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini yummuş, karnı şişmiş, hiç nefes almıyor, der. Hükümdar :

– Seyis başı, seyis başı! Desene, bizim beyaz at öldü!..

Seyis başı:

– Aman hükümdarım! Ben demedim, siz dediniz hükümdarım, siz dediniz der ve kafayı kurtarır.”

Bu bir menkıbe sonuçta doğrudur yanlıştır bilinmez. Ama her sözün öncesi sonrası elbet vardır. Bu menkıbeye  de hissedar olmak gerekir.

Birilerine ya da bir şeylere özel bir ilgi ve bağlılık hayatın içinde olan  bir durumdur. Ortama ve şartlara göre farklılık arz etse de bazı bağlılıklar  o kadar anlamsız olur ki  havsala bunu ölçmeye yetmez.

İnsan kendisine verilen yüce değerlerden biri olan aklî melekelerle oynanmasına müsaade etmemeli bilakis onu en iyi ve verimli bir şekilde kullanmalıdır. Birilerine körü körüne bağlılığını ispat edeyim derken insanî özelliklerini kaybetmekle karşı karşıya bulunan kişinin aynaya bakıp varlığını sorgulaması elzemdir. Her insan yücedir. Ama var oluş gayesine ters düşen hal ve durumlardan uzak durduğu sürece yücedir. Tabasbus etmek için kırk dereden bakır bakraçlarla su getirmeye çalışmak bu yüceliğe muhaliftir.

Muktedirlerin karşısında doğruları haykıramayan insan da böyledir. O yüceliğinin farkında olmayan ya da bu manayı özünde yok etmiş bir varlıktan başka bir şey değildir. Bazıları boynunu kaybetmekten korkarken  bazıları mal mülk ya da saltanatını kaybedeceğinden korkar. Bu sebeple  padişahın ayağına kapanmak, el etek öpmek ve ona mensubiyetini göstermeye çalışmaktan gayri çareleri yoktur. O ne isterse yapar ne dilerse emrine amadedirler.

Kısacası bağlılık ve tutkunun aşırılığından yanlış olana karşı duramamak ve yanlışlar cenderesinde kıvranmaktır bu. Yani diğer bir tabirle tabasbus ehlinin boyunları kıldan incedir. Boyunlarını büküp  geçiyorlar fani dünya padişahının  önünden. Ama asıl  kıldan ince olandan geçebilme maharetini nasıl gösterecek insanlığını unutmuş olan bir varlık?

Sencer Hanoğlu

Reklam
Etiketler
Reklam

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close