DünyaHaberler

Türkiye’de derin yapı bitmez

Turgut Özal’a CIA tipi bir suikast düzenlendi. Tetikçi öldürülecekti. Salondaki makineli tüfekli kişiyi gözümle gördüm. Pos bıyıklı, avurtları çökmüş o kişi, muhtemelen Yeşil’di. Salondaki bazı delegeler önceden ‘vurulmayın’ diye uyarılmıştı.

12 Eylül 1980 öncesinde İstanbul’da askerî hâkimlik ve savcılık yaptı. Sıkıyönetim askerî savcılığı sırasında terör davalarına baktı. Necdet Üruğ, Necip Torumtay, Haydar Saltık gibi komutanlarla çalıştı. 1983’te Milliyetçi Demokrasi Partisi’nden (MDP) siyasete girdi. Daha sonra ANAP’a geçti, Turgut Özal’ın siyaset arkadaşı oldu. 1988’de Özal’ın vurulduğu kongrede salondaydı. Devlet Denetleme Kurulu’nun ‘Özal soruşturması’nda ifade verdi.

Faik Tarımcıoğlu, Türkiye’nin yakın geçmişi ve ordu-siyaset ilişkisini en iyi bilen siyaset adamlarından biri. Ergenekon ve darbe dava süreçlerini yakından takip ediyor. Kendisiyle tanıklığını yaptığı yakın tarihin bazı önemli olayları ile birlikte bugünkü toplumsal ve siyasi gelişmelerin arka planını konuştuk. Çarpıcı ayrıntılar verdi. Önümüzdeki süreçte masum insanları ve kurumları hedef alabilecek dehşet planlarına dikkat çekti.

-12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat öncesi toplumsal olayların arkasında derin yapıların olduğu ortaya çıktı. Bugün Aleviler üzerinden yine sokaklar hareketlendiriliyor. Ergenekon içeride, yine başarabilirler mi?

Bu sürekli bir senaryodur. Mesela 1993’te Alevi görüntüsü altında Madımak olayı oldu. Sivas’ta fanatikleştirilmiş Müslüman görünümlü adamlar vardı. Bazıları samimi, bazıları ajite edilmişti. Gezi sonrası olaylar da, Maraş, Sivas olaylarının bir devamıdır, başka bir versiyonudur. Hem MLKP’ye hem DHKP-C’ye hem SDP’ye görevler verildi. ÖDP diğerleri bir anda eyleme dâhil edildi. Ama o zihniyetlerin devamı etkili olmadı. Ergenekon eğer dışarıda olsaydı Gazi veya Başbağlar benzeri olayların daha üstünde hadiseler olurdu. Kutuplaşma devam ederse Sisi darbesine (Mısır) yol açar mı? O kadar ileri gidebilir mi? Gidebilir. Dış bağlantıların kesinlikle bitmesi lazım. Seçim öncesi toplumsal gerilimi düşürmek gerekiyor.

-AB ülkelerinde Gladyo bitirildi. Türkiye’de derin yapılar bugüne kadar varlığını nasıl koruyabildi?

Türk Gladyosu’nun çok özel şartları vardır. Türkiye’de derin yapı sosyolojik bir vaka olmuştur. 1700’lerden beri faaliyettedir. Abdulhamid’e suikasta teşebbüs eden, onu tahttan indiren bunlardır. İttihat ve Terakki’nin en önemli kadroları bunlardır, 27 Mayıs’ın gövdesi bunlardır. 28 Şubat zaten bu zihniyettir.

-İtalya’da P-2 çökertildi ama!

İtalya’da vatan-millet-cumhuriyet bizdeki kadar kutsal değil. Türkiye’de kuruluşa o kadar kutsallık izafe edildi ki, devleri sorgulamak vatan hainliği sayıldı. İki, cumhuriyet kurulurken İttihat Terakki’den gelen bütün arızalar tamamen cumhuriyet kadrolarına sirayet etti. Bir şey daha yapıldı; devlet kurulurken aynı anda CHP kuruldu. CHP’ye tüzük ve devletin zihniyeti gereği şu görev verildi: Bütün kadroları CHP atayacak. Yani CHP il başkanı valiyi, kaymakamı, jandarma kumandanı, MİT elemanı dâhil her şeyi ayarlayacak. Böylece derin devlet, CHP’nin kuruluşu ile devam etti.

-1950’de iktidar değişti. Derin yapılar ne kadar zayıfladı?

Menderes’te de derin devlet hâkimdi tamamen. Çok az siyasi iktidar söz sahibiydi. Ona bile tahammül edemediler. 1950’lerde MİT müsteşarı mason, başbakan müsteşarı mason. Müthiş bir masonik örgütlenme Ankara’da vaziyete el koymuştu. Biraz Özal dengeyi bozdu. ‘Kızıl Pençe’ denen Ergenekon’un ağababası bir örgüt, zihniyet ve kudret olarak çok partili dönemde de devam etti.

-Hangi kurumlarda etkinlerdi?

Bütün kurumlar. MİT’in içinde, başbakanlıkta, başbakanlık dışındaki yan kuruluşlarda, Türk Tarih Kurumu tamamen bu ekipten. Kimseyi dışarıdan alma şansı yoktu. Yassıada’dan sonra yargı yüzde 100 onların eline geçti.

-Asker?

27 Mayıs’tan sonra liyakati sebebiyle terfi etmiş bir kişi yok. Ya ekiptensin veya değilsin. Çok az bir ekip, ancak alt kademelerde yükselme şansı buldu. General oldun mu o ekiptensin, aksi halde hayat hakkı yok. Özellikle 27 Mayıs’tan hemen sonra Türk Silahlı Kuvvetler Birliği kurulduktan sonra bunlar bir silsile olarak devam etti. Muhsin Batur ile Faruk Gürler 12 Mart’ın önde gelen iki ismiydi.

-Silahlı Kuvvetler Birliği 12 Mart 1970’e kadar geldi mi?

12 Mart’ı da aşan bir şey, 12 Eylül’e kadar geldi. Emekli olsalar da sistemin içerisinde devam etti.

-Bu yapıda bir numara hep tartışıldı. Bir numara asker mi?

Bir numara, iki numara günün şartlarına göre değişir. Sivil olur, asker olur, bazen sermayedir, bazen üniversite. Veya hareketli sıcak günlerde askerdir.

-Bildiğiniz bir numaralar kimler?

Eski MİT Müsteşarı Teoman Koman bir numaraydı, ama her orgeneral ön planda olmaz, genelkurmay başkanı da olsa o yapının dışında olabilir. Mesela Hilmi Özkök, Doğan Güreş bu yapının dışında. Özal döneminde bir zamanlar Org. K.Y. idi. 1980 öncesi Haydar Saltık, uzun süre bir numaraydı.

-Derin yapıların en belirgin özelliği nedir?

Bunlardan bazıları masonik zincir içinde, bazıları aşırı laikçi. Dine, dinî duygulara asla yer vermeyecek bir ekip. Bir tek başörtülüye tahammülleri yoktur. Mesela Faruk Güventürk, 9 Subay hadisesinin başmimarı, şöyle diyordu: ‘Türkçe ezanın Meclis’ten kaldırıldığı gün boğazımıza yumruk yemiş gibi olduk.’ Aslında 9 Subay hadisesi 27 Mayıs’ın öncüsüydü, 12 Mart’a gelince işin vahameti anlaşıldı. Cemal Madanoğlu başkanlığında bir grup, ‘Millî Demokratik Devrimi’ kurdu. Şöyle dediler; ‘Millî demokratik devrim kurulmadan gerçek devrim olmaz.’ Devrimci subaylar eliyle iktidara el koymak yani bir Baas tipi rejim kurmak o rejimle tabana inmek, bu bir metottu.

-Seçimle gelen iktidarlarla bu yapıların ilişkisi nasıl?

Sistemle entegre olmayanı hizaya getirirler. Yüzde 52 oy alan bir başbakanı hiç istemezler. Yüzde 52 aldın mı hapı yutarsın!

-Özal’ın zehirlenerek öldürüldüğü iddiasının yargı konusu olmasından sonra ailesi üzerinden bazı iddialar sürekli neden gündeme getiriliyor?

Dezenformasyon yapılıyor. Hiram Abas vurulduğunda Soner Yalçın’a, bir kitap yazdırdılar. Siparişti, bütün bilgileri önüne koydular. Araya birkaç şey sokuşturdular. Sonuç şu: Abas’ı kim vurdu? Komünistler olabilir mi, olabilir. Faşistler olabilir mi, olabilir. Mafya olabilir. Peki, birkaç ihtimali verecek bir kitabın manası var mı? Bilgi kirliliği yapılmıştır. Özal’ın zehirlenmesinde örtme operasyonu birkaç defa var. Semra Özal’ı da koydular.

-Niçin Semra Hanım?

Birtakım şeyleri açıklayamaz. Bilerek isteyerek zehirleme? O hayır. Burada bakılacak şey; Panama’ya kim tayin oldu, Kanada’ya kim gönderildi? Köşk’ten aynı gün nasıl gittiler? Panama’ya giden iade anlaşmasına tabi olmayan birisi.

-Adli Tıp Kurumu raporu da ‘4 zehir var’ dedi; ancak ‘zehirden öldü’ demedi.

Adli Tıp’ın verdiği titiz olmayan bir rapordur. Polonyum 210 gelince ölüm olur. Polonyum varsa zaten zehirlenme de vardır. Zehir var mı, var. Bitti. Adli Tıp, titiz, önyargısız o operasyonlara bulaşmamış bir rapor tanzim etseydi, ‘Polonyum bulundu, bu zehirlenmedir, nokta’ derdi.

– Özal neden öldürüldü?

28 Şubat’a karar veren ekip, Çankaya’yı ele geçirmese yapamazdı. Turgut Özal kalsa 28 Şubat olmayacaktı, o sebeple onu götürdüler. Suikast da cumhurbaşkanlığının önünü kesmek içindi.

-Kartal Demirağ, suikast davasının tek sanığı olarak yargılandı. Yalnız mıydı?

Hayır, ikinci bir kişi daha vardı. Suikast amacına ulaşsa Demirağ’ı öldürmekle görevliydi.

-İlk ateşte siz yere yatmadınız mı?

Asla! Ne olacak diye görmek için yere yatmadım. Tam önümüzde bakanlar kurulu masa sandalyeleri var. Kocaman bir çelenk içeri girince birden ayağa kalktım, ‘bunlar muhakkak bir şey yapacaklar’ diye düşündüm. ‘Atın dışarı, atın dışarı’ diye bağırdım. O arada önümüzde görevli, sarkık bıyıklı, iriyarı biri döndü bana sırıttı ‘Sen istediğin kadar bağır!’ der gibi. ‘Biz hallediyoruz’ anlamında. O anda daha da pirelendim.

-Salondaki ikinci kişiyi gördünüz mü?

Gözümle gördüm, bir makineli tüfeği ceketinin altında saklıyordu, uzun boylu, avurtları çökmüş biriydi, kaçtığını gördüm. ‘Kaçıyor’ diye peşinden koştum ama yetişemedim. Erkan Zenger, ‘Yatın’ diye bağırınca herkes kaçtı, o makineli kişi de kaçtı. Pos bıyıklı, avurtları çökmüş, muhtemelen Yeşil’di. Geldim tribünde yerime oturdum. Özal’a, ‘Makineli tüfekli birisi vardı kaçıyordu, büyük ihtimalle Demirağ’ı vuracaktı’ deyince bana şunu söyledi, ‘Faik haklısın, bu silahı Demirağ’ın eline iki el ateş etsin diye vermişler, üçüncü el ateş etme şansı yokmuş.’ İki elde ölüm mukadder, mermi özel üretilmiş, girince vücuda içeriyi parçalayan cinsten. ‘Silah eski, toplama’ gibi şeyler saptırma.

-Üçüncü el neden ateş edemiyor?

Kendini koruma şansı olmasın diye. Amerikan başkanı Kennedy gibi vurulacak, gidecek. CIA’nın düzeniydi bu.

-Sizin bu olayla ilgili üzerinde durduğunuz başka hususlar var mı?

O gün eski ANAP’taki bazı delegelere -Bunların bazıları özeldir, özel harekatçıdır, her partide vardır. ‘Uyuyan güzellerdir’ onlar. Hücrelerdir- ‘Kongrede tribünde vurulmayın’ talimatı verilmiş. Yıllar sonra birisi bana bunu anlattı, ‘Bize vurulmayın dediler’ diye anlattı.

-Suikastta niçin bir örgüt kullanmadılar?

DHKP-C, sönük, bitmiş, dışarıda bunu organize edecek örgüt yok ve ona yardımcı olacak psikolojik destek de mümkün değil.

-Kartal bir piyon. Neden öldürmediler?

Hiç konuşmadı. Şu kadar konuşsa vururlardı. Mustafa Duyar hadisesi gibi bir olay olmasın diye sürekli mesaj veriyor.

12 Eylül’le gelen Kenan Evren’den sonra kimin cumhurbaşkanı olacağı tartışma konusuydu. Turgut Özal’ın yanı sıra Necdet Üruğ’un da adı geçiyordu. Ancak Üruğ’la ilgili çeşitli yolsuzluk iddialarının da olduğu bir ‘MİT raporu’ kamuoyuna sızdırıldı. Tarımcıoğlu, bu raporun Haydar Saltık ekibinin işi olduğunu söylüyor. 28 Şubat’ın başlangıcını bu çatışmaya kadar götürüyor.

-MİT Raporu’nun amacı neydi?

‘Ne Üruğ olsun ne Özal. Haydar Saltık ekibi cumhurbaşkanı olsun’ isteniyordu. Herhangi biri olabilirdi. Ordu ikiye ayrılmıştı. ‘Vatan millet Sakaryacı laikçiler’ ile ‘İsrailci laikçiler’. 28 Şubat’ı ‘İsrailci laikçiler’ gerçekleştirdi. Sonra iki kanat çarpıştı, 28 Şubat tasfiye edildi. 2000’de Kıbrıs’taki suikast olayından sonra Hüseyin Kıvrıkoğlu hiç sevmemesine rağmen Hilmi Özkök’e yol açtı. Genelkurmay başkanı olmasını sağladı. Çetin Doğan, Şener Eruygur, Hurşit Tolon tasfiye edildi. Bu tasfiye daha devam eder. 2014 Yüksek Askerî Şûrası önemli. Necdet Paşa tam ipleri eline almış değil.

-Mumcu, Öcalan-MİT ilişkisini araştırıyordu. Bu konuda Baki Tuğ’la görüşmüştü. Öcalan kimin adamı?

Ankara Yükseköğrenim Derneği diye bir derneğin içinde, Öcalan’a faal bir görev verdiler. Ona, ‘Sen mühim adamsın’ diyen, önünü açan kişi Pilot Necati Kaya’ydı. Derin ilişki o kadar net ki, bir sürü örgüt var, birdenbire hepsi gidiyor, PKK’ya dokunmuyorlar. PKK, JİTEM kurulduktan sonra da müşterek eylem yaptı.

-PKK nasıl biter?

Bitmez. Dışta bitmediği için bitmez. Türkiye’de birkaç derin yapı var. İstihbarat örgütleri etkin. Biri bitse başkası devreye sokulur. DHKP-C yeniden dirildi. Yeniden diriltecek metotlar buldular.

-Cemaat sürekli gündemde ve hedefte tutuluyor. Neden?

Cemaat bütün dünyada önemli faaliyetler yapıyor. İslam’ın gülen yüzü gibi bir misyonu olduğu için herkes dikkatli, onu hedef olarak görüyorlar. Kimseye bağlı değil, bağımsız, gayet güzel hizmetler veriyorlar, giderek artıyorlar, okullar açılıyor, olimpiyatlar düzenleniyor bütün bunları ‘tehlike’ olarak görüyorlar. Diyorlar ki; ‘Bunu tamamen kontrol edecek bir biçime sokacağız, bunun radikalleşmesini sağlayacağız.’

-Nasıl?

Ona diyeceğiz ki, ‘Siz bir silahlı örgütsünüz’, bu suçlamayı yaparak onu ezeceğiz. Öyle ise onların dershanelerine, yurtlarına silah sokalım… Bu bütün devletlerin, gizli servislerin uyguladığı bir metottur. Hocaefendi, çok ihtiyatlı olduğu için muvaffak olamıyorlar. Erzincan olayları buna yönelikti.

-Erzincan’da ne yapmak istediler?

Önce başka bir cemaatle irtibatlıydı. Onda bir şey çıkmadığını görünce bütün dinleme talepleri, her karar genişletildi. İstanbul’a sıçradı, herkes dinlenmeye başlandı, onun üzerinden ‘Bir operasyon yapılır mı?’ diye düğmeye basıldı. Okula, yurda silah sokup, terör örgütü soruşturması açacaklardı. İrtica eylem planı böyle ortaya çıktı. Tamamen Genelkurmay tarafından yapılmıştır. İlker Başbuğ, Hasan Iğsız emri verdiler.

-Bugün yine cemaat fobisi yayılıyor?

Bunlar bitmez, bazen dururlar, bazen metot değiştirirler, ama devam ederler. Bu sistem böyledir. İcap ederse terörü kullanır, icap ederse milliyetçi, muhafazakâr kesimi, icap ederse PKK veya başkalarını kullanır.

İDRİS GÜRSOY | AKSİYON

Etiketler

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

Bir Cevap Yazın

İlgili Makaleler