29 Mayıs 2017
SON HABERLER:

Anket

Sizce erken seçimlerde hangi parti oy kaybeder?





Sonuçlar


Fethullah Güllen, dünyanın önde gelen gazetelerinden Washington Post‘a  bir makale yazdı. Gülen makalesinde Türkiye’nin bütün gücü elinde toplayan ve muhaliflere boyun eğdirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir cumhurbaşkanının elinde tanınmaz hale geldiğini belirtti. Hocaefendi, Batı’nın Türkiye’nin demokrasi rotasına geri dönmesine yardım etmesi gerektiğini vurguladı.

Hocaefendi’nin Washington Post’ta “Artık Tanıyamadığım Ülke Türkiye” başlıklı makalesinin tamamı şöyle;

“Yaklaşık yirmi yıldır sakini olduğum ABD’nin başkanı ile memleketim Türkiye’nin cumhurbaşkanı bugün Beyaz Saray’da görüşecekler. ABD ile Türkiye’nin IŞİD ile mücadele, Suriye’nin geleceği ve mülteci krizi de dahil olmak üzere çok sayıda ortak meselesi var.

Ne var ki  bir zamanlar demokrasisini tekmil ve mutedil bir laiklik anlayışını oturtma yolunda ümit vadeden Türkiye, bütün gücü elinde toplamak ve muhaliflere boyun eğdirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir cumhurbaşkanının elinde tanınmaz hale geldi.

Batı Türkiye’nin demokrasi rotasına geri dönmesine yardım etmeli. Bugünkü görüşme ve önümüzdeki hafta yapılacak olan NATO Zirvesi bu maksada matuf bir fırsat olarak değerlendirilmeli.

Erdoğan, geçtiğimiz yıl 15 Temmuz’da gerçekleştirilen menfur askeri darbe girişimini müteakip masum insanlara karşı sistematik bir zulüm kampanyası başlattı. Kürtler, Aleviler, laikler, solcular, gazeteciler, akademisyenler ya da irtibatlı olduğum barışçı bir insani hareket olan Hizmet camiası katılımcıları dahil 300 bin’den fazla Türkiye vatandaşının hayatı gözaltılar, tutuklamalar, işten çıkarmalar ve başka yollarla mahvedildi.

Darbe teşebbüsü ortaya çıktığında onu şiddetle kınadım ve bana isnat edilmesini net bir dille reddettim. Ayrıca, darbeye katılanların ideallerime ihanet etmiş olduklarını ifade ettim. Yine de delil olmaksızın, Erdoğan beni 5 bin mil uzaktan darbeyi planlamakla suçladı.

Ertesi gün hükümet, bir bankada hesap açmaları, bir okulda öğretmenlik yapmaları veya bir gazeteye haber yapmaları gibi sebeplerle Hizmet’le irtibatlandırdıkları binlerce kişinin listelerini hazırladı. Bu tür bir irtibat sanki suçmuş gibi muamele yaptılar ve bu insanların hayatlarını karartmaya başladılar. Listelerinde, aylarca evvel vefat etmiş isimler ve o sırada NATO’nun Avrupa’daki karargahında görev yapan isimler vardı. Uluslararası gözlemciler tarafından birçok kaçırma, gözaltında işkence ve ölüm vakaları rapor edildi. Erdoğan hükümeti, başka ülkelerde de masum insanları takibe aldı. Mesela, Malezya’ya aralarında 15 senedir orada görev yapan bir okul müdürü dahil olmak üzere üç Hizmet sempatizanını sınır dışı etmesi için baskı yaptılar ki bu kişilerin Türkiye’ye iade edildiğinde hapis ve muhtemelen işkenceyle karşılaşacaklarını söylemek kehanet olmayacaktır.

Nisan ayında cumhurbaşkanı, ciddi usulsüzlük iddialarının gündeme geldiği bir referandumu az farkla kazanarak devletin üç kolunu da kontrol etmesini sağlayan bir başkanlık sistemi kurdu. Aslında tasfiye ve yolsuzlukla bu güçleri zaten büyük ölçüde elinde tutuyordu. Otoriterlik girdabınının bu yeni aşamasında Türk halkı için ciddi endişeler taşıyorum.

Halbuki böyle başlamamışlardı. AKP 2002 yılında, Avrupa Birliği üyeliği hedefine matuf demokratik reformlar vaat ederek iktidara geldi. Fakat zaman geçtikçe Erdoğan giderek muhalif düşünceye karşı tahammülsüz hale gelmeye başladı. Birçok medya organının devletin denetleme kurumları vasıtasıyla kendi yandaşlarına intikalini sağladı. 2013 yazında Gezi parkı eylemlerini şiddetle bastırdı. Kabine üyelerinin adları Aralık ayında büyük çaplı bir rüşvet soruşturmasına karışınca, yargıyı ve medyayı boyunduruk altına alarak karşılık verdi. Geçen yıl 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen “geçici” olağanüstü hal hala yürürlükte. Uluslararası Af Örgütü dünyada hapsedilen tüm gazetecilerin üçte birinin Türkiye hapislerinde olduğunu rapor etti.

Erdoğan’ın kendi halkına zulmetmesi artık sadece bir içişleri meselesi olmaktan çıkmıştır. Sivil toplum, gazeteci, akademisyen ve Kürt vatandaşlara karşı sürmekte olan zulüm ülkenin uzun vadede istikrarını tehdit eder hale gelmiştir. Toplumda hali hazırda AKP rejimi etrafında derin bir kutuplaşma meydana gelmiştir. Türkiye’nin şiddeti meşru gören radikallere kucak acarken Kürt vatandaşlarını ümitsizliğe sevk eden diktatöryel bir rejim haline gelmesi Orta Doğu güvenliği için bir kabus olacaktır.

Türkiye halkının demokrasilerini tekrar ayağa kaldırmak için Avrupalı müttefikleri ve ABD’nin desteklerine ihtiyaçları var. Türkiye 1950’de NATO’ya girebilmek için gerçek manada çok partili seçimleri başlattı. NATO, üyeliğinin gereği olarak Türkiye’nin ittifakın demokratik normlarına sadik kalmasını talep edebilir ve etmelidir.

Türkiye’nin demokrasi yolunda yaşadığı geriye gidişi tersine çevirmek için iki önemli konuda girişime ihtiyaç var.

Birincisi, toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla, uluslararası hukuki ve insani normları gözetecek şekilde ve batinin başarılı uzun vadeli demokrasilerinden alınan derslerden istifade edilen demokratik bir süreçle yeni bir sivil anayasa geliştirilmelidir.

İkincisi, demokratik ve çoğulcu değerleri tartışan ve kritik düşünmeyi teşvik eden bir eğitim müfredatı geliştirilmelidir. Her öğrenci, devlet gücünün bireysel haklarla dengelenmesinin, güçler ayrımının, bağımsız yargının, özgür basının önemini, aşırı milliyetçilik, dinin siyasallaştırılması ve devletin ya da herhangi bir liderinin kutsallaştırılmasının tehlikelerini öğrenmelidir.

Fakat, bunlar yapılmadan evvel Türk hükümetinin kendi halkına yönelik baskı ve hak ihlallerine son vermesi ve mağdur edilen vatandaşların haklarını telafi etmesi gerekiyor.

İhtimal, Türkiye’nin dünyada parmakla gösterilen bir demokrasi haline geldiğini görmeye ömrüm vefa etmeyecek ama niyazım odur ki şu an içinde bulunduğu otoriterlik girdabından çok geç olmadan kurtulsun.”

Washington Post


Kategori Dünya
Pazartesi, 15 Mayıs 2017 20:05

Türkiye'de, gazeteci Oğuz Güven tutuklandı

Türkiye'de muhalif gazeteciler susturulmaya devam ediyor.

15 Mayıs tarihinde Cumhuriyet gazetesi internet sayfası Genel Yayın Yönetmeni Oğuz Güven, "Terör örgütü propagandası yapmak" suçlamasıyla tutuklandı.

12 Mayıs Cuma sabahı Oğuz Güven 07:15'te twitter hesabından gözaltına alındığını duyurmuştu.


Gazeteci Güven, trafik kazasında yaşamını yitiren Denizli Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Alper'le ilgili olarak atılan Twitter mesajındaki başlık nedeniyle 12 Mayıs sabahı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla gözaltına alınmıştı.

Güven’in tutuklanmasıyla Cumhuriyet’in cezaevinde bulunan yönetici, yazar ve muhabir sayısı 11’e, cezaevindeki toplam gazeteci sayısı ise 165’e ulaştı. Tüm liste burada görülebilir.

UKRAYNA HABER



Kategori Medya
Cumartesi, 06 Mayıs 2017 10:42

Türkiye’nin milletlerarası başarısı

Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit, Türkiye’mizin dünyaya sunduğu bir marka olarak, Davos’ta Türk okullarından bahsetmişti. O günlerde Yeni Şafak Davos’u şöyle haberleştirmiş:

‘‘İki kutuplu dünyanın sona ermesi, Kafkaslar'da yeni Türk cumhuriyetlerinin ortaya çıkması ve Balkanlar'daki değişikliklerin, Türkiye'nin politik, stratejik ve ekonomik önemini artırdığını kaydeden Ecevit, "Türkiye demokratikleşme için bir model oluşturmaya azimlidir bütün bölge için" dedi. Ecevit, Türkiye'nin bölge ülkelerinin kalkınmasını desteklediğini anlatarak, Türk işadamlarının yaptığı yatırımlar konusunda bilgi aktardı. Türkiye'nin sivil toplum kuruluşlarının 34 ülkede yüzlerce okul açtığını ifade eden Ecevit, "Bu okullar gençleri, küreselleşmenin sorunlarıyla yüzleşebilecek bir eğitimle geleceğe hazırlamaktadır" diye konuştu.’’ (30 Ocak 2000 Yeni Şafak)

Aynı haber Hürriyet’te de şu şekilde yer almış:

‘‘Türk hükümetinin Balkanlar'dan Rusya Federasyonu'na, Kafkaslar'dan Orta Asya'ya, değişik seviyede okul ve üniversitenin açılışına Türk hükümetinin destek verdiği ... vurgulandı. Buna örnek olarak da isim verilmeden Fethullah Gülen'in okulları gösterildi ve şöyle denildi:

‘‘NGO'lar (Non Govermental Organizations-Türk vakıfları ve sivil toplum örgütleri), dünya çapındaki faaliyetlerini artırdılar. 34 ülkede 154 okul açtılar. Üstelik de bunlar sadece Türkiye'nin komşularında değil; Tanzanya'dan Kamboçya'ya, Tayland'a Avustralya, Rus Federasyonu ve Moğolistan'a kadar uzanan birçok ülkede yer aldı.’’ ’’(30 Ocak 2000 Hürriyet)

Günümüze gelelim:

3 Mayıs 2017 tarihli Yeni Şafak ve Hürriyet’te yer alan bir haber:

‘‘Malezya'da ..... Turgay Karaman ile İhsan Aslan'ın ulusal güvenliğe tehdit oluşturduğu gerekçesiyle gözaltına alındığı bildirildi.

Malezya Emniyet Müdürü Halid Ebubekir, Karaman ve Aslan'ın dün akşam saatlerinde ceza yasasının 130. maddesi çerçevesinde ulusal güvenliği tehdit suçlamasıyla gözaltına alındığını açıkladı.

....

Karaman ve Aslan'ın daha önce kaçırıldıkları yönünde iddialar ortaya atılmıştı.’’(Yeni Şafak)

‘‘Polis Müdürü Khalid Abu Bakar Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, okul müdürü Turgay Karaman ve işadamı İhsan Aslan'ın ceza kanununun "terör eylemleri" başlıklı maddesi uyarınca dün tutuklandıklarını bildirdi.

Bu kişilerin Malezya'daki faaliyetleri hakkında başka bilgi verilmedi.’’(Hürriyet)

Her iki gazetenin haberinde de kaçırılmanın bir iddia olduğu belirtilerek, Malezya emniyeti tarafından tutuklandığı, gözaltına alındığı belirtiliyor.

Bu bizim ‘‘başarı’’mızdı da muhatap olunan baskı sonucu mu Malezya böyle bir açıklama yapmak zorunda kaldı?

Daha önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Ekim ayında Malezya'nın Gülen hareketi ile bağlantılı 3 kişiyi Türkiye'ye teslim ettiğini söylemişti:

‘‘Malezya'dan ... ülkemize teslim aldık. Şunu bilsinler nerede olurlarsa olsunlar, ülkemize bu acıyı yaşatanlara hesabını yargı önünde soracağız, onları yargıya teslim edeceğiz. Türkiye'de de, yurtdışında nerede olursa olsun alıp getirip yargıya teslim edeceğiz.’’(14 Ekim 2016 Hürriyet, Yeni Şafak)

Malezya’nın yaptığı biı operasyonsa biz niye sahip çıkıyoruz?

Vatandaşımıza sahip çıkma refleksi midir?

Yok, bunlar suçludur; Malezya’nın da marifeti değil, onları biz kaçırdık diyorsak...

Sahip çıkıyor, evet adam kaçırıyoruz diyorsak bu ‘‘uluslararası başarımız’’, sınırları aşan markamız yüzümüzün akı mıdır?

Yakaladığımız seviye bu mudur?

Bugün Türkiye’nin geldiği nokta milletlerarası adam kaçırma mıdır?

Tüm dünyaya, ülkesinin güzelliğini anlatan eğitim müesseselerinden, onların bir marka oluşundan bahsedilen günlerden, milletlerarası bu eğitim başarısından  milletlerarası adam kaçırmaya gelinen günler...

KEREM ASLAN | UKRAYNAHABER.COM


Kategori Kerem Aslan

İntihar denilen bütün şüpheli ölümler, yeniden araştırılacak. Ölümlerin gerçekleştiği resmi kurumlar ve hayatını kaybeden kişilerle temasa geçen kolluk kuvvetlerinin hukuk işlediğinde hesap verecek...

Türkiye'de 15 Temmuz'da ana muhalefetin kontrollü darbe olarak adlandırdığı malum darbe girişiminden bu yana çoğu Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisi olduğu iddiasıyla 145 bin civarında kişi meslekten ihraç edildi ya da açığa alındı.

Hapse atılanlar arasında 2 bin 248 çocuk annesi 500'ü aşkını 0-6 yaş arası çocuğa sahip 20 bine yakın ev hanımı da bulunuyor.

Tutuklular arasında hiç siyasetçi bulunmazken kermeste öğrenciler için gözleme yapan ev hanımından barış için imza atan (Barış İçin Akademisyenler bildirisi imzacısı) muhalif sendikalara üye akademisyenlere kadar çok sayıda kişi var.

20 Temmuz'dan bu yana basında yer alan haberlere dayanarak BBC Türkçe'nin elde ettiği verilere göre, açığa alınan, tutuklanan ya da meslekten ihraç edilen çeşitli meslek gruplarından -çoğu kamu görevlisi- en az 37 kişi şüpheli bir biçimde intihar etti.

Mağdur yakınları ise, tutukevinde işkenceyle öldürülen kişilerin "intihar" şeklinde kayda geçirildiğini iddia ediyor.

KAYIPLAR KAÇAKLAR GERÇEK ÖLÜ SAYI BİLİNMİYOR!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da bugün yayımlanan OHAL intiharları raporunda ise, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana 35 intihar tespit ettiklerini açıkladı. Ulusal ve yerel basın yayın kuruluşlarında yer alan haberler, polis tutanakları ve resmi makamların açıklamaları derlenerek oluşturulan raporda, "Bu yalnızca bir durum tespitidir. Araştırmalar devam etmektedir" ifadeleri yer aldı.
Son olarak dün yapılan polislere yönelik operasyondan sonra iki intihar haberi daha geldi. Açığa alınan 9 bin 103 polis memurundan ikisi haberi aldıktan kısa süre sonra Ankara ve Osmaniye'de yaşamlarına son verdi.

24 farklı ildeki "sözde" intiharların neredeyse yarısında, devletin tahsis ettiği beylik tabancaları kullanıldı. 8 kişi ise tutuklu ya da gözaltında iken cezaevi ya da nezarethanede intihar etti.

CHP'nin tespit edilebildiği 35 intihar vakasının; 13’ü evde, 7’si cezaevinde, 1’i nezarethanede, 1’i yurtta, 8’i çalıştığı kurumda, 5’i dışarıda gerçekleşti. İntihar edenlerden 17’si polis, 4’ü asker, 4’ü öğretmen, 2’si infaz koruma memuru, 1’i rehberlik uzmanı, 1’i kaymakam, 1’i cami imamı, 1’i savcı, 1’i mühendis, 1’i öğrenci, 1’i doktor ve 1’i diş hekimi. İntihar vakalarından bazıları rapora şöyle yansıdı:

NASIL ÖLÜ BULUNDULAR?
Öğretmen Ergülü Yıldız: 47 yaşındaki Eğitim-Bir-Sen üyesi Yıldız, müdür yardımcılığı yaparken darbeci olduğu gerekçesiyle açığa alındı, ardından da gözaltına alınıp adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Öğretmenler Günü’nde, asılmış halde bulundu.

Öğretmen Mehmet Karadoğan:
Afyon’da görev yaptığı dönemde arkadaşları ile ortak kullandığı internet hattı üzerinden yasak bir siteye girdiği ve darbeci olduğu gerekçesiyle ile açığa alındı. Arabasında av tüfeğiyle öldürülmüş şekilde bulundu. Karadoğan’ın cebinden “Beni affedin, doğru olan yol buydu” yazılmış bir kâğıt çıktı. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Öğretmen Behçet Emdi: 15 Temmuz’un ardından hemşire eşi ile birlikte ihraç edildi. Gözaltına alınan Emdi, koğuş tuvaletinde kendi ayakkabısının bağı ile asılmış halde bulundu.

Polis Muhammet Mertoğlu:
Emniyet Müdürü Mertoğlu beylik tabancası ile vurularak öldü.

Polis Hakkı Topal: İki çocuk babası Topal, asılmış şekilde bulundu.

Polis Cahit Korkmaz:
Teşkilatta dinlenme odasında kalbinden vurulmuş halde bulundu.
Bıraktığı notta, “Sizleri seviyorum, intiharımda sizlerin bir etkisi yok. Sadece korkum beni bu duruma getirdi” demiş. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Polis Fatih Ezber:
Açığa alınan Ezber, ocak ayında görevine iade edildi. Daha sonra Sürmene Emniyet Müdürü olarak atanan evli ve 2 çocuk babası Ezber, beylik tabancası ile vurulmuş halde bulundu. Arkasında “Ailem ve yakınlarım sizi üzmek istemezdim, beni affedin” yazılı bir not bırakmış. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Polis Hasan Erkuş: Açığa alındığı duyurulan 9 bin 103 Emniyet teşkilatı mensubu arasında ismini gören TBMM Koruma Daire Başkanlığı’nda görevli polis memuru 23 yaşındaki Erkuş, evinde beylik tabancası ile vurulmuş. Ölmeden önce yakınlarını sosyal medya hesabına “Ben vatan haini değilim. Vatanıma hiçbir zaman ihanet etmedim” diye yazılmış.

Yarbay Levent Önder: Beylik tabancasıyla vurularak ölmüş.

Yarbay İsmail Çakmak: Tutuklandığında verdiği ifadede, alay komutanının toplumsal olay var diyerek Kartal Köprüsü’ne gönderdiğini, darbe girişimini burada öğrendiğini, ardından da birliğe kışlaya dön emri verdiğini belirtmiş. Silivri Cezaevi’nde merdiven boşluğunda kendini çarşafla asarak intihar ettiği iddia edildi.

Rehberlik Uzmanı Ali Derebaşı:
Müdür olan, evli ve 3 çocuk babası Derebaşı’nın eşi darbe soruşturması kapsamında açığa alındı. Yeni eğitim yılının ilk günü anaokuluna giden Derebaşı, müdür yardımcısının odasında kendini astığı öne sürüldü.

Kaymakam Necmi Akman:
17 Temmuz günü görevden alındı. Ölümü, "20 Temmuz günü konutunu koruyan polis memurunun belindeki tabancayı ani bir hareket ile alarak kafasına ateş edip intihar etti" şeklinde kayıtlara geçirildi. Akman’ın ailesine yazdığı 6 sayfalık mektup ta darbe ile ilgisinin olmadığını anlattığı, "sözde" yazdığı notta ailesine kara leke bulaştırmayı kabullenemediği filan ifade edildi.

Cami İmamı Hasan Taştan: Hakkâri’de öğretmen olan oğlu darbe suçlaması ile tutuklanınca, cami cemaatiyle yatsı namazını kıldıktan sonra lojmanına gitti, evin kapısına kendini astığı öne sürüldü.

Mühendis Burak Açıkalın:
“Fuat Avni” isimli Twitter kullanıcısına bilgi aktaran isimlerden biri olduğu iddia edilen çok gizli bilgilere sahip olduğu bilinen Açıkalın cezaevinde ölü bulundu.

Polis Hasan Hüseyin Can: Açığa alındı, daha sonra gözaltına alınıp adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Evde tabancası ile vurulmuş halde bulundu.

Doktor Orhan Çetin: Açığa alınan Çetin, çalıştığı hastanenin 10. katından düşerek öldü. Raporda atladı denildi.

Doktor Mustafa Sadık Akdağ: Gözaltına alındı, sorgunun ardından serbest bırakıldı. Olayın etkisinden kurtulamayan Akdağ, Trabzon’da kaldığı evde tabancayla vurularak öldü. Akdağ arkasında, “Ölümümden kimse sorumlu değildir. Bana bir suç atıldı. Bu suçu bana atanları Allah’a havale ediyorum” yazan bir not olduğu anlatıldı.

Öğrenci Kamil İsmail Aydın:
Babası tutuklu bulunan Kamil İsmail Aydın’ın öldü. İnönü Üniversitesi Tıbbi Pataloji Bölüm Başkanı iken kapatılan Bank Asya’da hesabı bulunduğu gerekçesi ile tutuklanan Prof. Dr. Nasuhi Engin Aydın uzun süreden bu yana cezaevinde bulunuyordu. Cezaevindeki kişilerin aileleri ölümle tehdit ediliyor dışarıda çekilen videoları izletilip masum insanlara iftira atması isteniliyor.


Kategori Türkiye

İnternetin "en büyük ansiklopedisi" Wikipedia'nın tüm dillerdeki versiyonlarına Türkiye'de sabah saatlerinden bu yana erişilemiyor.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) sayfasında "Site Bilgileri Sorgu Sayfası" üzerinden sorgulandığında siteye "idari tedbir" uygulandığı belirtiliyor.

Erişim engelinin nedeni ise açıklanmadı.

Erişim engeli ilk olarak Türkiye'deki internet erişim engellemelerini ve çevrimiçi sansürü eş zamanlı olarak takip eden Turkey Blocks tarafından duyuruldu.

Geçmişte Vikipedi'ye sayfa bazlı engel uygulandığını belirten Turkey Blocks'tan Alp Toker "Daha önce, mahkeme kararıyla sayfalar tek tek engellenebiliyordu. Ancak Wikipedia'nın 2015'te HTTPS (güvenli hiper metin aktarım iletişim kuralı) protokolüne geçmesinin ardından erişim sağlayıcıları artık tüm siteyi engellemek zorunda kalıyor" dedi.

Erişim engelinden tüm büyük internet sağlayıcıların kullanıcıları etkileniyor.

Wikipedia'ya getirilen erişim yasağı sosyal medyada da büyük tepki çekti. Erişim yasağı Twitter'da günün en çok konuşulan konusu oldu.

"Özgür Ansiklopedi" sloganını kullanan Wikipedia, kullanıcıların katkısı ile hazırlanan internetin en büyük ansiklopedisi.


Kategori Bilişim

Ukrayna'nın doğusunda Harkiv ve güneyindeki Dnipro şehirlerinden Türkiye’ye fuhuş için kadın götüren uluslararası çete suç üstü yakalandı.

İçlerinde Türkiye vatandaşlarının da bulunduğu uluslararası kadın ticaretini yapan çete çökertildiğini bildiren Harkiv milli polis müdürlüğü 29 yaşındaki bayan, 39 ve 56 yaşlarındaki Türk erkekleri ile ile birlikte genç bayanların yakalandığı belirtildi.

Çetenin, Türkiye’ye kadın götürdüğü ve orada fuhuş yapmalarını da organize ettiği tespit edildi.

Yakalanan 19 ve 21 yaşındaki genç bayanların Türkiye’deki ismi açıklanmayan bir gece kulübünde fuhuş maksatlı çalışacağı anlaşıldı.

Şüpheliler Dnipro ve Harkiv şehirlerinde göz altına alındı ve dosya açıldı. Yakalanan şahıslar hakkında soruşturma çalışmaları devam ediyor.

YEVGENİYA AKÇURİNA | UKRAYNA HABER


Kategori Gündem

Ukrayna İstihbarat Teşkilatı (SBU), uluslararası organ kaçakçılığı yapan iki Türkiye vatandaşını Borispol Havalimanı'ndan çıkış yaparken göz altına aldı.

Ukrayna Kolluk Kuvvetleri, Ukrayna'daki yoksul insanları tespit edip böbreklerini satmak için ikna ettiği sağlık turizmi adı altında ticari bir yapı kurarak bağışçılara 13-15 bin dolar arasında para verilerek organların işadamlarına alındığını tespit etti. Ukrayna istihbaratından yapılan açıklamada her ay 4-5 kişinin bu yolla organının alındığı organizatörlerin ise operasyon başına 80-100 bin dolar kazanç sağlandığı iddia edildi.

Yakalan şahıslar mahkemeye çıkartıldı. Soruşturma devam ederken mahkeme, organ ticareti yapmakla suçlanan Türk vatandaşlarının tutuklu yargılanmasına hükmetti. Zanlılardan biri, duruşmada yaptığı savunmada, ise 'Bu kişiler, hastalarımızın donörleri ve yakınlarıydı' dedi.

Organ kaçakçılığı ile suçladığı zanlıların 8 ila 15 yıl arasında hapis cezası alabileceği belirtildi.

@erdogduy | YUNUS ERDOĞDU - yunuserdogdu@hotmail.com


Kategori Gündem

Ukrayna'nın başkenti Kiev'de, «Ukrayna ile Türkiye arasındaki işbirliğindeki ikilemler: değerler ile millî çıkarlar» konusu üzerine güvenlik uzmanlarının katılımıyla "Güvenlik Münazarası" gerçekleşti.

Ukrayna Devlet Haber Ajansı «Ukrinform» Medya Merkezi'nde; «Ukrayna Prizması» Dış Politika Konseyi ile Friedrich Elbert Vakfı Ukrayna Temsilciliği'nin organize ettiği münazaranın moderatörlüğü «Ukrayna Prizması» Dış Politika Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi aynı zamanda Ukrayna Gelecek Enstitüsü Analiz Uzmanı Nadiya Koval tarafından yapıldı.

11 Nisan'daki münazaraya, Friedrich Elbert Vakfı Ukrayna Temsilciliği, «Ukrayna Prizması» Dış Politika Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı, Ukrayna Bilgi Politikası Bakanı Birinci Yardımcısı, uzmanlar, Ukraynalı ve Türk diplomatların katıldı.

Son dönemdeki gelişmeler perspektifinden Ukrayna ile Türkiye arasındaki işbirliğinin konuşulduğu münazarada; Ukraynaca, Rusça ve İngilizce simültane tercüme yapıldı.

GÜNDEM TÜRKİYE'NİN GELGİTLERİ...
Ukrayna Özel Görevler Büyükelçisi Serhiy Korsunskıy gibi etkili isimlerin katıldığı münazarada günübirlik siyasetlerle Rusya ile ABD arasında sıkışan bir batıya bir doğuya savrulan Türkiye'nin diplomatları çok zor anlar yaşadı.

Ukrayna ile Türkiye arasındaki diyalogun bugünkü durumu, iki ülke arasındaki stratejik işbirliğini neleri kapsadığı, Türkiye’nin verdiği dönülmez kararlar, Anayasa Referandumunun Türkiye’nin uluslararası arenadaki imajına etkileri, Ankara ile Moskova arasındaki yakın işbirliği, Türkiye ile AB arasında derinleşen kriz ışığında Ukrayna ile Türkiye’nin ekonomi ve güvenlik alanında işbirliği yapma olanakları, Ukrayna ile Türkiye arasındaki serbest ticaret alanının oluşturulmasının gizli riskleri, gibi konular üç  saat yakın süre zarfında derinlemesine konuşuldu.

MÜNAZARAYA, MARİNA VOROTNÜK DAMGA VURDU
Türkiye'nin gelgitleri ve içine girdiği çıkmazı münazarada en iyi dile getiren isimlerden birisi, «Karadeniz Bölgesi’ndeki Güvenlik Araştırmaları» Programı Koordinatörü «Ukrayna Prizması» Dış Politika Konseyi Uzmanı Marina Vorotnük oldu.

Marina Vorotnük,
Türkiye ile Ukrayna ilişkilerindeki kimsenin üzerine gitmeye cesaret edemediği gerçeklere Türk diplomatın yanı başında açık bir şekilde değindi.

YOLUNU ŞAŞIRAN ÜLKE: TÜRKİYE
Türkiye’nin son dönemdeki çalkantılı iç ve dış politikası sergilediğine dikkat çeken Vorotnük; uzmanların kullandığı şu tanımlarını; «kaybedilmiş Türkiye», «yolunu şaşıran ülke: Türkiye» ve «demokraside geriledi» nitelemeleri dile getirdi.

Birkaç yıl önceye kadar uluslararası siyasi arenada sıkça «örnek alınacak devlet» olarak tanımlanan Türkiye’nin adının son dönemde daha çok «demokraside gerileme», «insan haklarının ihlali» ve «otoriterleşme» gibi terimlerle anıldığına dikkat çeken Vorotnük, Türkiye'de, 16 Nisan'da yapılacak Anayasa değişikliği referandumu nedeniyle yeninden gündemde olduğunu belirtti.

REFERANDUM NE GETİRECEK?
Vorotnük, hafta sonu gerçekleşecek referandum için ise şunları söyledi: "Söz konusu referandum ile Türkiye’nin politik sistemini Reisicumhur R. T. Erdoğan’ın menfaatlerini karşılayacak şekilde değiştirilecek. İktidar sahiplerini birçok konuda daha da yetkilendirilmesini sağlanacak. Bu değişiklikler yapılırsa, Türkiye’de başbakanlık makamı kaldırılacak, bir partiye mensup olmaya devam edecek cumhurbaşkanının ise hükümeti istifaya gönderme ve ülkenin asıl makamlarını dağıtma gibi yetkileri olacak. Bu değişiklikler yapıldığı takdirde Türkiye’nin demokrasi yolunda ilerlerken birçok zorluğa katlanarak sağladığı pozitif değişikliklerin tehlike altında kalmasının yanı sıra ülkede mutlaka politik plüralizm ile ifade özgürlüğü krizi yaşanacak. Son yıllarda Türkiye, 2016 yılının Temmuz ayındaki askeri darbe girişimi akabinde güçlü demokrasinin giderek azalması sebebiyle çok eleştirildi. Başarısız darbe teşebbüsünden sonra kendisine karşı bir mücadele olarak tanımlanan bir hareket başlatıldığında sadece darbenin hazırlanmasıyla suçlananlar değil; daha çok geçerli iktidara karşı muhalif olan sivil toplum kuruluşları, basın organları ile medya temsilcileri baskı altına alınarak sürgüne gönderilmiştir." dedi.

TÜRKİYE İLE BATI ARASINDAKİ DEĞERLER UÇURUMU GENİŞLİYOR
Türkiye ile Batı ortakları arasındaki değerler uçurumu daha da genişleyerek derinleştiğini ifade eden Vorotnük, diğer taraftan Ankara ile Moskova arasındaki ilişkilerde buzların çözüldüğünü kaydetti.

Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin karşılıklı çıkarlara dayanarak kriz öncesi günlere dönüldüğünü, Karadeniz Bölgesi, iki büyük devletinin güvenlik konusunda müşterek hakimiyete dayalı işbirliği yaptığı, Rusya ile birlikte 2017 yılının Ocak ayında Astana’da tertip edilen temaslara katılıp Suriye’de gerçekleştirilen Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamındaki hareketlerini Rusya’nınkine uydurmaya çalıştığı, Türkiye'nin, hem kendisinin hem de Rusya’nın Suriye krizinin giderilmesinde önemli rol oynamasını sağladığını ifade eden Vorotnük, bunun karşılığında ise Türkiye’nin, NATO ile işbirliğine fren koyduğu, kendi başına NATO’nun rakibi olan Rusya Federasyonu ile işbirliğinin sürdürdüğünün altını çizdi.

TÜRKİYE İLE ABD İLİŞKİLERİNDE GÜVENSİZLİK DÖNEMİ
Türkiye'nin batıdan bağımsız yürüteceği ittifakların çok hassas olduğuna dikkat çeken Vorotnük;
"Türkiye’nin kendi stratejik partneri ABD ile ilişkilerinde derin bir güvensizlik krizi yaşanmakta olduğunu ABD Dışişleri Bakanı olan R. Tillerson’un 30 Mart 2017 tarihinde Türkiye’ye gelmesi, bu krizden çıkılmasını sağlayamadı. En azından iki sorun, hâlâ çözülmemiş durumdadır; bunlar, resmi Türkiye’nin 2016 yılının yaz mevsiminde teşebbüsü yapılan askeri darbenin hazırlanmasıyla suçladığı Türk vaizi F. Gülen’in Amerika’dan kovularak Türkiye’ye gönderilmesini istemesi ile ABD’nin Suriye’deki Kürt askerlerine destek verme meselesidir. Ankara’nın, Amerika’nın yeni yöneticilerinin bu konudaki yargılarını değiştirmesine dair umutları bir türlü gerçek olmuyor." dedi.

UKRAYNA, TÜRKİYE'DEN NE İSTİYOR?
Ukrayna'nın Türkiye'den ne istediğine ilişkin sorunun cevabını ise uzman isim Vorotnük; "Ukrayna, Türkiye’nin demokrasi prensiplerine göre yaşayan istikrarlı bir ülke olup kendi Avrupa yolundan ayrılmadan Rus saptırmacılığını durdurma gücüne sahip NATO’nun bölgedeki temsilcisi olmasını isterdi. Türkiye’nin Rus Federasyonu’na karşı izlediği politika başta olmak üzere batı eğilimlerinden sapması, müteakip yıllarda kendisinin Ukrayna ile geliştirdiği ilişkilerde problemlerin çıkmasına neden olabilir." uyarısında bulundu.

Karadeniz havzası ülkelerinin diplomaside sıkça kullanılan «Karadeniz bizi birleştiriyor» iddiasından uzaklaşıp kendi menfaatlerini karşılamakla meşgul olduklarına vurgu yapan Vorotnük, Türkiye’nin sergilediği tavırların Ukrayna’nın millî çıkarlarına aykırı olduğunu söyledi.

TÜRKİYE, UKRAYNA'NIN MİLLİ MENFAATLERİNİ TEHDİT EDİYOR!
Türk diplomatların ve uzmanların gözünün içine bakarak açık bir şekilde Türkiye'nin Ukrayna'nın milli menfaatlerini tehdit ettiğini söyleyen Vorotnük,  sözlerine şöyle devam etti: "Örnek verecek olursak, akla iptal edilen «Güney Akımı» doğal gaz boru hattı projesi ile «Türk akımı» boru hattı projesi gelir. Güney ülkelerine doğru taşınan doğal gaz Ukrayna toprakları üzerinden geçirilecek olsaydı bu, ülkemizin enerji güvenliği için ciddi bir sorun çıkartabilirdi. Türkiye’nin AB ile ABD’nin Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırımları desteklememesi, kendi menfaatlerimizin stratejik ortaklarımızınkinden farklı olabileceğine işaret etmektedir. İç politikanın gündemde olan hassas meseleleri, iki taraflı diyalogun dışında kalır. Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’nda birkaç defa patlayıp uzun zaman içinde devam eden ihtilalleri temkinli bir şekilde takip eden Türk ortaklarımız, bölgedeki statükoyu sarsabilecek her şeyi olumlu karşılamazdı. Bu yüzden statükosunu koruduğu söylenen Türkiye, sık sık bölgedeki bütün süreçleri koordine etmek isteyen bir ülke olarak nitelendirilir. Ukrayna da Türkiye’deki olaylar ve Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin gelişme tarzı konusunda çok fazla yorum yapmaktan kaçınmaktadır. Ukraynalı diplomatların karşılaştığı en mühim sorunlardan birisi, Türkiye’nin Rusya ile askeri ve politik alanlarda yaptığı işbirliğinin bölgedeki güvenliği tehlikeye attığını anlatan mesajı Türk ortaklarına duyurmak ve kavratmak için en uygun şekli bulmaya çalışmasıdır. Ukraynalı diplomatlara göre bu iki mesele, ikilemli duruma gelinmesine yol açmaktadır."

GEZİ RUHU HALA GÜÇLÜ!
Geleceğe dair tahminlerde bulunmak hususunda çok dikkatli ve ölçülü olmak gerektiğini ifade eden Vorotnük, "Türkiye’yi sadece Erdoğan’ın yönettiği Türkiye olarak değerlendirmek yanlıştır çünkü bu ülkede Gezi ruhu hâlâ çok güçlüdür." dedi.

15 Temmuz sonrasında Erdoğan'ın ilan ettiği: "Yenikapı Ruhuyla" Ukrayna'da hareket eden Türk diplomatların Ukrayna'da her fırsatta ajitasyon yapmasına rağmen Ukraynalı uzmanın gündemdeki Yenikapı Ruhu'nun aksine Türkiye'de güçlü bir Gezi Ruhu bulunduğuna dikkat çekmesi Türkiye'yi ne denli yakından takip ettiklerini bir kez daha gösterdi.

TÜRK DİPLOMATLAR GÜNDEMİN GERİSİNDE
Münazarada Türk diplomatların ise Reisicumhur Erdoğan'ın Avrupa'ya; ""Faşist", "Nazi" ve "haçlı kulübü" gibi nitelemeler yapması ve kriz çıkarttığından, Türkiye'nin Avrupa Birliği ekseninden kayıp doğudaki Şanghay İşbirliği Örgütü eksenine doğru kaydığından habersiz oldukları görüldü.

Türk diplomatlar,
batı yanlısı Türkiye'nin Rusya uçağı vurduğu günlerden kalma söylemlerini sürdürmesi ise, "Acaba gündemi takip etmiyorlar mı?" sorusunu akıllara getirdi.

Türkiye'nin gelgitlerine yetişemeyen Türk diplomatın, Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne vizesi girmenin arifesinde olduğundan bihaber, Türkiye'nin, Ukrayna'nın AB ile entegrasyonuna destek olacağını söylemesi katılımcılarda şaşkınlık oluşturdu.

Türkiye'nin Rusya ile dostane ilişkiler kurduğunu görmemezlikten gelen Türk diplomatın Ukrayna'ya AB yolundaki destek sözleri, "Çok yakında, Türkiye, Ukrayna'dan vizesiz rejim ve AB üyeliği konusunda destek isteyecek haberi yok." şeklinde değerlendirildi.

@erdogduy | YUNUS ERDOĞDU - yunuserdogdu@hotmail.com


Kategori Gündem

Yapılan bütün anketlerde "Hayır" tercihinin önde olması nedeniyle oy çalmak gerektiğini itiraf eden AKP'liler oy çalma işlemine hızlı başlayınca pişti oldu.

Yüksek Seçim Kurulu, Frankfurt’taki oy verme işlemlerini talimatla durdurdu. Kararın gerekçesi ise bir seçmenin birer dakika arayla iki ayrı sandıkta oy kullanması.

Yüksek Seçim Kurulu, Frankfurt’taki oy verme işlemlerini talimatla durdurdu. Sözcü gazetesinden Ali Gülen'in haberine göre, olayın nedeni ise, "evetçi" olduğu öne sürülen Nizamettin Uyanık isimli 66 yaşındaki bir seçmenin, birer dakika arayla, Almanya’nın Frankfurt kentindeki iki ayrı sandıkta oy kullanmasıydı.

BİRER DAKİKA ARAYLA İKİ OY
Dün sabah saat 09.47'de Frankfurt Başkonsoosluğu'nun bahçesindeki seçim bürosuna gelen Uyanık, saat 09.47'te 3 nolu sandığa gönderildi. Burada kimliği kontrol edildi ve ardından oyunu kullanabileceği belirtildi. Uyanık oyunu kullandı. Daha sonra yanındaki 4 no'lu sandığa geçti ve burada da kimliğini gösterdi.

CHP’Lİ ÜYE FARK EDİP İTİRAZ ETTİ
Sandık başkanı, kimliği kontrol edip yeniden oy pusulası ve zarf verdi. Seçmen de, yeniden mührünü bastı ve oyunu attı. Bu sırada CHP'li üye durumu fark edip itiraz etti. Ancak, itiraz gecikmişti ve oy sandığa atılmıştı. Hemen YSK temsilcisi ile Frankfurt Başkonsolosluğu alarma geçirildi.

YSK: HEMEN SANDIĞI KAPATIN
Ankara'daki Yüksek Seçim Kurulu'na durum iletildi. Yüksek Seçim Kurulu, “Hemen oy verme işlemini durdurun” talimatı gönderdi. Bunun üzerine oy verme işlemi durduruldu. YSK'ye durum anlatıldı ve yeni talimat beklendi.

YSK, iki saat sonra oy verme işleminin yeniden başlatılmasını kararlaştırdı. Oy sandığa atıldığı için, bu konuda bir şey yapılamayacağı, ancak sorumlular hakkında yasal işlem yürütüleceği belirtildi. YSK'nın konuyla ilgili yazılı talimatı ve kararı ise, dün akşam saatlerinde Frankfurt Başkonsolosluğu'na gönderildi.


Kategori Türkiye
Hayat sürprizlerle dolu. Bazen tatlı, bazen de ne yazık ki acı sürprizlerle. Sizleri kısa süreliğine başka bir dünyaya götürmek istiyorum. Dışarıdan bakınca, içerisi hayal bile edilemeyen başka bir dünya, burası cezaevi...

Ben de mahallenin okulunda öğretmenlik yaparken, minibüsün camından görürdüm Manisa E Tipi Cezaevi’ni. Bilmezdim, yüksek duvarların arkasında ne hazin hikâyeler, ne acılar gizlidir. Şimdi ise, vatanına 26 yıl hizmet eden bir din dersi öğretmeninin canını yakıyor, uzaktan gelen zil sesleri.

Gökyüzünü bile 60 m2’lik bir alandan görebildiğin bir dünya burası. Kafanı kaldırdığında, önce sıra sıra dizili dikenli telleri görüyorsun, sonra daracık gökyüzünü. Burada herkes kuşları kıskanıyor biliyor musunuz? Öyle güzel ve özgürce uçuyorlar ki... Avluya dizilip gökyüzünü ve kuşları izliyoruz.

Buradakilerin yarası hiç kapanmıyor, gözyaşları hiç dinmiyor. Herkes kendinden önce, geride bıraktığı boynu büküklere ağlıyor burada. Ben de 88 yaşındaki anneme, “ifade verip geleceğim” ayrılmıştım evden. Şeker hastası, gözleri iyi görmeyen annemi, Allah’a emanet edip, tek başına bıraktım evde. Tam üç ay oldu. Anamın hiç dinmeyen masum gözyaşlarında kimler boğulur bilmem!

Diğer taraftan, tam yedi aydır tutuklu bulunan eşimin, sekiz senedir felçli babası ve kalp hastası annesiyle ben ilgilenirken, artık onlar da Allah’a emanet. Üstelik ben ihraç, eşim ihraç, iki çocuk ve yaşlı anne babalar sahipsiz.

Yaşları henüz yirmilerde olan gencecik kızlarımız var burada ve yetmişine yakın yaşlılarımız. Akranları sinemalarda, kafelerde eğlenirken, aylardır tutuklu olan kızlarımız var, günlerini oruçla taçlandırıyorlar. Kızlarımızın gözü yaşlı duâlarına biz de şahidiz, melekler de...

Peygamber Efendimiz (asm) “Müslümanlar bir vücudun organları gibidir” buyuruyor. Allah şahit ki, o büyük günde, “Hayır Ya Resululallah, senden sonra biz kardeşliği unuttuk, ne dostluk, ne kardeşlik kaldı” diye haykıracağım.

Karı koca işten atılıp sefalete terk edilmişken, kirasını ödeyemeyince eşyaları sokağa atılmışken, anneler bir kaç haftalık bebeklerinden ayrılıp sütlerini sağıp lavabolara dökerken, daha dikişleri kapanmayan loğusalar beton üzerinde, ranza aralarında yatarken, bebeğini özleyen anneler, bebek sesleriyle uyanıp hıçkırarak ağlarken, 20 kişilik koğuşlarda 36 kişi, mülteci kampındaymış gibi üçer beşer yatarken, kardeşlik nerede kaldı? Bunca yıl kapılarımızı aşındıran vefasız dostlar, bize selâm vermeye dahi korkup, geride bıraktığımız emanetlere bile bakmaktan çekinirken, neyi kardeşliği? Bu sınav, içeridekiler kadar dışarıdakilerin de sınavı. Ama, içeridekiler için daha çetin bir sınav... Onların yükü daha ağır...

Şimdi de hepinizin merak ettiğini sandığım başlığın hikâyesi. Bu hikâye, yıllar sonra bile buradaki herkesin yüreğini sızlatacak türden bir hikâye. Bir nikâh merasimi ve kına gecesi...

Bir genç kızın en büyük rüyası nedir? Ya bir anne babanın en büyük arzusu? Kızını bir gelinlik içinde görmek, dostların alkışları ve duâları arasında evlâtlarını evlendirmek, misafirlerine en güzel ikramları sunmak, güzel kokulu, güzel ambalajlı nikâh şekerleri ikram etmek değil mi? Bizim nikâhımızın misafirleri ve şahitleri, 32 kişiden oluşan B1 koğuşu sakinleri. Ama bu hazin tabloya, gözü yaşlı masumlara, kim bilir kaç ruhanî eşlik etti, onu da Allah bilir!

Bizim nikâh salonumuz, 40-50 m2’lik bir salondan ibaretti. Yerlerimiz eski tip mozaik, duvarlarımız hüzün kokan soluk renkli boyalı. Misafirleri (!) oturtacak yeterli sandalyemiz bile yoktu. Çoğumuz, yere serilen battaniyelere oturmak zorunda kaldık. Süslü püslü kıyafet giyenimiz yoktu. Kimimizde eşofman, kimimizde rengârenk namaz etekleri. Güzel ipek eşarp takamadık. Başlarımızda, rengi kaçmış yemeniler... Ayaklarımızda topuklu ayakkabı yerine, naylon terlikler. Masamızda çeşit çeşit yiyecek, pastalar, kurabiyeler yoktu... Dedim ya, burası B1 koğuşu idi. Hayatında eline silâh almayan, hatta silâhı sadece televizyonlarda gören, karıncayı incitmekten çekinen, ama terörle suçlanan insanların koğuşu…

Düğününe 18 gün kala tutuklanan güzel kızımızın nikâhı, ne yazık ki buraya nasip olacakmış. Tam seksen beş gün bekledi nikâhının olmasını ve nihayet, yukarıda saydığım şartlar altında oldu nikâhı. Anne, baba ve hiçbir akrabanın katılamadığı bir nikâh. Eşini de nikâhtan beş dakika sonra görebildi.

Güzel gelinimizi giydirip, tekbirlerle uğurladık. Merdivenlerden inerken hepimiz ağladık. Ne damat vardı yanında, ne de anacığı. Tek başına gitti yavrucak, nikâhın kıyılacağı odaya. Hiç kimsesi göremedi nikâhını. Ne anası, ne babası, ne de bir akrabası. Nikâhtan sonra mahzun bir halde geldi, yine de mutluydu. Çünkü sevdiği kişiyle artık evlenmişti. Onlarca annesi ve kardeşi sarıldı, kucakladı...

Akşam kızımıza kına gecesi yaptık. Rica ettik, bize bir def verdiler. Bir kızımız, gelinimizin saçlarını iğne iplikle dikerek yaptı. Çok da güzel oldu. Gelinimize taç olarak da boncuklu bir tesbih taktık. Bilmem böyle anlamlı bir taç bulunabilir miydi? Dilerim melekler tutmuştur o tesbih tanelerini. Kına istedik, gelmedi. Tahinle pekmez bizim kınamız oldu. Kâğıt peçetelerin içine birer kesme şeker koyup iple bağlamışlar. İşte bizim nikâh şekerimiz... Tepsiye koyup herkese dağıttık. Dünyanın en güzel kâğıtlarına sarılmış, özene bezene hazırlanmış nikâh şekerleri bilmem bu kadar anlamlı olur muydu?

Ya takılarımız! Susamlı çubuk krakerlerin parlak kısmından arkadaşlar öyle güzel kolye, bilezik, takılar yapmışlar ki, bütün gece parladı o yalancı takılar. Bu sabrın karşılığı, dilerim Cennet takıları olur. Tahinle hazırlanan yalancı kına avuçlara kondu. Üzerine saracak kırmızı eldivenlerimiz olmadığı için bir arkadaşın kırmızı çorapları ellere geçirildi. Tekbirlerle, salâvatlarla yaktık gelinimizin kınasını.

Bu yazıyı okuyan dostlar! “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle, dilinizle, düzeltin. Gücünüz yetmezse, kalben buğzedin” diyor Efendimiz (asm). Bari sizler de kalben buğzedin! Belki vebali biraz azalır.

Bu vatana ihanet eden, darbe yapan, halkına kurşun sıkanları önce Allah’a, sonra adalete havale ediyoruz. Ama ne olur, içini yarıp da göremediğiniz kalpleri hainlikle suçlamayın! Zira o kalpte suçladığınız şeyler yoksa, bu ahirette ödenemeyecek kadar ağır bir bedel olur!

Fatma Karabaş - YENİ ASYA


Kategori Türkiye
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Yunus Erdoğdu

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Yaklaşık yedi asır evvel Anadolu coğrafyasına iltica eden, Türkmen milleti...

Hits:405Devamı...

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Toplumda, güven bunalımı var. İnsan, güvene en çok; fitnenin arttığı,...

Hits:2397Devamı...

İsmail Bahar

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bitmek üzere, gec kaldığımı biliyorum ‘bahar’ demeye... Mart’ın 1’ini, 21...

Hits:2492Devamı...

Kayısı çiçeği

Kayısı çiçeği

Bahar vakti kar yağar mı?En azından hiç beklemeyiz yağacağını.Cenâb-ı Hakk’ın...

Hits:30417Devamı...

Şükrettin Aslanoğlu

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Sensizliğin en büyük yaramız olduğu mevsimlerdeyiz Ya RasulAllah…Merhemimiz sen ol...

Hits:1518Devamı...

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Şaban-ı Muazzam’ın 15. gecesi... Adlandırıldığı şekliyle Beraat Gecesi, Beraat Kandili...Karanlığı...

Hits:25535Devamı...

Kerem Aslan

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar, Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Burma, Birmanya Kasırgalar, yokluklar,yoksulluklar... Bazen bu sıkıntılarla, bazen...

Hits:363Devamı...

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar önceden beri hep yardıma ihtiyacıyla tanıdığım, bildiğim bir ülke...

Hits:355Devamı...

Bilişim

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

Söz konusu fotoğraf makineleri olduğunda, birçoğumuz için Kodak markasının ayrı...

Hits:394Devamı...

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Dünyada bir milyardan fazla kullanıcıya sahip akıllı telefon uygulaması Whatsapp'de...

Hits:14978Devamı...

Otomobil

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, yerli otomobilin prototipinin...

Hits:253971Devamı...

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

Japon otomotiv devi Toyota’nın 1989’da kurduğu lüks segment markası Lexus,...

Hits:355205Devamı...

Flag Counter



Alexa Certified Traffic Ranking for http://ukraynahaber.com/

TÜRK BASINI
Birgün
Cumhuriyet
Yeni Asya