Mağdur Kürsüsü

Yunanistan’da bir mülteci kampında yaşananlar

Mülteci mektubu

İlk katıldığım kantondaki kampta 1 gece kaldıktan sonra yine bana para ve bilet verip başka bir kantondaki kampa gönderdiler.

Kampa akşamüzeri ulaştığımda her yer sessiz ve sakindi. Beni güzelce karşıladılar, yemek ikram ettiler ve kalma yerimi gösterdiler. Bu kez 20 kişilik sıkıntılı bir koğuştu. Bağıran çağıran, yerlere tüküren derken biraz içim bunalmıştı. En doğru kapıyı çalmak için abdest alıp bir köşede akşam namazını eda ettim. Aşrı şerifi bitirdikten hemen sonra görevli memur yeniden kapıda belirdi ve “Senin için daha iyi bir yer buldum” dedi.

Diğer koğuşa girdiğimde hepsi 15-17 yaşlarında 15 Afgan genç ve bir de Kolombiyalı genç masum ve temiz bakışlarla beni karşıladılar. Selam vererek içeri girdim.

İçlerinden 2si Türkçe biliyordu ve onlar vasıtasıyla tanışıp bir sohbete koyulduk.  Sohbet ilerleyince kendiliğinden Risale dersine dönüşüverdi. Ben hem Sözlerden okuyor hem de bir abileri olarak onlara Avrupa’daki yeni hayatları için nasihat ediyordum, diğer arkadaşlar da onlara çeviriyordu.

Hepsi çekik gözleriyle pür dikkat beni dinlerken Orta Asya’ya göç eden fedakâr ve cefakâr abilerimizi iliklerime kadar hissettim bir an. Ardından Kolombiyalı genç de aramıza katıldı ve ona da tercüme (Google Translate) üzerinden İspanyolca çevirerek aktardık naçizane bildiklerimizi.

Namaz için müsaade istediğimde aralarından benimle kılmak isteyenler oldu ve birlikte yatsı namazını kıldık. Tesbihatı yaptırdım, el açıp dua ettik. Duaya Kolombiyalı genç de katıldı. Sonrasında dua olarak Rabbimizden ne istediğimizi anlattım. Hepsi için hayırlı bir ömür ve hidayet dilediğimi ifade ettim. Sonrasında herkes köşesine çekildi. Sanki o koğuş cennet olmuştu benim için, kokusu bile değişmişti.

Karanlık ve sessiz koğuşta duyulmasın diye yorganın altına girip ağlamaya başladım. “Allah’ım bu ne güzel bir lütuf, ben nasıl eda ederim bu yaşattıklarının şükrünü” diye sessizce ağlarken uykuya daldım.

Sabah namazına yine hüzünlü olarak uyandım. Büyüğümüz gece “sabret” demişti rüyamda. Abdest alıp koğuşa geldiğimde gençlerden biri sessizce yanıma gelip Efendimizi (s.a.v) rüyasında gördüğünü söyleyince yine ağlamaya başladım ve bu halde sabah namazını eda ettik.

Sakinleşmiş olarak namazı bitirdiğimizde Kolombiyalı genç heyecanla telefonumu istedi ve tercüme (Google Translate) üzerinden bir şeyler söyledi. Ekrandaki çeviriye baktığımda “Rüyamda ben soğuk bir yerde üşürken sizin Peygamberiniz benim üzerimi örtüyordu ve çok güzeldi” yazıyordu ekranda. Evet belki de aramızdaydı iki cihan güneşi bu gençlerin hatırına. Yaşlar yine süzülürken kendime bir tokat attım rüya mı bu diye.

Ardından Kur’an okumak için aşağıya indim. Atina’dan o gün geçiş denemesi olacak arkadaşlar için Fetih suresini okuyup dua ettim. Bitirdikten hemen sonra eşim aradı ve o da güzel bir rüya gördüğünü söyledi. Hayrolsun inşallah dedim. “Rüyamda Üstad Hz.nden ders alıyordun” demesi ile birlikte telefonu kapattım ve artık binanın dışına fırladım. Gözlerim kan çanağına dönmüş olarak hiç ağlamadığım kadar doya doya ağladım.

Günahlarıma ağladım, hatalarıma ağladım, vefasızlıklarıma ağladım, kırdığım kalplere, giremediğim gönüllere ağladım, bu hizmet içerisindeki en çürük elma olarak şimdiye kadarki bütün tembelliklerime ve üzdüğüm vefakar abilerime ağladım…ağladım…ağladım.

Bu hizmet bizim baş tacımız imiş, ben işin aslını çok geç anladım. Allah hepinizden ebeden razı olsun.

Vesselam.

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu