Türkiye

Türkiye Meclisi’nden geçen infaz kanunu ne getiriyor?

AKP ve MHP’nin ortak hazırladığı 70 maddelik infaz paketi tüm itirazlara karşın çok fazla değişiklik yapılmadan yasalaştı. Yaklaşık 90 bin kişiye tahliye yolunu açan yasaya muhalefetin bütün çağrılarına karşın siyasi tutuklular, düşünce suçluları, tutuklu gazeteciler dâhil edilmedi. Peki, 7 gün süren kesintisiz görüşmelerin ardından kabul edilen yasa ne getiriyor?

Türkiye’de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin yaklaşık 90 bin kişinin tahliyesini öngören 70 maddelik infaz kanunu teklifi Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Bazı suçlarda infaz oranını yarı yarıya indiren, denetimli serbestlik süresini geçici olarak bir yıldan 3 yıla çıkaran ve açık cezaevlerinde bulunanlara salgın nedeniyle izin veren teklifin görüşmeleri kesintisiz 7 gün sürdü.

210 DEĞİŞİKLİK ÖNERGESİ REDDEDİLDİ

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve İYİ Parti her maddede önergeler vererek daha adil ve eşit bir infaz yasası çıkması için çağrılar yaptı. Ancak 3 partiden verilen toplam 210 değişiklik önergesi de reddedildi. Cezaevinde bulunan 44 bin tutuklu için tek bir düzenleme yapılmazken muhalif kimlikleriyle bilinen ama “terör suçlaması”yla yargılanan siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler ve hukukçuların çıkmasını sağlayacak bir adım da atılmadı.

7 gün süren görüşmelerde AKP ve MHP sadece bir yıl denetimli serbestlik süresini kaldırıp, tüm cezalarda belli oranda cezaevinde yatma koşulu getiren düzenlemeden geri adım attı. Mevcut halin sürdürülmesine karar verildi. Gazetecilerin çıkmasını sağlayacak herhangi bir düzenleme yapmayan iktidar son dakika önergesiyle infaz indiriminden yararlanamayacak suçlara MİT’e karşı işlenen suçları da ekledi. Böylece Libya’da ölen MİT mensubunun cenaze haberi nedeniyle tutuklanan gazetecilerin de indirimden yararlanmasının önü kapatıldı.

Teklif görüşülürken yapılan değişikliklerden biri de muhalif gazetelerin cezaevine alınmasını engelleyen “Basın İlan Kurumu’ndan resmi ilan alma” koşuluyla ilgili oldu. Değişiklik önergesi ile ilan hakkı olan ama geçici süreyle bu hakkı engellenen gazetelerle ilgili sınırlamadan vazgeçildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onaylamasının ardından yürürlüğe girecek olan kanun şunları getirecek:

BAZI SUÇLARDA İNFAZ ORANI YARI YARIYA İNDİRİLİYOR: Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için cezaevinde kalma süresi üçte ikiden 1/2’ye düşürüldü. Kasten öldürme, neticesi itibarıyla ağırlaşmış yaralama suçu, işkence, cinsel saldırı, reşit olmayanla cinsel ilişki, cinsel taciz suçlarından süreli hapse mahkum olanlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan hapis cezasına mahkum olan çocuklar, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkum olan çocuklar bu indirimden yararlanamayacak. İndirimden yararlanamayacak suçlara Genel Kurul görüşmeleri sırasında “devlet istihbarat hizmetleri ve Milli İstihbarat Kanunu kapsamına giren suçlar” da eklendi.

DENETİMLİ SERBESTLİK 3 YILA ÇIKIYOR: Denetimli serbestlikten yararlanma süresi 1 yıldan 3 yıla çıkacak. 30 Mart 2020’ye kadar işlenen suçlar bakımından kasten öldürme; üst soya, alt soya, eşe veya kardeşe, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumdaki kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve sonucu nedeniyle ağırlaşmış yaralama, işkence, eziyet suçu ile cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar kapsam dışı kalacak.

AÇIK CEZAEVİNDE KALANLARA COVID 19 İZNİ: Açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler 31 Mayıs 2020’ye kadar izinli sayılacak. Yeni tip korona virüsü salgını nedeniyle açık ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlüler, 31 Mayıs 2020’ye kadar izinli sayılacak. Salgının devam etmesi halinde bu süre 2 aylık sürelerle 3 kez uzatılabilecek.

ÇOCUKLU KADIN VE YAŞLILARA 4 YIL DENETİMLİ SERBESTLİK: 0-6 yaş grubu çocuğu bulunan kadınlar ile 70 yaşını bitirmiş hükümlüler yönünden denetimli serbestlik hükmü, bir kereye özgü olmak üzere dört yıl olarak uygulanacak. Bir kereye özgü olmak üzere çocuk hükümlülerin 18 yaşını dolduruncaya kadar cezaevinde geçirdikleri bir gün, üç gün olarak kabul edilerek indirim uygulanacak.

İLLERDE İNFAZ HAKİMLİĞİ KURULACAK: İnfaz Hakimliği Kanunu ve diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirmek amacıyla her il merkezi ile bölgelerin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak, belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) olumlu görüşü alınarak, Adalet Bakanlığınca infaz hakimliği kurulacak.

SUÇ ÖRGÜTLERİNDE CEZA ARTACAK: Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenlerin örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, 2 yıldan 6 yıla kadar aldıkları hapis cezası 4 yıldan 8 yıla çıkarıldı. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlara verilen 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ise 2 yıldan 4 yıla kadar çıkarıldı.

HAMİLE VE HASTALAR İÇİN ADLİ KONTROL: Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremediği tespit edilen şüpheli ile gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadın şüphelinin, tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilecek.

TELEFON MİTİNGİNE YASAK: Ceza infaz kurumlarında haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası gerektiren eylemler arasına “Kurum idaresine bildirilen telefon numarası aracılığıyla ya da teknik müdahale ile başka bir hatta yönlendirme yapmak suretiyle görüşme hakkı olmayan kişilerle görüşmek” de eklendi. HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş Cumhurbaşkanlığı adaylığı süresinde telefon aracılığıyla çeşitli propaganda faaliyetlerinde bulunmuştu. Düzenleme buna yönelik olarak yorumlandı.

KURUMA ALKOL SOKMAYA HÜCRE HAPSİ: Bir günden 10 güne kadar hücreye koyma cezasını gerektiren eylemler arasına, kuruma alkol sokmak, kurumda alkol bulundurmak veya kullanmak gibi durumlar da dahil edildi.

CEZAEVİNE GİRECEK YAYINLARA SINIRLAMA: Kurum disiplinini, düzenini veya güvenliğini bozan ya da tehlikeye düşüren, hükümlülerin iyileştirilmesi amacına ulaşmayı zorlaştıran yahut müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan yayınlar hükümlüye verilmeyecek. Ancak ilan ve reklamın geçici süreyle kesilmesi hali, bu hükmün dışında olacak. Basın İlan Kurumu aracılığıyla resmi ilan ve reklam yayınlama hakkı bulunmayan gazeteler, ceza infaz kurumuna kabul edilmeyecek. Yabancı dilde yayımlanmış gazete ve dergilerin ceza infaz kurumuna kabul edilmesinde Adalet Bakanlığı yetkili olacak.

SALGIN DURUMUNDA ACİL TELEFON HAKKI: Açık ve kapalı infaz kurumlarındaki hükümlülere, ağır hastalık veya doğal afet hallerine ilaveten salgın hastalık halinde de ceza infaz kurumlarında bulunan kuruma ait telefon ve faks cihazından derhal yararlandırılma imkanı sağlanacak.

İYİ HAL İÇİN İDARE VE GÖZLEM KURULU: Toplam 10 yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkum olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkum olanlar hakkında yapılacak açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin değerlendirmelerde idare ve gözlem kuruluna cumhuriyet başsavcısı veya belirleyeceği bir cumhuriyet savcısı başkanlık edecek. Ayrıca idare ve gözlem kuruluna cumhuriyet başsavcısı tarafından belirlenen bir izleme kurulu üyesi ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı il veya ilçe müdürlükleri tarafından belirlenen birer uzman kişi katılacak.
YAŞLILARA EV HAPSİ: Mahkumiyete konu suç nedeniyle doğmuş zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesine dair hukuki sorumlulukları saklı kalmak üzere; kadın, çocuk veya 65 yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam bir yıl, 70’i bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam iki yıl, 75 yaşını bitirmiş kişilerin mahkum oldukları toplam dört yıl veya daha az süreli hapis cezasının konutunda çektirilmesine infaz hakimi tarafından karar verilebilecek.

KAÇAKÇILIK SUÇLARINA İNDİRİM: Kaçakçılık suçlarında malın değerinin hafif veya pek hafif olması halinde cezadan oransal bir indirim yapılacak. Ayrıca kovuşturma evresi için de etkin pişmanlık getirilerek, kaçakçılık konusu malın değeri iki katı parayı devlet hazinesine ödediği taktirde cezada belli bir oranda indirim yapılacak.

CEZAEVİNDEN 15 GÜN SORGUYA: Savcılıkların yanı sıra istihbarat birimleri, tutuklu ve hükümlüyü cezaevinden alarak 15 güne kadar sorgulayabilecek. Terör suçlarıyla ilgili olarak alınan bilgilerin doğruluğunun araştırılması için cezaevinden çıkarılıp sorgulanacakların rızaları alınacak.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU’NUN TARİHİ KONUŞMASI MECLİS TUTANAĞINDAN: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle size bir soru sormak isterim. Düşünün ki bir deprem olmuş, karşınızdaki bina yıkılmış ve enkazının altından iniltiler geliyor, “Beni kurtarın!” sesleri geliyor. Ne yaparsınız? Hemen kurtarmaya koşarız değil mi? Oradaki enkazın altındaki kişiler Türk mü Kürt mü, dindar mı ateist mi, sağcı mı solcu mu diye sorar mısınız? Hiçbirinizin sormayacağını biliyorum ama şimdi niye soruyorsunuz? Şimdi de bir afet zamanında değil miyiz arkadaşlar? Hepimiz maskelerimizle bir afeti yaşıyoruz, sokağa çıkma yasağı var, bir büyük afet var ve infaz yasası görüşülürken “Şunlar çıksın -o çok tehlikeli cezaevlerinden- diğerleri çıkmasın.” diyoruz. Bu depremdeki örneğe uyar mı? Size soruyorum.
Bakın, bu infaz yasası tekrar bir cezalandırma getiriyor. Zaten adaletsiz bir yargı yapısıyla bir cezalandırma yapıldı. Bunu sadece ben söylemiyorum, bakın, Türkiye’nin en saygın hukukçularından Sami Selçuk hoca söylüyor, diyor ki: “Türkiye’de yargılama, duruşma, denetim yargılaması hukuka uygun değildir ve bir genel af gerekir.” Adem Sözüer, İzzet Özgenç hocalar bu yasa derhâl Komisyona geri gönderilmelidir diyor, en saygın hukukçular bunu diyor arkadaşlar. Ama siz bunu bir infaz yasası olarak değil intikam yasası olarak uygulamaya çalışıyorsunuz. Bakın, eğer 300 bin kişiden 90 bini çıkar ve geri kalan 210 bin kişi orada kalırsa ve aylar sürecek bu salgın devam edecek olursa o insanlar kendilerini nasıl hissedecek? Kurban gibi hissedecek, kurban. Bakın, bu çok tehlikeli bir duygudur, psikolojik olarak çok tehlikelidir. Mahpuslar için, mahpus yakınları için kurban gibi hissetme duygusu son derece tehlikelidir arkadaşlar.
Bakın, büyük dramlar yaşanıyor. Dün beni İnebolu’dan bir teyze aradı, Kepsut’ta kızı varmış, cezaevinde. “Her ay on dört saat yoluculuk yapıyorum.” dedi köylü teyze. “Köyümden çıkıyorum, 5 otobüs değiştiriyorum, Kepsut’a varıyorum, cebimde zaten param yok, her gidişim 300 lira, 2 kuruşun hesabını yapıyoruz ve kızım tutuklu. Bunları da geçtim, bize bu çileleri yaşatıyor bu iktidar, bir de, en büyük korkum coronavirüsten dolayı ya kızım ölürse ne olur?” Bunu düşünen on binlerce, milyonlarca insan var arkadaşlar, basit bir hadise değil.
Bakın, cezaevinde yaşlılar var, hastalar var. Size bir fotoğraf göstereceğim, Gaziantep HDP üyemiz Fatma Lebe, kendisi diyabet hastası -kalp, tansiyon, depresyon- ve kapalı alan fobisi var ama beş aydır iddianame olmaksızın maalesef cezaevinde. İşte, bunun gibi hastalar şu anda ölüme mahkûm edilmiş durumda, kurban edilmiş durumda. Yarın öbür gün bu insanlar ölürse vicdanlarınıza hiçbir şey anlatamayacaksınız. Biz size son hatırlatmaları yapıyoruz. Bakın, burada kaç gündür son hatırlatmaları yapıyoruz ama vicdanınızın sızlamadığını görüyoruz.
Size, değerli arkadaşlar, bir anekdot anlatmak istiyorum. Bakın, AK PARTİ’liler daha dikkatli dinlesin, lütfen, dinleyin. Hastanede doktordum ve bir mesai arkadaşım vardı, Salih. Salih arkadaşımla zaman zaman siyasi konularda da konuşurduk, fanatik AK PARTİ’liydi ve hep bana savunurdu, ben de, işte, onun yanlışlarını söylerdim. Salih de bütün bunları kabul eder ama en sonunda “Ama Ömer Ağabey, işte, başörtüsünü serbest bıraktı.” derdi bana. Daha sonra, birkaç ay sonra ben Salih’le tekrar bir görüştüm, aradan bir müddet geçmişti, Salih’i aradım, baktım, Salih çok üzgün, “Ne oldu Salih?” “Ya, Ömer Ağabey, bildiğin gibi değil, başımıza bir felaket geldi.” “Ne oldu?” “İnfaz koruma memuru kardeşim vardı, ne olduğunu anlamadık, KHK’yle ihraç edilmiş. Bu yetmedi, ardından, bu ani ihraç karşısında 3 çocuk annesi yengem, kalp krizi geçirip iki gün sonra vefat etti. Ailece perişan durumdayız, ne yapacağımızı bilemiyoruz Ömer ağabey.” dedi.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.
ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Devamla) – Sonra, bana ne dedi biliyor musunuz? “Çok şeyi anladım Ömer ağabey.” dedi. “Sen, çok haklıymış be Ömer ağabey.” dedi. “Şu ana kadar ben hep savundum iktidarın icraatlarını ama çok haklıymışsın be Ömer Ağabey.” dedi. Değerli arkadaşlar, bunu yarın siz de söyleyeceksiniz. Nasıl mı olacak? Bu ayrımcı yasayı getirdiniz ya, yarın öbür gün düşüncenizden dolayı AK PARTİ’liler olarak yargılanacaksınız büyük ihtimal ve bu ayrımcı yasadan dolayı terörist muamelesi göreceksiniz. O zaman dönüp bana yine diyeceksiniz ki “Çok haklıymışsın be Ömer Bey, çok haklıymışsın be HDP.” aynen bunları diyeceksiniz arkadaşlar. Bakın, biz size hatırlatmaları yapıyoruz ama kalpleriniz katılaşmış, anlamıyor. Size diyorum son olarak: “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Zulüm ile abad olanın sonu berbattır.” Bakın, son olarak bir ayetikerime ile hatırlatayım: “Sonra, bunun arkasından yine kalpleriniz katılaştı. Şimdi de taş gibi ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
…taşlardan öylesi vardır ki içinden nehirler kaynıyor. Yine öylesi var ki çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor. Öylesi de var ki Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir.” Bu yaptıklarınız kesinlikle kimsenin yanına da kalmayacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gergerlioğlu.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun tarihi konuşması.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuşmasında geçmişten dikkat çekici bir hatırlatma yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2002 seçimlerine “İdeolojik ve anarşik” eylemlere katıldığı ve ceza aldığı gerekçesiyle giremedi. Neydi bu ideolojik ve anarşik eylem? 

Şiir okumak.

Erdoğan’ın şiir okuyup yargılandığı yasa bana göre de ifade özgürlüğünün ihlaliydi. Bu Meclis, demokrasinin, adaletin gerekliliklerini yerine getirmiş ve Erdoğan’ın siyasete girme yolunu Anayasayı değiştirerek açmıştır. İşte bugün de yapılması gereken infaz düzenlemesinin kapsamının genişletilmesi ve adil olmasıdır.

Ne işi var gazetecilerin, ne işi var avukatların, ne işi var siyasetçilerin, ne işi var KHK’lıların cezaevlerinde? Hepinizi sağduyuya ve adaletli olmaya çağırıyorum.

Ne işi var bankaya para yatıranların, ne işi var çocuklarını okula gönderenlerin, ne işi var sendikalara, STK’lara üye olanların cezaevlerinde?

Ama şimdi siz, bu mazlumluktan zalim oldunuz. Kendi muhaliflerinizi, hapishanede tutuyorsunuz ve ölüm koridorunda tutuyorsunuz bu salgın sırasında. Ne zaman böyle zalim oldunuz arkadaşlar?

İŞTE SEZGİN TANRIKULU’NUN MECLİS TUTANAĞINA GEÇEN TARİHİ KONUŞMASI:

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz talebi Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zor bir zamandan geçiyoruz, hep bunu ifade ettim burada, etmeye çalışıyorum. Önemli bir iş yapıyoruz. Dünya ve Türkiye büyük bir salgınla karşı karşıya ve bu teklifi, teklif edildiği zamanda değil, yani iki yıl önce değil şimdi gündemimize aldık. Nedeni, hiçbir yerde dur durak bilmeyen bir virüsle karşı karşıya olmamız. Bu virüs en fazla kimi vuracak? Cezaevlerini vuracak. Şimdi daha etkilerini görmedik ama göreceğiz. Siyaset bu zor zamanlarda uzlaşma meselesidir, bir arada olma meselesidir ve siyasi önceliklerden vazgeçme veya yumuşatma meselesidir. Şimdi sizin yapmadığınız budur. En iyi ihtimalle şimdi, Türkiye’de kamuoyu yoklamalarına göre ittifak yaptığınız siyasi partiyle beraber yüzde 50’siniz, en iyi ihtimalle. Diğer tarafta yüzde 50 var. Bu yüzde 50’yle bu konuda bir adım geri atarak, bir adım biz geriye atarak uzlaşma imkânı varken bunu elimizden kaçırdık. Hangi konuda elimizden kaçırdık? Tutukluların hak ve özgürlüğü konusunda ve adalet konusunda. Bunu yapma imkânı yok muydu? Vardı ama bunu yapmıyorsunuz, bizim itiraz ettiğimiz nokta bu.

Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili söylediğimiz hukuksal meseleyi de yanlış noktaya getiriyorsunuz. Bakın değerli arkadaşlar, 1982 Anayasası’nın 76’ncı maddesinde bugünkü terörün tanımı “anarşik eylemler ve ideolojik eylemler”di. Neden öyleydi? Çünkü 1982 Anayasası yapıldığı zaman Terörle Mücadele Kanunu yoktu. Terör olarak adlandırılan eylemler anarşik eylem olarak kabul edilmişti, o nedenle bu iki kelime Anayasa’da vardı. Sayın Erdoğan halkı kin ve düşmanlığa tahrikten ceza aldı, hükümlü hâle geldi, cezasını yattı, çıktı, belediye başkanlığı düştü, siyasi partisini kurdu çünkü siyasi partisini kurmaya engel yoktu ama milletvekili seçilme yeterliliği bakımından 76’ncı maddede anarşik eylemler bakımından kısıtlama vardı ve Yüksek Seçim Kurulunun kararıyla giremedi. Bakın, partisini kurmuş, partisi iktidar olmuş, kendisi Genel Başkan olarak, hükümlü olduğu için, anarşik eylemlerden hükümlü olduğu için milletvekili olamamış. Şimdi siz o zaman yapılana yanlış diyorsunuz, evet, biz de yanlış diyoruz; peki, bugün yapılanlara niçin yanlış demiyorsunuz, neden yanlış demiyorsunuz? Yanlış olma ihtimali yok mu? Bakın, Terörle Mücadele Yasası’nı sadece benim milletvekili olduğum dönemde yani 2011’den sonra 2 kere değiştirdik. Doğruysa niye değiştirdik? Yargının takdir hakkını kısıtladık. Şimdi buna dayanıyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Bu terör eylemidir dolayısıyla olmaz.” Bakın, o yasayı da biz yapmıştık ama yargı yanlış uyguladı, hâlen de yanlış uygulama devam ediyor. İçeriden gelen birisi olarak söylüyorum, yargının takdir hakkını sınırlamazsak insanları ölüme mahkûm ederiz. O nedenle, öncelikle, tutuklular konusunda adım atmayan bu yargıya en azından bir sınırlama maddesi koyalım. 109’uncu maddeye salgın konusunda özel hüküm koyalım, adım atsınlar.

Yargı mensupları ne yapıyor? Evlerinden adliyeye gidemiyor, UYAP üzerinden karar veriyorlar ama cezaevinde olanlara “Kaçma şüphesi var.” diyorlar. Kim nereye kaçacak değerli arkadaşlar? 80 bin, 90 bin tutuklu var Türkiye’de. Bir adım atmıyorlar, bakın, bir adım, adli kontrol yöntemleri olmasına rağmen bu konuda bir adım atmıyorlar ve buna siz, siz izin vermiyorsunuz, izin vermiyorsunuz.

Bu Parlamento biraz önce saydığım nedenlerle Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı buraya getirdi, bu Parlamentoya getirdi. Şimdi, siz, bu Parlamento yargının içeriye attığı ve sizin izninizle içeriye attığı insanları ölüme  mahkûm ediyorsunuz. Bu konuda sizleri uyarıyoruz, kavgaya gerek yok, uzlaşabiliriz. Kaç gündür söylediğimiz de bizim bu. Bu Parlamento Anayasayı değiştirmiş tek bir kişi için, Anayasayı değiştirmiş tek bir maddeyle iki kelimeyi çıkarmış ama biz, burada, bir salgın maddesini Ceza Muhakemesi Yasası’na koymuyoruz veya kadınları, çocukları, çocuklu kadınları, yaşlıları, 65 yaşın üstünde olanları, siyasetçileri, gazetecileri, bunları kapsam içerisine almıyoruz aynı Recep Tayyip Erdoğan gibi şiir okuyanları ve yazı yazanları kapsam içerisine almıyoruz. O zamandan bu zamana ne değişti değerli arkadaşlar? Ne değişti? Türkiye’de yargı o zamanda bağımsız değildi şimdi de bağımsız değil ama o zaman bu Parlamento, Cumhuriyet Halk Partisinin içinde bulunduğu Parlamento, sonuçta sizin Genel Başkanınız için Anayasa’yı değiştirdi, bakın, Anayasa’yı değiştirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Anarşik eylemler nedeniyle milletvekili olamayan Recep Tayyip Erdoğan’ı burada milletvekili yaptı.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, siyaset bir inatlaşma işi değildir. Bu zor zamanlarda önceliklerden vazgeçme işidir, geleceği görme işidir, yurttaşların yaşamlarını koruma meselesidir. Bugün, yurttaşlarımıza düşman ceza hukuku uygulamaları yapmayalım, onları ölüm koridorlarında bekletmeyelim. İçeride sadece beş dakika telefon hakları var, beş dakika. Dışarıdakileri merak ediyorlar, ne oldu diye. Dışarıdakiler onları merak ediyor, acaba salgın oldu mu diye. Tutuklu insanları veya tehlikeli olmayan suçluları bu bekleyiş içerisinde tutamayız. O nedenle 1 kez daha sizlere sesleniyorum, elimizi vicdanımıza koyalım, önceliklerimizden vazgeçelim, birer adım geri atalım, burada bir uzlaşma sağlayalım. Bu hâlen bizim elimizde. Bunu yapmak elimizde ve sizlerin sorumluluğunda.

Hepinize iyi akşamlar diliyor ve sağlıkla kalın diyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, altı gündür buradayız, bir af yasasını tartışıyoruz ama bununla ilgili kim ne söylemişti ve bu af tartışması nasıl gündeme geldi, bunu da bir hatırlayalım diye sizlere bir hafıza çalışması yapacağım. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 Mart 2018 tarihinde Güngören ilçe kongresinde şunları söylemiş: “Devlet husumet yeri olamaz, kendi insanına husumet duyamaz; her devletin geçmişinde vatandaşını affetmek vardır.” Daha sonra, 12 Mayıs 2018 tarihinde yani seçimlerden önce Sayın Devlet Bahçeli, organize suç çetesi yöneticisi olmaktan yargılanan ve hükümlü olan iki hükümlüyle ilgili olarak şunları söylemiş: “Bu kardeşlerimizi taş duvarların ardında çürümeye terk etmek ne kadar adil ve adaletlidir?” Bunları söylemiş. Sonra, tam bir gün sonra, 13 Mayıs 2018 tarihinde Sayın Erdoğan İngiltere ziyareti öncesinde Atatürk Havalimanında yaptığı açıklamada, Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konudaki sözlerine atfen aynen şunu söylemiş: “Bahçeli’nin bu talebi veya teklifi kendisine ait bir taleptir, tekliftir ama bizim şu anda Hükûmetimizle böyle bir düşüncemiz kesinlikle yok.” Daha sonra, 23 Mayıs 2018 tarihinde Sayın Devlet Bahçeli, organize suç örgütü kurmaktan yargılanan hükümlüyü Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinde ziyaret etmiş. Sonra 9 Haziran 2018 tarihinde Sayın Erdoğan, Zeytinburnu gece mitinginde aynen şunları söylemiş: “Yani insana eğer yargı haklarında bir hüküm vermiş de içeriye girmişse onları affetme yetkisi bizde değil, bu bir. İki: Şu anda Parlamentonun böyle bir işlevi yok, bu da ortada. Biz kalkıp da bu işi oya tahvil etmek için bir af çıkarmayız.” Sonra yine Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 Eylül 2018 tarihinde Kırgızistan dönüşünde aynen şunları söylemiş: “İlke şu: Devlete karşı işlenenlerde devlet bu yetkiyi kullanabilir ama şahıslara karşı işlenen olduğunda orada, devletin böyle bir af yetkisi kesinlikle yoktur.”

Sonra, 7 Eylül’de MHP’nin MYK toplantısı yapılmış, afla ilgili konuşmalar ve tartışmalar gündeme gelmiş. Sonra, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi Başhekimi ve Sağlık Müdürü hakkında soruşturma açılmış, sahte rapor verdikleri için açılmış, Sayın Devlet Bahçeli’nin ziyaret ettiği şahsiyetle ilgili olarak. Sonra, 22 Eylül 2018 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı afla ilgili tekliflerini Parlamentoya sunmuş.

Yine 23 Eylül 2018 tarihinde, sadece bir gün sonra Sayın Erdoğan, “Ancak bunu affedebilecek merci, o şahısların, mazlum, mağdur insanların ta kendisidir.” demiş ve yine devleti işaret etmiş. Sonra, 24 Eylül 2018 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisi teklifini sunmuş ve bu şekilde devam etmiş. Sonra, 4 Aralık 2019 tarihinde de Milliyetçi Hareket Partisi teklifini beklemeye almış. Bunlar kronolojik şeyler. Dolayısıyla bu teklifte başlangıç, Milliyetçi Hareket Partisinin sonuçta organize suç örgütü üyesi olmaktan yargılanan 1 şahsiyeti cezaevinde ziyaretiyle başlamış. Bugüne kadar geldik bu işte ve Sayın Erdoğan’ın söylediği tek söz var: “Devlete karşı işlenmiş suçlarda yetki bize aittir ama onun dışında bize ait değil.” demiş. Şimdi, Türkiye’de terör suçları ile siyasal suçlular arasında bir ayrım var mı? Yok, ben geçen konuşmamda da ifade etmiştim. Dolayısıyla şimdi düşüncesini ifade eden, yazı yazan ve herhangi bir biçimde muhalif olan insanlar cezaevlerinde yani Sayın Erdoğan’ın tarif ettiği biçimde devlete karşı suç işlemişler. Bu nedenle ya tutuklular ya da hükümlüler. Şimdi, Sayın Erdoğan’ın sözleri ortada, peki bu yasa teklifi bunun için bir şey içeriyor mu? Hayır. Peki, Sayın Erdoğan’ın bundan haberi var mı? Tabii ki var. O zaman bu sözleri nereye yazacağız, dediklerini, şimdiye kadar söylediklerini nereye yazacağız? Zeytinburnu’nda, Güngören’de, Kırgızistan’dan gelirken, İngiltere’ye giderken dediklerini nereye yazacağız? O zaman bu hak niçin gündeme geldi?

Değerli arkadaşlar, bakın, pandemi var, salgın var, cezaevlerinde binlerce insan var, yüzlerce hasta var, yüzlerce kadın ve çocuk var. Bu yasa kadınlar için bile ayrım getiriyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Tamamlayın sözlerinizi.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Dolayısıyla bizim yapmamız gereken infazda adaleti ve eşitliği sağlamak. Gazetecileri, siyasetçileri, avukatları, muhalifleri, sivil aktivistleri, çocuğunu okula gönderenleri, bankaya paraya yatıranları ve sendika üyesi olanları terörist olarak kabul etmek değil. Onları da bu yasanın kapsamına alabilecek eşit ve adaleti sağlayan bir yasa çıkarmak olmalıdır. Elimizi vicdanımıza koyalım ve Sayın Genel Başkanınızın bu sözlerine, benim çıkarabildiğim bu sözlerine sizler itibar edin.

Hepinize saygılar sunuyorum ve sağlıkla kalın diyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar…)

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu