Haberler

Korsunsky: Türk Akımı gerçekçi değil

Ukrayna Büyükelçisi Sergiy Korsunsky, İptal edilen Güney Akım yerine Rusya’nın önerdiği Türk Akımı’nın bir hayal olduğunu savunuyor. “Avrupa’da bazı grupları propagandayla yanına çeken Rusya, bu projeyi de bir siyasi rüşvet gibi kullanıyor.” diyor.

Ukrayna, bugün dünya siyasi arenasının en çetrefilli gelişmelerinden birine sahne oluyor. Rusya’nın askerî desteğine sahip ayrılıkçılarla devletin düzenli ordusu arasındaki çatışmalar, şubat ayındaki Minsk ateşkesiyle durulmuş gözükse de gerilim devam ediyor.

Barışçı ve demokratik karakteriyle bilinen Ukrayna, şimdilerde Soğuk Savaş’ın iki kampı, Rusya ve NATO arasında yeni bir hesaplaşma sahası gibi değerlendiriliyor. Ukrayna ise bu keşmekeşin ortasında binlerce ölüsünün yasını tutuyor. Evlerini terk etmek zorunda kalmış milyonlarca kişi, giderek şiddetlenen ekonomik zorluklarla mutlak bir sefaletin eşiğinde duruyor.

Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Sergiy Korsunsky
ile ülkesinin bugününü ve yarınını konuştuk. Ayrıca, Türkiye’yle ilişkilerini, Türkiye’nin NATO üyesi olmasına rağmen Rusya’ya karşı takip etmek mecburiyetinde olduğu dengeli siyaset açısından masaya yatırdık.

Rusya’nın, doğalgazını Ukrayna’yı baypas ederek Avrupa’ya taşımak için başlattığı Güney Akım’ı iptal ederek Türkiye’yi içerecek şekilde Türk Akımı projesini önermesi, Ukrayna olayları sonrası Moskova’nın bir destek zemini arayışı olarak yorumlanmıştı. Korsunsky de bu minvalde düşünüyor ve Türk Akımı’nın bir siyasi rüşvet teşebbüsü olarak değerlendirilmesi gerektiği fikrini savunuyor. Büyükelçiye göre, söz konusu projenin hayata geçmesi çok zor ve Rusya da bunun bilincinde.

Korsunsky, her şeyden önce projenin aşırı pahalı olduğunu ve ekonomik açıdan makul görünmediğini vurguluyor. “Türkiye’nin Avrupa’daki toprakları dâhilinde sualtı boru hattından gaz alacak ve onu Yunanistan sınırına getirecek bir altyapı mevcut değil.” diyen Büyükelçi, üstelik Avrupa kıtasında muhtemel güzergâh doğrultusunda arazi fiyatlarının yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Korsunsky, projeyi neredeyse imkânsız kılan bir diğer faktör olarak da, öngörülen büyüklükte bir boru hattını inşa etmek ve buradan gelen gazı depolamak için gerekli teknolojinin bulunmayışını gösteriyor.

Türk Akımı’nın kapasitesinin yıllık 50 milyar metreküp (bcm) olması planlanıyor. “Varsayalım, yaptılar. Sonra ne olacak? Gazı Yunanistan sınırına dek taşıdınız ama onu Avrupa’ya nakledecek tek bir boru hattı bulunmuyor. Bu durumda 50 bcm bir depo inşa edilmesi gerekiyor ve bunun da maliyeti 30 ile 50 milyar dolar arasında olacak. Kim bu kadar para harcayacak?” Projenin toplam maliyetinin ise 60 milyar doları aşması öngörülüyor.

Korsunsky’ye göre, bu gaz için bir talebin bulunmayışı, projeyi daha da anlamsız hâle getiriyor. Bütün Güney Avrupa –hatta Balkanlar da dâhil– yıllık 50 bcm daha az gaz tüketiyor, diyen büyükelçi, Avrupa’nın en büyük doğalgaz merkezi Baumgartner’ın bile yıllık kapasitesinin 18 bcm olduğunu vurguluyor.

Büyükelçi, Türk Akımı’nın bir siyasi yatırım olması hasebiyle Rusya’nın yüksek maliyetleri göz ardı edebileceği ihtimaline, Güney Akım’ın da başlangıçta bir siyasi yatırım olduğunu hatırlatarak cevap veriyor. Ruslar bu projeyi iptal ederken gerekçe olarak, AB’nin Güney Akım’ı Üçüncü Enerji Paketi’nden çıkarmak istemeyişlerini ileri sürüyordu. Büyükelçi bunun gerçek olmadığını söylüyor. “İşin aslı” diyor Korsunsky, “Rusya Avrupa Komisyonu’ndan bunu hiç istemedi. Böyle yaptıklarına dair propaganda yapıyorlar. Söyledikleri bir başka yalan.”

Rusların Avrupa Komisyonu’na ilettikleri, Yunanistan’dan Avrupa’ya 50 bcm’lik gazı taşıyacak şekilde bir boru hattının inşasına başlanması talebinin de bir siyasi şantaj olduğunu düşünüyor Büyükelçi. Bu talebe Komisyon’un cevabının ise, “Bunu neden yapmak zorunda olalım ki? Şu an zaten Ukrayna topraklarından gaz nakli için yürürlükte sözleşmelerimiz ve kusursuz işleyen bir altyapımız var. Neden yeni bir altyapı için muazzam miktarlarda para sarf edelim ki?” şeklinde olduğunu aktarıyor.

Sözün özü, Büyükelçi’ye göre Türk Akımı’nın gerçekleşme ihtimali sıfır. Korsunsky, “Türk Akımı Türkiye’nin bir enerji üssü olma arzusuna hizmet etmek şöyle dursun, bilakis ona zarar vermeyi amaçlıyor. Çünkü sadece Rus gazına sahip olarak üs olamazsın. Üstelik Türk Akımı’nın inşa edildiği varsayılırsa, bu durumda TANAP artık lüzumsuz hâle gelecektir.” diyor.

 

 

TANAP VAZGEÇİLMEZ ÖNEMDE
Bu denli tehlikeli ve ekonomik açıdan da mahzurlu ve hatta imkânsız ise, o hâlde Türkiye neden Rusya’nın teklifine ilgi gösteriyor? Büyükelçi “Neden göstermesin ki?” şeklinde bir soruyla cevap veriyor. “Rusya gibi enerji süper gücü bir ülke sana ‘İstersen seninle, her ikimize de büyük faydalar sağlayacak bir mega proje yapabiliriz’ diye bir teklifle gelse cevabın muhtemelen ‘Tamam, konuşalım. Eğer fizibilitesini yaparsan, masrafını ödersen ve inşa edersen…’ olurdu.”

Türkiye, TANAP’ın birinci öncelikleri olduğunu defalarca dile getirdi ve Azerbaycan doğalgazını nakletmeyi amaçlayan bu projeye, Türkmenistan’ın da dâhil olma ihtimali bulunuyor ki bu da söz konusu projeyi, hem siyaseten hem de stratejik mülahazalar çerçevesinde oldukça cazip hâle getiriyor. Korsunsky, bu duruma şu örneği getirerek bir açıklama sunuyor. Ne Azerbaycan, ne de Türkmenistan ileride Türkiye’ye ‘Eğer bize sadakat göstermezsen vanaları kapatır ve seni gazsız bırakırız’ demeyecekler. Rusya için ise bundan hiçbir zaman emin olamazsın, diyor Büyükelçi ve ekliyor: Eğer gazın yüzde 60’ı Rusya’dan geliyorsa, tehlikedesin. Eğer yüzde 75’ini oradan alıyorsan, tamamen onun avuçlarındasın demektir. Ukrayna bundan ders çıkarmış. Büyükelçi, bugün Slovakya, Macaristan ve Polonya’dan alım ihaleleri yaparak Rusya’ya bağlılıktan kurtulmaya çalıştıklarını anlatıyor.

Türkiye’nin Rusya-Ukrayna çatışmasında takındığı tutum çoğunlukla eleştirilere konu oldu. Ukrayna’nın Türkiye’deki en yetkili diplomatının perspektifine göre, Rusya, tıpkı Avrupa’da yaptığı gibi Türkiye’de de kendi bakış açısının yayılması için birtakım propaganda faaliyetlerinde bulundu, ancak bunda muvaffak olabilmiş değil. Türkler, Kırım’da Rus işgalcilerin neler yaptığından haberdar, diyen Büyükelçi, son 20 yıldır büyük ilerleme kaydeden Kırımlı Tatarların bugünkü durumunu şu sözlerle tasvir ediyor: “Kırım’da yaşananlar bir tür soykırım. Tatarlar, sırf dillerini konuştukları için tutuklanıyorlar. Kırım Tatar Meclisi faaldi. Şimdiyse, Meclis kapatıldı. Kırım Tatarlarının liderlerinden Cemilev ve Çubarov kendi öz yurtlarına girmekten men edilmiş durumdalar.  (Mevlana Celaleddin) Rumi’nin eserleri aşırılıkla itham ediliyor.” Korsunsky, bütün bu gelişmelerin Türk kamuoyu ve siyasileri tarafından yakından takip edildiğini ve bu sebeple Rus propagandasının alıcı bulamadığını söylüyor.

Peki, o hâlde neden Türkiye Rusya’ya karşı daha net bir tutum sergilemiyor? Sergilememesi bir yana, Avrupa Birliği ve Amerika tarafından şu anda uygulanan ekonomik ambargolara bile katılmıyor; hatta bu ambargolardan dolayı doğan fırsatı değerlendirmek için ihracatı artırmaya çalışıyor. Büyükelçi’ye göre bu durum anlaşılabilir. Zira Türkiye enerji arzı noktasında Rusya’ya büyük bir bağımlılık içinde ve doğalgaz tedariki kesilirse, Türkiye’nin şu an için bunu telafi etme imkânı yok. Korsunsky, “Türkiye için Rusya ile ilişkileri koparmak çok acı verici olabilir.” yorumunda bulunuyor. Bu açıdan Azerbaycan ve Türkmenistan hatlarından doğalgaz getirme çabaları başarıyla sonuçlanır ve Türkiye enerji arz çeşitlendirmesiyle Rusya bağımlılığından kurtulursa, bu ülkeye yönelik tutumunda da bir değişiklik görülebilecektir, diyor Büyükelçi.

Ukrayna, Türkiye’ye karşı bir kırgınlık duymuyor, aksine bu süreçte göstermiş olduğu destekler tutumdan da memnun. Korsunsky, ikili ve çok taraflı ilişkilerde ve uluslararası organizasyonlarda Türkiye’den daima destek bulduklarını anlatıyor. Türkiye Birleşmiş Milletler, NATO, AGİT ve Avrupa Konseyi gibi örgütlerde daima Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiği tezine destek verdi. Hâlihazırda Ukrayna’da görev yapmakta olan AGİT Özel Gözlem Misyonu’nun başkanlığını da emekli Büyükelçi Ertuğrul Apakan yürütüyor.

NATO ÜYELİĞİ SÖZ KONUSU DEĞİL
Korsunsky, Ukrayna’daki çatışmalar ekseninde bölgedeki gelişmeler ve NATO ile Rusya arasında giderek daha belirgin hâle gelen sürtüşme hakkındaki görüşlerini de paylaştı. Soğuk Savaş benzeri bir gerilimin, 1949’da Sovyet Rusya tehdidine karşı kurulan, ancak komünist blokun 1990’larda yıkılmasından sonra mevcudiyetini korumayı başaran NATO ile bugünkü Rusya arasında yeniden alevlendiği, bugün sıkça dile getirilen bir olgu. Rusya, NATO’nun kendi varlığı ve savunması için elzem gördüğü ve eskiden boyunduruğu altında tuttuğu ‘gri bölgeye’ doğru genişlemesini açık bir güvenlik tehdidi olarak kabul ediyor. NATO ise Rusya’nın yayılmacı politikalarının yeniden nüksetmesi hâlinde eskisine benzer bir gerilim atmosferinin oluşmasının önünü almak için, bu gri bölge ülkelerinden gelen taleplerin de saikiyle, alanın sınırlarını genişletme yoluna gidiyor. Ukrayna bu gerilimin kırılma noktalarından birini oluşturdu. Kırım’ın ilhakı ve Doğu Ukrayna’da bugüne dek en az 6 bine yakın cana mal olan savaşın şiddetlenmesinden sonra NATO’nun bazı Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerine füze savunma sistemleri kurma kararı tabloyu daha da karanlık hâle getiriyor.

Büyükelçi, son gelişmeler ışığında Ukrayna’nın NATO’ya girme ihtimalinin artıp artmadığı yönlü soruya, kısa dönemde bunun söz konusu olmadığını net bir dille ifade ediyor. “Bir ülke, NATO üyesi olabilmek arzusundaysa ordusunun standartlarını ittifakın seviyesine yükseltebilmek için çok büyük altyapı yatırımları yapmak zorunda.” diyen Korsunsky, bunun Ukrayna için şu an mümkün bulunmadığını kaydetti.

Büyükelçi Rusya’nın NATO’ya yaklaşımını gerçekçi bulmuyor. “Bir devlet, nasıl bir gerekçeye dayanarak, dünyanın en büyük nükleer silah stokuna ve ordularından birine sahip, devasa kaynakları bulunan ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimî üyelerinden biri olan bir ülkeye savaş ilan edebilir?” diye soruyor.

NÜKLEER YARIŞ TETİKLENEBİLİR
Büyükelçi Korsunsky, ülkesinin ne NATO’nun ne de Rusya’nın elinde bir kukla olmak istemediğini açık bir dille ifade ediyor. Ukrayna’nın, Sovyetlerin dağılmasından sonra, Rusya’nın bu ülkeye yerleştirdiği nükleer silahlar yüzünden bir anda dünyanın en büyük üçüncü nükleer gücü hâline geldiğini hatırlatan Korsunsky, bunları tutmak yerine, kendi rızalarıyla, Amerika, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın da katıldığı Budapeşte Memorandumu ile Rusya’ya iade ettiklerini de, barışçı politikalarını örneklemek adına hatırlatıyor. Budapeşte anlaşması, Ukrayna’nın tarafsızlığını ve bir çatışma hâlinde bu ülkeye ilişilmeyeceğini garanti altına alıyor ve bu şartlarda nükleer silahların teslimini öngörüyordu. Söz konusu anlaşmaya atıfla, nükleere sahip olma potansiyelindeki ülkelere saldırıya uğramayacaklarına dair teminat veriliyor ve bölgesel nükleer silahlanma yarışlarının ortaya çıkmasının önü alınıyordu. Korsunsky, bu anlaşmanın 20 yıl sonra bizzat imzalayan ülke tarafından ihlal edildiğini ve artık başka ülkelerin de kendilerini güvende hissetmediklerini kaydediyor.

İBRAHİM TÜRKMEN | AKSİYON

Etiketler
Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı