Haberler

Taşlanma kütüğünde ben

Seni gördüm, taşlanma kütüğüne bağlı… Boyuna yaftan asılmıştı: cani, zani, hırsız, yolsuz, zalim, müfteri, hain, katil… Daha okuyamadığım bin bir suç… Elimde sıkıştırılmış cümleler… Sıkılmaktan taş kesilmiş heceler… İçimde durulmaz bir kızgınlık… En güvendiği tarafından ihanete uğramış olmanın kırgınlığı… Amir bir ses yükseldi birden: “İlk taşı günahsız olan atsın!” İrkildim derinden… Atamadım… hecelerim… düştü elimden…

Sen, benim “kema tekûnu yüvellâ aleyküm” aynasında yansımam… Sen, benim nefs-i emmaremin millet ölçeğinde ikizi… Sen, dev aynasında ben… Daha iyisine layık değilmişim, senden…

Benim tahayyül mekanizmalarımı kirleten manzaralar, senin gecelerin… Beni bin yüz defa ziyaret eden mal ve ev edinme arzusu senin sarayların… Benim zor doyan gözüm, senin dolmak bilmez havuzun… Benim kibrim, senin tekebbür mustatilin… Benim kendimi sıfırlayamamam, senin sıfırlanma bilmez tekasürün… Benim istişarenin hakkını verememem, senin oligarşik azınlığın… Benim kaçan sabah namazına rağmen kaçmayan huzurum, senin beşi bir yerde yalanın… Benim evimin önü kirli… Sen memleketi kendi çöplüğü bilen horoz…

Ben merkezde bir çatlak, sen muhitte bir yarık… Sen tiran olamazdın, ben olmasaydım kendi âlemimde bir tirancık!

Benim gönül sarayımda kaçak sevgiler… Seninse kaçak bütün sarayın… Bende kadere rıza gösterememe hatası, sende rızanı kaderimiz yapma sevdası… Bende Hakk’a karşı samimiyetsizlik… Sende halka karşı yalan dolan kumpası… Bende yüz işmizazları… Sende ruh inhirafları… Bende beyaz yalanlar karşısında yüzü kızarmama… Sende yüz kızartıcı iftira sarmalları… Bende taşlaşan bir kalp… Sende mühürlenen bir taş… Bende günahına ağlayamayan gözler… Sende gözleri ağlatan günahkâr sözler…

Ben Sahibinden kaçmış köle… Sen ekibine ihanet etmiş lider müsveddesi… Ben davasına hakkıyla adanmamış bir mahcup… Sen davasını terk edip dünyaya dadanmış bir müflis… Ben ihsanda eksik… Sen iskânda müfrit… Ben diğergamlıkta zayıf… Sen diğer insanlara hayıf…

Sen, benim, “Allah bir milletin kötü olmasını isterse başlarına sefih kimseleri reis yapar.” fehvasınca imtihanım… Sen, dev aynasında ben… Daha iyisine layık değilmişiz, milletçe, senden…

Bende, bana lütfedilenleri sahiplenme… Sende, bütün bir milletin gayretinin semeresini gasp… Bende tevekkül eksikliği… Sende firavunlaşma eğilimi… Bende “Bir tek O!” diyememe zaafı… Sende “Bir tek ben!” deme bahtsızlığı… Bende iyilik yapanlara gıpta hastalığı… Sende “İyilik yapılacaksa onu da ben yaparım.” hasedi… Bende, bende sergilenen ilahi nimetleri temellük haksızlığı… Sende, başkalarında sergilenen nimetleri bile kendi kazandığı ganimet zannetme küstahlığı…

Ben, yükünün kıymetini tam anlayamayan Nam-ı Celîl-i Muhammedî hammalı… Sen, “Taşıtmam!” diye saldırırken o mübarek yükü nasıl kırdığını bile anlayamayan talihsiz… Ben, yer yer yettinin esiri… Sen, Rabb’e kullukla yetinmeyen şeytanın talebesi…

Sen, benim “Ümmetimi zalimden korkar gördüğün zaman, ona ‘Sen de zalimsin’ de.” fermanınca hükmüm… Korkularımın eserisin sen! Dik duramayışımın diktiği zulüm heykelisin… Yanlışa, sadece düşman olduğun gün değil, dost olduğun günlerde de isyan edemeyişimin ürünüsün sen…

Sen de benim günahlarımdan birisin…

Şimdi taşlanma kütüğünde ben… İlk taşı günahsız olan atsın demeyeceğim. Kendi taşımı kendi günahkâr ellerimle atar; kendi dev aynamı kırarım kendim…

İkimiz de suçlu bitek farkla… Seninki benden bir hayli fazla…

KERİM BALCI | ZAMAN – k.balci@zaman.com.tr

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı