Haberler

Kültür Taşıyıcısı: Dil

“Milletleri millet yapan amil kültürdür.” E.Rothacker

Dil kültürün aynasıdır. Duygu düşünce ve isteklerin bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan, kendi kanunları içersinde yaşayan ve gelişen bir varlık ve insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıtadır dil.

Dil ve insan ayrılmaz iki olgudur. Birbirini tamamlayan ve birbirini zenginleştiren iki öğedir. Dil, insanın var olduğu her yerde ona eşlik eden, hayatını anlamlandıran, zaman geçtikçe büyüyen ve geniş bir mirasa sahip ve onu barındıran en önemli varlıktır. Bu sebeple dile, geçmişten günümüze katlanarak ve büyüyerek gelmiş bir sosyal kurum, kâinatı saran seslerden oluşmuş en geniş ağ ve ilk insandan günümüze ve oradan sonsuza dek sürecek ve geçerliliğini koruyacak gizli bir ahitnamede de denebilir.

“Dil kültürün temel unsurudur.” der Ziya Gökalp. Çünkü dil, duygu ve düşüncenin şekil aldığı anlamlı bir kaptır. Bu kaptan kalıplara, kalıplarla da nesilden nesillere aktarılır, yaşatılır dil. Kültürü de oluşturan en önemli unsur odur. Birçok edebiyatçıya göre toplumlar sözlü ve yazılı ifadelerle dil tarlasını ekip biçerler. Dille kültür arasında ilişki öyle komplikedir ki bu tarlada, tarla mıdır etkin olan taraf yoksa mahsul müdür? Ve halen bu soruya ne filologlar ne de filozoflar net bir cevap verememiştir. Burada asıl önemli olan ise ikisinin de birbiri olmadan yaşayamayacağıdır. Dile şekil veren, toplumların yaşadığı inanç, mantalite ve gelenekler olduğuna göre bu unsurlar toplumları birbirinden ayıran kültürü oluşturan etkenlerdir.

Mehmet Kaplan’ın “Bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü yazılı her şey kültürü oluşturur.” sözü de aynı kanaatleri paylaşmaktadır. (*) Kültürün olmazsa olmazı dildir. Ve o dildir ki yine kültüre ait bütün değerler hazinesini içinde barındırır. Kültürün taşıyıcısı dildir. Kültürün gönüllü reklam organizatörü, toplumlar arası baş müzakerecisi de odur. Toplumun temsilcisi ve üç boyutlu reklam panosudur. Kültür hem kendi hem de diğer toplumlara dille taşınır, dille nakledilir. Kültürü oluşturan din, gelenekler, sanat, dünya görüşü ve tarih dille ulaştırılır en ücra köşelere, korunur ve yaşatılır.

İstanbul hayatı ve sevgisi Yahya Kemal’in mısralarından, bir kadın aşkına tercih edilen Petersburg sevgisi ve beyaz geceleri Puşkin’in şiirlerinden dünyaya yayılmadı mı? Taras Şevçenko’nun millet aşkı ile Nazım’ın vatan hasreti dille ulaşmadı mı tüm gönüllere? Kültürün gönüllü taşıyıcısı tabiî ki dildir. Tolstoy’un eserleriyle anlamadı mı toplumlar Rus mantalitesini, hayat düşüncesini ve bireyin toplumdaki yerini, Yunus Emre’nin şiirleriyle tanınmadı mı Anadolu insanı? Yunan toplumunun İlyada ve Odessa’sı, Şekspir’in Hamlet’i, Taras Şevçenko’nun Kobzar”ı ve daha nice farklı kültürlerin temsilcisi olarak uğramadı mı insanın bulunduğu her coğrafyaya dil?

Hakikaten de dil toplumlararası en şaşaalı diyalog temsilcisidir. Anna Karanina, Karamozof Kardeşler, Savaş ve Barış gibi eserler, A.Hamdi Tanpınar’ın romanları Y.Kadri’nin “Yaban”ı R.Nuri’nin “Çalıkuşu” Hüseyin Rahminin Anadolu insanının hayat hikâyelerini anlatan eserleri görücüye çıkmış dil güzelleri değil de ya nedir? Her kelime, her eser kültüre ait bir unsurdur.

Günümüzde ulaşım ve iletişimde alınan inanılmaz mesafe kültürler arası tanışmayı hızlandırmıştır. Bu hız olumlu olduğu kadar da olumsuzdur. Çünkü baskın ve ileri medeniyetler kendi kültürlerini dil vasıtasıyla gönüllü veya zoraki diğer kültürlere kabul ettirmiş ve bunun bir adım daha ötesinde kendi kültürlerini ortak dünya kültürü diye benimsetmek için her türlü argumanı kullanmayı kendilerine mübah saymışlardır. Bu kültür taşıyıcısı dile yüklenen negatif bir özelliktir. Hâlbuki her dil ve kültür dünyanın başka bir şekliyle yorumunu, başka bir bakış açısını ve renk armonisini dile getirmektedir. Bu armoni ise dünya dil ve kültürlerinin zenginliği ve ortak melodiye kattıkları anlam ve çeşit açısından hem gereklidir hem de elzemdir.

Wilhem Von Humbolt “ Dil kültürün bir yansımasıdır.” der. Toplum yani kültür hangi şartlardan ve evrelerden geçmişse dil de geçmiştir. Her dilin deyimleri atasözleri destanları nükteleri bu şartlarla yoğrulmuş ve şekillenmişlerdir. Ve bu öğelerin her birisinde, o toplumun sevinci, öfkesi, inancı, değerleri, yargıları, hayat anlayışı, örfleri ve duyguları açıkça görülebilir. Ve bunların bir bütünü oluşturmasıyla hayat bulur kültür. Şekil alır, libas giyer, varlık olur ve bir anlam kazanır. Bunlardan yoksun bir kültür mısır bahçelerindeki korkuluktan farksız hale gelir.

Şükrü Ünalan dil kültür ilişkisinde çok hassas bir konunun altını çizerek şöyle der (**) : “ Dil ve kültür en önemli iki öğedir. Bu iki öğe, herkesin fikir sahibi olduğu fakat çok az kişinin ilim sahibi olduğu konulardır.” Hakikaten gerek dil ve kültürün sağlıklı yaşatılması gerekse yozlaşmadan bozulmadan kendi kimliğini kaybetmemesi gibi hassas faktörlerden korunması açısından toplum bilincinin yeterli olduğundan söz edilemez. Hatta kendi oturduğu dalı kesen yani dil ve kültürünü yabancı hayranlığına dönüştürerek kimliksizleştiren toplumlara sıkça rastlamak da mümkündür günümüzde.

Sonuç olarak dilsiz kültür beyinsiz, kültürsüz dil de kalpsiz acube bir varlıktır. Kültürün ab ı hayatı dildir. Milleti meydana getiren en önemli faktör dil ise kültürün yaşanması ve yaşatılması içinde o kadar önemlidir. Kısaca dil kültürün olmazsa olmazı, en iyi taşıyıcısı ve en şık iletişimcisidir.

Kaynaklar:
(*) M.Kaplan Dil ve kültür Dergâh Yay.
(**) Şükrü Ünalan Dil ve kültür

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı