Haberler

[Tarihi Deneme] Ukrayna-Türk tarihinin kesişme noktaları (1)

Porog

Rus Çariçesi II. Katerina 1775 yılında Ukraynalı Kozakların en büyük askeri merkezleri Zaporijya şehri sınırları içinde kalan Dnipro (Özi) nehri üzerindeki Zaporijzkiy Siç’i yerle bir eder. Zaporijzkiy Siç, Hortitsya adlı nehrin ortasındaki bir adada kurulmuş bir askeri üstü. Dnipro nehrinin bu bölümünde çoklaşan bu adacıklara “porog” denir ve eşik anlamına gelir. Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag da aynı anlamdadır.

Zaporijzkiy Siç, kadınların girmesinin kesinlikle yasak olduğu bir yerdi. Seferler sırasında alkollü içki ağır cezaya muciptir. Nüfusunu sadece savaşçılık öğrenen erkekler oluştururdu.

Ada sakinleri Kozaklar o sırada Çarlık ordusuyla birlikte Kırım savaşlarına sürüklenmişler, yıpranmışlardır. Siç’te çok az Kozak kalmıştır. Ve o anda orada bulunup da bozguna uğrayan Kozaklardan bir kısmı Osmanlı’ya sığınırlar ve şimdiki Romanya topraklarında bulunan bölgeye yerleşirler. Tuna’nın denize açıldığı yerde onlar için yeni bir Siç kurulur. 1861’de Gulak-Artemoskiy’nin yazdığı Ukrayna’nın ilk operası “Zaporojets za Dunayem – Tuna Boyundaki Zaporijyalı” işte bu yeni Siç’teki Ukraynalı göçmenlerin trajik sayfaları anlatır.

Zaporojets za Dunayem – Tuna Boyundaki Zaporijyalı

Operada, Ukraynalı göçmen İvan Karas ve eşi Odarka’nın başı derttedir. Yerli idarecilerin kötü yönetiminden, rüşvetçiliklerinden bıkmışlardır. Üstelik Andrey’le kaçan evlatlıkları Oksana, Rusya elindeki Ukrayna’ya geçmek isterken sınırda yakalanmışlar ve vatan haini, ajan muamelesi görmektedirler, yani kelleleri alınacaktır. Baba İvan, çare olarak Payitahta gidip padişahın huzuruna çıkmak ondan çocukları için aman dilemek, onlarının maksatlarının hainlik olmadığını anlatmak ister. Ancak o sırada bayram öncesi padişah da Osmanlı’daki ülkesinin halini yerinde görmek için tebdil-i kıyafet edip İvan’ın yerleştiği Tuna boylarına varmıştır. Padişah, İvan Karas’ın dertli halini görür. Aralarında ilginç bir diyalog başlar.

İvan, tanımadığı padişaha, “derdine çare bulabileceği tek yerin padişahın huzuru” olduğunu söyler. Kıyafet değiştirmiş padişah da ona kendisinin bunu sağlayabileceğini vaat eder. İvan buna inanmaz. Ancak bir gün mektup gelir. Şu gün, şu saatte padişahın kendisini beklediği bildirilmektedir yazıda. Ve yanına Hasan adlı bir hizmetçi de verilmiştir. Gider padişaha derdini anlatır. Dönüşte İvan Karas adını Urhan (Orhan) olarak değiştirir. İçkiyi görünüşte de olsa bırakır, namaza başlar. Biraz da bunları karısı Odarka’yı kıskandırmak, kızdırmak için yapar.

Ardından kızı ve damadının idamına az bir süre kala padişahtan davanın düştüğüne dair ferman gelir. Affedilirler.

Eneyida

Ancak Rusya Tuna Kozaklarını kendi yanında görmek istemektedir. Bu nedenle Kotlyarevskiy’i Kozakları ikna etmesi için gönderir. Çünkü Zaporijya’da üs kurmuş, Osmanlı’nın kendilerine, “Sarıkazaklar” veya “Sarıkamış Kozakları” dediği Ukrayna Kozakları, onun kendilerini, hayat tarzlarını, askeri karargâhları olan Dnipro nehri üzerindeki bir adada kurulu Kozak Siçi’ni içten bir dille anlatan Kotlyarevskiy’e derin bir saygı beslerlerdi. Hatta onu kendilerine gıyaben Hatman seçmişlerdi.

İvan Kotlyarevskiy’in onların hayatlarını “Eneyida” adlı bir manzumede anlatır. 1798 yılında Petersburg’da – aslı çıkmadan daha önce korsan olarak – basılan bu eserle Ukrayna edebiyatında ve milli düşüncesinde yeni bir dönem başlar.

Genç Eney tipi, aslında Vergilius’un, Romalıların da Truva’nın mirasçısı olduğunu savunan bir manzumesinden alınmıştır. Vergilius’un eserinde Eney adlı bir Truvalı genç daha sonra Apenin yarımadasına, şimdiki İtalyan Çizmesi dediğimiz yarımadaya kaçar ve orada Romayı kurar. Truva mirasçısı olmak önemli ve stratejik bir meseledir. Ne ilginç? Monteigne de “Denemeler”inde Fatih’in zamanın Papasına gönderdiği bir mektubundan söz eder. Yazdığına göre, Fatih, Papa’ya “Biz Bizans’tan Truva’nın sahibi Hektor’un öcünü almaya çalışıyoruz. Sizin buna engel olmamanız gerekirdi” babında yazarak serzenişte bulunmuş. Yani, Osmanlı da Truva’nın mirasçısıdır. Belki de haklılık payı ötekilerden daha fazla. Fransızlar da başkentlerinin adını Paris koymamışlar mı? Demek ki Fransızlar da Truva’nın mirasçısı…

Mirasçılar arasındaki muhabbet ise herkese malum.
Ancak Kotlyarevskiy bu “Eney” tipini Ukrayna gerçeğine uygulamak ister.
“Eney buv parubok motornıy,
i hlopets hoç kudı kozak.”

“Eney ele avuca gelmez bir delikanlıydı,
Ve bir Kozak ki, gözünü budaktan sakınmazdı.”der, “Eneyida”sında.

Şair, Romalı genç Eney’i tamamen Ukrayna motifleriyle anlatır. Kullanılan dil canlı bir Ukraynacadır. Günlük hayat, maceralar, coğrafyalar hep Deşt-i Kıpçak yani günümüzdeki Ukrayna bozkırlarıdır. Kozakların yemekleri, konuşmaları o kadar gerçektir ki, bazen Kotlyarevskiy’i “prolesk”e kaçmakla başka bir deyişle aykırılıkları veya adi şeyleri fazla tasvirle suçlanmıştır.

Ve İvan Kotlyarevskiy Tuna Boyu Kozaklarına Elçi Gidiyor

Tarihin nehir olarak aktığı çığırlar bir kez daha kesişir ve Rus çarlık ordusunda albay rütbesine sahipken, Kotlyarevskiy Moskova tarafından gidenleri geri getirmek için Tuna Kozaklarına elçi olarak gönderilir.

Kotlyarevskiy onları geri dönmeye, Çarlık sınırları içinde de kalmış olsa Ukrayna’ya dönmeleri için ikna etmeye çalışır. Çarlık tarafından onlara verilen vaatleri iletir. Vaatlere göre onlara oturmaları için yeni topraklar verilecektir. Kozakların bir kısmı dönmeyi kabul ederler. Dönenlerden bir kısmı Kuban’a, bir kısmı Mariyapol’e yerleştirilirler ve mevsimlik asker olarak kullanılırlar. Bir süre daha varlıklarını, geleneklerini sürdürürler. Ardından da arkalarında bir sürü gelenek, yer adı bırakarak erirler.

Bu saygıdeğer şair ise yaptığı işin karşılığını alamaz. Ordudan uzaklaştırılır. Kozaklar ise asimile ve yok olma sürecine girerler.

C. O. Boyman

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu