Yazarlar

Görünmeyen sahipler: Ricâl-i Gayb

Abdurrahman Aydın

Kutb-u A’zamı, yedileri veya kırkları tanımayanlar, dünyayı kendilerinin yönettiğini sananlar dudak bükse de Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:

“Bu ümmetim içinde, İbrahim (as) tabiatı üzere kırk, Musa (as) tabiatı üzere yedi, İsa (as) tabiatı üzere üç ve Muhammed (asm) fıtratı üzere bir kişi bulunur. Bunlar derecelerine göre halkın efendisi sayılırlar.” 1

Enbiyanın varisi ve naibi, onlardaki farklı fıtratların daimî tezahürleri olan bu zevat-ı kirama “Peygamberlere bedel vazife görenler” anlamında bedelin çoğulu olan “Abdal” denilmiştir. Gerek herkes tarafından tanınmadıkları, gerekse gizli sırlara vâkıf oldukları için kendilerine “Gayb Erenleri” ismi de verilmiştir. Onlar bu âlemde bir nevi tasarruf sahibi olarak kabul edilir.

DİRİ VEYA ÖLÜ BİR VELİ TASARRUF EDEBİLİR Mİ?

Aslında bu soruyu şöyle sorsak cevabı da kolaylaşır:    “Allah’ın tasarrufuna evliya veya onların ruhları vasıta olabilir mi?” Evet, olabilir. Nasıl ki, melekler Rubûbiyet-i İlâhiyenin âlemdeki tasarrufatına vasıta oluyorsa, melekiyet kesbetmiş, belki daha da yüksek bir hayat mertebesine ermiş olan velîlerin de, Cenab-ı Hakk’ın iradesine birer asker olması mümkündür.

Rasûl-ü Zîşan’ın (asm) Gazve-i Bedir ve Huneyn’de müşriklere attığı ve hepsinin gözüne giden bir avuç toprak için “Attığında sen atmadın; lâkin Allah attı”2 buyrulmadı mı? Bu vasıta oluş Peygamber Efendimize mi (asm) hastır? Hayır. Çünkü meşhur bir kudsî hadiste “Ben kulumu sevdim mi, artık onun işiten kulağı, gören gözü, yürüyen ayağı, akleden kalbi ve konuşan dili olurum”3 buyrulmuyor mu?

Hz. Hızır’ın (as) zahirde, gerçekten itirazı gerektiren işleri, yani emanet gemiyi delmesi, suçsuz bir çocuğu öldürmesi, kendi iradî işleri olabilir mi? Anlaşılan o da, Allah’ın iradesini gerçekleştiren bir melek gibi hareket etmektedir.

Demek, fenâfillah makamına erenler ve bir nevi melekiyet kesbedenler, kendi cüz’î iradelerinden vazgeçip onu da Hakk’a teslim ederler 4 ve Hakk’ın iradesinin icrasında istihdam edilirler. Kerametleriyle himmet ve muavenet ederler. Zaten kerametler de, mu’cizeler gibi aslında Cenab-ı Hakk’ın fiilidir, ikramıdır; beşerin fiili değildir. 5 Bir başka ifadeyle “Velilerin himmetleri, imdatları, feyiz vermeleri, hâlî veya fiilî bir duâdır. Hâdî, Muğîs, Muîn, ancak Allah’tır.” 6 Onların rızâ-i İlâhî haricine çıkmayan duâları ve tavassutları rahmet ve himmetin erişmesine sadece bir vesiledir. Hadiste buyrulduğu üzere: “Üstü başı perişan, hakir görülen nice insanlar vardır ki, yemin ederek ‘Allah’ım, şunu şöyle yap!’ diye bir talepte bulunsalar talepleri gerçekleşir.” 7

Bu tür Hak dostları, vefat etmiş olsalar bile, şehitler misali, ehl-i kuburun fevkinde bir hayata mazhariyetleri sebebiyle mematları da hayatları gibi olur. 8 Hayatta iken yaptıkları duâ ve himmetleriyle insanlara faydalı olan bu evliyaların bu özellikleri, vefatlarından sonra da devam eder ki, işte buna tasavvufta “tasarruf” adı verilir. Dolayısıyla bir dileğin kabulü veya bir musîbetin def’i için onların ruhaniyetlerine tevessül suretiyle Hak Teâlâ’dan talepte bulunmak da caizdir. 9

GAYB ERENLERİNİN HİYERARŞİSİ

“Kutb-u A’zam” hayattaki kutupların ve velilerin başıdır. Ekseriyetle Hicaz’da bulunur. Kutb-u A’zam’dan sonra, vezirleri konumunda olan “İmâmân (İki İmam)” gelir. Bu İki İmam ile birlikte Kutup “Üçleri” teşkil ederler.

Bunların altında âlemin dört yönünde görevlendirilmiş “Evtâd (Direkler)” vardır ki, dört büyük meleğin ruhaniyetinden yardım alırlar. Bunların hepsinin toplamına “Yediler” denilir. Bu yedi abdal, yaygın telâkkiye göre insanların imdadına koşarak belâları kaldırma, sıkıntıları giderme görevini taşıdıkları için “Abdalân-ı Hızır” diye de adlandırılmışlardır. 10 Sonra “Nücebâ (Kırklar) ” ile “Nükabâ (Üçyüzler)” gelir.

Bu Hak dostlarının makamları hiç boş kalmaz; ölenin yerine tedricen kendinden sonra gelen yükseltilir. “Gavs” ise darda kalındığında iltica ve istimdad edilen bir kutuptur. (Bu unvanlar farklı tasniflerle birbirleri yerine kullanıldığı gibi “Revâsî, Ebrar, Ahyâr, Ümenâ, Muhaddesûn” gibi daha başka unvanlardan da bahsedilir.) 11

Ancak bir de çok nadir bulunan “Efrâd” vardır ki, onlar yukarıdaki hiyerarşinin dışındadır ve bağımsızdır. “Ferdiyet Makamına” mazhar olan bu veliler, feyizlerini aracısız, doğrudan Hz. Peygamber’den (asm) alırlar. Ferdiyet Makamı, kutbiyet ve gavsiyetin de üstünde olup makâmâtın en yükseğidir ki, o yüzden bunlara “Mukarreb” de denilir. Hz. Hızır (as) ve Hz. Şâh-ı Geylânî’nin (ks) Ferdiyet makamında olduğu kabul edilmiştir. Bu makama mazhar olan bir şahs-ı mânevî, Kutb-u A’zamdan itiraz gelse bile ona itaat etmek zorunda değildir. Belki meseleyi izah etmekle iktifa eder; teveccüh ve duâsını da almaya çalışır. 12

İmam Rabbânî (ra) bu Efrad hakkında: “Çok nadir bulunur. Böyle bir cevher birçok asırdan sonra gelecektir. Karanlık âlem onun gelişinin nuruyla aydınlanacaktır. Onun irşad ve nuru bütün âlemi kuşatacaktır” müjdesini vermektedir.13

Ricâl-i Gaybın, yukarıda saydığımız hayattaki velilerden ibaret olmadığını, bunlardan başka, taht-ı riyaset-i Nebî (as)’de selef-i salihînden ve her asrın mebuslarından müteşekkil çok yüksek ruhânî bir heyetin daha var olduğunu, bu gaybî heyetin “İmkân âleminde mevcut halden daha iyisi yoktur” hakikati çerçevesinde, imtihan sırrını, kaderin prensiplerini ve makâsıd-ı İlâhiyeyi dikkate alarak, mukadderât-ı İslâmı istişare ettiğini anlıyoruz.

Bediüzzaman Hazretleri’nin Misal Âlemindeki bu meclise muhtemelen ilk defa, 1919 yılında kabul edilerek tanıştırıldığını, bu ilk kabulde Felâket ve Helâket Asrının Adamlığına (Ricalliğine) liyakatinin ve kaderin hikmetlerine vukûfiyetinin bir nev’î test edildiğini ve tasdik edilerek kendisine güven verildiğini, onun heyecanından ve bizzat kendi beyanatından çıkarabiliyoruz. Ricâl-i Gayba yön veren bu irşadî yüksek meclis-i muhteşemle 20 yıl sonrasında da irtibatının devam ettiğini fark ediyoruz. 14

SONUÇ

O halde Ey Mü’min! Me’yus olma ve korkma! Zındıkların küresel gizli komiteleri ve trilyonları aşan servetleri varsa, senin de arkanda her asrın mebuslarından müteşekkil bir meclis-i muhteşem var! Allah’ın izniyle, meleklerle birlikte onlar da sana zahîr (destek) oluyorlar. Yeter ki sen, onların yolundan çıkma!

Bedir’den Çanakkale’ye iman ve küfrün her mücadelesinde imdada koşmadılar mı? Sadece Hz. Hızır (as) değil, belki binlercesi, sen her darda kaldığında izn-i İlâhî ile yetişmiyorlar mı? İçlerinde öyleleri var ki, Hz. Abdülkadir-i Geylanî (ks) gibi, müridi ister şarkta, isterse garbta olsun, her hevl (korku) ve şiddetinde Hakk namına ve O’nun izniyle derhal yetişeceklerine söz veriyorlar ve “Tevessel binâ (Bizi vesile yap!)” diyorlar. 15 (HAŞİYE) Elbette dünya boş ve sahipsiz değil!

HAŞİYE: Hz. Gavs (ks) gibi enaniyetten büsbütün tecerrüdle kudsiyet kesbedip kendini unutmuş ve Cenab-ı Hakk’ın zâtî tecellisine mazhariyetle O’nun iradesinde benliği kaybolmuş bir veli, aşk deryasına müstağrak halde iken, Sultanı namına böyle diyebilir. O makama yetişmeyen onu söyleyemez; söylese mes’uldür. (bk. 8. Lem’a, 2. Nokta)

Dipnotlar:

1- Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/112.

2- Enfal 6/17; 19. Mektup, 12. İşaret.

3- Buharî, Rikak, 38; Tecrid-i Sarîh, HN: 2042; İbn Mâce, Fiten, 16.

4- 17. Söz, 2. Makam.

5- 8. Lem’a, 3. Nokta.

6- M. Nûriye, Şu’le ve Zeyli.

7- Müslim, Birr, 138; Tirmizî, Menâkıb, 54.

8- Barla L. 3. Kısım.

9- bk. H. Kamil YILMAZ, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, 346

10- TDV İslâm Ans. “Abdal” md.

11- bk. TDV İslâm Ans. “Ricâlü’l-Gayb” “Ricâlullah” ve “Veli” md.; H. Kamil YILMAZ, a.g.e, 338.

12- Kastamonu L. 196.

13- İ. Rabbânî, Mebde’ ve Mead, Trc. Dr. Necdet TOSUN, 23-24.

14- Sünûhat, Rüyada Bir Hitabe; Kastamonu L. 20

15- 8. Lem’a.

Kaynak: Yeni Asya

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu