Haberler

Sadece Türkiye’de evimde hissediyorum

Pers bana ters! Sorunlu ortak geçmişimizin duygusal bir okuması değil yaptığım; zorunlu ortak geleceğimizin akılcı bir analizi gerektiriyor bunu.

Başkaları 1639’dan bu yana İran sınırımızın değişmediğinden bahisle rahat hissedebilirler kendilerini… Ben, o gün bugündür siyasi sınırlarımızın kültürel, ekonomik, dini ve mezhebi sınırlarımızla örtüşmüyor olmasından rahatsızım…

İran’ın penetrasyon üstünlüğü, kapitülasyonları hatırlatıyor bana da, ondan rahatsızım.

Yoksa İran da her millet gibi varlığı meşru, dostluğu düşmanlığına tercih edilecek bir komşumuz bizim. Ama Hennâs! Hârut ile Mârut’un fitnesini almış miras!

İçimizdeki farklılıkları dışarıya yansıtıyor değilim. İran, muhteşem kültürel mirasıyla, derin felsefi birikimiyle, yüzyıllık planlamalarıyla, -Davutoğlu Hoca’nın ifadesini kullanayım- ezici ve eritici ben-idrakiyle rahatsız ediyor beni. Göze kaçmış mertek değil İran, her yerde gözü olan bir dev. Böyle bir deve karşı tedbir almak için saldırganlaşması beklenmez. Sakin bir denizin korkuttuğu gibi korkutuyor beni İran. Geçmişte neler yaptığını bildiğim için değil, gelecekte neler yapabileceğini, o denizin derinliklerinde hangi gel-gitlerin, hangi tsunamilerin ilk kırılmalarının şekillenmekte olduğunu bildiğim için korkutuyor beni…

Sadece Türkiye’de evimde hissettiğim için korkuyorum İran’dan. Başka hiçbir yerde evimde hissedemeyeceğim, başka her yerde garip kalacağım için korkuyorum… İran, bizden bildiklerimize, oradayken, evlerindeymiş hissiyatını yaşatabilecek enstrümanlara sahip olduğu için korkuyorum… Akıllı bildiklerimizin kuvve-i gadabiyye ve kuvve-i şeheviyelerine hükmedebildiği için korkuyorum.

Sadabad, bana “herçi bad abad”ı hatırlatıyor; korkuyorum…

Bir devletin bin zayıf düşmanı, bir güçlü dostu olsa, düşmanlarından değil, o dostundan korkması gerekir. Dış politikada adem-i itimat esastır zira. Yunanistan’da Anadolu toprakları üzerinde emelleri olan bir iktidar dahi olsa ürkütmez beni. Güç dengesi lehimize bozulmuş bir defa… Ermenistan her gün Türkiye’den Kilikya topraklarını istese duymazdan gelebilirim. Penetrasyonu yok. Ne ekonomimi sarsabilir, ne kışın soğukta bırakabilir beni, ne nükleer silah yapacak imkânı var ne de uçakları var altın taşıyacak ülkemin üzerinde…

Kaldı ki dost değil İran. Pers, tersliğini yapıyor her defasında. Belli ki Suriye konusunda konuşmama şartı koyarak kabul ediyor Türkiye başbakanını; Siyonistlerin kuklası olmakla suçlayabiliyor; doğalgaz fiyatlarının makul bir seviyeye çekilmesi konusunda eli boş döndürebiliyor ülkesine… Kara günde yanında duranın yüzünü ak etmek zorunda hissetmiyor kendini… Minnet duymuyor; teşekkür etmiyor; tekebbürden çekinmiyor…

Pers, bana ters! Bu duruşumla kimseye zarar vermiyorum. Kimsenin kaderini bağlamıyorum. Oysa, on yıl iktidarda kalıp da İran gazının alternatifini oluşturmayı başaramamış olanlar, benim, bizim, hepimizin kaderini terk ediyorlar Tahran’ın insafına… İşte bundan çok rahatsızım… (Daha büyük oranda Rus gazına bağımlı olmaktan, daha büyük oranda rahatsızım elbette…)

Şahsi sebepleri olabilir İran’da evde hissetmenin. Beni hiç ilgilendirmez. Kırmızı halı süpürülürken Şah, Padişah’a hürmeten ayakkabıların çıkarılmasını emretmiş de -Niye geçerler ki ajanslar bu haberi?– misafir ve mabeyni bundan pek bir keyif almış olabilir mesela… Fakat benim başbakanım bilmeli ki, o Tahran’da ikinci evinde hissettiği müddetçe, ben kendi vatanımda evimi kaybetme endişesi yaşıyorum…

O, Tahran’ı ikinci evi zannederken, İran, Türkiye’mi 32. vilayeti zannediyor da bu sebeple rahatsızım…

KERİM BALCI | ZAMAN – k.balci@zaman.com.tr

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu