Haberler

‘Oğlumun 32. Gün’ü sunmasını istiyorum’

Ani ölümüyle herkesi üzüntüye boğan usta gazeteci Mehmet Ali Birand’ın ardından zihinlerdeki en büyük soru işareti 32. Gün’ü kimin sunacağıydı. Bayrağı oğlu Umur Birand devraldı ve program geçtiğimiz hafta ilk kez onun sunumuyla ekrana geldi.

Bu vesileyle Birand ailesini ziyaret ettik. Oğul Birand ilk röportajını babasının çalışma masasında verdi.

32. Gün’ü devralmanızı eleştirenler oldu. ‘Saltanat mı bu!’ gibi… Nasıl gelişti süreç?

32. Gün bir haber programı. ‘Ben kim oluyorum da haber programı yapıyorum’ diye düşünmedim değil. Ancak 32. Gün, Birand Yapım’ın gurur kaynağı. Programı başkasına devretmek aklımın ucundan bile geçmedi. Babamın bana bıraktığı en büyük miras.

Babanızla konuşmuş muydunuz hiç?

Sekiz ay önce konuşmuştuk. ‘Kamera karşısında rahatsın, işi biliyorsun, yavaş yavaş 32. Gün’e gel’ dedi. Şubat’ta programım CNN Türk’te yayınlanacak, eylül-ekim gibi 32. Gün ekibine katılacaktım. Kader… Keşke babam son sekiz aydaki herhangi bir röportajında ‘Bir gün oğlumun 32. Gün’ü sunmasını istiyorum’ demiş olsaydı. Bugün bu konuşma olmayacaktı.

Kesin karar nasıl verildi?

Vefatından bir hafta sonra ailece oturuyorduk. Yorgun ve üzüntülüyüz. Bir ara ‘Program ne olacak?’ diye sorduk. ‘Neden sen sunmuyorsun?’ dediler. Ben neden sunayım diye düşündüm önce. ‘Kariyerinin en yüksek noktasında bırakalım.’ dedim. ‘Devam ettirmek senin görevin.’ dediler. Arkadaşlarıma sordum, yarısı gir, yarısı hiç bulaşma dedi. Sonra karar verdim.

Marka olmuş bir programı devralmak korkutmadı mı sizi?

Büyük bir risk ama korkutmadı. Böyle bir karar verdiğim için kötü hissettim önce. Babamın yerini doldurmak imkânsız. Zaten kime gitseniz yapmak istemezdi.

Siz teklif götürdünüz mü?

Evet.

Kime?

Bu soruya cevap vermeyeyim ama kim olursa onunla kıyaslanacaktı. Tek kişinin kıyaslanmama şansı var. O da ben. Konuşma tarzımız, mimiklerimiz benziyor.

Programın formatı değişti ama değil mi?

Değiştirmek zorunda kaldık. Bu ilk tecrübem, siyaset yapamam. Öyle bir haddim olamaz. Ama güncel konuları işleyebilirim. Gelecek haftadan itibaren 32. Gün okulunu devam ettirmek adına iletişimcilere fırsat vereceğiz. Dileyen ele almak istediği konuyu sekiz dakikada sunacak. Ücretini de vereceğiz. Arasından en güzelini seçip yayınlayacağız. Böylelikle babamın arzusunu yerine getirmiş olacağım.

Koltuğa ilk oturduğunuzda ne hissettiniz?

Prova yaparken stüdyo boştu. Gözüm hep kapıdaydı. Babam kapıyı açacak ve gülerek, ‘inanamıyorum gördüklerime, çok iyisin, devam et’ diye rahatlatacak. Olmuyor tabii. Jenerik müziği çalmaya başlayınca çok heyecanlandım, elim ayağım titredi. Soracaklarımı unuttum.

İlk program 1985’te yayınlanmıştı. Babanızı tebrik etmek için ilk arayan Hasan Cemal’di. Sizi arayan oldu mu?

İlk Can (Dündar) abi aradı ve tebrik etti.

Bu işi bırak diyenler oldu mu?

Sosyal medyada oldu ama önemsemiyorum. Benim kriterim izleyicim. Onlar beğendi. Reytingler iyi. Sokakta bile arabayı durdurup ‘devam et çok iyi program’ denmesi yetiyor bana.

İlk konuk İlker Ayrık’tı. Özel sebebi var mı?

İlker’i çok severim. Beni rahatlatacak biri olsun diye düşündüm. O da İlker’di.

Babanızın saat ve kravatları çok meşhurdu. Sizin de böyle bir aksesuarınız olacak mı?

İlk iki programda babamın kravatını taktım. Bana güç verdi. Saatini takamam, o çok özel.

Sizce programda performansınız nasıldı?

Dört kilo vermem gerekiyor (gülüyor). Dikkat etmem gerekenleri not aldım. Daha rahat olmam ve gülümsemem gerekiyor mesela.

Hillary Clinton’dan taziye mektubu aldık

Bu süreçte vefa ya da vefasızlığıyla sizi şaşırtan oldu mu?

Beklediklerim aradı. En çok desteği Bartholomeos’tan gördük. Cenazeye gelip saf tutması gurur vericiydi. Zamanında ters düştüğü insanların bile törene katılması çok duygulandırdı. Yunanistan dışişleri bakanı, Kral Hüseyin aradı, Hillary Clinton’dan anneme mektup geldi.

Rüyanızda gördünüz mü hiç?

Çok sık. Hep yanımda, onu sadece ben görüyorum ve sürekli gülüyor.

Kravat ve kol saatleri gibi özel eşyalarından isteyen oldu mu?

Twitter’dan saat isteyen oldu. Birine göndereceğim. Kolumdaki bileklik, vefat ettiği zaman kolundaydı. Hiç çıkarmıyorum, kimseye vermem.

Ölümle ilgili algınız değişti mi?

İki buçuk yıl önce babamın pankreas kanseri olduğunu öğrendiğimde farkındaydım ölüm gerçeğinin. Bir gün öleceğini anladım. Bu yüzden bu kadar dik durduk.

Umberto ‘dedem nerde?’ diye soruyordur muhakkak…

Sormaz mı hiç. Dede uçakta, diyoruz. Hata yaptığımı biliyorum.

Neden?

Biz de aynı şekilde inanıyoruz desem çok mu garip olur… Ona böyle söylemek bizi de rahatlatıyor. Şu an 26 aylık. 3 buçuk yaşına gelince söyleyeceğim. Şimdilik kandırıyoruz.

Elazığlıymışız, haberimiz yok!

Babanız Kürt olduğunu vefatından kısa bir süre önce öğrendi…

Ben de kitap çıktıktan dört gün sonra öğrendim. Dört gün inatla kitabı almadım ve okumadım.

Neden bu inat?

Baba-oğul kavgası (gülüyor). Kitabı görmek istiyorum, dedim. Git al, dedi. Delirdin mi neden alayım sen ver, dedim. Hayır dedi. Almıyorum deyince, almazsan alma, dedi. Herkes arayıp kitap çok güzel, diyor. Babam da her gün soruyor aldın mı, diye. Almayacağım deyince, kredi kartınla al, 12 ay taksitle ödersin, diye takılıyor bir de. Dayanamayıp aldım. Aynı gün bitirdim. Sabah aradım. Elazığlıymışız, haberimiz yok, dedim.

Öncesinde söylememiş miydi?

Hiç söylemedi. Hakkında hep dedikodu vardı. Ermeni, Kürt, Suriyeli, Amerikalı…

Ne hissettiniz. Kürt meselesine bakış açınız değişti mi?

Çok gurur duydum. Bakış açasının değişmesi için illaki Kürt olmaya gerek yok.

Gazeteci çocuğu olarak babanızla ilişkiniz nasıldı?

Yoğunluğunu sevmiyordum. Oğlum doğduğunda özür dileyip ‘Hepsinde haklıymışsın’ dedim. Kanser olduğunu öğrenince gerçek baba-oğul olduk. 32 yılı, 2 buçuk yıla sıkıştırdık. Her gün konuşurduk. ‘Köprüde trafik var mı, annen nerede?’ diye  sorardı.

Muhabirim diyecek cüretim yok, ama televizyoncuyum

Umur Birand (36) Belçika doğumlu. 1991’de Belçika’dan Türkiye’ye gelir. Liseyi ‘andıç’ döneminde yatılı okur. Bilinçli bir tercihtir bu. Umur Birand, “Ailem tarafından cesaretli bir hamle, benim içinse çok ürkütücüydü.” diyor o yıllar için. Cuma mezun olur, cumartesi sabahı ailesiyle Amerika’ya gider. Washington’da uluslararası iletişim ve medya okur. Discovery Channel’da üç yıl çalışır. Çok sıkıldığı bir gün Türkiye’ye dönme kararı alır. 2003’te Mehmet Ali Birand’ın 25 yıl evvel kurduğu prodüksiyon şirketinin başına geçer. Kendi ifadesiyle ‘Türkiye piyasasını hiç bilmeyen, Mehmet Ali Birand gibi bir kimliğin altında, gölgesi arkasında’ iş yapmaya çalışır. O kalıptan çıkması dört yıl kadar sürer. Hep kamera arkasındadır. Hiçbir zaman muhabir olmadığını söylüyor: “Kendime muhabir diyecek cüretim olamaz, televizyoncuyum. Türk medyasını iyi biliyorum. Bunu da Mehmet Ali Birand okulundan öğrendim.”

FATMA TURAN | ZAMAN

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu