Haberler

27 Mayıs’ın insanlık dışı atmosferinin yıldönümünde meselenin ehemmiyetine binaen…

“Milletin kabul ettiği bizim içinde makbuldür”
Adnan Menderes

Çarıktan medeniyete geçişin adıydı onun dönemi.

Kimi “Beyaz devrim” dedi kimi “Altın Yıllar”.

Asırlardır hizmete susamış Anadolu insanı, baraja, yola, okula, suya, elektriğe fabrikaya onunla kavuşmuştu.

Onun döneminde sadece halkın değil ülkenin de itibarı zirveye yükseliyordu.

Döneminin lideri, önden giden atlısıydı.

A’dan Z’ye her yere, her konuya el attı.

Sadece ülke içinde değil, misakı millinin dışına da elini uzattı.

Kore’ye de asker gönderdi, Kıbrıs’a da sahip çıktı.

Dünya Bankası ülkesinde yapılacak bir baraja kredi vermedi diye hem temsilciliğini kapattırdı ülkesinde, hem de 21 baraj yaptırdı onlara inat.

Yenilikçiydi, reformistti ve inançlıydı.

Türkiye Denizcilik bankası, Et ve Balık kurumu, Devlet Malzeme Ofisi, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı,Makina Kimya Enstitüsü, DSİ,Vakıflar Bankası,THY,Atom Enerjisi Kurumu,SEKA, Türkiye Çimento Sanayi Anonim Şirketi,DHMİ,Türkiye Kömür İşletmeleri, Türkiye Demir Çelik İşletmeleri, İPRAŞ,TÜPRAŞ, Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi gibi birçok dev kurum ve kuruluş hep onun çalışmalarının, imzalarının eseriydi.

Türkiye”de kişi başı gelir 1950’de 428 liradan 1960’da 1598 liraya çıkacaktı. GSMH yıllık ortalama artışı yüzde 7’ye çıkmıştı.

Ağır sanayi 9 kat büyüdü.

İşyeri sayısı 10 yılda 23 binden 110 bine çıktı.

Çalışan sayısı yaklaşık yüzde 400 arttı.

Ülkede 5 yeni havalimanı, 11 deniz limanı açıldı.

Şeker üretiminde açılan onlarca şehirdeki yeni fabrikalarla ülke üretiminde yüzde 369 artış sağlandı.

Karayolları 10 bin km den 24 bin kilometreye çıkarıldı.

Ticari araç sayısı 14 binden 68 bine, özel araç sayısı 8 binden 45 bine ulaştı.

Onlarca şehirde açılan yeni çimento fabrikalarıyla yıllık çimento üretimi 330 bin tondan 1 milyon 7 yüz bin tona yükseltildi.

Pamuklu kumaşta tezgâh sayısı 5519’dan 15.820’ye çıkartılarak üretim yüzde 305 artış sağlandı.

Ülkede traktör fabrikası kurdurarak 1756 olan traktör sayısını 42 bine çıkarttı.

Tarım altın çağını yaşadı.

Hem insanına toprak dağıtan, hem de krediyle onu destekleyen ve ileri teknolojiyle ziraatçının işini kolaylaştıran bir devlet sayesinde buğdaydan arpaya, pirinçten mısıra yüzde 200, 300’ler oranında bir artışla tarımda bir devrim gerçekleştiriyordu.

İlk Türk patentli lokomotiflerden “Karakurt ve Bozkurt”, kuruluşunun ilk yılında bin adet kamyon üreten kamyon fabrikasına ve yeni yeni açılmaya başlayan otomotiv fabrikalarına kadar bir yükselme rampasına girmişti Türkiye.

Neler mi vardı ajandasında?

Yıl 1950’ler dikkatinizi çekerim. Sakarya nehri üzerinde yapılan Türkiye’nin ilk büyük hidroelektrik santrali Sarıyar Barajının çevresine Atom sitesi kurulacaktı. O dönemin en önemli projesiydi nükleer santral kurulması. Plan ve projeler hazırdı.

Menderes’in hayali İstanbul Boğaz köprüsü projesiydi. Planlar hazırdı.

140 milyon liralık Ergani Bakır işletmesi projesi hazırdı.

36 milyon liralık Hirfanlı-Kırşehir-Kayseri enerji nakil hattı projesi hazırdı.

66 milyon liralık Antalya pamuklu dokuma sanayi.

61 milyon liralık Denizli bez fabrikası.

52 milyon liralık Karaman İplik fabrikası.

101 milyon liralık Eskişehir Basma sanayi.

56 milyon liralık Bilecik Seramik fabrikası.

86 milyon liralık İstanbul Seramik fabrikası.

69 milyon liralık Tunçbilek kömür projesi.

86 milyon liralık Türkiye Demir ve Çelik işletmeleri projesi.

20 bin ton çelik döküm imalatı projesi.

156 milyon liralık Ankara Şeker fabrikası projesi gibi yüze yakın projenin alt yapıları ve son hazırlıkları tamamdı.

Tam açılacaktı ve ülke başka bir ufka doğru yürüyecekti.

Ama olmadı. Olan olmuştu ve 27 Mayıs darbesi uçuşa geçmek için burnunu kaldıran uçak misali olan ülkeye ancak 30 yıl sonra toparlanacak hatırı sayılır bir sille akşetmişti.
Hayatı hep bir zihniyete karşı mücadele vererek geçti Menderes’in.

Bu zihniyet bazen dışarıdaydı, bazen muhalefette ve hatta bazen kendi kabinesinde yola çıktığı insanlarda.

Bu zihniyet öyle şakulü kaymış bir zihniyete sahipti ki, aklıselim insanlara o kadar da olur mu dedirtiyordu.

Barajlar yaptırdı “köstebekler delecek” dediler…

Yollar yaptı “uçak mı inecek” dediler…

Yeni yatırımları projelendirdi “bunlara ne gerek var” dediler…

Büyük Türkiye’yi yapılandırırken “küçülmelisiniz, yatırımları azaltın” dediler.

Mücadele etti, yılmadı ve onun için ilklerin başvekili oldu.

Ama her şeyden öte halkın içinden, halkı anlayan lider olması yönüyle döneminin ilkiydi.

Herkesin küçük hesaplar peşinde koştuğu dönemde, pergelinin merkezine milletini koyması onu gönüllere silinmeyecek bir şekilde kazıdı.

Yetimdi, öksüzdü, belki de onun için ana baba millet olmuştu. Onun için siyasi tarihin mihenk taşlarına bu söz yazılmıştı.“Milletin kabul ettiği bizim içinde makbuldür.”

Babaannesi daha 18 yaşlarındayken biricik gözdesi Ali Adnan’ına (Menderes) yaptığı nasihati kim bilir belki de bugünün gençliğine yapıyor gibi şöyle diyordu gözbebeğine: “Bu topraklara hıyanet etme. Bu topraklar gerçek anlamda senin vatanındır. Senin anandır, babandır. Senin varlığındır, öz yurdundur. Bu topraklara ne kadar hizmet edersen, bu topraklar sana bedelini misliyle öder.”

11 ay 1 gün süren Yassıada mahkemeleri 15 Eylül 1961’ de 15 kişiye idam kararıyla son buluyordu.

Bir ülkenin apaydın yarınları 30 yıl sürecek geceye çevriliyordu. Bir ülkenin yarınları ve ümitlerini 17 Eylül 1961’de saat 13.25’te astılar.

Şahadetinden iki gün önce büyük oğlu Yüksel’e şöyle yazıyordu mektubunda:

“Bütün bu olanlardan sonra, benim mefkûrem olan millete, vatanına varlığınla hizmet et. Ruhumla daima sizinleyim. Sizi şefkatle anıyorum. Hakkınızı bir kez daha helal edin. Benden helaldir.”

Ruhun şad olsun.

ALEKSANDR ABDULLAHOV | www.UkraynaHaber.com

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu