Haberler

[VİDEO] Pembe incili kaftan

Kitabın Adı: Pembe İncili Kaftan
Kitabın Yazarı: Ömer Seyfettin
Kitabın Yayınevi: Timaş Yayınları

Kitabın Konusu: İran şahına elçi olarak giden Muhsin çelebi Tüklük onurunu ve şerefini koruyarak cecurca Osmanlı devletini temsil etmiş ve bu görevi çıkarları için değil bir fedekarlık bir görev olarak üstlenmiş ve bundanda asla övünmemiştir.

***
İranda o zamanlar çevresine korku salan Şah İsmail adında bir hükümdar vardı ve Osmanlı devletinde hiç bir vezir onun yanına elçi gönderemiyordu çünkü elçiler ya cezalandırılıyor ya da başları kesiliyordu. Vezirler bu deli adama elçi göndermek için toplanmış ne yapacaklarını düşünüyorlardı. Gönderilecek elçi cesur, ölümden korkmayan, devletin şanına yakışacak bir kişi olmalıydı. Sarayda, Enderunda, divanda böyle bir kişi bulamıyorlardı. Daha sonra vezirlerden biri Muhsin Çelebi’nin adını söyledi. Bunun üzerine Osmanlı sadrazamı Muhsin Çelebinin çağrılmasını istedi. Peki, hiç kimsenin cesaret dahi edemediği bu elcilik görevine çağırılan Muhsin Çelebi kimdir?

Doğruluktan ayrılmayan, varlıklı fakiri fukarayı koruyan cesur, iyilikten doğruluktan ayrılmayan Muhsin Çelebi sadrazamın emri üzerine huzurana gider. Sadrazam ondan el etek öpmesini beklerken o eğilmez. Sadrazam onun bu hareketine kızmasına karşın ona elçilik teklifinde bulunur. Muhsin Çelebi bu görevi devleti için kabul eder. Elbette ki bu büyük devletin elçisi; atları, hademeleri ve giysileriyle ihtişamlı olmalıdır. Muhsin Çelebi bu giderleri, sadrazamın ısrarına karşın, kendisi kraşılamak ister. Bütün varlığını rehin vererek tüccarlardan on bin altın alır. Bu parayla ihtiyaçlarını karşılar. Bir de Sırmakeş Toroğlu’ndaki: Kumaşı Hint’ten incileri Venedik’ten gelme Şah İsmail’in hayatında göremeyeceği pembe incili kaftanı sekiz bin altına alır.

Karısını iki çocuğunu akrabalarına bırakarak yola koyulur. Muhsin Çelebi Tebriz’e vardığında halk ve şah onu şaşkınlıkla karşılar. O her zamanki gibi başı dik göğsü ilerde Şah İsmail’in huzuruna varır. Padişahın mektubunu öperek Şaha uzatır. Ayağı öpülmeyen Şah sapsarı kesilir. Muhsin Çelebi sağına soluna bakar ve oturacak bir şeyin olmadığını görür. Bunun ayakta beklemeye mecbur bırakmak için yapılmış bir davranış olduğunu düşünerek o göz kamaştıran kaftanını tahtın önüne serer ve üzerine oturur. Şah, vezirleri komutanları aptallaşmışırlar. Muhsin Çelebi gür sesiyle: Padişahının hiçbir ecnebi padişah karşısında eğilmeyeceğini ve dünyada Türk Padişahı kadar asil bir padişahın olmadığını söyleyerek huzurdan izin istemeden ayrılır. Kapıdan çıkarken Şah’ın askeri kaftanı arkasından getirir. Muhsin Çelebi sesini yükselterek ‘bir Türk asla yere serdiği şeyi sırtına koymaz.’diyerek oradan ayrılır.

Muhsin Çelebi sağ salim ülkesine döner. Herkes pembe incili kaftana ne olduğunu merak eder. Fakat o bu yaptığını anlatacak kadar küçük bir insan değildir. Muhsin Çelebi elçilikten kalan malzemelerini satarak küçük bir bahçe alır. Üsküdar pazarında sebze meyve satarak geçimini sağlamaya başlar. Düştüğü bu acı durum karşısında o hiçbir zaman yaptığı fedakârlıkla övünmemiştir.

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu