Haberler

Çölde açan çiçek

Orta Asya Cumhuriyetleriyle, Anadolu insanının vuslatının henüz yeni olduğu yıllardı. Bugünlerde yaşanan güzelliklere dayelik yapmak için, söz sultanının tavsiyelerini emir telakki etmiş ve Orta Asya’nın yolunu tutmuştu.

Gideceği şehirde henüz okul yoktu, kendisi gibi ‘’ Girdik reh-i sevdaya cünunuz, bize ar amus lazım değil’’ diyen üç er oğlu er’le beraber bu küçük şehirde yeryüzü mirasçılarını yetiştirecekti.

Üniversiteyi bitirir bitirmez gideceği ülkenin yolunu tutmuştu. Fakat bu yolculuk ne İstanbul ne de Ankara gibi büyük şehirlerden olacaktı. Bugünkü imkânlar yoktu o zaman, küçük bir Anadolu şehrinden kalkan bir kargo uçağıyla gitmişti gideceği ülkeye, inşaat malzemeleri arasında.

Vardığı şehir, gitmesi gereken şehre 1000 kilometrem uzaklıktaydı. Olsun birilerinin gözyaşını silebilmek için, değil kargo uçağı ile yürüyerek de gidebilirdi.

Kendi şehrine gitmek için, inşaat malzemeleri yüklü bir kamyon kasasında 20 saatten fazla yolculuk yaptı. Ve nihayet anneyle evladın vuslatı gibi şehrine kavuşmuştu. Bu küçük şehir onu çok sevecekti, oda bu şehri.

Biraz gecikmeyle de olsa, içinde beklentisiz insan yetiştirecek ve bir mum gibi etrafına ışık saçacak eğitim yuvasını açmışlardı. Öğrencileriyle, velileriyle ve çalışanlarıyla isar makamında bir kardeşlik sergileyerek işlerine devam ediyorlardı, aradan yıllar geçmiş ilk meyvelerini vermeye bir yıl kalmıştı.

Evet, ilk günlerde çekilen o sıkıntıların boşuna olmadığı gün gibi aşikârdı. Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır.

Gözyaşlarıyla ıslatılan toprakta meğer ne bereket varmış.

Şairin dediği gibi;

Sıza sıza yol olur.
Akar akar yol olur.
Yaradan dileyince.
Az çoklardan bol olur.

Günler baharı soluklarken çok sevdiği talebeleriyle sene sonu pikniği yapmaya karar verir. Tüm okul personelini de davet eder. Sabah herkes hazırlanmış onu bekliyordu. Her şeyi zamanında yaptığı için, geç kalması bekleyenlerin garbine gitmişti.  

Fakat o müjdeyi almış gibi huzura tertemiz gitmek istiyordu. Bir süre sonra beklenen kara sevdalı gelip otobüse oturdu. Mesai arkadaşlarından birisi neden geç kaldığını sorunca, hazırlık yaptığını ondan geç kaldığını söyledi. Piknik alanı olarak da Ceyhun Nehri’nin kenarını seçmişti.  

Talebeler kendi aralarında oynarken, kardeşten daha yakın olan mesai arkadaşlarına;

“Bu nehirde boğulan şehit olur mu? diye sormuştu.  
Ve az sonra talebeleriyle karşı kıyıya yüzerek geçmek için nehre atladı. Fakat kısa bir süre sonra Ceyhun Nehri’nin serin sularında gözden kayboldu.

Dünyaya son bakışı buydu. Her şey aslına rucü eder, o da Rab’bisine gitmişti.

Toprağın bağrına atılmış yedi veren, yedi bin veren başaklar gibi. Bir Ağustos ayında kamyon kasasında tek başına geldiği bu şirin şehirden, yine bir kamyon kasasında tek başına ukba ya doğru yolunu tutuyordu.

Geride yeryüzü mirasçılarını bırakarak.

Mustafa Korel – ukraynahaber@gmail.com

 

 

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu