Haberler

Hüznün bereketi

Hep düşünceli ve dalgındı. Konuşurken bazen konudan konuya atlıyordu. Genç sayılabilecek bir yaştaydı ama bu güne kadar yaşadığı olaylar onu olgunlaştırmıştı. Geceleri uzun uzun düşünmeyi sever birçok şeyin muhasebesini de yapardı. Gecelerle arkadaş gibiydi. Bu nedenle pek uyumazdı. Çok konuşmaz ve muhatabını iyi dinlerdi. Aceleci davranmaz, genelde sakindi. Kendi isteği dışında geldiği bu şehirden, kaderi ilahi demiş, ayrılamamıştı. İşleri de iyi denilebilecek seviyede idi. Araba kullanmayı severdi ve yeni bir BMW araba almış onunla şehirlerarası turlar yapıp iş takibi yapıyor aynı zamanda stres atıyordu. Ama artık iş gezintileri de onu teselli etmiyor düşünceli halinde değişikliğe sebep olmuyordu… Yanlış yapmak istemiyordu, kendi tabiri ile hataya hata katmak istemiyordu. Fakat işin içinden de bir türlü çıkamıyordu. Zaman geçtikçe mevcut durumda bir değişikliğe sebep olamayışı onu daha da hüzünlendiriyor, Bazen ‘her şeyi bırakıp kaçayım’ ya da ‘oturup açık açık konuşayım ve bu iş olmuyor diyeyim’ gibilerinden kendisine geçici teselliler buluyor ama vefa ve hak endişesi ile bir şey yapamıyordu…

Akşam eve geç gelmişti…  Her zamanki gibi iş ve düşünce yorgunu idi.

– Abdülkerim seni çok bekledim bugün nerdeydin? dedi eşi Marina.

Eşi ile sözleştiklerini unutmuştu. Bir erkek çocukları vardı. Bugün beraber çocuklarına kışlık elbiseler bakmaya gidecektiler.

– ‘Özür dilerim. Unutmuşum. Bugün işler biraz yoğundu. Şimdi sen söyleyince aklıma geldi’ dedi ve çocuğun odasına yöneldi. Günün yorgunluğunu onu görmekle atıyordu…  

Marina unutulmuşluğun üzerine çok gitmedi. Çünkü Abdülkerim’in buna benzer durumlarda tartışmayı büyütmek istemediğini biliyordu…

Bu tip küçük olaylar aslında buralarda büyük aile kavgalarına sebep olabiliyordu…

Sosyal yaşantıda kadınlar tamamen aktif halde idi. Günlük yaşantıda zaten kadınların ağırlığı yeterince fazla idi.

Yaşadığı toplumda ülkesinin aksine kadınlar; evde, okullarda, eğitimin her alanında, market ve iş yerlerinde, sağlıkta, sokakta, reklamda ve sanatta hep ön plandaydı.

Çalışmak isteyen çalışıyor, aile tatiline ve ailede çocuk sayısına kadın karar veriyordu.

Kadın giyimine özen gösteriyor, kendisine dikkat edilmesini istiyor, doğum günü, yeni yıl ve 8 Mart kadınlar günü gibi özel günler de kesinlikle kadının öncelikli olması gerekiyor…

Kısacası kadınlar her yerde ön plandalar fakat tam tersi ailelerde nedense sürekli bir tatminsizlik, geçimsizlik ve memnuniyetsizlik hâkimdi.

Kadınlar çok alıngan olmalarının yanında aldatılma endişesi zirvedeydi.

Kültürel yozlaşma çok fazla idi.

Alkol tüketimi ve kötü alışkanlıklar ortaokullarda okuyan öğrenciler seviyesine düşmüştü…

Aileler bu durumdan ciddi yara almış vaziyette.

Sonuç olarak aile kavgaları, boşanmalar ve bu durumdan etkilenmiş çocuklar…

Birde buna kültürel farklılıklar eklenince iki tarafta ciddi zorlana biliyordu.

Abdülkerim muhafazakâr bir ailede yetişmiş dolayısı ile annesi dâhil kadınları hep mütevazı görmüştü.

Evlendikten sonra gördüğü durumlar onu çok düşündürüyor kültürel farklılıkları isabetli bir biçimde çözme konusunda zorlanıyordu.  

Ciddi bir insandı.

Davranışlarında kılı kırk yarıyor, kimseyi kırmamaya, yanlış söz söylememeye çalışıyordu.

Etrafına güven vermiş ve sevenleri vardı.

Yerli dostlarda edinmişti.

Kaderin sürükleyip kısa süreliğine getirdiği bu şehirde iş kurmuş, yerli Ukraynalı bir bayanla evlenmişti.

Evet, yerli bir bayanla evlenmişti ve ona göre plansız ve erken yaptığı bu evlilik derin düşüncelerinin kaynağı idi.

Kendisinin yaşayış ve anlatım olarak yetmediği düşüncesinde idi…   

Ona en yakın insan inanç ve yaşayış olarak çok uzaktı. Eşi kendisi gibi dini hisleri taşımıyordu ve bu durum onu kederden kedere sokuyor hüzünlendiriyordu.

Bir müddet sonra çocukları Denis olduktan sonra sorumluluğunun arttığını hissetti…

Çocuğunu çok seviyor ve hiç ayrılmak istemiyordu. Onunla hep Türkçe konuşuyor, en iyi şekilde terbiye etmeye çalışıyordu.

Ama yinede mutlu değildi. Her zaman pişmanlık hissediyor hata ettiğini düşünüyordu. Haline kader deyip kimseye de hiçbir şey hissettirmemeye çalışıyordu. Hatta eşine bile hislerini açmamıştı, açamıyordu.

Zira düşünüyor ki yaşadığı hayat tarzı, ailesi ve kültürü dönüşü zor olan bir çizgide idi…

Bir gece kendini, hislerini ve duygularını ikinci bir insan gibi karşı kanepeye oturttu ve sorgu suale başladı. Hatası neredeydi? Nasıl yapmalıydı? Sonunda yanlış varsa kendinde buldu.

‘Kendimi düzeltmeliyim, kendi yaşantımı ortaya koymalıyım’ dedi.

Düşünce yumaklarında kaybolmamaya mücadele edecek, eviyle daha çok meşgul olacaktı…

Düşündüklerini sabırla uygulamaya başladı. Kendi hayatına çeki düzen verdi. Namazını niyazını aksatmamaya gayret ediyordu.

Eşine sürekli bir şeyler anlatmayı, fırsatını buldukça çevresinde dost bildikleri ile bir araya getirmeyi ihmal etmiyordu artık…

Son yıllar kendi yaşantısında da ciddi değişiklikler yapıp davranışlarıyla misal olmaya çalıştı.

Kendi hatalarını düzeltip nefis muhasebesini sıklaştırdı…

Böylece altı yıl geçirdiler…  

Hüzünlü gecelerde rabbe yakarışları, duaları kabul olmuştu…

Şimdi eşi için sürekli yayınlar arıyor, Rusça kitaplar, Rusça kasetler araştırıyor, ehil insanlarla görüştürüyor, her imkânı değerlendirmeye çalışıyor, seviyesine göre ona edep adap öğretmeye çalışıyordu.

Zorlanıyordu, dertleniyordu, bazen uyumuyordu, önce kendisi okuyup öğreniyordu, soruyor ve araştırıyordu…

Son hafta ise ciddi rahatsızlandı. Doktor beyne giden damarların sertliğinden bahsetmiş ve ciddi tedavi olması gerekiyordu.

Stres ve ağır düşünce kesin yasaktı…

Hastalığı sebebi ile ailecek Türkiye’ye gittiler.  

Yaklaşık altı ay sonra geldiklerinde mutluluklarına diyecek yoktu.

Yaprağın hareketinden, mevsimin değişiminden ilhamla Allahın Rahmetini, inayetini anlatmaya çalışmıştı ve artık eşi de yüce yaratıcı Allah’a inanıyordu.

Sonrasında da meseleyi ciddi takip etmiş detayları ile birçok şeyi eşine anlatmış, anlattırmış ve muvaffak olmuştu.  

Zira beraber geri döndüklerinde eşi artık bambaşka düşüncedeki birsiydi…

Ve yakın çevreye nasıl faydalı olma düşüncesine girmişlerdi.

* * *

‘Dünyayı düzeltmeye kalkanlar, önce kendilerini düzeltmelidirler. Evet, önce içlerini kinden, nefretten, kıskançlıktan, dışlarını da her türlü uygunsuz davranışlardan temiz tutmalıdırlar ki, çevrelerine misal teşkil edebilsinler. Kendi içini kontrol edememiş, nefsiyle savaşamamış, duygu âlemini fethedememiş kimselerin etrafa sunacakları mesajlar, ne kadar parlak olursa olsun, ruhlarda heyecan uyaramayacak, uyarsa da, sürekli tesir bırakamayacaktır.’

Arif Asalıoğlu

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu