AnalizHaberler

[Analiz ve Fotoğraflar] İşte Wikileaks sığınağı

ABD’ye ait gizli yazışmaları yayınlayarak dünya gündeminde bomba etkisine neden olan WikiLeaks’ın merkezi, İsveç’in başkenti Stockholm’de yerin 30 metre altındaki özel sığınakta yer alıyor.

Yerel internet sağlayıcı Bahnhof şirketine ait ‘Pionen’ adlı merkezde 4 aydır bulunan WikiLeaks, silahlı kişilerce korunduğu iddia edilen ve her türlü saldırıya karşı dayanıklı bu karargâhtan gizli belgeleri ifşa ediyor.

Soğuk savaş yıllarında sığınak olarak inşa edilen yer, 2008 yılında İsviçreli mimar Albert France-Lanort tarafından yeniden tasarlanmış. Merkeze, 50 santimetre kalınlığında metal kapıdan geçilerek giriliyor. Sığınak, İsveç yasalarının ifade özgürlüğünü güçlü şekilde güvence altına alması nedeniyle, ülkenin güvenlik birimlerinin de gözetimi altında.

Pionen’i ‘dünyanın en iyi korunan merkezi’ şeklinde niteleyen Bahnhof yöneticileri, nükleer saldırıların neden olacağı radyoaktif kirliliğe karşı filtre odaları bulunduğunu belirtiyor. Yapının hidrojen bombasından dahi etkilenmeyecek kadar sağlam olduğu ileri sürülüyor. Pionen’de soğuk savaş döneminden kalma enerji sağlayıcı dizel motorlar, ısıtma sistemi ve alarmlar görsellik için halen muhafaza ediliyor.

JULİAN ASSANGE AVUSTRALYALI BİR GAZETECİ

Dünya Amerika’nın kozmik odasının sırlarını ortaya döken adamı konuşuyor. Wikileaks adlı internet sitesinin editörü Julian Assange Avustralyalı bir gazeteci, bilgisayar programcısı ve hacker.

Assange, dört yıldır gönüllü ekibiyle birlikte her türlü gizli belgeyi internette yayımlıyor.

ABD’Yİ SARSAN BELGELER

Wikileaks internet sitesi, ABD’nin birçok hassas konudaki değerlendirmelerinin yer aldığı “gizli devlet belgeleri”ni yayınladı. ABD büyükelçiliklerinden gönderilen 250 binden fazla mesajda yer alan bilgilerin aktarıldığı belgeler, dünyayı sarstı.

FEDERAL BÜRO BULAMIYOR

Yayınlamaya başladığı 250 binden fazla belge ile tüm Dünyada bomba etkisi yaratan Wikileaks sitesine erişim birçok ülke tarafından yasaklansa da Wikileaks’in sunucularının da bulunduğu merkezinin yeri ABD ve Federal Büro tarafından bulunamıyor.

NÜKLEER SALDIRIYA KARŞI GÜVENLİ

Bir mağara içinde yer alan merkez ve sunucular nükleer saldırılar için bile güvenli durumda.

800 GÖNÜLLÜ ÇALIŞIYOR

Site İsveç üzerinden çalışıyor. Gelen belge önce 5 uzmanca inceleniyor. Doğruluğu ve gerçekliği kanıtlanınca internete servis ediliyor. Site için çoğu gönüllü 800 kişi çalışıyor. Site yıllık 200 bin euro masraflarını bağışlarla karşılıyor. (ensonhaber)

Wikileaks’ın kurucusu gerçekte kimdir?

Bay sızıntı olarak anılan WikiLeaks sitesinin kurucusu Julian Assange, bir tecavüz suçundan hakkında tutuklama kararı bulunduğu ve CIA ajanlarından korktuğu için İsviçre’de gizli bir yaşam sürüyor.

GEÇMİŞİ SIR

İfşa ettiği gizli belgelerle dünya hükümetlerinin korkulu rüyası haline gelen muhbir internet sitesi WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın geçmişi, yayımladığı belgelerden çok daha iyi korunan bir sır olmayı sürdürüyor.

DİPLOMA VERİLMEDİ

Assange’ın Avustralya’nın Townsville kentinde, 1971 veya 1972’de doğduğu sanılıyor. Gezgin bir tiyatro kumpanyasında çalışan anne babasıyla sürekli seyahat halinde büyüyen Assange’ın 30’un üzerinde okula gittiği iddia ediliyor. Ailesi ‘otoriteye alışmaması’ amacıyla Assange’ı bir süre okuldan alıp evde eğitim de vermiş. Okul kayıtlarına göre Melbourne Üniversitesi’nde de Matematik ve Fizik dersleri almış ancak okuldan Assange’a bir diploma verilmemiş.

NASA’NIN BİLGİSAYARLARINA GİRDİ

1980’lerin sonunda Melbourne’e yerleşerek ‘Uluslararası Yıkıcılar’ adıyla bir internet korsanı grubu kuran Assange’ın 1989’da NASA’nın bilgisayarlarına girerek Atlantis uzay aracının kalkışını engellediği sanılıyor.

KEFALETLE SERBEST KALDI

Bilgisayar korsanlığı faaliyetleri dikkat çekince 1991’de tutuklandı. Sorgusunda ‘yanlış bir şey yapmadığını’ ve ‘kimseye zarar vermediğini’ savundu. Assange, 30 bilgisayar korsanlığı suçlamasından 24’ünü kabul etti ve kefaletle serbest kaldı.

HER ŞEYİ SIRT ÇANTASINDA TAŞIYOR

1994’ten itibaren serbest bilgisayar programcısı olarak çalışmaya başlayan Assange, 2006’da dünya çapında muhbirlerin ellerindeki belgeleri güvenle yayımlayabilmeleri amacıyla WikiLeaks’i kurdu. Assange sitesinin ‘hassas misyonu’ nedeniyle sürekli hareket halinde ve gizliliğine paranoya derecesinde dikkat ediyor. Eski bir WikiLeaks çalışanına göre sahip olduğu her şeyi bir sırt çantasında taşıyor. Assange ve WikiLeaks bağışlarla ayakta duruyor.

PENTEGON TEHDİT ETTİ

2007’de Kenya hükümetinin yolsuzluklarına dair yayımladığı belgeler nedeniyle Nairobi’de saldırıya uğradıysa da korumaları bu saldırıyı püskürttü. 2010’da bir dönem ABD’de yaşayan Assange, Nisan’da Amerikan askerlerinin Irak’ta bir Reuters fotoğrafçısını ve iki sivili öldürdüğü görüntüleri yayımlayıp, Temmuz’da da 77 bin Afgan savaş belgesini ifşa edince tutuklanma endişesiyle ABD’den ayrıldı. Pentagon sözcüsünün ayrılığından kısa bir süre sonra “Ya belgeleri siler ya da biz başka bir yolunu buluruz” diyerek alenen savurduğu tehditler Assange’ın korkularını haklı çıkarır nitelikteydi. Ancak Assange yılmadı, önce 400 bin Irak savaş belgesini yayımladı, şimdi de ABD Dışişleri’nin 260 bine yakın gizli belgesini gün ışığına çıkartıyor.

Ekrem Dumanlı: Wikileaks’e ne kadar güvenilir?

Uzun bir zamandan beri “Wikileaks adlı internet sitesi bazı dokümanlar yayınlayacak, ABD’nin dünya devletleriyle ilişkisi yerle bir olacak.” şeklinde bir propaganda yapılıyordu.

Amerikan Dışişleri Bakanı’nın birçok ülkeyi önceden arayıp bazı bilgiler vermesi de bu söylentiyi güçlendiriyordu. Nihayet site, bekleneni yaptı ve elindeki ‘gizli, diplomatik yazışmalar’ı yayınladı.

Wikileaks’in kaynaklık ettiği ve dünyaca muteber pek çok gazetenin manşetlere taşıdığı bilgilerin yayınlanan ilk bölümünde bazı gerçekler göze çarpıyor. Mesela neşredilen bilgilerin çok büyük bir kısmı belge niteliği taşıyan raporlardan ziyade, bilgi notları, duyumlar ve analizlerden oluşuyor. Hatta zaman zaman dedikodu denebilecek bilgilere yer veriliyor. Neden?

Aslında Wikileaks sanal bir platformdan alıyor bilgilerini. Özellikle dışişleri ve savunma bakanlığı çalışanlarınca kullanılan platforma herkes şifresiyle giriyor, bazı kişiler de oraya notlar ekleyebiliyor. 3 milyon Amerikalının paylaştığı bir ortamdan bahsediliyor. Her ne kadar “gizli” ibaresi yer alsa da ortaya çıkan bazı bilgilerin pek de gizli yanı bulunmuyor. Daha doğrusu çeşitli mahfillerde dile getirilen bazı bilgiler -ki bunların bir kısmının ham ve yetersiz olduğu anlaşılıyor- 3 milyon ABD bürokratının ‘paylaşım ağı’na takılmış durumda. Oldu olacak; daha açıkçasını söyleyeyim: Şu ana kadar yayınlanan bilgilerde kriptolu gerçeklere rastlayamıyorsunuz. Bugün yorum sayfamızda da yer alan The Guardian’ın başyazısı, ‘gizli’ olan ile ‘hususî’ olan arasındaki farkı masaya yatırıyordu. Amerikalı bürokratların çeşitli sohbetlerde ‘yazılmamak üzere’ yaptıkları konuşmaları milyonlarca bürokratın okumasını sağlayarak hata ettiğini ifade ediyordu.

Türkiye ile ilgili bazı tespitlerin belgeye dayalı bir malumat olmaktan çok, bazı kişilerle görüşülerek edinilen bir kanaat; en azından şüpheye sebep olacak bir tespit şeklinde kullanıldığı görülmekte. İlginçtir; bu şüphelerin önemli bir kısmı (özellikle AK Parti ile ilgili kısımları) aşırı ulusalcı çevreler tarafından seslendirilmekteydi. Yani, bu bilgileri SIPDIS adı verilen sisteme atan Amerikalı yetkililer, ya dar bir zümreyle görüşmüşler; ya da o dar zümre Amerikalı dostlarına bir hayli yükleme yapmış.

Amerikan ‘gizli’ belgelerinin fâş edilmesine ilk defa rastlamıyoruz. Mesela 1971’deki Pentagon Papers davası ciddi belgelerin deşifre edilmesiyle ilgiliydi. Vietnam Savaşı ile ilgili bazı bilgileri gün yüzüne çıkarıyordu. Askerî makamların siyasi otoriteyle işbirliği yaparak yürüttüğü, “devletin sırları” ve “ulusal çıkar” tartışmaları, askerî sırları ortaya çıkaran belgelerin yayınlanmasına mani olamadı. Hem gazeteler büyük bir dayanışma gösterdi hem de “bağımsız yargı” tavrını “basın özgürlüğü”nden yana koydu. 1979’da Amerika’nın Tahran Büyükelçiliği’ni basan “İranlı öğrenciler” elçilikteki Amerikalıları rehin almış ve binada bulunan belgeleri ele geçirmişti. O belgeler daha sonra kitap olarak da neşredilmişti…

Şu ana kadar öğrendiklerimiz arasında tarihin seyrini değiştirecek belgeler yerine eleştiriye açık bazı yorumlar ve kulaktan dolma izlenimler yer almakta. İsrail’in TSK’dan darbe beklentisi içinde olması, bazı çevrelerin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan haz almaması gibi bazı bilgiler zayıf argümanlara dayanıyor. Üstelik büyükelçiden büyükelçiye de kanaatlerin değiştiğini görüyoruz…

Wikileaks’in yayınlayacağı bilgilerin tamamını görmek gerekiyor ki, kesin bir kanaat hâsıl olabilsin. Şimdiden itibarsızlaştırmak da yanlış; sanki belgeli ve somut bilgilermiş gibi orada ifade edilenlere sarılmak da. Şu andaki manzaraya göre söylenenlerin ezici bir çoğunluğu sığ analizler, temelsiz dedikodular, içi dolu olmayan iddialar… Ne zaman tarihin seyrini değiştirecek ve gerçekten ‘gizli’ özellik taşıyacak bir belge çıkar, o zaman daha ciddi değerlendirme yapmak gerekir. Hatta o ana kadar ‘karşı bir propaganda’ ya da ‘çapraz bir hareketlenmeyle bazı icraatlara meşruiyet kazandırma’ mı söz konusu diye şüphe etmemek mümkün değil… e.dumanli@zaman.com.tr


Mümtaz’er Türköne: Wikileaks belgeleri nasıl okunmalı?    

Bu belgeler günümüzün tarihine ait. O yüzden tarihî bir belge nasıl okunuyorsa öyle okunmalı. Acele etmeden, sükûnetle, karşılaştırmalar yaparak ve kritik ederek.

Türkiye’deki ilk şok dalgası belge okuma ve yorumlama konusunda hazırlıklı olmadığımızı gösterdi. Daha işin başındayız. Dalgalar halinde önümüze dağlar gibi belgelerin yığılacağı anlaşılıyor. Demek ki önce belge kritiği konusunda kendimizi geliştirmemiz lâzım.

En önemli kısım somut bilgiler. Gazeteci standartlarına uygun 5N 1K’lık sonuçlara ulaşmadan, kestirme hükümlere varmak hüküm sahibini zor durumda bırakabilir. Meselâ CHP liderinin belgelerden sağdığı ‘İsviçre hesapları’, dönüp kendisini vurabilir. Devlet Bahçeli’nin ihtiyatlı yaklaşımı, MHP kurmaylarının belge kritiğine vâkıf olduğunu gösteriyor.

Londra’da İngiliz arşivlerinde yaklaşık bir yıl süre ile bu tür belgeler üzerinde çalıştım. Diplomatların, bilhassa Anglo-Sakson geleneğinin rapor düzenleme standartları değişmemiş. Günümüzün Amerikalı diplomat raporları ile 150 yıl önceki İngiliz raporları arasında tek fark, dedikoduların aktüalitesinin farklılığı. Aslında, bu tür raporların çok daha kapsamlıları olan Osmanlı Sefaretnameleri, akla gelebilecek her türlü bilgiyi ve keskin gözlemleri içeriyor. Benim Foreign Office’te 180 yıl öncesine ait belgeler arasında cevabını aradığım sorulardan biri, 1839 Tanzimat Fermanı’nda İngilizlerin payı idi. Sonrasında yazılan hatıratlardan yola çıkarak, bu fermanın İngiliz imali olduğu yolunda bir kanaat oluşmuştu. Halbuki İngiliz Hariciyesi’nin, Reşid Paşa’nın hazırlığından sadece bir hafta önce haberinin olduğu ve bu haberi de bizzat Osmanlı hariciyesinin resmen verdiği, belgelerden anlaşılıyordu.

Elçilik raporları, politika belirlemek ve karar vermek için toplanan bilgilerden oluşuyor. Sağda solda rastlanan her türlü bilgi kırıntısının bu raporlara dahil edilmesi doğal. Bu bilgilerin benzerlerinin gazete sayfalarında da yer aldığını unutmayalım. Tek farkı, doğrulanmaya ihtiyacının olmaması ve bir tazminat davası riski ile karşılaşmaması. Daha yukarıda birileri bu farklı raporları bir araya getirerek, uzman süzgecinden geçirerek gerçek durumu resmetmeye çalışıyor. Bizler bu belgelerle Amerikan hariciyesinin beyin kıvrımlarında dolaşan tilkileri tanımış oluyoruz.

Yine bu belgeleri kritik ederken nereden ve hangi süzgeçten geçerek bize ulaştığını hatırlamamız lâzım. Belgeler, Amerikan hariciyesinin kullandığı bilgi paylaşım sisteminden sızmış. Sızdıran sadece rütbesiz bir asker. Bu paylaşım sisteminde yer alan belgeler, çok yüksek düzeyli gizli belgeler değil; herkes tarafından okunan ‘secret’ ve ‘confidential’ belgeler. Wikileaks belgeleri ele geçirince Amerikan Devleti ile ve altı büyük gazete ile pazarlığa oturuyor. Belgeler ‘güvenlik’ endişesi ile elden geçiriliyor ve ayıklanıyor. Bazı isimler gizleniyor. Sonunda elimizde esaslı bir şekilde karşılaştırma yapılması ve kritik edilmesi gereken bir kamyon dolusu belge kalıyor.

Bu belgelerde çok önemli, çok hayatî bilgiler var. Ama hiçbiri rafine değil. Elçilik görevlisi o günün politik havasını yansıtmak için sağda solda dinlediklerini naklediyor. Dinledikleri bilgi değil, dedikodu. Bir dedikodu bir belgeye girerse, sadece belgeye girmiş dedikodu olur. Bilgi farklı bir şey. Millî Savunma Bakanı’nın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında ‘tehlikeli’ demesi, bir dedikodudan ibaret. Başka kaynaklarla doğrulandığı zaman bu bilginin kabine içinde bir soruna dönüşmesi mümkün olabilir. Doğrudan diplomatik sorun teşkil eden iddialar da öyle: Türkiye’nin El Kaide bağlantısı iddiası, İran’a silah satışı gibi.

Ancak asıl önemli olan husus, bu belgelerin ABD’nin vâkıf olduğu bilgileri göstermesi değil. Amerikalılar ne tür bilgiler topluyor, neleri önemsiyor, kimlerle işbirliği yapıyor, kimlerin kuyusunu kazıyor ve neyin peşine düşüyorlar? Bu belgeleri öncelikli olarak Amerikan diplomasisini anlamak için okumalıyız. Hemen ilk başta çıkan en önemli sonuç: Laik-ulusalcılarla Amerikalıların söylemleri nasıl da birbirine benziyor; öyle değil mi? m.turkone@zaman.com.tr

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu