Haberler

Holodomor neydi veya mumlar kimin için yanıyor?

“Holod” açlık, açlık felaketi demektir. “Mor” ise ölüm. Latince kökenli ikinci kelime Türk kültüründe “Ya herru ya merru!”, “Mürt olası!” gibi deyimlerde yaşar.

Ukrayna’da hayatını sürdürmeye başladıktan sonra Türk toplumu – diğer toplumlar da öyle olmalı – özellikle siyasi polemikler eşliğinde “Holodomor” sözünü işitmeye başladı. Ancak ne bu kelimenin anlamı ne de o tarihin dehşetli dönemi hakkında, dikkatli zihinler için bile, enli boylu sağlıklı bir bilgiye ulaşmak kolay görünmüyor.

Holodomor neydi?

Tam bir tarım ve köy toplumu olan Ukrayna 1922 yılında (şimdiki Ukrayna’nın orta ve doğu kısmı) uzun bir iç savaştan sonra Kızıl Ordu’nun eline geçer ve Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adı altında SSCB’ye dahil olur. Özellikle Stalin rejiminin ülkeye hakim olmasından sonra, herkesin kendi köyünde toprağının başında işlediği Ukrayna’da büyük ve korkunç bir kolektivizasyon (özel mülkiyetin el konulup devletin tekeline devredilmesi, tarlaları, bağ-bahçeleri ellerinden alınan köylülerin ise zorunlu olarak Kolhozlarda işçi haline getirilmesi) kampanyası başlatıldı. Karşı gelenler “Halk Düşmanı” suçlaması ile en hafifi Sibirya’ya ailece sürgün olan ağır cezalara çarptırılıyordu. Ancak Kolhozlaşma yolunda Ukrayna bir türlü dize gelmeyince dönemin mutlak güç sahipleri Stalin, Beria, Kaganoviç, Kosior gibi idareciler daha güçlü bir argümanı ileri sürdüler: Ölüm.

Holodomor nasıl gerçekleşti?

Öncelikle Ukrayna köylüsünün, bütün dünyadaki köylü gibi, toprağı ile ilişkisi kesildi. Yani bahçesinde ektiği veya kendiliğinden biten her ama her yenilebilir bitkiye (tahıllar, kabak, pancar vs.) el konuldu. 7 Ağustos 1932’de, halk arasında “Beş Başak Kanunu” diye bilinen “Devlet malını koruma kanun hükmünde kararnamesi” yayınlandı. Bu kanunda tarladan beş başak ve fazlasını evine alıkoyan vatandaşa en az 10 yıl mahkumiyet cezası öngörüldü.

Bu gayriinsanî kanunlara bir de yerel yöneticilerin işgüzarlıkları ve birbirine garazı olan vatandaşların birbirine, komünist rejime gönülsüz davrananlara atılan iftiralar sonucu sorgusuz infazlar eklendi. “Pavlik Morozov” hikayesi ibretliktir. Daha yeni yetme bir çocuk olan Pavlik Morozov, dolduruşa gelip anne-babasının evde bir tas buğday sakladığını güvenlik güçlerine söylemiş ve anne-babasının kurşuna dizilmesine sebep olmuştu. Kendisi ise bir “Sovyet Kahramanı” ilan edildi. Elbette bu da çok sürmedi. Amcaları yaptığı hainlik karşılığında onu öldürmüşlerdi. Boş tarlalar bile askeri kordon içine alınıyor fakat açlığın pençesindeki halk ölümüne bu kordonları yarıp ağzına koyacak bir şey arıyordu. 1932 kışı soğuk Ukrayna topraklarında ölüm saçıyordu. Rusya sınırına yakın olan köyler bütün takılarını toplayıp Rus köylerine geçerek bu takıların yarım ölçek buğdaya değişiyorlardı. Bu bilgiler tamamen arşivlere geçmiş bilgilerdi. Bire bin veren topraklara sahip Herson bölgesinde o dönemi anlatan Olga Konstantinivna (bu açlıkta ailesini tamamen kaybetmiş) nehir kıyılarında kurbağaları yiyerek hayatta kalmıştı. Yine Olga ninenin anlattıklarına ve resmi kayıtlara geçen bilgilere göre, uzun süre aç kalan insan organizmasının hormanal dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan Hanibalizm hastalığı görülüyor, akıllarını yitiren anneler kendi çocuklarını, komşular savunmasız ve güçsüz komşu çocuklarını yemeye başladı. Harkiv gibi kalabalık şehirlerde her gün kamyonlar sokaklarda kuruyup kalmış cesetleri toplayıp gömüyorlardı.

Nerelerde ve kaç kişi öldü?

Bu yola getirme operasyonunun sonucunda Sovyet İstatistik Enstitüsü verilerine göre 1932-33 yıllarında Ukrayna’da yaklaşık 6 milyon insan açlıktan öldü. Gayri resmi rakamlar 11 milyon civarında.

Açlığın nerelerde gerçekleştiği hususu bugün tartışma konusudur. Bütün Ukrayna’da görüldüğü konusu kesindir ancak Ukrayna dışında yine Ukraynalıların yaşadığı Kuban ve yine Ukraynalılar gibi komünist kolektivizasyona isteksiz davranan Kazakistan’da görülüyordu.

Resmi makamlar durumun trajedi olduğunu iddia ediyorlar, Ukrayna’da yaşayan her milletin mağdur olduğunu, ancak Ruslar ve Yahudilerden ölen sayısının Ukraynalılara göre aşırı farklı bir azlıkta olmasının nedeninin, bu iki etnik kökene ait halkın büyük şehirlerde yaşıyor olması ve karne ile de olsa ekmek bulabilmesine bağlıyorlardı. Ancak bu bahane, ülkenin belkemiği olan tarım toplumuna yapılan operasyonu yalanlamıyordu.

Dünya Neredeydi?

Stalin rejimi ile tamamen kapalı bir ülke olan SSCB’den dışarı bilgi sadece devlet izni ile çıkıyordu. Hatta o yıllarda SSCB dünya tahıl ihracatı rekorunu elde etti.

Ancak Batı basını da bir başka sınav veriyordu. Hakkaniyet sınavı.

Batı gazetelerinde Holodomor hakkında ilk yazı 29 Mart 1933 tarihinde Gareth Richard Vaughan Jones imzasıyla çıktı. Gazetece trenden izinsiz inerek köyleri gezmiş ve yazısını hazırlamıştı. Zamanın ünlü gazeteleri Manchester Guardian ve New York Evening Post de dahil olmak üzere pek çok gazetede çıkan makalesinde Ukrayna ve Kuzey Kafkaslarda kol gezen açlık ve ölümden söz ediyordu.

Bu yazı Moskova’yı hemen harekete geçirdi. Makalenin çıkışından iki gün sonra New York Times Moskova muhabiri Walter Duranty, açlığın olmadığını iddia edilen yazılar yazdı. Bu gazetecinin ömrünün sonlarında yazıların sipariş olduğunu söylemesi aldığı Pulitzer ödülünün geri istenmesi tartışmalarına yol açtı. Zaten 1933’ten sonra gazetecilerin bu bölgelere girişi yasaklandı.

Holodomor ‘un Soykırım Oluşu Tartışmaları ve 1915 Ermeni Olaylarının Bu Bağlamda Hatırlanması

Dünya tarihinde BM’nin “soykırım” kriterleri (Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve Ocak 1951’de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, avukat Raphael Lemkin’in Simele, Holokost ve Ermeni olaylarına atfettiği “soykırım” terimini yasal olarak tanımlamıştır) ile örtüşen pek çok trajedinin yaşadığı bilinmektedir. İnsanlık adına kara bir leke olan böyle olaylar hakkında verilecek hükmün, başta tarihi belgeler ve arşiv çalışmalarına bağlı olması esastır. Aksi takdirde bir mazlum korunurken diğer tarafa sorgusuz infaz yapılmış olur.

İşte birbiriyle çelişiyor gibi görünse de Türkiye’nin 1915 Olaylar ve Ukrayna’nın Holodomor konusunda yaklaşımı nitelik olarak örtüşmektedir. Çünkü iki devlet de, tarihin bu acı sayfaları hakkında konuşmak ve hüküm vermek için arşivlerin açılması ve tarihçilerin derhal konuyu ele almaları, ondan sonra siyasilerin verilere dayanarak sözlerini söylemeleri taraftarıdır.
Bugün Ukrayna halkının bir kısmı, Holodomor’un çoğunlukla insanları ailece öldürdüğünü, mağdurların dünyada kalanlarının pek az olduğunu hesaba katılması gerekir, 1932-33 yıllarının bu hazin günlerini, yerel kültürün bir özelliği olarak, pencerelerine mum koyarak anıyorlar.

Cem O. Boyman

“Holod” açlık, açlık felaketi demektir. “Mor” ise ölüm. Latince kökenli ikinci kelime Türk kültüründe “Ya herru ya merru!”, “Mürt olası!” gibi deyimlerde yaşar.

Ukrayna’da hayatını sürdürmeye başladıktan sonra Türk toplumu – diğer toplumlar da öyle olmalı – özellikle siyasi polemikler eşliğinde “Holodomor” sözünü işitmeye başladı. Ancak ne bu kelimenin anlamı ne de o tarihin dehşetli dönemi hakkında, dikkatli zihinler için bile, enli boylu sağlıklı bir bilgiye ulaşmak kolay görünmüyor.

Holodomor neydi?

Tam bir tarım ve köy toplumu olan Ukrayna 1922 yılında (şimdiki Ukrayna’nın orta ve doğu kısmı) uzun bir iç savaştan sonra Kızıl Ordu’nun eline geçer ve Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adı altında SSCB’ye dahil olur. Özellikle Stalin rejiminin ülkeye hakim olmasından sonra, herkesin kendi köyünde toprağının başında işlediği Ukrayna’da büyük ve korkunç bir kolektivizasyon (özel mülkiyetin el konulup devletin tekeline devredilmesi, tarlaları, bağ-bahçeleri ellerinden alınan köylülerin ise zorunlu olarak Kolhozlarda işçi haline getirilmesi) kampanyası başlatıldı. Karşı gelenler “Halk Düşmanı” suçlaması ile en hafifi Sibirya’ya ailece sürgün olan ağır cezalara çarptırılıyordu. Ancak Kolhozlaşma yolunda Ukrayna bir türlü dize gelmeyince dönemin mutlak güç sahipleri
Stalin, Beria, Kaganoviç, Kosior gibi idareciler daha güçlü bir argümanı ileri sürdüler: Ölüm.

Holodomor nasıl gerçekleşti?

Öncelikle Ukrayna köylüsünün, bütün dünyadaki köylü gibi, toprağı ile ilişkisi kesildi. Yani bahçesinde ektiği veya kendiliğinden biten her ama her yenilebilir bitkiye (tahıllar, kabak, pancar vs.) el konuldu. 7 Ağustos 1932’de, halk arasında “Beş Başak Kanunu” diye bilinen “Devlet malını koruma kanun hükmünde kararnamesi” yayınlandı. Bu kanunda tarladan beş başak ve fazlasını evine alıkoyan vatandaşa en az 10 yıl mahkumiyet cezası öngörüldü.

Bu gayriinsanî kanunlara bir de yerel yöneticilerin işgüzarlıkları ve birbirine garazı olan vatandaşların birbirine, komünist rejime gönülsüz davrananlara atılan iftiralar sonucu sorgusuz infazlar eklendi. “Pavlik Morozov” hikayesi ibretliktir. Daha yeni yetme bir çocuk olan Pavlik Morozov, dolduruşa gelip anne-babasının evde bir tas buğday sakladığını güvenlik güçlerine söylemiş ve anne-babasının kurşuna dizilmesine sebep olmuştu. Kendisi ise bir “Sovyet Kahramanı” ilan edildi. Elbette bu da çok sürmedi. Amcaları yaptığı hainlik karşılığında onu öldürmüşlerdi. Boş tarlalar bile askeri kordon içine alınıyor fakat açlığın pençesindeki halk ölümüne bu kordonları yarıp ağzına koyacak bir şey arıyordu. 1932 kışı soğuk Ukrayna topraklarında ölüm saçıyordu. Rusya sınırına yakın olan köyler bütün takılarını toplayıp Rus köylerine geçerek bu takıların yarım ölçek buğdaya değişiyorlardı. Bu bilgiler tamamen arşivlere geçmiş bilgilerdi. Bire bin veren topraklara sahip Herson bölgesinde o dönemi anlatan Olga Konstantinivna (bu açlıkta ailesini tamamen kaybetmiş) nehir kıyılarında kurbağaları yiyerek hayatta kalmıştı. Yine Olga ninenin anlattıklarına ve resmi kayıtlara geçen bilgilere göre, uzun süre aç kalan insan organizmasının hormanal dengesinin bozulmasıyla ortaya çıkan Hanibalizm hastalığı görülüyor, akıllarını yitiren anneler kendi çocuklarını, komşular savunmasız ve güçsüz komşu çocuklarını yemeye başladı. Harkiv gibi kalabalık şehirlerde her gün kamyonlar sokaklarda kuruyup kalmış cesetleri toplayıp gömüyorlardı.

Nerelerde ve kaç kişi öldü?

Bu yola getirme operasyonunun sonucunda Sovyet İstatistik Enstitüsü verilerine göre 1932-33 yıllarında Ukrayna’da yaklaşık 6 milyon insan açlıktan öldü. Gayri resmi rakamlar 11 milyon civarında.

Açlığın nerelerde gerçekleştiği hususu bugün tartışma konusudur. Bütün Ukrayna’da görüldüğü konusu kesindir ancak Ukrayna dışında yine Ukraynalıların yaşadığı Kuban ve yine Ukraynalılar gibi komünist kolektivizasyona isteksiz davranan Kazakistan’da görülüyordu.

Resmi makamlar durumun trajedi olduğunu iddia ediyorlar, Ukrayna’da yaşayan her milletin mağdur olduğunu, ancak Ruslar ve Yahudilerden ölen sayısının Ukraynalılara göre aşırı farklı bir azlıkta olmasının nedeninin, bu iki etnik kökene ait halkın büyük şehirlerde yaşıyor olması ve karne ile de olsa ekmek bulabilmesine bağlıyorlardı. Ancak bu bahane, ülkenin belkemiği olan tarım toplumuna yapılan operasyonu yalanlamıyordu.

Dünya Neredeydi?

Stalin rejimi ile tamamen kapalı bir ülke olan SSCB’den dışarı bilgi sadece devlet izni ile çıkıyordu. Hatta o yıllarda SSCB dünya tahıl ihracatı rekorunu elde etti.

Ancak Batı basını da bir başka sınav veriyordu. Hakkaniyet sınavı.

Batı gazetelerinde Holodomor hakkında ilk yazı 29 Mart 1933 tarihinde Gareth Richard Vaughan Jones imzasıyla çıktı. Gazetece trenden izinsiz inerek köyleri gezmiş ve yazısını hazırlamıştı. Zamanın ünlü gazeteleri Manchester Guardian ve New York Evening Post de dahil olmak üzere pek çok gazetede çıkan makalesinde Ukrayna ve Kuzey Kafkaslarda kol gezen açlık ve ölümden söz ediyordu.

Bu yazı Moskova’yı hemen harekete geçirdi. Makalenin çıkışından iki gün sonra New York Times Moskova muhabiri Walter Duranty, açlığın olmadığını iddia edilen yazılar yazdı. Bu gazetecinin ömrünün sonlarında yazıların sipariş olduğunu söylemesi aldığı Pulitzer ödülünün geri istenmesi tartışmalarına yol açtı. Zaten 1933’ten sonra gazetecilerin bu bölgelere girişi yasaklandı.

Holodomor ‘un Soykırım Oluşu Tartışmaları ve 1915 Ermeni Olaylarının Bu Bağlamda Hatırlanması

Dünya tarihinde BM’nin “soykırım” kriterleri (Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Aralık 1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilmiş ve Ocak 1951’de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, avukat Raphael Lemkin’in Simele, Holokost ve Ermeni olaylarına atfettiği “soykırım” terimini yasal olarak tanımlamıştır) ile örtüşen pek çok trajedinin yaşadığı bilinmektedir. İnsanlık adına kara bir leke olan böyle olaylar hakkında verilecek hükmün, başta tarihi belgeler ve arşiv çalışmalarına bağlı olması esastır. Aksi takdirde bir mazlum korunurken diğer tarafa sorgusuz infaz yapılmış olur.

İşte birbiriyle çelişiyor gibi görünse de Türkiye’nin 1915 Olaylar ve Ukrayna’nın Holodomor konusunda yaklaşımı nitelik olarak örtüşmektedir. Çünkü iki devlet de, tarihin bu acı sayfaları hakkında konuşmak ve hüküm vermek için arşivlerin açılması ve tarihçilerin derhal konuyu ele almaları, ondan sonra siyasilerin verilere dayanarak sözlerini söylemeleri taraftarıdır.
Bugün Ukrayna halkının bir kısmı, Holodomor’un çoğunlukla insanları ailece öldürdüğünü, mağdurların dünyada kalanlarının pek az olduğunu hesaba katılması gerekir, 1932-33 yıllarının bu hazin günlerini, yerel kültürün bir özelliği olarak, pencerelerine mum koyarak anıyorlar.

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu