Haberler

NATO, İsviçre çakısı olur mu?

Soğuk Savaş sonrası varlık nedeni sorgulanır hâle gelen ve bir anlamda yalpalayan NATO, Lizbon Zirvesi’yle kan tazeledi. Yeni stratejik konsept ile misyon ve alan genişleten ittifak eski düşman Rusya ile yeni angajmanlara yöneliyor.

Dünyanın en büyük güvenlik örgütü Kuzey Atlantik İttifakı (NATO), geçen hafta yapılan Lizbon Zirvesi’nde kendisine yeni bir stratejik konsept belgesi daha oluşturdu. Bu, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından (1949’da) 12 üye ile yola çıkan İttifak’ın o tarihten beri yedinci stratejik konsept belgesi. Türkiye dâhil 28 üyeye ulaşan İttifak, yeni stratejik konseptiyle birlikte tehdit algılaması, görevleri ve görev alanı açısından kurulduğu ilk günden çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Soğuk Savaş sonrası varlık nedeni sorgulanır hâle gelen ve bir anlamda yalpalayan NATO, Lizbon Zirvesi’yle ‘yeni bir başlangıcın’ eşiğinde.

Türkiye’nin, asker gönderdiği Kore Savaşı’nın dumanı tüterken (1952’de) üyeliğe kabul edildiği NATO, komünist Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Bloku ile soğuk savaş hâli olarak da adlandırılan 1949-1991 arası dönemde kolektif savunma ve caydırıcılık stratejisini güttü. SSCB’nin çöktüğü 1991 sonrası dönemde ise bir anlamda düşmansız kalıp meşruiyet sorunu çeken İttifak, Avro-Atlantik bölgesinde istikrar ve güvenliği bozan tehditlerle mücadeleyi kendine misyon edindi. Aynı çerçevede Avrupa’da doğuya doğru genişleme stratejisini devreye soktu. Barış, güvenlik ve istikrar anlayışını geniş bir Avro-Atlantik alanına yaymaya çalışan İttifak, Barış için Ortaklık ve Akdeniz Diyaloğu gibi açılımlara imza attı. Bosna Savaşı ve Balkanlar’daki çatışmaların yanı sıra Rus-Çeçen savaşının gölgesi İttifak’ın genişleme sürecini hızlandırdı. Bu süreç, Avrupa Birliği’nin genişleme süreciyle de paralellik gösterdi. 1990’ların sonuna gelindiğinde ise İttifak bir ilke imza atarak Avrupa’da ilk alan dışı müdahalesi olan Kosova operasyonunu düzenledi.

Yeni stratejik ortam ve şartlar İttifak’ı, 50. kuruluş yıldönümü olan 1999’da stratejik konseptini yenilemeye zorladı. NATO, artık sadece kendi üyelerinin güvenliğini sağlayan bir örgüt olmaktan ziyade, kendisine yeni misyonlar biçerek alanı dışındaki bölgelerde barış ve güvenliği sağlama rolüne soyundu. Barış ve güvenliğe tehdit olarak görülen unsurların sayısı artırıldı. Etnik çatışmalar, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, insan ve uyuşturucu ticareti bunlar arasında zikredilir oldu.

Yeni misyonlarla meşruiyet sorununu aşmaya çalışan NATO’ya umut olan veya darbe vuran süreçler, 1999 sonrası dönemde ardı ardına sıralandı. ABD’yi vuran 11 Eylül saldırısı ve takip eden yıllarda Londra ve Madrid’deki benzer saldırılar, İttifak’a global terör tehdidinin altını çizme imkânı sağladı.

2001’de ABD’nin küresel teröre açtığı savaş çerçevesinde Afganistan’a müdahale, NATO’ya ilk kez Avrupa toprakları dışındaki bir operasyona komuta imkânı verdi. Ancak o dönemde İttifak’ın sarıldığı bu yeni görev, bugün kendi varlığı için önemli bir teste dönüştü. Bu nedenle Afganistan, Lizbon Zirvesi’nin kritik konularından birini oluşturdu. İttifak, 2014’e kadar Afganistan’dan çıkış stratejisi belirlemeye çalışıyor. Afganistan bir anlamda diğer alan dışı müdahaleler için ağır bedelli bir tatbikat alanı hâline geldi. Lizbon Zirvesi’nin sonunda konuşan ABD Başkanı Oboma yenilenen konsepttin Afganistan’da yetkinin yerel liderliğe devri açısından da önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.  

İttifak’a en büyük meydan okuma ise beklendiği gibi kendi içinden, Avrupa Birliği’nden geldi. NATO’nun patronu olan ABD’nin ‘insafına kalmak’ yerine AB, kendi güvenlik ve savunma politikasını ve ordusunu oluşturma hamleleri yaptı. Bu durum, boşluktaki İttifak’ı köşeye sıkıştırdı. Avrupa’da aynı ülkelerin üye olduğu iki paralel güvenlik örgütünün varlığı söz konusuydu. Amerika’yı dışlayan bu hamle ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiren AB-NATO işbirliği pazarlıkları, şimdilik ikinci plana çekilmiş durumda. Zira Rusya’nın iki yıl önce Gürcistan’a saldırması ve geçtiğimiz yıl Fransa’nın NATO’nun askerî kanadına dönmesi bu açıdan İttifak’ı rahatlatıcı gelişmeler oldu. Ancak Avrupalı önemli oyuncular, Ukrayna ve Gürcistan’ın üyelik süreçlerini tıkayarak İttifak’taki ABD-AB rekabetinin geçici olmadığının sinyalini verdi.

İttifak’ı yeni stratejik konsepte götüren süreç New York, Londra ve Madrid’deki asimetrik terör saldırılarıyla sınırlı kalmadı. İttifak üyesi Estonya, 2007’de uğradığı siber saldırı sonucu felç oldu. Benzer saldırılar farklı ülkelere karşı son yıllarda artarak devam ediyor. Enerjinin bir silah olarak kullanılmaya başlaması, enerji hatlarının güvenliğine yönelik tehditler, Aden Körfezi ve Somali açıklarında ortaya çıkan korsanlar, artan uyuşturucu ve insan ticaretinin yanı sıra aralarında İran’ın da bulunduğu 30’dan fazla ülkenin geliştirdiği füze teknolojisi, tehdide dönüşen iklim değişikliği ve çevre sorunları, İttifak açısından bu yeni ‘tehditlerle’ etkili mücadele için yeni bir stratejik vizyonun habercisi oldu.

NATO’nun geçen yıl Strasbourg ve Kehl’de düzenlenen 60. yıl zirvesinde alınan karar uyarınca, eski ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın başkanlığında, Türkiye’den de NATO Daimi Temsilciliği görevinde bulunan emekli Büyükelçi Ümit Pamir’in yer aldığı 12 kişilik Akil Adamlar grubu görevlendirildi. Grup, yeni stratejik konsepte ilişkin raporlarını 17 Mayıs’ta Genel Sekreter Anders Fogh Rasmussen’e sundu. Akil Adamlar, İttifak’ın, kolektif savunma özünü korumakla birlikte, asimetrik terörist saldırılar, siber saldırılar ve kitle imha silahları gibi tehditlerle mücadele etmesi, NATO sınırları dışında yapacağı operasyonlar için yöntemler geliştirmesi ve Afganistan’da barışın şartlarını oluşturması gerektiğini belirtti. İttifak’ın karmaşık sorunlarla mücadelede askerî seçeneklerin yanı sıra siyasi, sosyal ve ekonomik alanları da kapsayan bütüncül yaklaşımlar geliştirmesi ve bu çerçevede sivil toplum kuruluşlarını da kapsayan işbirliği ve ortaklıklara başvurması istendi. Eski düşman Rusya ile güvenlik işbirliği geliştirilmesinin önemine vurgu yapılan raporda, yeni üyelerin kabul edilmesi için açık kapı siyasetinin devamı talep edildi. İttifak’ın hantal kalan askerî yapısının reformla daha sınırlı, etkili ve esnek bir güç hâline getirilmesi, nükleer gücün muhafazası ve bir füze savunma sistemi oluşturulması gerektiğinin altı çizildi.   

Akil Adamlar’ın raporunda füze savunma sistemi bağlamında İran’ın bir tehdit olarak zikredilmesi, dikkat çeken bir unsur. Akil Adamlar’ın çalışmalarını yürüttüğü bir dönemde İsrail’in NATO’nun yeni stratejik konseptini etkilemek için diplomasi atağı başlattığına dair haberlerin çıkması dikkatlerden kaçmamıştı.

Genel Sekreter Rasmussen, sunulan raporu elden geçirerek ittifak üyeleriyle paylaştı. Onların görüşleri doğrultusunda yeni stratejik konsepti şekillendirdi. Yeni konsept özetle, topraklarını müdafaa etme ve kolektif savunma yükümlülüğünü teyit ettiği İttifak’a dünyanın başka bölgelerinde operasyon yetkisi tanıyor. Ancak Afganistan tecrübesinden hareketle sadece askerî seçeneğin değil, sivil ve ekonomik seçeneklerin de kullanıldığı yaklaşımlar öngörüyor. İttifak, üyelerinin, ordularını yeni yüzyılın gereklerine göre modernize etmesini ve kaynakları iyi kullanma adına savunma projeleri konusunda işbirliği yapmasını da istiyor. Rusya, Hindistan, Çin, Japonya ve Avustralya gibi İttifak’ın üyesi olmayan güçlerle, güvenlik konusunda daha aktif bir angajman öngörüyor. Zirvedeki Rusya-NATO görüşmesinin gerçekleştirilmesi, bu açıdan değerlendirilebilir.

NATO, daha ziyade Avrupa merkezli olan 1999’daki konseptin yerine kabul ettiği yeni konsept ile birlikte, ‘Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır ve o satıh tüm dünyadır’ mesajı verdi. Ancak İttifak’ın önündeki en temel meselelerden biri, söz konusu yeni tehditlerle mücadelede İttifak’ın özünü oluşturan 5. Madde’nin (bir üyeye yapılan saldırı tüm üyelere yapılmış sayılır) nasıl uygulanacağı. Diğer yandan, ekonomik krizden geçen ve savunma bütçelerinde kesintiye gitmeye çalışan Avrupa ülkelerinin İttifak’ın askerî ve sivil reformlarına gerekli ekonomik katkıyı nasıl yapacağı da önemli bir problem. Sıralanan yeni tehditlerle mücadelenin önemi ve bedelinin 28 üye ülkedeki 900 milyona varan nüfusa izahı da ayrı bir konu. Akil Adamlar’ın raporunda NATO’nun öneminin halka izah edilmesinin vurgulanması bu açıdan dikkat çekici. Ancak hâlihazırda NATO’nun varlık sebebi olan Soğuk Savaş’ı yaşamamış ve bilmeyen genç nüfus, İttifak açısından önemli bir handikap. İttifak’ın son denemde gençleri hedef alan açılımları ve Lizbon’daki zirve kapsamında Genç Atlantikçiler Zirvesi’nin yapılması bu kapsamda değerlendirilebilir.

ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in ifade ettiği gibi “NATO bir iç krizden geçiyor”.  10 yıllık bir yol haritası olan yeni stratejik konseptin bu krize çözüm olup olmayacağını zaman gösterecek. Türkiye’nin veto kartıyla birlikte karar mekanizmasında yer aldığı en önemli uluslararası örgüt olan NATO, her sorunu tehdit olarak algılayıp askerî ve sivil çözüm üretmeye çalışan bir İsviçre çakısına mı dönüşecek yoksa varlığını ispata çalıştığı bu yolda işlevsiz hâle gelip kaybolup gidecek mi? Bu soruların cevabının Birleşmiş Milletler’i yakından ilgilendirdiği de su götürmez bir gerçek.

NATO’ya üye 28 devletin asker sayıları ile savunma bütçeleri (2009)

Ülkeler            Asker  Sayısı  Savunma Bütçesi***

ABD               1.500.000        693,6

İngiltere          175.690           62,40

Fransa             352.771           47,80

Almanya         250.613           46,50

İtalya               293.202           23,00

Kanada           65.722             20,19

Hollanda         46.882             13,00

İspanya           128.013           11,70

Türkiye           510.600           9,90

Polonya           100.000           8,63

Yunanistan     156.000           6,45

Norveç                        24.025             5,94

Danimarka      26.585             4,58

Belçika            38.452             4,23

Romanya        73.350             3,39

Çek Cum.       17.932             3,19

Portekiz          43.330             2,72

Macaristan      29.450             1,86

Slovakya         16.531             1,46

Bulgaristan     34.975             1.11

Hırvatistan      18.600             1.02

Slovenya         7.200               0,88

Litvanya         8.850               0,50

Estonya           4.750               0,38

Letonya          5.745               0,35

Arnavutluk     14.295             0,25

Lüksemburg    900                  0,17*

İzlanda**        –                       –

* 2008 rakamları – ** İzlanda’nın silahlı kuvvetleri yok. – *** Milyar dolar

CELİL SAĞIR – Lizbon – Aksiyon

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu