Haberler

Ermeniler üzerine mülahazalar ve diaspora [KÖŞE YAZISI]

Ermeniler Üzerine Mülahazalar başlığını atınca yazıya temkinli yaklaşacağınızı tahmin eder gibiyim. Kraldan fazla kralcı değilim ama Ermeniler hakkında değişen düşüncelerimi burada kaleme almak istiyorum.

İki hafta kadar önce resmi görüşmeler yapmak ve Türk eğitim sistemini incelemek üzere bir grup akademisyenle İstanbul’a gitmiştim. Her gittiğimde öğrencilerime küçük de olsa birer hediye getirip onları sevindirmeyi kendime alışkanlık edinmiştim. Alışkanlığımı bu sefer de bozmadım ve öğrencilerime tek tek hediyeler almaya başladım.

Nazar boncukları, anahtarlıklar, cüzdanlar, telefon kılıfları. Hediye alırken de öğrencilerimi düşünmeye başladım. Kime hangi hediyeyi alırsam sevinir diye kendi kendime muhasebe yapıyordum. Yeni öğrencilerim aklıma geldi. Onlara üzeri Türkiye motifleri, camiler ve Türkiye yazan cüzdanlar seçtim. Yeni öğrencilerimin içinde üç tane de Ermeni öğrenci vardı. Cami veya Türkiye manzarası olan cüzdanları onlara vermesem diye aklımdan geçirdim. Acaba gönül alayım derken tahrik eder miyim düşüncesi hasıl oldu. En iyisi onlara kilim motifli cüzdanları vermekti. Böylece akıllarında oluşabilecek bir rahatsızlığın da önüne geçmiş olacaktım.

İstanbul’daki gezi bitmişti. Üniversiteye döndüm ve derslerime kaldığım yerden devam ettim. Bu sırada da yeri geldikçe öğrencilere hediyelerini tek tek veriyor, onların yüzlerindeki mutluluğu seyrediyordum. İnsanları mutlu etmeyi seviyordum. Ne de olsa öğretmendim. Öğretmen mutlu etmesini bilendir. Biz de bunu kendimize şiar edinmiştik. Hediyeleri dağıtırken Ermeni öğrencilerime kilim motifli cüzdanları vermeye özen gösterdim. Herkes hediyesinden memnundu. Hediyelerin hepsini dağıtmıştım yine de hediye artmıştı. Bazı öğrenciler cüzdanlarını bende kalan diğer renkli cüzdanlarla değiştirmek istedi. Ben de bunu memnuniyetle kabul ettim. Elbette beğenecekleri bir hediye vermek gerekiyordu. Kimi kırmızı motifli cüzdanı seçti, kimi pembe, kim de mor. Elimde iki tane Sultanahmet motifli üzerinde Türkiye yazan cüzdan kalmıştı. Bu cüzdanları göstererek “isteyen var mı” diye sordum. İki Ermeni öğrencim bu cüzdanları görünce  “bize verir misiniz lütfen gerekirse parasını bile veririz” diye atıldılar.

Ben şaşırmıştım. Onları tahrik eder miyim düşüncesiyle hiç teklif bile etmemiş, olası bir sıkıntının önüne geçmek istemiştim. Tabiki birbirlerimize karşı ön yargılarımız vardı. Ama onlar gayet fıtri bir şekilde o cüzdanları almış ve memnun da olmuşlardı. Şaşkınlık içerisinde cüzdanlarını değiştirdim. Defalarca teşekkür ettiler.

Bu yaşadığım ilk olay değildi. Moskova’daki öğrencilerimden de buna benzer hoş yaklaşımlar görmüştüm. Mesela 2007 yılının Ramazan Bayramı sabahı karşı yoldan koşarak gelip nefes nefese bayramımı ilk kutlayan yine bir Ermeni öğrencim olmuştu.

Beni görünce sigarasını saklayan, yere atıp sıkıla sıkıla benimle konuşan üniversite öğrencisi yine bir Ermeniydi. İlk sıcak ilişkiler bu öğrencilerle başlamıştı. Bu sıcak ilişkilerin uzun süre devam edeceğini düşünmüştüm.

Ama ne yazık ki bu öğrenciler teker teker Türkçe öğrenmeyi bırakmışlardı. Hem de kısa süre aralıklarla. Önceleri normal diye düşünmüştüm. Ama öğrencilerin ayrılma sebeplerinin diaspora baskısı olduğunu öğrenince canım sıkılmıştı.

İnşallah buradaki öğrencilerimle ilişkilerimiz bu şekilde son bulmaz. Ben onları İstanbul Boğazının kıyısındaki balık lokantalarına davet etmek, arkasından da Sevan Gölü kenarında dolma yiyerek güneşin batışını seyretmek ve Civan Gaspıryan’ın o yanık Anadolu türkülerini çağrıştıran Duduk’unu dinlemek isterim.

Tarkan Tekten, Akademisyen, Güney Ukrayna Milli Pedagoji Üniversitesi, Türk Dili Öğretim Görevlisi

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu