Haberler

Filotilla krizi ve sonrasının 3D analizi

Eskiden olağanüstü bir durum olur, Dedem Korkut çağrılır, o da adını koyardı.

Günümüzde ise insanoğlunu tekdüzelikten başını kaldırtıp baktıran olaylara “medya” ad veriyor.

Gazze’ye yardım götüren gemilerin macerasına birçok adla birlikte “filotilla krizi” de denildi.

Fakat rezonans (sarsıntılar) devam ediyor.

Ya belli bir sonra duracak ya da başka krizleri tetikleyecek.  

Ne var ki, krizin adını koyan medya, bir diğer işlevi olan analizleriyle kamuoyunu oluşturma çabalarında ağır kalıyor.

Oysa bu bağlamda olayın bütün yönleriyle analizini iyi yapmak gerekiyor.

3D (üç boyutlu) analiz, mevcut Türkiye Cumhuriyeti’nin değerli dışişleri bakanının gayretiyle tekrar gündeme geldi. Ancak eskilerin “ariz ve amik ” tabiriyle bir niteleme mahiyetinde kültürümüzde vardı.

Söz konusu olan, olayların sadece bu günkü düzlemde değil, tarih içindeki derinliğinde irdelenip sonuca varılmasıdır.

Filotilla krizi sonrasındaki Türkiye-İsrail gerginliğinde, Türkiye’nin atacağı her adım, “tarihin tekerrür etmesine” doğru bir sürüklenişin adımları olmamalıdır.

Yazının, 3D analiz kapsamındaki “derinlik analizi”  de işte bunun üzerinedir. Savaş ihtimallerine kadar türlü türlü seçeneğin konuşulduğu – velev ki bu konuşmalar yalnız medyatik olsun – şu günlerde bu analizi Türkiye Devletinin bütün muktedir güçlerinin yanında kamuoyu da yapılmalıdır.

Çünkü çok geçerli nedenler vardır. İşte bu nedenlerden bazıları:

Bir, İsrail’in dördüncü başbakanı – bu arada hemşerimizdir, Kiev doğumludur – Golda Meir’in (1898-1978) sözü “Müslümanlar savaşıp kaybedebilirler, sonra yine gelip tekrar savaşabilirler. İsrail ise sadece bir kere kaybedebilir” cümlesinde kristalleşen bir şartlanma vardır. Demek ki İsrail her savaşına böyle hazırlanıyor ve hiçbir krizde ve sonrasında rastgele hareket etmiyor.

İki, İsrail’in hukuken kuruluşunun ilk adımı sayabileceğimiz 2 Kasım 1917 Balfour Deklarasyonundan bu güne baktığımızda İsrail’in krizleri istediğini, sevdiğini söyleyemesek bile bunlardan hep kazançlı çıktığını söyleyebiliriz. Tarihte yaşanan, hepsinin sonunda savaş diyebileceğimiz kanlı çatışma olan, krizlere ve sonuçlarına bakalım:

1948 ARAP-İSRAİL SAVAŞI

Çok kısa şu şekilde başlamış ve bitmiştir: 14 Mayıs 1948’de, Tel-Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi, bir bildiri ile İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Bunun hemen ardından ABD ve ertesi gün de Sovyetler Birliği İsrail’i tanıdığını açıkladı. Bu gelişmelerin öncesinde, toprakların Osmanlı Devletinin elinden çıkmasının ardından burara konuşlanan İngiliz birlikleri bölgeyi terk etmeye başladılar.

İsrail Devleti’nin kuruluşunun ilan edilmesinden birkaç saat sonra Arap Birliği ülkeleri İsrail’e savaş açtı. Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak kuvvetleri üç yönden saldırıya geçerek önemli ilerlemeler kaydetti.

Ancak İsrail’in planlı savunması üzerine savaş Araplar aleyhine dönüştü. İsrail savaş sonunda 1947’de taksim planı ile elde ettiği yüzde 56’lık Filistin toprağını yüzde 78’e çıkardı. Yani yüzde 22 büyüdü.

1967 ALTI GÜN SAVAŞI

5 Haziran 1967’de İsrail ile Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaşa verilen addır. Arap İttifakı’na Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir de asker ve silah yardımıyla katılmışlardır.

İsrail’in kesin üstünlüğü ile bitmiştir. Savaşın sonunda Mısır’dan Sina Yarımadası’nı, Suriye’den Golan Tepeleri’ni ve Filistin’in Gazze Şeridi ile Batı Şeria topraklarını alan İsrail topraklarını dört katına çıkarmıştır.

1973 YOM KİPPUR SAVAŞI

Dört Arap devleti ile İsrail arasında 6-26 Ekim 1973’te Yom Kippur’da başlayan savaştır. Savaş sonunda Mısır’a ait 20 binin üzerinde asker ve 2 yüzün üzerinde tank hiç savaşmadan İsrail’in eline esir düşmüş ve kesin bir pazarlık unsuru olmuştur. Suriye istediklerini alamadığı gibi büyük kayıplar vermiştir.

Golda Meir’in sözünden başlayarak iki madde başı altında verilen örnekler İsrail’in şecaatinin methi için düzülmüş bir destan değildir. Ancak İsrail’in bütün savaşları genişleme için bir yöntem izlenimi uyandırıp uyandırmadığını sormak için birer örnektir.

Bir Sovyet ajanının röportajı niteliğinde yazılmış “High Treason” kitabını bu bapta tavsiye etmek yerinde olacaktır. “Hıyaneti Vataniye” anlamına gelen kitabın adı muhtemelen Türkçeye farklı çevrilmişti (Yazarları, Vladimir Saharov, Umberto Tosi,  Orijinal basım, New York, Putnam, 1980). Bu eserde Arap-İsrail Savaşlarında İsrail’in sadece kendi cephesine değil, başkalarının cephelerine ve siyasi yönetimlerine de ne kadar hakim olduğu açıkça anlatılır.

Bunlar birer komplo teorisi niteliğinde değerlendirilebilir. Ancak geçtiğimiz hafta Habertürk’ten ünlü gazeteci Serdar Turgut’un Samanyolu Haber kanalındaki söyleşisinde dediği gibi, bugün komplo teorisi olarak konuştuklarımızı on yıl sonra tarih olarak konuşuyoruz. Belki de birileri büyümek istiyor? Belki de savaşmanın farklı yolları da vardır?

Cem O. Boyman

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu