Diller insanın icadı değil, yaratılışın ayetleridir.

Ludwik Zamenhof, Polonya’nın Białystok şehrinde yaşamaktaydı.
Yaşadığı şehirde Polonyalılar, Ruslar, Almanlar ve Yahudiler bir arada bulunuyor; fakat dil farklılıkları sebebiyle birbirleriyle sağlıklı biçimde anlaşmakta zorlanıyorlardı.
Zamenhof, bu probleme bir çözüm ararken “yeni bir insan dili üretmek” iddiasıyla olmasa da mevcut dillerden istifade ederek yapay bir dil tasarlamak istedi.
Ortaya çıkan Esperanto, öğrenilmesi görece kolay bir sistemdi. Ancak yepyeni bir gramer ortaya koymadı; insan zihninin daha önce kullanmadığı özgün bir dil mantığı da üretemedi.
Bugün modern dilbilim araştırmaları da aynı hakikate işaret etmektedir:
Yeryüzünde bugün konuşulan diller, insan tarafından icat edilmiş bir kültür ürünü değil; insanı yaratan Yaratıcı tarafından, insan için var edilmiş ve onun fıtratına yerleştirilmiş bir beyan düzenidir.
Nitekim modern nörobiyoloji ve genetik bilimi de bu fıtri yazılımı tasdik etmektedir. İnsan beynindeki özelleşmiş dil merkezleri ve sadece insanda dile uygun bir formda bulunan FOXP2 geni, konuşma kabiliyetinin tesadüfi bir kültürel aktarım değil; biyolojik kodlarımıza nakşedilmiş ilahi bir program olduğunu kanıtlamıştır.
Bilim dünyasının “Evrensel Gramer” olarak tanımladığı bu durum, insanın dil öğrenmeye hazır bir donanımla doğduğunu; yani beyan kabiliyetinin insanın özüne bir “yaratılış yazılımı” olarak yüklendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
İnsan dili kuran değil, dili kullanan bir varlıktır.
Hiçbir dil yarım değildir.
Hiçbir dil ilkel değildir.
Dilbilimi bu düzeni inşa etmez; yalnızca keşfeder.
Var olan hiçbir dile benzemeyen, hiçbirini taklit etmeyen, bütünüyle yeni bir dil kurmak amacıyla dünyanın en yetkin dilbilimcileri bir araya gelse…
On yıllar boyunca çalışsalar…
Bu teşebbüsün hüsranla sonuçlanacağı açıktır.
Çünkü dil, insanın ürettiği bir mühendislik ürünü değildir.
Bilakis insanı yaratan Yaratıcı tarafından; grameriyle, ölçüsüyle ve düzeniyle insanın fıtratına yerleştirilen bir kabiliyettir.
Bugün yeryüzünde konuşulan yedi binden fazla dilin hiçbiri ilkel değildir.
Hiçbiri gelişigüzel seslerin, rastlantısal işaretlerin, “önce basit sonra karmaşık” varsayımıyla açıklanabilecek bir sürecin ürünü değildir.
En küçük topluluğun dili bile; gramer kitaplarının yazılabildiği, kuralları tanımlanabilen, kendi içinde tutarlı ve işleyen ileri derecede gelişmiş bir sistemdir.
Dilbilimciler dünya üzerindeki tüm dilleri (ister milyonlarca kişi konuşsun, ister Amazon ormanlarında 50 kişilik bir kabile) incelediklerinde şu sonuca varmışlardır:
Bütün diller, gramer yapısı açısından eşit derecede karmaşıktır.
Az gelişmiş bir kabilenin teknolojisi “ilkel” olabilir ama dili asla ilkel değildir.
Hatta bazı izole toplulukların dillerindeki fiil çekimleri ve zaman yapıları, modern İngilizce’den çok daha karmaşık ve zengin bir matematiksel düzene sahiptir.
Teknoloji yavaş gelişir; dil böyle değildir.
İnsan önce tekerleği icat etmiş, sonra araçları ve makineleri geliştirmiştir.
Dil ise böyle değildir.
İnsan tekerleği bilmezken de konuşuyordu;
yazıyı tanımazken de cümle kuruyordu;
alet üretmeden önce de kuralları, grameri ve söz dizimi olan bir dille anlam üretiyordu.
Şiirler yazıyordu, destanlar söylüyordu.
Çünkü insan, dili sonradan inşa eden bir varlık değildir.
İnsanı yaratan Yaratıcı, onu var ederken konuşmayı ve beyanı da onunla birlikte var etmiştir.
Kur’ân’ın beyan ettiği hakikat
Rahmân Sûresi’nde:
خَلَقَ الْإِنْسَانَ. عَلَّمَهُ الْبَيَانَ
“İnsanı yarattı; ona beyanı öğretti.”
Bu ifade, beyanın insana sonradan eklenen bir sanat değil, yaratılışla birlikte verilen asli bir özellik olduğunu bildirir.
Ayette yaratma ile öğretme arasında zaman aralığı bırakılmaması, insanın beyan kabiliyetiyle birlikte yaratıldığını gösterir.
Bu kabiliyetin ne olduğu ise Hz. Âdem hakkında verilen bilgiyle açıklanır:
وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا
“Allah, Âdem’e isimlerin hepsini öğretti.”
Buradaki “isimler”, yalnızca kelimeler değil; varlığı tanıma, ayırt etme, anlamlandırma ve temsil etme yetkisinin bütünüdür.
İnsan boş bir zihinle yaratılmamıştır
İnsan ne her şeyi bilen bir varlıktır, ne de tamamen boş bir zihinle dünyaya bırakılmıştır.
O, anlamı kavrayacak, isimlendirecek ve sorumluluk üstlenecek bir fıtratla yaratılmıştır.
İnsana kendi kabiliyetine has dili öğreten Yaratıcı; mahlûkatın tamamına da kendi fıtratlarına uygun bir iletişim düzeni vermiştir.
Kuşlar bir araya gelip “bir dil oluşturalım” demediler.
Arılar anlaşmak için bir sistem icat etmediler.
Bitkiler haberleşmeyi sonradan keşfetmediler.
Aynı mantıkla sorulsa:
Balinalar da kendi aralarında oturup bir iletişim sistemi mi kurmuşlardır?
Hayır.
Hiçbir canlı “artık bir dil oluşturalım” diye karar almamıştır.
Dil, yaratılışın ayrılmaz bir parçasıdır
Arı, bal yapmayı öğrenerek arı olmaz; bal yapma kabiliyetiyle yaratılır.
Göçmen kuşlar yön bulmayı sonradan keşfetmez; programlanmış bir yön bulma sistemiyle yaratılır.
Elma ağacı “elma vermeyi” icat etmez; o potansiyelle yaratılır.
İnsan bedenindeki trilyonlarca hücre bile “nasıl anlaşalım?” diye karar almaz; her biri iletişim düzeniyle yaratılır.
Hücreye lisanını, arıya haberleşme sistemini, kuşa yönünü, karıncaya yolunu veren Kudret;
elbette insana da düşüncesini ifade edeceği bir dili yaratılışının içine yerleştirmiştir.
Dillerin farklılığı bir kusur değil, bir ayettir
Kur’ân şöyle buyurur:
وَمِنْ آيَاتِهِ … وَاخْتِلَافُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ
“Dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir.”
Gökteki düzen nasıl ayetse, yerdeki düzen nasıl ayetse; insandaki dil ve renk düzeni de aynı ayet zincirinin parçasıdır.
Parmak izlerimizi benzersiz yapan, kar tanelerini birbirine benzemeyecek şekilde yaratan, DNA’yı her insanda ayrı ayrı yazan Yaratıcı; elbette insanları da binlerce farklı dilde, her biri kusursuz gramerlere sahip şekilde yaratmıştır.
Hiçbir dil rastgele değildir.
Dillerin farklılığı, insanların ayrılığı değil; kudretin büyüklüğünün ilanıdır.
Son dua
Sübhansın Allah’ım, Sen eksiklerden münezzehsin.
Senin yarattığın dili konuşup, o dilin içinde düşünürken onu kendimize nispet ederek Sana iftira etmekten Sana sığınırız.
Sübhansın Allah’ım, insanı yaratan ve ona beyanı öğreten Sensin.
Sübhansın Allah’ım, insanların dillerini ve renklerini çeşit çeşit yaratan Sensin.
Sübhansın Allah’ım, insana isimleri öğrenme ve dili idrak etme kabiliyetini halk eden Sensin.
Beyan da Senindir, kudret de.
Bize verdiğin dili, Senin razı olduğun istikamette kullanmayı nasip ve müyesser eyle.
Eymen Yağmur

