Kaosun simetrisinden düzen beklemek veya Sübhânsın Allah’ım
İnsan bir bina değil, bir şehir değil, bir ülke değil — bir kâinattır.

İlkokulda bir öğretmenim vardı; altmışların ideolojik kamplaşmalarının yoğun yaşandığı bir dönemde öğretmen okulundan çıkmıştı. Köylümüzdü, hatta adaşımdı. Köyde onun Allah’a inanmadığı söylenirdi. Biz çocukken bunu hiç fark etmedik; çünkü nefreti küfre, küskünlüğü inkâra dönüştüren biri değildi. Sessiz, sakin bir adamdı; belki de içinde derin bir arayışın sancısını yaşıyordu.
Yıllar sonra köye döndüğümde, saçlarına aklar düşmüş hâliyle onu yeniden gördüm. O zaman öğrendim ki iman etmişti. Vesile olan şey ise mikroskop altındaki bir damla kanın ürpertici âlemiymiş.
O küçücük âlemdeki mükemmel nizam “Ben başıboş değilim” diye haykırıyordu. Hocamın kalbinde yıllardır kapalı duran perde böyle aralanmıştı.
Ne bir vaaz, ne bir tartışma, ne bir kitap… Gözle göremediğimiz bir hücre!
O küçücük şeyin içinde, akıldan yoksun görünen bir parçacığın; kendi hacminin çok ötesinde, insanı hayrete düşüren işler yaptığını görünce “Bu iş rastgele olamaz” demiş.
Bir kudreti sonsuz dilemeden hiç olur muymuş? Tesadüfün rastgele savurduğu kör kuvvetler, trilyonlarca adımı doğru sırayla atabilir miymiş?
Termodinamiğin ikinci kanunu bunu reddeder: Zaman ilerledikçe sistemler düzene değil, dağınıklığa gider. Cansızdan canlı çıkmaz. Akılsızdan akıl çıkmaz. Plansızdan plan çıkmaz.
Ancak yaratıcı Kudret “Ol!” diye dileyince, bütün imkânsızlıklar mümkün hâle gelir ve varlık sahneye çıkar.
Her düzen bir programı, her program bir Programcı’yı gösterir. Hücredeki DNA, yeryüzündeki tüm yazılımlardan daha karmaşık bir kitaptır. Bilim bize şunu öğretir: Enformasyon tesadüften doğmaz.
Bir hücrenin DNA’sındaki bilgi binlerce ciltlik bir kütüphaneye eşdeğerdir. Her saniye milyonlarca işlem yapar: veri okur, yazar, sentez yapar, enerji üretir, tehdit algılar, karar verir, kendini tamir eder, kopyalar, gerektiğinde kendini feda eder.
Bu yüzden hocam mikroskopla o âlemin içine baktığında şöyle demişti: “Bu iş rastgele olamaz.”
Çünkü rastgelelik acizliktir; tesadüf plansızlıktır. Tesadüften düzen doğmaz.
Bir hücreye bakıyorsun… Ne gözü var, ne kulağı; ama bulunduğu yerdeki görevi şaşmadan yapıyor. Aynı DNA’ya sahip hücreler, farklı görevleri kusursuzca yerine getiriyor. Bu, hücrenin bilinciyle değil; içine yerleştirilmiş bir programla olur.
Ve yıllarca süren tereddüt, bir anlık tefekkürle dağılmıştı.
Hocamın zihnini örten perde, hücrenin sessiz ama apaçık diliyle açıldı:
“Ben kendimi yapmıyorum. Benim ne gücüm var ki kendi kendime olayım? Ne aklım var ki kendi kendime yol bulayım? Ben bir hiçim; ama Kudreti Sonsuz’un emri gelince, küçücük bedenimde koskoca bir nizamı işler hâle getiririm.”
“Bana ‘yap’ dese yaparım, ‘bölün’ dese bölünürüm, ‘iyileştir’ dese doku onarırım. Ben, yaratıcı Kudret dileyince varlık sahnesine çıkan vazifeli küçük bir memurum sadece.”
“Ve bil ki ey insan, sen kendini ne kadar akıllı sansan da; benim içimde olup biten her bir iş, senin kudretini fersah fersah aşan bir incelik, bir ustalık, bir mucizedir.”
İnkâr çoğu zaman kötü niyet değil; yüzeysel bakışın, yanlış telkinlerin ve kötü temsilin sonucudur. Gerçeğe dürüstçe bakınca, iman zaten kendiliğinden kalbe dokunur.
Biz bedenimizi bir bütün zannederiz… “Elim, gözüm, kalbim…” deriz. Oysa insan yekpare değildir. Organlar âlemdir; hücreler bir dünya…
İnsan bir bina değil, bir şehir değil, bir ülke değil — bir kâinattır.
Ve insan bu kâinatı kendi içinde görünce, inkâr ettiği şeyin aslında damarlarında yazılı olduğunu fark eder.
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ (Hadid, 1)
“Yerde ve gökte ne varsa, hepsi Allah’ı tesbih eder.”
Kâinat kitabında hangi harfi kaldırsan, altından mucizeler fışkırır. Kâinat sürekli konuşur: bulut kendi lisanınca, rüzgâr kendi nağmesiyle, yıldız kendi ışığıyla, hücre kendi sessiz düzeniyle Rabbini anlatır.
Bazen mikroskop altında hücrenin muazzam dünyasını gören biri der ki:
“Secdenin manası şimdi açıldı…”
Çünkü secde yalnızca eğilmek değil; kâinattaki mükemmelliği görüp ruhun yere kapanma isteğidir.
Ve o anda kulun dudaklarından bir fısıltı dökülür:
“Rabbim… Sen eksiklikten uzaksın, kusur Sana yakışmaz, noksanlık Sana uğramaz. Gördüğüm her güzellik, her ince ayar, her nizam Senin kudretinin bir tecellisidir. Sen mutlak mükemmelsin, kemâlin sonsuzdur… Sübhânsın Allah’ım…”

