Yazarlar

İyi sızmışlar

Ben, dünkü örnekleri anlatırken siz, etrafınıza iyi bakın: 

Faydalı iş yapanın işine engel olmak, Hak adına koşturanı yarıştan düşürmek, hayır yolunda işleyen sistemi tıkamak ve âmiyâne tabirle aydınlığa yürüyen tekere çomak sokmak, ilk olmadığı gibi anlaşılan son da olmayacak.

Öyle ya, kulp takmayı meslek edinenler dün de vardı bugün de sahnedeler ve ne yazık ki yarınlarda da arz-ı endâm edecek gibiler!

Üstelik, bağışıklık kazanmış mikrop misali, asırlardır teraküm eden tecrübeleriyle ve daha da güçlenmiş olarak. 

Adamlarda her maske var; kılıktan kılığa giriyor, bulundukları yerin rengini alıyorlar.

Kolektif ve iyi organizeler!

Gidişatı iyi okuyorlar.

Karakter kurnazları; hangi karaktere ne yüzle gelip yaklaşacakları konusunda ellerine su döken yok!

Çok denemiş, zaman zaman yanılmışlar ama sonunda ‘işlek’ bir yol bulmuşlar.

Ben, dünkü örnekleri anlatırken siz, etrafınıza iyi bakın: 

Malum, Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallahu anh) hilâfet yılları kısa. Muhtemelen bu kısa günlerde henüz taban bulamamışlar veya avamca ifadeyle kartlarını daha açıktan oynamış ve ardı ardına patlak veren ‘ridde’ hâdiseleriyle bir hayli nabız yoklamışlar.

Hilâfet makamının kararlı duruşları karşısında maksat hâsıl olmamış ve istedikleri sonuca gidememişler.

Bir nevi, ‘test’ etmişler!

Ellerinde ciddi bir veri var; mertçe yola çıkıp cephenin hakkını veremeyeceklerini ve bununla bir yere varamayacaklarını görmüşler. 

Adamlar için Hazreti Ömer (radıyallahu anh) dönemi, bir nevi ARGE niteliğinde; din adına duyarlılık ve titizliğini, Hak adına celâdet ve şiddetini, dünyaya karşı tavır ve duruşunu, adalet konusundaki hassasiyet ve metanetini mercek altına almışlar.

Güçlerinin yetmeyeceği yerde hilâfet makamının gücünü kendi lehlerine kullanmayı hedeflemişler.

Denemeler yapmış, müşahhas adımlar atmışlar.

“Dünya adına mal biriktiriyor!” demiş ve fetihten fethe koşan ordu kumandanı Hâlid İbn-i Velîd’i (radıyallahu anh) hedef almışlar; farklı kanallardan Medîne’ye şikayet üstüne şikayet gelmeye başlamış! 

Neye rağmen?

Kur’ân’ın açık nassı var; babası Velîd İbn-i Muğîre, hem oğul hem de servet yönüyle Mekke’nin en zenginlerinden birisi.

Hâlid İbn-i Velîd de (radıyallahu anh) girdiği her savaşı kazanan bir kumandan!

Yani, ganimet, onun için de helal!

Olsun!

Hilâfet makamında, dünyaya ve dünya malına karşı aşırı titiz bir Hazreti Ömer (radıyallahu anh) var ve bu şikayetlere sessiz kalmaz, yok sayamaz!

Öyle de olmuş; Hazreti Ömer (radıyallahu anh), ordu kumandanı Hâlid İbn-i Velîd’i (radıyallahu anh) azletmiş.

Sizce, o gün kimler bayram yapmıştır?

Yıllar sonra vefat edecek olan Hâlid İbn-i Velîd’in (radıyallahu anh) terikesi açıklandığında mesele tebeyyün edecektir ki cepheden cepheye koşan bir kumandandan geriye sadece bir kılıç, bir at ve bir de hizmetçi kalmıştır!

Hazreti Ömer’i (radıyallahu anh) dilgîr edip göz yaşlarına boğan bir haberdir bu ama iş işten geçmiştir!

Benzeri yakıştırmalar, Ammâr İbn-i Yâsir, Selmân Fârisî, Sa’d İbn-i Ebî Vakkâs, Amr İbn-i Âs ve Ebû Hureyre (radıyallahu anhüm) gibi valiler için de söz konusudur.

Hakikat tebeyyün edip de aklandığı gün yeniden Bayreyn’e tayin talebiyle kapısına gelinen Ebû Hureyre Hazretleri (radıyallahu anh) artık temkinlidir ve çok sevdiği Hazreti Ömer’e (radıyallahu anh) cevâb ü sevâp vermez, o gün! 

Hazreti Ömer’in (radıyallahu anh) dört defa valilik görevine getirdiği ve en son kendi direktifleriyle kurulan Basra valiliğine atadığı Muğire İbn-i Şu’be’ye (radıyallahu anh) takılan kulp, hepsinden farklı.

Muğîre İbn-i Şu’be kim?

Tâif’de meskûn Sakîf kabilesinden çok önemli bir isim.

Hendek’in ardından gelip Müslüman olmuş.

Doğal olarak, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile ilk seferi Hudeybiye; sonrasında hiç ayrılmamış!

Fetih sonrasında, kendi kabilesi olan Sakîflilerin ‘Lât’ diye temenna durdukları putu kırmakla görevlendirilmiş.

Fahr-i Rusül Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onu, özel elçi olarak Necrân’a göndermiş.

Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) özel hizmetinde bulunmuş.

Vahiy katipliği yapmış; bunun yanında başka kişi veya ülkelerle yazışmalarda yer almış.

O gün yaşayan dört dâhiden birisi.

Başkalarının çözümünden aciz kaldığı yerde problem çözmede maharet sahibi bir isim; hem de bir değil, alternatif yollar üreterek! 

Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem) 136 hadîs rivayet etmiş.

Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh) döneminde patlak veren ‘ridde’ hâdiselerinin bastırılmasında aktif birisi.

İçerideki dağınıklığa son verip de Sâsânî ve Bizans cihetine yönelen Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallahu anh) en büyük destekçilerinden birisi olarak Suriye cephesinde aktif rol almış.

Dolayısıyla, Hazreti Ömer’in de (radıyallahu anh) çalışmak istediği en önemli insan.

Kuruluş aşamasındayken bulunduğu Basra şehrine büyük hizmetleri olmuş; imarını tamamlamış, idari ve kurumsal yapısını sağlam temeller üzerine inşa etmiş.  

Görev süresi boyunca hiç kimse ile herhangi bir olumsuzluk yaşamamış, insanların huzurunu bozacak herhangi bir düzensizliğe de asla izin vermemiş.

Gecesini gündüzüne katmış ve uyûn-i sâhire olarak şerre kilitlilere geçit vermemiş.

Doğal olarak bu kadar başarı ve bu kadar titizlik, birilerini rahatsız etmiş ve gelip evinin karşısına konuşlanmışlar.

Yakın takibe almış ve avamca ifadesiyle dikizlemişler!

Mahremine kadar sokulmuşlar.

Başroldeki isim de Tâifli; esas adı Nüfay İbn-i Mesrûk olmakla birlikte Ebû Bekre olarak biliniyor.

Gün gelmiş, özeline müdahil olmuş; ailesiyle yaşadığını “zina” diye Halîfe’ye uçurmuşlar! 

Yalan ve iftirasına güç kazandırabilmek için yamacılarını da yönlendirmiş, Ebû Bekre; yatak odasındaki kadının Ümmü Cemîl olduğunu iddia etmiş!

Enteresan! Ebû Bekre’nin bahsettiği kadın da Tâifli.

Duyunca kan beynine sıçramış Hazreti Ömer’in (radıyallahu anh); kaynar sular dökülmüş, başından aşağıya!

Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) has sahâbîsi, gözde valisi ve günah-ı kebâir?

Hemen bir mektup yazmış: “Bana, senin hakkında önemli bir haber ulaştı. Ebû Mûsâ el-Eş’arî’yi vali olarak gönderiyorum. Devlete ait elinde her ne varsa onları Ebû Mûsâ’ya teslim et ve hemen yanıma gel!”

Bu arada, iddia makamı ve şahitleri de çağırmış.

Üstüne gitmiş ve bizzat hepsini teker teker dinlemiş.

O gün oyunu bozan, aynı zamanda Ebû Bekre ile ana-bir kardeş olan Ziyâd İbn-i Ebîhî olmuş ve kumpası deşifre etmiş.

Hazreti Ömer (radıyallahu anh), diğer üç şahit ile baş müfteri Ebû Bekre’ye had cezası vurmuş; hatta ısrar edip çığırtkanlık yaptığı için bu cezayı tekrarlamış.

Seksen sopa yemişler; haysiyet fakiri adamlar için ne önemi var ki!

Gözü keskin bir valiyi kızağa çektirmiş, hem de Hazreti Ömer gibi birisine saf dışı ettirmişler!

“Ne fark eder; Ali gider Veli gelir?” diyebilirsiniz; mesele o kadar basit değil.

Yeni gelen vali, etrafını tanıyıncaya kadar adamlar iyice çöreklenmiş, zaman kazanmışlar.

Üstelik, yarınlara yürürken güzergâhlarını emniyet altına almış, her geçen gün genişleyen toprakları, kendi iç meseleleriyle meşgul haline getirmişler!

Yani, yine Bizans’ta ve yeniden Sa’sânî’de bayram havası! 

“Ne alakası var?” diyebilirsiniz ama bir not olarak yazmakta fayda var; mü’minin mü’mine kırdırıldığı Cemel, bu azilden 18 yıl sonra ve Basra merkezli olarak gerçekleşiyor!

Demek ki yeni kurulan şehri kendi haline bırakmamışlar!

Tabii valiyi de.

İyi sızmışlar!

Nasıl mı?

Hazreti Ömer’i (radıyallahu anh) şehîd eden Ebû Lü’lüe, o günkü Basra valisi Muğîre İbn-i Şu’be’nin (radıyallahu anh) kölesi!

YORUM | REŞİT HAYLAMAZ 

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu