Yazarlar

Ali Ağcakulu: Demokrasi veya insan ittifakı

Dini cemaat ve tarikatlara yurt, bina, arsa, para, kadro, imkan ile Gülencilerden çalınan hırsızlık malları... Türkçülere Kürtler, Ermeniler ve Rumlar... sekülerist, solcu ve Atatürkçü cemaatlere Gülenciler… fakirlere ekmek, kömür ve sosyal yardımlar... zenginlere daha fazla ihale, rant ve vergi affı… katillere, hırsızlara ve tecavüzcülere af… cahiller için bol bol antisemitik söylemler ve yeni komplo teorileri… dindarlar için cümlelerde Allah, din, Kur’an geçen nutuklar ve her gün, gün yüzü ile tanışacak yeni yalanlar… 

Kötüye teslim olmuş ve kötülük yapmaya adanmış bir kadro, ilerlemiş yaşları ve ağarmış başlarına rağmen her türlü gurur, haysiyet ve onurlarını bir tarafa bırakarak, Erdoğan’ın etrafında ve ona sadık birer kul olarak kenetlenmiş durumdalar. Şahsi çıkarları, süfli arzuları, iğrenç iştihaları, rahata ve şehvete düşkünlükleri, koltuk sevdaları, kaybetme korkuları, cemaat taassupları, dini yobazlıkları, ruhlarını işgal eden öteki ve farklı olana düşmanlık duygusu… kötüler kadrosunu Erdoğan’a bağlayan temel zaaflarıdır.

Herkese zaaflarının muktezası olan rüşveti itina ile veren Erdoğan, rüşvetten devşirdiği bu güç ile iktidarını bir saltanata çevirmeyi başarmıştır. Bu hali ile, başlarında Erdoğan, bu kötüler cemaati korkunç eylemler yapabilecek potansiyelde manevi bir şahsiyete dönüşmüştür.

Daha dün, işledikleri cinayetlere, sekiz yaşında bir çocuğu da eklediler, peşinden İbrahim Gökcek…

Eğer bu kötülüğe ve kötüler cemaatine bütün bir halk, yekpare karşı çıkıp onları durduramazsak!.. kimbilir daha kaç cinayetin arkasında feryat edecek, nice yağma ve talan viranelerine gözyaşı dökecek, sayısız tecavüzler ruhumuzu parçalayacak ve daha neler ve nelerin ardından ah u vah edeceğiz…

Erdoğan’ın rüşveti kendi kapıkulları ile sınırlı değil elbet. O paramparça olmuş toplumun her parçasına birer rüşvet vermeyi de ihmal etmemiştir. Toplum aldığı bu rüşvetlerle zehirlenmiştir. Toplumun bünyesine zerk edilen bu zehir, onun eşya ve hadiseler karşısında duruşunu bozmuş, bilinç ve idrakini zayıflatmış, irade ve muhakemesine zincir vurmuştur. Toplumsal düşünce ve aksiyon felce uğramıştır.

Nedir bu rüşvetler?

Dini cemaat ve tarikatlara yurt, bina, arsa, para, kadro, imkan ile Gülencilerden çalınan hırsızlık malları… Türkçülere Kürtler, Ermeniler ve Rumlar… sekülerist, solcu ve Atatürkçü cemaatlere Gülenciler… fakirlere ekmek, kömür ve sosyal yardımlar… zenginlere daha fazla ihale, rant ve vergi affı… katillere, hırsızlara ve tecavüzcülere af… cahiller için bol bol antisemitik söylemler ve yeni komplo teorileri… dindarlar için cümlelerde Allah, din, Kur’an geçen nutuklar ve her gün, gün yüzü ile tanışacak yeni yalanlar…

Evet bunların bilcümlesi ahlaksız birer rüşvetten ibarettir. Toplumun önemli bir kesimi bu rüşvetleri reddetmedikçe, mezbahanede kesilmeyi bekleyen koyunlar gibi, bir gün sıranın kendilerine gelmesini beklemeleri işin tabiatındandır.

Erdoğan’dan gelen rüşvetin reddi ise, onun her türlü paradigmasını reddetmekle başlar. İşine geleni alıp, aleyhinde olanı reddederek değil. İstisnasız hepsini reddetmek gerekiyor. Çünkü her kimi hedef gösterirse göstersin asıl hedef, kendi kötüler cemaati dışındaki, toplumun bütün kesimleri, onların boyun eğdirilmesi ve köleleştirilmesidir. Ve Erdoğan kimi hedef gösteriyorsa, hep beraber ona destek olmak sureti ile onun planlarını bozabiliriz.

Mesela; Erdoğan HDP yani Kürtleri hedefe koyarak terör edebiyatı yaptığında; “ne güzel, ben de teröre karşıyım” deyip, Erdoğan’a destek verirsen, yeri ve zamanı geldiğinde, o terör paradigmasından nasibini alır ve bir terörist olarak yargılanabilirsin. Hatta hapse atılır, af bile çıksa bundan mahrum kalırsın. Bunun için bir HDP’li ticaret yapmış, sokakta selam vermiş, parti binasının önünden geçmiş olman yeterli sebeplerden biri olacaktır. Hatta canını kurtarıp hapse düştüğüne bile şükretmen gerekebilir.

Ya da Erdoğan Gülencilerle ilgili yeni bir iftira attığında; hemen sözde FETÖ söylemine sarılıp, “Erdoğan’ın bir zamanlar onlarla iyi ilişkiler kurduğu ve aralarında su sızmadığı” gibi şeyler söyleyip cevap verdiğini düşünürsen, aslında onun verdiği rüşveti kabul etmiş ve zehrinin tesirine girmişsindir demektir. Artık bir gün sözde FETÖCÜ olarak hapislerde Gülencilerle beraber namaz kılacağın günleri bekleyebilirsin. Öyle çok bir delile de ihtiyaç yoktur. Mesela gittiğin bir kebapçıdan, bir Gülenistin o kebapçıdan telefonla sipariş vermiş olması yeterli bir delildir. Yada telefonuna herhangi bir ankesörlü telefondan düşecek bir çağrı.

Bugün memleket zindanlarında HDP veya Gülencilerle hiç alakası olmayan CHP’lilerden, Atatürkçülerden, solculardan, ülkücülerden, başka cemaat ve tarikat mensuplarından, PKK’lı veya sözde FETÖ’cü olarak yatanların sayısı hiç de az değildir. “Benim ne alakam var” deyip, paçanın kurtarılamadığının şahitleri çoktur. Zaten HDP’li veya Gülenist olmanın suç olduğunu en başından reddetmedi isen, Erdoğan’ın zehrinden büyük bir kaşık yemişsindir demektir.

İç politika gibi dış politikada da durum böyledir. Esad dost mu düşman mı, Putin iyi mi kötü mü, ABD müttefik mi işgalci mi, AB’ye girilmeli mi ayrılmalı mı, Araplar kardeş mi, kalleş mi? … Daha bunun gibi birçok konu masaya yatırılsa, Erdoğan’ın ne düşündüğü ve ne planladığı anlaşılabilir mi?

Erdoğan koskoca bir memleketi, çocuğunun boğazına bıçak dayayan müflis kumarbaz bir baba gibi, kendi diktatörlüğünün tanınması karşılığında rehine olarak pazarlık masasına sürmektedir. Buna sözde denge siyaseti diyor. Sonuç her geçen gün biraz daha içine kapanan, biraz daha fakirleşen, 70 cente muhtaç hale gelen ve temel hak ve hürriyetlerini kaybetmiş bir toplum. Herkesin uyanması ve milli menfaatlerin Erdoğan’ın menfaati ile çatıştığını bilmesi ve onun zehrini reddetmesi gerekmiyor mu?

Toplumu parçalara ayıran Erdoğan, TSK’yi de bir kez daha parçalamanın derdinde. Rüşvetle devşirdiği komutanlar eliyle, 15 Temmuz’da askere tarihinin en ağır darbesini vuran Erdoğan orduyu parçaladı, birliğini dağıttı ve askerin onurunu kırdı. Ama öldüremeden, yaralı bir şekilde bırakmak zorunda kaldı.

Önümüzdeki YAŞ’ta son ölümcül darbeyi vurmak için, TSK’nin darbe hazırlığında olduğu yalanını söylüyor. Orduyu darbeciler ve olmayanlar diye parçalayıp, Erdoğan hanedanına biat etmeyeceğini düşündüğü askerleri, güya darbeci diye büyük bir tasfiye hareketi yok etmek istiyor. Umarım toplum darbeci askerler rüşvetini reddeder. Yoksa Mehmetçiğe yazık olacak. Oluk oluk kan akacak demektir.

Homojen bir toplum değiliz. İyiki de değiliz. Türk, Kürt, Arap, Ermeni, Gürcü, Arnavut, Boşnak, Alevi, Sünni, İnanan, İnanmayan, Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Atatürkçü, Laik, Seküler, Dindar, Cemaatci, Tarikatçi, Gülenci, Solcu, Sağcı, Ülkücü, Milliyetçi… Her kim kendini nasıl tanımlıyorsa tanımlasın, kabulümüzdür. Herkesin de kabul etmesi gerekiyor. Çünkü memleketimiz aynı, tarihimiz aynı, maruz kaldığımız kötülük aynı, fakirliğimiz aynı, bizi hasta eden ve öldüren virüs de aynı… Hülasa derdimiz aynı, aynı dermanı arıyoruz.

O zaman maruz kaldığımız bu ortak kötülük ile hep beraber, koronavirüs ile mücadele ediyor gibi, mücadele edelim. Herkes, herkesi olduğu gibi kabul etsin ve kimse kimseyi değiştirmeye çalışmasın. Eğer toplumun liderleri konumunda olan CHP, İYİ P, HDP, SAADET, GELECEK P, DEVA P ile mağdur müslümanlar bir “demokrasi veya insan ittifakı”nda buluşabilir, aralarında tartışma konularını en azından malum kötülükten kurtuluncaya kadar gündeme getirmez ve asgari müştereklerde buluşabilirlerse, gelecek adına umut taşıyabiliriz.

Yoksa o kötülük bir gün herkese dokunacak.

Zaten katliam listeleri yaptıklarını ağızlarıyla itiraf etmiyorlar mı?


Ali Ağcakulu @Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu