Medya

“Ben Zaman’da çalıştım ve bundan gurur duyuyorum.”

Zaman Gazetesi Reklam Müdürü Yakup Şimşek: Ben Zaman’da çalıştım ve bundan gurur duyuyorum. Üç günlük dünyada 3 yıl 3 ayım çalındı. Hür olabilmek için illa birilerinin damadı mı olmak lazım?

Haklarında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasının ardından yapılan yeniden yargılamada aralarında gazeteciler Ahmet Altan, Prof. Dr. Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Zaman gazetesinin reklam müdürü Yakup Şimşek’in olduğu kişilerin ikinci duruşması bugün yapılıyor.

MEHMET ALTAN HAKKINDA BERAAT İSTEMİ

Önceki duruşmada, mahkeme heyeti Yargıtay’ın bozma kararına uymaya hükmetti. 6. Ağır Ceza Mahkemesi tutuklu sanıklar hakkındaki tahliye taleplerini reddederken, tutuksuz sanık Mehmet Altan hakkındaki yurt dışı çıkış yasağını kaldırdı. Savcı, Mehmet Altan için beraat istedi.

SUÇLAMALAR ÖRGÜT ÜYELİĞİNDEN

Duruşmada, savcı celse arasında verdiği mütalaasını tekrar ederek, tutuklu sanıklar Nazlı IIıcak ve Ahmet Altan hakkında “Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte FETÖ/ PYD silahlı terör örgütüne bilerek isteyerek yardım etmek” suçlamasından alt sınırdan uzaklaşılarak 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını talep etti. Tutuksuz sanık Mehmet Altan hakkında ise beraat verilmesi talep edildi. Mütalaada diğer sanıklar Tuğrul Özşengül, Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’in ise “örgüt üyeliği” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi istendi.

‘SANKİ ÜÇ YIL BOYUNCA YARGILANMAMIŞIZ GİBİ…’

Savunmasına başlayan ve halen tutuklu olan Nazlı Ilıcak, “Sanki üç yıl boyunca yargılanmamışız gibi ilk mütalaadaki iddialar tekrar edilmiş” gibi dedi. Ilıcak şu sözlerle devam etti:

“Özgür Bugün diye bir gazetede çalıştığım iddia edilmiş, öyle bir gazete yok. Bugün gazetesinde çalıştım.Türkiye’de çok sayıda darbe oldu, ilk defa “darbenin medya kolu” diye bir icat çıkarıldı. Birbirini tanımayan insanlar “darbenin medya kolu”nda yer aldı. Bir başka icat da ‘üye olmamakla birlikte bilerek yardım’ maddesinin gazetecilere uygulanmasıdır. Sırrı Süreyya Önder ve akademisyenler ‘propaganda’dan yargılandılar ve AYM ihlal kararı verdi. Mehmet Altan’la bana yöneltilen bazı iddialar örtüşmektedir. Onun için beraat talep edilirken, çıktığımız program benim için suçlama talebi yapılırsa eşitlik ilkesi zedelenmiş olur. Darbenin kurmaca olduğu tezine karşı geliyorum, kenetlenme çağrısında bulunuyorum. Oysa Yargıtay darbeye ‘tiyatro’ denmesini bile eleştiri kabul etti. Eren Erdem’in tahliyesiyle 220/7’den tutuklu yargılanan kalmadı. Ben ‘bilerek, isteyerek’ bir yardım suçu işlemedim, dolayısıyla beraatimi talep ediyorum. Beraat kararı vermezseniz dahi tahliyemi talep ediyorum.”

ALTAN’A BERAAT BANA CEZA İSTENİYOR

“Mehmet Altan’la bana yöneltilen bazı iddialar örtüşmektedir. Onun için beraat talep edilirken, çıktığımız program benim için suçlama talebi yapılırsa eşitlik ilkesi zedelenmiş olur. Zekeriya Öz görevdeyken Oda TV davasıyla ilgili hakkında suç duyurusunda bulundum. Bu nedenle Öz hakkında yaptığım röportaj terör örgütünü desteklediğime delil oluşturamaz. “Kaç Saat Oldu” ve “Fuat Avni” tweetleri paylaşarak “propaganda” yaptığım söyleniyor. Ama bu tweetlerin içeriği bana verilmedi. “Fuat Avni” dışında diğer hesaplar FETÖ ile ilişkilendirilmedi.”

DARBE ‘TİYATRO’ DEMEK BİLE SUÇ

“AYM kararında darbenin “FETÖ tarafından yapıldığı bilindiği bir tarihte” bazı tweetler attığım söyleniyor. Yanlış bir varsayım, 15-16-17 Temmuz’da tam olarak bilinmiyordu. Üstelik darbe aleyhtarı tweetlerim görmezden gelindi. Attığım tweetler bir bütünlük içerisinde değerlendirilmeli. Darbenin kurmaca olduğu tezine karşı geliyorum, kenetlenme çağrısında bulunuyorum. Oysa Yargıtay darbeye “tiyatro” denmesini bile eleştiri kabul etti. Eren Erdem’in tahliyesiyle 220/7’den tutuklu yargılanan kalmadı. Ben “bilerek, isteyerek” bir yardım suçu işlemedim, dolayısıyla beraatimi talep ediyorum. Beraat kararı vermezseniz dahi tahliyemi talep ediyorum.”

AHMET ALTAN: SAVCI DARBE İHTİMALİNİ BİLİYORMUŞ!

“Ben hayatımda ilk kez, bir savcının sanığa yönelttiği suçu bizzat kendisinin işlediğini itiraf ettiği bir mütalaa okudum. Savcı, benim 15 Temmuz’daki “darbenin gerçekleşeceğini beyan ettiğimi” iddia ediyor. Bu yalan. Böyle bir beyanım yok ve bu dosyada böyle bir beyanda bulunduğumun bir belgesi de bulunmuyor. Savcıya göre, birisi darbenin olacağını biliyorsa mutlaka darbecilerle eylem birliği içindedir. Bu kadar net. Peki, sonra ne diyor? “Silahlı bir darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde” yazılmış yazılar. Demek 15 Temmuz’dan önce kuvvetli bir darbe ihtimali varmış. Ve savcı bu darbe ihtimalini görüyor ve biliyormuş.”

2012’DE TARAF’TAN AYRILDIM

“HTS kayıtlarına göre ben 2010 yılında bir kere telefonda görüşmüşüm Alaattin Kaya ile. Sonuncusu 2012 yılında olmak üzere iki de mesaj atmış bana. Bu, “sık sık” görüşme mi oluyor? Siz on yıl boyunca Alaattin Kaya ile konuşmuş olan herkesi yargılıyor musunuz? Yoksa onunla bir kere konuştuğum için bir tek ben mi yargılanıyorum? Söğüt ismli tanık Alaattin Kaya’nın 17-25 Aralık 2013’te bana belgeler getirdiğini söylüyor. Ben Taraf Gazetesi’nden 2012 yılında ayrıldım. 2013 yılında Kaya bana nasıl belge getirebilir?”

‘AKP İKTİDARDAN GİDECEK, İSTANBUL SEÇİMLERİ GÖSTERDİ’

“Mutlak korku başlıklı yazımda Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasaya uymadığını yazmışım. Yazdım, çünkü anayasaya uymuyordu. Uymadığını “fiili bir durum” olduğunu söyleyerek kendisi de kabul etti. Yazdığım doğru. Doğruları yazdığım için mi yargılanıyorum? Büyük bir ihtimalle bunun için yargılanıyorum. Çünkü doğrulardan, gerçeklerden ödünüz patlıyor. Yazının sonunda da “sanırım kötü bir piyesin son perdesini seyrediyoruz. Bedeli biraz ağır oluyor ama biteceğini bilmek gene de iyi” diye yazmışım. Savcıya göre bunlar darbenin işaretiymiş. Bu savcı AKP’nin normal bir seçimle işbaşından gitmeyeceğine inanıyor herhalde. Ona kötü haberi bir kere daha vereyim; AKP iktidardan gidecek. İstanbul seçimleri bu gidişin nasıl olacağını herkese gösterdi.”

ERDOĞAN’I ELEŞTİRMEK NASIL DARBE SUÇU OLUYOR?

“Montezuma” adlı yazımda savcıya göre “cumhurbaşkanının anayasayı çiğneyerek tek başına iktidarı ele geçirdiği şeklinde söylemlerde bulunmuşum.” “Söylemlerde bulunmak” ne tür bir suç, onu anlamadım. Erdoğan’ı eleştirmek nasıl oluyor da “darbecilere yardım” olarak nitelenebiliyor? Erdoğan’ı eleştiren herkesi darbeci mi sayacaksınız? Böyle bir niyetiniz var gibi ama o zaman bu halkın yarısından fazlasını yargılamanız gerekir ki, bunu yapmaya ne mahkeme salonlarınız ne de hapishaneleriniz yeter. Birisini hapse atmaya karar verir de bunun için bir kanıt bulamazsanız saçmalamaktan başka çareniz kalmaz.”

EKREM DUMANLI’YLA GÖRÜŞMEM NEDEN SUÇ?

“Bir de Ekrem Dumanlı ile görüşmelerim var. En son 2015’te konuşmuşum. Ben Taraf Gazetesi’nin genel yayın müdürüyken Dumanlı da Zaman gazetesinin genel yayın müdürüydü. Eğer Ekrem Dumanlı’nın Erdoğan’ın uçağına binme sayısı benim Dumanlı’yla yaptığım konuşma sayısından azsa suçlamaları kabul edeceğim. Değilse siz ne yapacaksınız?”

SAVCI AYM’NİN KARARINA UYMUYOR

“Savcı, ‘örgüt yöneticisi’ olduğunu söylediği Erkam Tufan Aytav’ın üçüncü bir şahısla yaptığı bir konuşmada çok sayıda yazarla birlikte benim adımdan da söz etmesini suç delili olarak saymış. AYM ise #MehmetAltan hakkında verdiği kararda, bu konuşmanın suç delili olmadığını açıkça belirtti. Anayasaya göre yargının bütün mensupları AYM kararlarına uymak zorundadır. Ama bu savcı uymuyor, yok farz ediyor. Bir savcı hangi cüretle kendini AYM “kanıt değildir” dediği hâlde o “hayır, kanıttır” diye ısrar edebiliyor? Anayasa’nın 153. maddesi bu savcıyı kapsamıyor mu? Savcı, anayasanın da üstünde mi? Anayasa artık geçerli değil mi?”

‘KALAN ÖMRÜMÜ HAPİSHANEDE GEÇİRMEYİ TERCİH EDERİM’

“Yargıyı böyle hukukî bir karmaşaya sokarsanız, savcılar Anayasa’nın hükümlerine aldırmazsa o ülke çöker. Anayasaya ve yasalara uymayan bir yargı bütün toplumu çürütür. Bu mütalaanın en sonunda çok tuhaf bir söz var. Savcı, benim yazılarıma “mutad siyasi muhalefet görüntüsü vermeye çalıştığımı” söylüyor. Bu bir hukukî metin değil, bu hapse atılması için adı daha önceden “listeye yazılan” birini hapiste tutabilmek için yazılmış acıklı bir kıvranma. Ya beni hapiste tutacak ve hukuktan uzaklaşacaksınız… Ya da hukuka uyacak ve beni serbest bırakacaksınız. Beni hapiste tutmak istiyorsanız istediğiniz kadar tutabilirsiniz, hapishane beni korkutmaz. Böyle bir iktidardan korkmaktansa ömrümü hapishanede tamamlamayı tercih ederim. Bu iktidar bu gerekçelerle beni hapishanede tuttuğu sürece beni hapiste tutanlar küçülür, ben büyürüm. Bu denklemi değiştirmeye de kimsenin gücü yetmez. Hukukun muhteşem bir gücü vardır ve kendisine tutunan herkesi güçlendirip büyütür çünkü. Ben hukuktan ve dürüstlükten ayrılmam, herkese de aynısını tavsiye ederim.”

FEVZİ YAZICI: SUÇ UYDURULUYOR

Zaman Gazetesi eski Görsel Yönetmeni Fevzi Yazıcı’nın ek süre talebi reddedildi. Bunun üzerine Yazıcı, kısa bir savunma yaptı. Şunları söyledi: “Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin bozma kararında bana yöneltilen suçlamaların hepsi Zaman Gazetesi’nde çalıştığım için yöneltilen suçlamalar. Fakat bunların hiçbiri suç değil. Bank Asya hesabım da, maaşımın yattığı hesap, Zaman’da çalıştığım için açıldı. Fakat bunların hiçbiri suç değil. Bu apaçık suç olmayan bir şeyden suç oluşturma gayretidir. Zaman’dan ayrıldıktan sonra Bank Asya hesabımı kapadım. Bu apaçık suç olmayan bir şeyden suç oluşturma gayretidir. Zaman’dan ayrıldıktan sonra Bank Asya hesabımı kapadım. Reklamcı değilim. Hayatımda hiç reklam yapmadım. Ben suçlama konusu reklamın sadece yayından hemen 15 dakika önce ön gösterimine dâhil edilmiştim. Yaptığım iş yasalar çerçevesindedir. Hiçbir suç işlemedim. 3 yıl 3 aylık mağduriyetimin beraatimle bitirilmesini talep ediyorum.”

ÖZŞENGÜL: HİÇBİR YAZIMDA ÖRGÜTÜ SAVUNMADIM

Nazlı Ilıcak’ın savunmasının ardından sanıklardan Şükrü Tuğrul Özşengül tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden SEGBİS’le bağlanarak savunmasını yaptı. Özşengül şunları söyledi:
“Hakkımızda yeterli delil olsaydı zorlama delillere ihtiyaç duyulmazdı. Hiçbir yazımda örgütü övücü, destekleyici, savunucu hiçbir söylemim olmamıştır. Bırakın bunları sempatim bile olmamıştır. Kurumlarla bağım nedeniyle öğrencilerin suçlanmasını eleştirdim. Yanlışa yanlış demek FETÖ ile aynı safta olmak anlamına gelmez. Ben de bunu yaptım, vicdanımın sesini dinledim. Anayasa’nın bana tanıdığı fikir ve ifade özgürlüğümü kullandım. 28 gün hiçbir işlem yapılmadan nezarethanede kaldım. 28 gün sonunda çıkarıldığım hakimlikte 5 dakikada tutuklandım. Sanki savunmam hiç alınmamış gibi iddianameye bağlı kalınarak hakkımda hüküm kurulmuştur. Bir suçtan cezalandırılmanın temel koşulu, suçun kuşkuya yer bırakmayan kesin ve açık bir ispata dayanmasıdır. Dosyada makul şüphe bile oluşturmayacak konular, iftiraya dönüşmüştür.”

Mahkeme Başkanı, sağlık kurulunun, Özşengül’ün rahatsızlığının tutukluluğuna engel oluşturmayacağına dair raporunu okudu. Özşengül ise tahliye olmak gibi bir ısrarının olmadığını belirterek şunları söyledi:

‘MÜTALAA DEĞİL, İFTİRADIR’

“Bir takım sözlerimin cımbızlanarak suçlama yapılmasının adı mütalaa değil, iftira olur. Bu iftirayı yapanların da benim verdiğim vergilerimle maaş alan memurlar olmasına üzülüyorum. Benim yazdığım yazılar, bugün gazetelerde yazılanların yanında leblebi çekirdek. İnsanlar neler yazıyor. Demek ki benim fiilim değil, ben cezalandırılıyorum. Kendimi medeni bir şekilde savunuyorum. Yolsuzluk, hırsızlık yapmadım. Tam tersine on binlerce insan yetiştirdim. Kimse beni ‘vatan haini’, ‘terörist’ olmakla suçlayamaz. Samanyolu TV’de program yaptım. Kimsenin cemaatinden değilim. Gocunacak bir tarafım yok. Sitemlerimin arkasında “teröristlik” değil vatanperverlik var”

YAKUP ŞİMŞEK: ZAMAN’DA ÇALIŞTIM, GURUR DUYUYORUM

Hakkındaki iddiaların “iftira” olduğunu tekrarlayan Özşengül beraatini talep ederek savunmasını tamamladı.

Duruşma verilen aranın ardından 13.15’te yeniden başladı. El konularak kapatılan Zaman Gazetesi Reklam Müdürü Yakup Şimşek de duruşmada savunmasını yaptı. Şimşek, “Evet Zaman’da çalıştım bununla gurur duyuyorum” dedi.

Sözlerine “Bu savunmamın son sözlerim olacağını bilmiyordum. Süre talep edecektim fakat süre vermeyecekmişsiniz. Yine de beyanda bulunacağım.” diye başlayan Şimşek, savcının mütalaasındaki iddialarına cevap verdi:

Ahmet Altan’ı burada tanıdım. Kitaplarını burada okudum. Onunla aynı dosyada yargılanmaktan gurur duyuyorum. Onun gibi dünya çapında bir yazarın bu dosyada olması büyük haksızlık.

Savcının mütalaası bana Cuma günü tebliğ edildi. Mütalaanın 3 yıl önceki iddianameden tek bir farkı var: İddianameyi hazırlayan savcı darbecilikten, mütalaayı hazırlayan savcı silahlı terör örgütü üyeliğinden cezalandırılmamı istiyor.

Hakkımda suçlamaya alet edilen beş sözde delil var. İlki Zaman Gazetesi’nde çalışmış olmam. Ben Zaman’da çalıştım ve bundan gurur duyuyorum.

Zaman Gazetesi’nin hisseleri 17-25 Aralık’tan sonra alındı. Bu kişilerin değil tutuklanması, yargılanması bile söz konusu olmadı.

İkinci delil Bank Asya’da hesap. Bank Asya’nın kuruluşunu, açılışını ben mi yaptım? Bunu devlet yaptı.

Üçüncü delil HTS kayıtları. Örgüt üyesi olduğu söylenen 7 kişi ile telefon kaydım varmış. İnsanlarla telefonda konuşmak ne zamandan beri suç? O 7 kişi ne zaman örgüt üyesi ilan edilmiş? Eğer bu suçsa ben bu insanlarla yalnız telefonda değil, yüz yüze de görüştüm.

Dördüncü delil sözde örgütsel döküman. Beni Trabzon’da babamın evide gözaltına aldılar. Beş tane Said Nursi’nin kitabına da el koydular gözaltına alırken. Bana ait değiller, ama zaten halen satılan kitaplar bunlar. Bu kitaplar şu an odamda. Hapishane yönetiminin izniyle içeri aldım.

Beşinci delil reklam filmi: Taleplerimizi yerine getirip bir kere izleseydiniz, reklam filminde suç unsuru olacak bir şey olmadığını görecektiniz. O bebeğin 9 aylık değil, iki yaşında olduğunu görürdünüz.

Örgüt suçlamasına karşı atfedilen paragraf beş satırdır. Bu çürük delilleri bir kez daha huzurunuzda reddediyorum.

Beraatime ve tahliyeme karar verilmesini istiyorum. Sizlerden, merhamet değil adalet istiyoruz.

Üç günlük dünyada 3 yıl 3 ayım çalındı. Hür olabilmek için illa birilerinin damadı mı olmak lazım? Değil ağır, hafif suç şüphesi bile yoktur. Esaretime son verin.”

BİLİNÇALTI MESAJ DİYE BİR SUÇ YOK

Daha sonra söz alan Yakup Şimşek’in oğlu ve aynı zamanda avukatı olan Sinan Erkan Şimşek, Zaman Gazetesi reklam filminin darbeyi çağrıştırdığı iddiasına cevap verdi.

Avukat Şimşek “TCK’da ‘bilinçaltına mesaj verme’ gibi bir madde yok. Ayrıca bu reklam da bilirkişi incelemesine muhtaçtır. İspat yükümlülüğü savcıdan alınarak tarafımıza verilmiştir. Genç bir avukat olarak size karşı bu savunmayı yaparken hicap duruyorum.” dedi.

Kaynak: Kronos

Etiketler
Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı