Haberler

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bitmek üzere, gec kaldığımı biliyorum ‘bahar’ demeye…

Mart’ın 1’ini, 21 Mart’ı ‘bahar’ başlangıcı kabul edenlerin ardından, Nisan’ın alıp başını gitmesinden sonra ‘bahar’ demeye, ‘Nisan bir bahar türküsüdür’ demeye geç kaldığımı biliyorum…

Bahardan ürkenler varken; her bir mevsimin, ayın aydınlığına, bahara,nisana kara çalanlar varken korkuyor insan aydınlık sevdalarını söylemeye…

Korkusu bu sevmenin kıymeti bilinmeyecek diye…

Yoksa ‘‘kınayanın kınamasından korkmak’’ değil bu!…

Ne korkacağız!

Hazan soluklayanlar çekinsinler!

Bahar geldi, canlandı çoktan nisanı kucaklayan toprak…

Kıymeti artar ya umulanın, kavuşma gecikince…

Kavuşmamız sevdasını arttırdı nisanın…

Sıcaklığının değeri arttı nisanın…

Bu sene mevsimin geleneklerinin çok çok ötesinde bir serinlik var nisanda…

Yağmur az, kar çok kimi yerlerde…

Mevsimin meltemleri yerini alamamış, kıştan kalma soğuklar esmekte…

Değil mi ki nisandır, kışın soğuğunu safdışı edip yemyeşil bahar meltemlerinin soluğunu duyurmakta…

Bugün 24’ü olsa da nisan bir heves uyandırmakta nefes alıp vermeye…

Yaradan bu nefeslerin rüzgarını, nesimini canla, baharla, hayatla, aşkla doldura…

Nisan bahar türküsünü söyleye.

Nisan kıymet bilene güzeldir. Kıymet bilenlerden Ali Çolak’a kulak vermeye ne dersiniz? Ali Çolak hoşsohbettir, o da sohbetin kıymetini bilene!… Uzunca sürsün sohbetimiz. Hem nisan hem de sohbet niyetine:

‘‘Bir arkadaşım, her sene ayın birinde arar, ‘nisan’ımı tebrik eder.

Bu kez, dalıvermiş dünya işlerine; ‘üç’ünde aradı, özür diledi. Nisanlaştık. Bizimki ta eski zamanlardan, İzmir günlerinden kalma bir alışkanlık. Gün batımlarında bir yerlerde, mesela İkiçeşmelik Parkı‘nda buluşup oradan denize, uzaklara bakardık. Aylardan nisan olurdu, içimiz içimize sığmazdı. Şiirler okurduk orada, yolculuklar düşlerdik. 

Nisan, o gün bugündür, içini pek çok şeyin, bahar sarhoşluğunun, çiçek açmış kirazların, tren yolculuklarının, mektupların ve şiirin doldurduğu bir anlamlar bütünüdür. Nisanları kutlarken biraz da geçmişe döner, o gençlik çağlarını anarız biz. Nisan 1 dedi mi, yeni bir yaşa giriyor gibi, başka bir dünyaya adım atar yahut, nasıl demeli, kabuğundan sıyrılıp hayata yeniden doğar gibi büyük bir inkılap yaşar ve günlerimizi bir süre bu sarhoşlukla geçiririz. Velhasıl nisan, aramızda adı konmamış bir bayramdır ve biz onu, kimselere haber vermeden kutlar dururuz. 

O arkadaşım -ki kendisi de şair ve hikâyecidir- nisanı daha çok yaşamayı tercih etti, bense yazmayı… Şu geçen yirmi yılda ne çok ‘nisan’ yazısı geçmiş elimden! Nisan’a biçmediğim elbise, büründürmediğim kılık kalmamış. Tutup eylüle âşık etmişim. Bir muâşaka hikâyesi çıkarmışım nisanla eylülün uzak bakışmasından. Sonra bir gün, ‘yeter artık’ dedim, ‘bir daha nisan yazmayacağım!’ Şimdi, uzun zaman sonra, o sözümü unutup yeniden bir ‘nisan’ yazısı yazıyor buldum kendimi. 

Nisan’ın sadece bir ay adı olmadığı doğrudur. Bütün duygularımız ve uzviyetimizin geçirdiği sarsıntılarla başka bir iklime girer gibi ‘uyanırız’ nisana. Fazlalıklarımızdan kurtulmak isteriz, yeni kararlar alırız gelecek günler için. Yeni yolculuklara cesaret buluruz. Yeni kitaplara, yeni yazılara, yeni şarkılara… Daha önemlisi şudur: Nisan, bize yepyeni bir ‘bakış’ armağan eder. O sabahlarda ve nisan akşam üstülerinde bir şeyleri fark ederiz çünkü. Nisanın bu fark ettirici tesirine hayranlık duymamak imkânsızdır. Belli ki ruhumuzun gözeneklerini açar ve bizi, gören bir göze, duyan bir kulağa kavuşturur. Fark etmek, insanın adamakıllı dönüşmesidir. Bedenin hayatından ruhun hayatına doğru… Dünya başka türlü görünmeye başlar artık gözümüze, varlıklar biçim ve anlam değiştirir. 

Marguerite Yourcenar‘ın, o ünlü “Wang-Fo Nasıl Kurtarıldı” öyküsünde ressam Wang-Fu‘nun çırağı Ling, ustasını tanıdığı akşam dünyayı, varlıkları yeni bir gözle görmeye başlar. Ben, bu akşamı, hep bir nisan akşamı gibi düşünürüm. Wang-Fo‘nun, bir sarhoşun resmini yapmak üzere gittiği meyhanede tanışmış ve gece yarısı çıkmışlardır. Ling, elinde feneriyle ustayı evine götürüyordur: “O gece Ling, evinin duvarlarının sandığı gibi kırmızı olmadığını, gerçekte, çürümeye yüz tutmuş bir portakal renginde olduğunu fark etti. Avluda, o zamana kadar kimsenin dikkatini çekmemiş olan bir çalı bulunduğunu gördü ve bunu saçlarını kurutan bir kadına benzetti. Geçitte, duvarın çatlağındaki bir karıncanın ürkek yürüyüşünü seyretti ve bu hayvancıklara duyduğu tiksintinin ansızın silindiğini hissetti. O zaman Ling, Wang-Fo’nun kendisine yepyeni bir algıyla yeni bir ruh armağan ettiğini anlayarak, ihtiyara, annesiyle babasının öldükleri odayı açtı.” 

Ressam ile çırağı, bir gün yola çıkarlar. Hikâye, bu yola çıkış sahnesiyle başlar. Bir nisan sabahı olmalıdır bu… “Yaşlı ressam Wang-Fo’yla çırağı Ling, Han Krallığı’nın yollarında ilerliyorlardı. Yavaş yol alıyorlardı, çünkü Wang-Fo geceleri gezegenleri, gündüzleriyse kızböceklerini seyretmek için duraklıyordu. Yükleri hafifti; çünkü Wang-Fo eşyaların kendilerini değil, imgelerini severdi ve dünyada fırçaların, çini mürekkeplerinin, lake boya kutularının dışında hiçbir şeyin sahiplenilecek kadar değerli olmadığını söylerdi.” 

Bir nisan sabahı yola çıkmışsanız, her şeyi, belki dünyayı bile terk edebileceğinizi düşünürsünüz. Yürüdükçe ağırlıklarınızdan kurtulmak istersiniz. Geride dünya küçülür ve siz ‘gayr yerler görmek, özge safâlar sürmek’ üzere, önünüzde açılan ruhanî evrenin içinde kaybolur gidersiniz. 

Nisan, eski nişanlımızdır bir bakıma. Bütün sırlarını biliriz birbirimizin. Ne kadar gelecek günlere, başka hülyalara gitsek de eski defterleri yeniden, yeniden açtırır. Bu yüzden, ebedi gençliktir nisan. Ona mutlaka ve daima dönülür.’’

Nerelerdedir nisanı böyle anlatan Ali Çolak? Mavisini yitirmiş yaşamayı mı aramaktadır münzevicesine? Çorak toprakların baharını mı yeşertmektedir?

Çorak deyince… ‘‘Nisan ayların en zalimidir’’, diyor ‘‘Çorak Ülke’’ şairi Eliot, ‘‘gövertir’’…

Karın, kışın ardından yeşermenin, filiz vermenin zalimliği kime?

Hangi çorak gönüllülere?

Kim zalimse bahar ona zulmdür, nisan ona zalim gelir.

Karanlıktan hoşlanan yarasadır, mı derdi şair?

Karanlıktan hoşlanan. Ona zulümdür aydınlık, ona zalimdir bahar.

Baharı, baharda gövermenin güzelliğini göremeyenler olduğu gibi güzde göverme heyecanı yaşayanlar vardır İsmet Özel gibi:

‘‘bu gövermiş güz günleri çıldırtır

çileden ve kitaplardan çıkarır insanı’’

İnsan güzü, hazanı bile görmeyi biliyorsa o da nisandır insana, kaldı ki nisan?!…

İSMAİL BAHAR | UKRAYNAHABER.COM

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu