Haberler

Fethullah Gülen, New York Times’a yazdı: AKP ile yollarımızı ayırdık çünkü?

Fetullah Gülen’in, New York Times’da yayınlanan yazısında, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu değerlendirdi.

“Benim de dâhil olduğum bir çok Hizmet gönüllüsü, zamanında iktidar partisine destek verdi. O zamanki desteğimizin, bugünkü eleştirimizin nedeni aynı, benimsediğimiz ilkeler.” diyen Gülen’in, “Dini ibadetlerin dilini ve sembollerini kullanan fakat dinin en temel prensiplerini hiçe sayan bu kimseler, din alimlerinin sadakatini hak etmiyor. Baskıya karşı durmak, demokrasinin bize verdiği bir hak, toplumsal bir görev ve inananlar için dini bir zorunluluktur.” ifadeleri dikkat çekti.

Gülen, bu noktaların üzerinden geçerek, birkaç sene öncesine kadar ulusal insan hakları, cinsiyet eşitliği, yargının üstünlüğü, Kürt ve Müslüman olmayan halkın haklarını kendisine ilke edinen demokratik bir anlayışla Avrupa Birliği için güçlü bir aday olan Türkiye’de yaşanan son gelişmelerin hayal kırıklığı meydana getirdiğini savundu.

New York Times’ın internet sitesinde yayımlanan ve gazetenin yarınki uluslararası baskısında da çıkacak olan makalede, “Ben dahil birçok Hizmet üyesi, bir dönem iktidar partisinin politikalarını destekledi. Bunun içinde Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin başlatılması da var. O dönemki desteğimiz ilkelere dayanıyordu. Tıpkı bugünkü eleştirilerimiz gibi” ifadesini kullandı.

AKP hükümetinin benimsediği, toplum, medya, yargı ve özel sektöre baskıyı arttıran yönetim anlayışıyla, işleyen demokrasiye yaklaşırken kat edilen yol sıfırlandı diyen Gülen, yazısının devamında şu ifadeleri kullandı;

SEÇİM ZAFERLERİ, YAPILANLARI MEŞRULAŞTIRMAZ

Türkiye liderleri, seçim zaferinin arkasına sığınarak tüm yetkilerin kendilerinde olduğuna inandıklarını gösteren bir imaj çiziyorlar. Fakat bu zafer onlara, Anayasa’yı ihlal etme ve muhalifleri susturma hakkı vermiyor. Hele de bu zaferin temelinde ahbap kapitalizmi ve medya itaatkârlığı yatıyorsa.

AKP yöneticileri kendilerine yöneltilen her türlü eleştiriyi devlete saldırı olarak değerlendiriyor. Muhalif sesleri düşman, daha da kötüsü hain olarak etiketleyerek ülkeyi totaliter bir rejime sürüklüyorlar.

Bu anlayışın son kurbanları, gözaltına alınmaları yapılan son yasa değişiklikleriyle meşrulaştırılan özgür medya kurumu çalışanları. Yolsuzluk davasında görev alan kamu görevlilerinin de ya görev yerleri değiştirildi ya da hapse atıldı.

“HALK HÜKÜMETİN KONTROL MEKANİZMASI”

Bağımsız yargı, işleyen toplumsal düzen ve medya, hükümet yetkilerini aştığında kontrol mekanizması olarak işler. Bu tip ‘tacizler’, hükümete karşı olanların, iftira, yaptırım ve ‘düzmece’ suçlamalarla karşı karşıya kalacağını gösteriyor.

Türk yetkililer, Batı’dan uzaklaşmakla kalmadı, şimdi de Ortadoğu itibarlarını yitiriyorlar. Türkiye’nin bölgede sözünün geçmesi için sadece güçlü bir ekonomiye değil, aynı zamanda sağlıklı bir şekilde işleyen demokrasiye de ihtiyacı var.

İşleyen demokrasinin ana taşlarından olan yargının üstünlüğü ve kişisel özgürlükler, aynı zamanda en temel İslami değerlerin arasında. Ne siyasi ne ruhani bir liderin, bu özgürlükleri kişilerin elinden almaya hakkı yok.

Din âlimlerinin, teolojik açıklamalarla, iktidar partisinin baskı ve yozlaşmalarını haklı çıkarmaya çalışması ve ya olanların karşısında sessiz durması, iç karartıcı bir durum.

Dini ibadetlerin dilini ve sembollerini kullanan fakat dinin en temel prensiplerini hiçe sayan bu kimseler, din alimlerinin sadakatini hak etmiyor.

“BASKIYA KARŞI DURMAK GÖREVİMİZ”

Baskıya karşı durmak, demokrasinin bize verdiği bir hak, toplumsal bir görev ve inananlar için dini bir zorunluluktur. Kur’an, adaletsizliğin karşısında sessiz durmamamız konusunda bizi uyardı.

“Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan ve kendiniz, ana babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olunuz.”

Son elli yıllık zaman dilimi içerisinde, Hizmet olarak anılan Türk gönüllüler tarafından yürütülen sosyal bir hareketin parçası olma şansım oldu. Bu gönüllüler kendilerini dinler arası diyaloğa, topluma hizmete, yardıma ve hayati önem taşıyan eğitimi her yere taşıma idealine adadı.

İktidarın, Hizmet gönülleri üzerinde arttırdığı baskının parçası olan söylemler, kendi otoriter rejimlerini meşrulaştırmak için kullandıkları bahanelerden ibaret. Hizmet gönülleri, ne bir parti kurdu ne de politik hırslara kapıldı. Onların bu hizmete katılımda gözettikleri maddi değil manevi ‘ödüller’.

Benim de dâhil olduğum bir çok Hizmet gönüllüsü, zamanında iktidar partisine destek verdi. O zamanki desteğimizin, bugünkü eleştirimizin nedeni aynı, benimsediğimiz ilkeler.

Toplum üzerinde büyük etkileri olan hükümet politikalarına karşı durmak hem görevimiz hem hakkımız. Ne yazık ki, yolsuzluk ve otoriteye karşı duruşumuz kendimizi bir cadı avının hedefinde bulmamıza neden oldu. Hem Hizmet, hem kendim nefret söylemleri, ismimizi karalayan medya kampanyaları ve yasal tacizlerin odağındayız.

Türk toplumunun her kesimine ait vatandaşlar gibi, Hizmet gönüllüleri de kamu kurumları ve özel sektörde çalışıyor. Yasalara, bağlı oldukları kurumlarının kurallarına uydukları ve temel etik ilkeleri ihlal etmedikleri sürece, bu kişilerin anayasal hakları göz ardı edilemeyeceği gibi Hizmet’e olan bağlılıkları farklı muamele görmeleri için bir neden olmamalı.

Sadece biz değil, göstericiler, Kürt, Alevi, Müslüman olmayan ve iktidarın icraatlarından zarar gören bazı Sünni Müslüman gruplara dahil vatandaşlar, AKP baskısına maruz kaldı.

Türkiye’de demokrasi ve insan hakları neredeyse rafa kaldırılmış durumda. Gücü elinde tutanların, bu otoriter dayatmalarından vazgeçmelerini umuyor ve dua ediyorum.

Geçmişte, Türk insanı demokrasiden uzaklaşan liderleri reddetti. Umuyorum ki, yasal ve demokratik haklarını kullanarak ülkenin geleceğini tekrar geri kazanırlar.”

FETHULLAH GÜLEN | SAYLORSBURG – THE NEW YORK TIMES

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu