Haberler

Entellektüel ve sonraki Türkiye

Roman dediğin yol boyunca gezdirdiğin bir aynadır diyor Stendhal.

Edebiyatın hafızasına Julien Sorel’i kazıyan Stendhal haklıdır.

Toplumda olacak ki romanda olsun.

Siyaset de toplumun aynası.

Toplumda olacak ki siyasette de olsun.

Seçilmiş yönetimler toplumların özeti değil mi?

Aydınlar ise kucağında yaşadığı topluma angajedir.

Entellektüel öyle değil.

Entellektüel olmanın alameti, resmi sınıfların dışında olmak ve muhakemesiyle, birikimiyle asrın vicdanı olmak.

Güç politiklerinin dışındadır entellektüel.

Popülist değildir, halka dayanmaz.

Sadece vicdanına ve tarihe karşı sorumluluk duyar.

Vicdan ve muhakemesinin çarkları farklı döner, ne sanatçıya benzer, ne aydına ne de kalabalıklara.

Bazen bir fikir serserisi, bazen tuhaflıklar kumkuması, kimi zaman isyankâr bir Danton, kimi zaman rind bir derviş.

Nobran okyanuslarda kaybettiği gemisini arayan bir sergüzeşt.

Kayalara çarpma kaygısı taşımaz.

Hakikat rotasında pervasızca ilerler.

Aydınlar gibi kalabalıkların hislerine estetik ve bilimsel formlar biçme derdi yoktur.

Entellektüel halka inen değil, halkı kendi katına çeken dimağ.

Türkiye’de çok az bulunan bir cevher bu.

Bu ülkede yaşanan bunca partizan otoriteryenlik, aydınları ve toplumu boy aynasına yansıttı.

Aydınların ve toplumun röntgeninin çekildiği hastalıklı bir dönemdeyiz.

Kelime ve fikir makyözü

Bu ülkede yaşanan bunca ahlaksızlık ve entrika, Türkiye’de vicdan, birikim ve muhakeme sahibi bir avuç entellektüel olmadığını gösterdi.

Az gelişmiş ülkelerde demokrasinin mâkes bulması için esaslı bir omurga tedavisi gerekir.

Aydın olmanın okuryazarlık olarak tezahür ettiği ve güce göre şekillendiği bir ülkede intelijansiyadan bahsedemezsiniz.

Güçle, parayla ve namla kuşatılabilen bir okumuş, ne aydındır ne entellektüel.

Kelime ve fikir makyözü satış simsarlarıdır bunlar.

Yaptıkları işte bazen mahir olabilirler.Fikirlerindeki asaletten değil ticaretteki maharetlerinden.

Bugün iktidar medyasında ismi anılacak hiçbir aydın yoktur entellektüel hiç yoktur.

Aydın da yoktur derim zira aklın serseri hayallere galip olması için aydınlara düşen görevler var.

En azından tutarlı ve namuslu olmak.

Camianın yanında veya iktidarın karşısında saf tutmak değildir meramım.

Kastım aklın ve hakikatin, çakma elitlerin etik dışı propagandalarında boğulmasına ses vermek, hiç olmazsa sükût etmektir.

Aydın bile yok diyorum.

İktidara yakın oldukları için değil, fikrin ve kelimenin namusunu pazarladıkları için.

İnsanları fikirleriyle değil, menfaatleri ve emelleriyle yönlendirdikleri için.

Güç ve ateşi ufukta görüp yanmadan yandıkları için.

Yıkıcı bir travma geçirmeden…

Mürekkep yalamak, belkemiğine (omurga) şifa vermez.

Türkiye’de güce perestiş eden medya ve kalemşörler misali.

Aslında güç tahakkümüne dayanan buhran dönemleri intelijansiyanın doğuşu için elverişli iklimdir.

Ama en umutsuz iklim yine burası.

Zira hızla irtifa kaybediyoruz henüz dibe çarpmadık daha.

Çünkü aydınlar toplumun önünden yol açmıyor, kalabalıkların yürüdüğü ateş yollarındaki izleri siliyor.

Bir daha yürüsünler ve yansınlar diye.

Kalem ve sözün satılığa çıkarıldığı toplumlar aldanmaya mahkûmdur.

Aydın geçinen karanlıkları sakın unutmayın.

Kalemi ve sözü satan aydın, toplumun göz ve kulağını satmasına öncülük eden haindir.

Bu ahvalde gerçeklerle toplum arasında aydın ve medya bariyeri vardır.

Biz Avrupa gibi hukuk ve demokrasi için bedel ödemedik.

Korkarım ki toplum ağır bir depresyon ve yıkıcı bir travma geçirmeden gerçekler görülmeyecektir.

Bu ülkede hukuk ve demokrasinin mâkes bulması, süratle ilerlediğimiz çok acı akıbetimizden sonra mümkün.

Bu bedel hazin bir sayfa olarak tarihe geçecek.

Umudum “sonraki Türkiye” içindir.

Dibe çarptıktan sonraki Türkiye.

GÜLTEKIN AVCI | BUGÜN – gavci@bugun.com.tr

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu