Haberler

[TAM METİN] Başbakan Erdoğan’da; in, örgüt, şebeke ve virüsten sonra ‘haşhaşi’ benzetmesi!

TBMM’de AK Parti Grup Toplantısı’nda konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 14 Ocak tarihli TBMM Grup Toplantısı konuşmasının tam metni:

“Toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için hayırlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Grup Toplantımıza katılan tüm misafirlerimize ayrıca hoş geldiniz diyor, coşkularından ve heyecanlarından dolayı kendilerine şükranlarımı ifade ediyorum.

Konuşmamın hemen başında, önceki gece idrak ettiğimiz sevgili Peygamberimizin, alemlere rahmet olarak gönderilmiş Resulü Ekrem Efendimizin dünyaya teşriflerinin 1443. yıldönümünün, yani Mevlit Kandilinin ülkemiz, milletimiz ve tüm İslam dünyası için, insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Hazreti Peygamber Aleyhissalatu Vesselam, müminin mümine bağlılığı, taşları kenetlenmiş bir bina gibidir buyurmuş, bütün hayatı da bu kardeşliği anlatmakla, yaşamakla ve yaşatmakla geçmişti. Ayın kıbleye yönelen milyarlarca müminin veladetinin 1443. yıldönümünde rehberimiz Peygamberimiz Efendimizin bu emir ve tavsiyelerini tekrar tekrar hatırlamasını, bunun üzerinde tekrar tekrar düşünmesini ve idrak etmesini gönülden arzuluyorum. Rabbime bu kardeşliği idrak ve ifa noktasında tüm Müslümanlara zihin berraklığı vermesi için dua ediyorum.

Gerek Türkiye’de, gerek yakın coğrafyamızda aynı kıbleye yönelen, aynı rahmet Peygamberinin izinden gidenlerin birbirine sırtını dönmesi, mezhep, etnik köken, hizip ayrımlarına aldanıp birbiriyle çatışması gerçekten içimizi acıtıyor. Efendimiz ki düşmana dahi kendisine ve Ashabına en ağır işkenceleri yapan zalimler için dahi hidayet dilemişti. Bu engin hoşgörünün, bu müşfik ve kucaklayıcı tavrın özellikle de Hazreti Resulün kardeşlik talimatlarının onun izinden gittiğini iddia eden herkes için bir ibret vesilesi olmasını da yürekten temenni ediyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, gündemimizdeki önemli mevzulara girmeden önce, geçtiğimiz hafta boyunca Japonya, Singapur ve Malezya’da gerçekleştirdiğimiz resmi temaslar hakkında sizlere çok kısa bilgi vermek arzusundayım.

5 Ocak Pazar akşamı beraberimizde bakan arkadaşlarım, milletvekillerimiz, çok sayıda iş adamının bulunduğu geniş katılımlı bir heyette Japonya’nın başkenti Tokyo’ya hareket ettik.

Tokyo’da öncelikle Japonya’nın ve dünyanın en önemli ekonomi gazetelerinden Nikkei’nin düzenlediği Japon finans çevrelerinin ve büyükelçilerin de katıldığı bir konferansta Türkiye ekonomisini ve dış politikamızı anlattım. Aynı gün Türkiye’den ve Japonya’dan iş adamlarının katıldığı yemekli bir iş forumunu gerçekleştirdik.

Japonya Başbakanı Sayın Şinzo Abe ile heyetler arası görüşmelerimizi tamamladık ve iki ülke arasında bazı anlaşmalar imzaladık. Bunlar arasında Türk-Japon bilim ve teknoloji üniversitesi kurulmasına dair işbirliği mutabakatı da yer alıyor.

Çarşamba günü Tokyo’daki Mitsubishi elektrik tesislerine giderek yapımı tamamlanan, fırlatılmak üzere Kazakistan’da Baykonur Uzay Üssüne gönderilecek TÜRSAT-4A uydumuzun teslim törenini yaptık. Tabi bu arada ikinci bir adım da yine orada TÜRSAT-4B inşallah haberleşme uydumuzu da bu yılın ikinci çeyreğinde bitirecekler ve ardından onu da uzaya fırlatacağız. Bizim kendi mühendis ve teknisyenlerimizin de katılımıyla imal edilen bu uydu ve uydular inşallah Şubat ayı ortalarında uzaya fırlatılacak ve başta Afrika Kıtası olmak üzere dünyanın önemli bir kısmı şu anda mevcudun 3 katı fazla kapasiteyle inşallah kapsama alanımıza girecek. Yılın ilk çeyreğinde inşallah bu adımı attık, ikinci çeyrekte 4B ile birlikte haberleşme uydularımız noktasında inşallah Türkiye farklı bir gücü böylece yakalamış olacak.

Tabi bu türden attığımız bu adımlarla kendi uydularımızı kendimizin imal ettiği günleri hedefliyoruz. Yüzde 100 oranında kendimiz imal ettiğimiz ve kendimiz uzaya fırlattığımızda ki Ankara Kazan’da inşallah bu tesislerimiz söz konusu ve bu gururu çok daha farklı bir şekilde yaşayacağız. Bunun için de çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.

Bu törenin ardından Tokyo’da Japon İmparatoru ve İmparatoriçesiyle görüştük ve oradan da Singapur’a geçtik. Singapur’da Cumhurbaşkanı, Parlamento Başkanı ve Başbakanla görüşmeler yaptık, özellikle ikili ticaret hacmimizi yükseltme kararlılığımızı bir kez daha vurguladık.

Dünyanın liman olarak ikinci büyük konteyner limanında incelemelerimizde yaptık. Ama elleçleme noktasına geldiğinde şu anda geçen yıl itibarıyla bu liman dünyanın bir numarası. Şimdi yeni yatırımlar yapıyorlar ve yeni yatırımla birlikte burası 50 milyon ton elleçlemeye ulaşacak, şu anda 32 milyon ton, böyle bir kapasiteye mevcut.

Ve bunların ardından, 1903 yılında vefat eden Türk Başkonsolosu Ahmet Ataullah Efendi ve eşinin bulunduğu mezarlığı ziyaret etti.

Cuma günü de Malezya’da temaslarımıza devam ettik. Başbakan Necip Razak ile birebir ve heyetler arası görüşmelerimizi yaptık.

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi tarafından şahsıma tevcih edilen fahri doktora unvanını aldık, katılımcılara orada hitap ettik.

Yine Araştırma ve Dönüşüm Vakfı’yla Razak Yönetim Okulu tarafından düzenlenen bir konferansa katıldık, Doğu Asya ve Pasifik Bölgesiyle Türkiye’nin ilişkilerini orada değerlendirme fırsatı bulduk.

Biz bu resmi görüşmelerimizi yaparken, bakanlarımız, kurumlarımızın başkanları, iş adamlarımız da her 3 ülkede muhataplarıyla görüştüler ve karşılıklı imkan fırsatları gözden geçirdiler.

Altı gün süren bu uzun ve yoğun programın ülkemiz, milletimiz, özellikle ekonomimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, çok değerli misafirler; bütçe görüşmeleri ve uluslararası temaslarımız nedeniyle 3 Aralık tarihinden bugüne kadar grup toplantıları vasıtasıyla sizlerle bir araya gelmedik. Bu 1,5 aylık süre içinde hepinizin de çok yakından takip ettiği gibi, demokrasimize yönelik en büyük, en ağır ve aynı zamanda en ahlaksız darbe girişimine tevessül edildi.

Şunu en baştan ifade etmek istiyorum: 17 Aralık Türkiye’nin demokrasi ve hukuk tarihine kara bir leke olarak geçmiştir. 17 Aralık komplosu, hazırlık aşaması, uygulama şekli içeriden ve dışarıdan aldığı destek ve talimatlar boyutuyla, diğer tüm darbe girişimlerini geride bırakmış, millete, devlete ve demokrasiye yönelik ihanet hareketi olarak kayıtlara geçmiştir.

Değerli kardeşlerim, 17 Aralık sabahı İstanbul ve Ankara’da belli merkezlere baskınlar yapılıyor, belli şahıslar gözaltına alınıyor, bilgilendirilmeleri gereken sorumlular, üst kademe olarak kast ediyorum, bilgilendirilmiyor. Yargı ve emniyet içindeki bir örgüt son derece hukuksuz biçimde tamamen gizil olarak yürüttükleri soruşturmaları mahalli seçimlere 3,5 ay kala, yani son derece manidar bir zamanda düğmeye basmak suretiyle başlatıyorlar ve bunun geçmişine baktığınız zaman, 1 yıl, 2 yıl, 3 yıla kadar uzanıyor. Aklınız neredeydi, bunca zamandır bu tür adımları niye atmadınız; bunu sormazlar mı? Demek ki, burada niyet apaçık ortada.

Operasyonun başlamasıyla birlikte ihanet projesinin paydaşları da derhal harekete geçiyor. Malum medya sabah saatlerinden itibaren kendilerine servis edilen, gizli kalması beklenen, gizlilik kaydı olan bu fotoğraf ve görüntüleri yayınlamaya başlıyor. Muhalefet partileri daha meselenin ne olduğu anlaşılmadan Hükümete yönelik saldırılara başlıyorlar. Belli sermaye çevreleri harekete geçiyorlar, içeride ve dışarıda belli odaklar derhal harekete geçiyorlar, şantaj çeteleri acayip çalışıyor, ihanet şebekeleri el ele birlikte çalışıyorlar.

Dikkatinizi çekiyorum, akşam olduğunda adeta soruşturma tamamlanıyor, sorgu tamamlanıyor, adeta mahkeme süreci tamamlanıyor ve zanlıların tamamı, onlarla birlikte bakanlarımız, onlarla birlikte Hükümetimiz suçlu ilan ediliyor. Düşüne bilemiyor musunuz, 25 çuval gelecek ve bu çuvallar mühürlü, bu çuvallar açılmadan bunlarla ilgili anında adım atılacak, böyle bir şey olabilir mi?

Bu işin nasıl yürüdüğü, nasıl organize edildiği, nasıl yürütüldüğü çok açık, net ortada. Sabah operasyon yapılıyor, 12 saat sonra infaz tamamlanıyor, zanlılar hakkında hüküm veriliyor, zanlıların tamamı yakınlarıyla birlikte adeta linç ediliyor ve olaylar 2 tane yarı mahkemede yürütülüyor ve bunlar değişmiyor, aynı şekilde bir süreç. Çok yoğun bir karalama kampanyası, çok yoğun bir dezenformasyon, tam bir algı operasyonu, hem içeriden, hem dışarıdan çok ağır bir linç hareketi Hükümetimize yöneliyor. Her şey hazırlanmış, görev dağılımı yapılmış, kimin nerede duracağı, ne yapacağı, hangi vazifeyi yerine getireceği tek tek belirlenmiş. Sosyal medyada operasyon başlatılmış, yazılı, görsel medyada görev dağılımları yapılmış, talimatlar verilmiş, kalemler verilen emirleri kağıda dökmeye başlamış. Belli sermaye çevrelerine mesajlar gitmiş, uluslararası basına yabancı dilde yoğun bir dezenformasyon yapılmaya başlamış, uluslararası kuruluşlara, uluslararası kamuoyuna yalan yanlış bilgiler aktarılmış. Ekonomiyi etkilemek üzere piyasalara, piyasa oyuncularına kötümserlik pompalanmış. Bu ihanet operasyonunda maşa olarak kullanılan örgüt tüm taraftarlarını harekete geçirmiş, Hükümete karşı bir kampanyanın fitilini ateşlemiş, bir anda itibarsızlaştırma girişimleri başlamış, iftira, itham, yalan, tehdit, korkutma, sindirme, şantaj, her ne varsa devreye alınmış. Yolsuzluk kisvesi altında, yolsuzluk süsü verilerek bir anda Türkiye’de büyük bir belirsizlik, büyük bir kaos ortamı oluşturmak için ne gerekiyorsa, hangi araca ihtiyaç varsa hepsi harekete geçirilmiş. Aylardır, hatta yıllardır hazırlığı yapılan bir senaryo, bir kirli plan seçimlere 3,5 ay kala devreye sokulmuş.

Değerli kardeşlerim, burada 17 Aralık sabahından itibaren gelişmeleri son derece soğukkanlılıkla takip ettiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü bu bizim için ilk değildi, daha önce de bunları biliyorsunuz bize yaptılar. Eğer bizim soğukkanlılığımız olmamış olsaydı, eğer biz bir telaşa kapılmış olsaydık, o zaman onlara hizmet etmiş olurduk ve biz tedbirlerimizi aldık, çok hızlı şekilde devreye aldık. Bakın ben bu kürsüden defalarca bu tür muhtemel senaryolara dikkatlerinizi çektim. Seçimlere girerken muhalefetin umutsuz olduğunu, siyaset dışı şer ve güç odaklarının umutsuz olduğunu, bu umutsuz çevrelerin Hükümetimize yönelik çirkin eylemlerin içine gireceğini defalarca hatırlattım. 30 Mart seçimlerinde AK Parti’nin tekrar birinci parti olacağını görenlerin, sandıkta AK Parti’yle rekabet edemeyeceklerini, milletten asla teveccüh göremeyeceklerini anlayanların çok çirkin yollara tevessül edebileceğini bu kürsüden defaatle ifade ettim. 17 Aralık, işte bu öngördüğümüz çirkin girişimin, çirkin tezgahın tezahür ettiği tarih oldu. Bu tezgahı kuranlar, bu senaryoyu uygulama planına koymak isteyenler birkaç yerde yanlış yaptılar, kendilerini ele verdiler. Birincisi, milletin ferasetini, milletin demokrasiye ve seçilmiş Hükümete yönelik muhabbetini hesaba katmadılar veya katamadılar. Daha ilk andan itibaren kamuoyu algısını esaret altına almaya yönelik yoğun operasyonlara rağmen aziz milletimiz yapılanı gördü, tuzağı gördü ve ilk andan itibaren bu tuzağa karşı tavrını çok net olarak ortaya koydu. 17 Aralık sonrasında Samsun, Ünye, Fatsa, Ordu, Görele, Giresun, Trabzon, Sakarya, Manisa ve ilçelerinde, İzmir’de, Ankara ve İstanbul’da halkımızın normalin üzerinde çok çok farklı bir heyecanla teveccühüne, desteğine şahit olduk. Türkiye’nin her ilinden mesajlar aldık, Türkiye’nin 81 vilayetinden, hatta dünyanın sayısız şehrinden dostlarımızın, kardeşlerimizin bize hayır dualar ettiklerine şahit olduk. Hem aziz milletimiz, hem de tüm dünyadaki dostlarımız, kardeşlerimiz, sevenlerimiz yapılanın bir komplo olduğunu, bir darbe girişimi olduğunu hükümetimize yönelik bir operasyon olduğunu gördüler ve Allah onlardan razı olsun hepsi de yüreklerini ortaya koydular.

Bu tezgahı tertip edenlerin hesaba katmadıkları bir başka husus daha vardı; yolsuzluk iftirasıyla Hükümeti yıpratalım derken başka bazı hesaplarını da görmek istiyorlardı. Adeta bir taşla acaba kuş katliamı yapabilir miyiz diyorlardı, niyetleri buydu. Türkiye üzerine kimin ne hesabı varsa, nasıl bir çirkin emeli varsa bu operasyonun içine dahil ederek arzularını yerine getirmeye çalıştılar. Seçimin hemen öncesinde Hükümeti yıpratmaya çalışırken Türkiye’nin ekonomisini de alt-üst edelim dediler. Şu faizleri yükseltip eskisi gibi kazanalım dediler. Türkiye’nin dış ticaret hamlelerini bozalım dediler. Türkiye’nin enerji politikalarını sarsalım dediler. 2023 hedeflerini, istikrarlı büyüyüşü engelleyelim dediler. Türkiye’nin küresel ölçekteki projelerini sekteye uğratalım dediler. Mavi Marmara’nın, Mısır’da dik duruşun, İran’da, Irak’ta ilkeli dış politikanın, Suriye’de insani tavrın, Filistin’de vicdani itirazın intikamını alalım dediler.

Dünyada artık sesi çok çıkan, adaletin ve vicdanın sesi haline gelen, itibarı her geçen gün artan Türkiye’nin yükselişini durduralım dediler. Özellikle de çözüm sürecini, milli birlik ve kardeşlik sürecini bozalım, bu ülkede yeniden kan akıtalım, yeniden gençlerin ölmesini ve öldürmesini sağlayalım dediler. Evet, bir tek operasyon paketinin içine bütün bu kirli niyetleri koydular ve işte o tuzak ayaklarına dolaştı. Şimdi çıkıyorlar bize dış mihrakları soruyorlar. Bu operasyonda dış mihrak nerede diye istihza ediyorlar. Allah aşkına soruyorum; bu operasyon eğer başarıya ulaşmış olsaydı, bu darbe girişimi eğer başarıya ulaşmış olsaydı kazanan kim olacaktı? Bu operasyondan Türkiye’nin, aziz milletimizin kazanacağını iddia edecek bir tek aklıselim sahibi bulabilir misiniz? Faiz lobilerinin, silah lobilerinin, savaş ve kaos lobilerinin kazanacağı bir operasyonun yerli olabilme, milli olabilme ihtimali var mıdır? Dikkatinizi çekiyorum; bu operasyon milli olan ne varsa ona kastetmiştir.

Hükümete kastetmiş, dolayısıyla milli iradeye kastetmiştir. Halkbank’a kastetmiş, dolayısıyla milli bankamıza kastetmiştir. Bu operasyon, milli dış politikamıza, milli çıkarlarımıza kastetmiştir. Bu operasyon, milli birlik ve kardeşlik sürecimize kastetmiştir. Evet bu operasyon, Milli İstihbarat Teşkilatımıza kastetmiştir. Bu ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı Suriye’deki Bayırbucak Türkmeni kardeşlerimize insani yardım ulaştırmaya çalışıyor, Adana’dan bir Savcı bunu engellemek için elinden geleni yapıyor. Dünyanın hiçbir yerinde bir yargı mensubunun kendi ülkesinin istihbarat teşkilatına husumet beslediğine şahit olamazsınız. Reyhanlı’daki olaylar olduğu zaman bu beyefendi Adana’dan kalkıp da Reyhanlı’ya gitmemiştir 1 hafta, 7 günün ardından oraya gitmiştir. 7 gün senin aklın neredeydi? Reyhanlı’da onca insanımız şehit edildi, neredeydin, niye gitmedin oraya; sormazlar mı? İşte ben buradan hatırlatıyorum, hadi buyurun ilgili olanlar şimdi bunu incelesinler, bunun da üzerinde dursunlar. Türkiye maalesef bunları yaşadı. Bir ülkenin istihbarat teşkilatının hasmı, sadece ve sadece harici düşmanlardır dahili değil. Milli bir teşkilata yönelik hasmane tutum, kesinlikle milli olamaz. Bir savcı Adana’dan kalkıp Hatay’a Milli İstihbarat Teşkilatı’nın insani yardım operasyonunu engellemek üzere geliyorsa, o savcı yasaları çiğnemiştir, milli çıkarlara kastetmiştir. Evet, açıkça söylüyorum, kendi ülkesine değil ülkesinin düşmanlarına maşalık etmiştir.

Neden yapıyorlar bunu? Kendi ülkelerinin dahi milli kurumlarını neden hedef alıyorlar? Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yasasına baktığınız zaman 26. madde çok açık, net ortadadır, ne yapacağı orada belirlenmiştir. Aziz Türk milletinden değil mensubu oldukları örgütten emir ve talimat alıyor, öyle hareket ediyorlar. Uluslararası kirli odakların elinde oyuncak olmuş, maşa olmuş bir örgüt, adeta efsunladığı mensuplarını kendi ülkeleri aleyhine yönlendiriyor. Siz kimsiniz ki bu ülkenin, bu milletin Milli İstihbarat Teşkilatına karşı düşmanca tutumlar içine giriyorsunuz? Kamuoyunun gözü önünde yayın yoluyla manşetlerinde, sayfalarında, ekranlarında suç işleyenler ifadeye dahi çağrılmazken, köşe yazarları her gün ifadeye çağrılıyor. Benim ifadelerimi manşete çekti diye gazete yöneticileri ifadeye çağrılıyor. Hani bunlardan siz mustariptiniz, dertliydiniz, ne oldu şimdi size? Bir savcı çıkıp sadece iddialar üzerinden, sadece sahte ihbarlar üzerinden demokrasiyi katletme, ekonomiyi durdurma, ülkeyi kaosa sürükleme cüretinden bulunabiliyor. Bugün artık geçmişteki bazı yargılamaların da üzerinde çok büyük soru işaretlerinin oluştuğunu daha net olarak görüyoruz. Sahte ihbar mektuplarıyla, yasa dışı dinlemelerle, sahte delillerle tasarlanmış ve ayarlanmış bir kısım yargı mensuplarıyla insanların nasıl mahkum edildiklerini bugün çok daha belirgin şekilde görebiliyoruz. Bütün bunlar hukuk saikıyla, adalet saikıyla, vicdan saikıyla değil tamamen örgüt saikıyla yapılıyor. Bununla tabii ben yargının tümünü zan altına asla alamam, bunun içinde yürütme de var. Bunlar müşterek yapılıyor ve bir dayanışma içerisinde yapılıyor. 17 Aralık’tan bugüne kadar devletin kurumları içinde nasıl bir çark kurulduğu, nasıl bir örgütsel yapılanmaya gidildiği net olarak ortaya çıktı. Göreceksiniz bundan çok daha fazlası ortaya çıkacak. Biz diyorduk ki, dünyaya yönelik muasır medeniyetler seviyesinin üstüne ülkemizi nasıl çıkaracağız, buna yoğunlaşalım, bütün gayretimizi, enerjimizi, her şeyimizi buraya verelim. Ama maalesef içeride de ister istemez şimdi buraya da biraz enerji harcamak durumunda kaldık. Çünkü biz bunları meydana çıkarmak durumundayız, kim olursa olsun. Artık olayın aslı şu: Acırsanız acınacak hale gelirsiniz.

Nasıl bir takiyenin, nasıl bir kokuşmuşluğun, çürümüşlüğün hüküm sürdüğü ortaya çıkacak. Malezya’da beraberimizdeki medya mensuplarına da ifade ettim; virüs vücuda girmiş, sinsi bir şekilde yerleşmiş, çoğalmış, bir anda vücudu esir almak üzere harekete geçiyor. Ancak bu bünye kendisini sinsi virüslere teslim edecek kadar zayıf bir bünye değildir. Tabii şimdi tarihimizi inceliyoruz, tarihte de bunu gördük, Büyük Selçuklu Devleti’nde yaşadık. Haşhaşiler denilen gözü dönmüş bir gizli örgütün devlet bünyesini nasıl esir almaya çalıştığını, gerektiğinde düşmanlarla nasıl işbirliğine gittiğini asırlar önce millet olarak yaşadık ve gördük. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu sinsi virüslere, devlet bünyesini felç etmeye yönelik sızıntılara asla geçit vermez ve vermeyecektir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli misafirlerimiz; burada şu noktanın altını kalın çizgilerle çiziyorum. Önümüzdeki mesele, kuvvetler ayrılığına ya da yargı bağımsızlığına ilişkin bir mesele değildir. Mesele, yargının bir örgüt tarafından adeta teslim alınarak tarafsızlığını yitirme meselesidir. Burada kuvvetler ayrılığı prensibi noktasında hiçbir partinin zaten endişesi yok. Endişe şurada: Yasama yürütmeye, yürütme yargıya veya yargı yürütmeye, yasamaya, ne derseniz deyin, müdahale etmesi kesinlikle olmaz, olamaz. Eğer bunu yaparsak işte orada sıkıntı var. Bağımsızlık derken, bu bağımsızlık gücünü eğer diğer erklere müdahale için kullanmada bir fırsat olarak değerlendirirse, işte bu sıkıntıdır. Geçenlerde İstanbul’da da söyledim, dedim ki; bizim hesap vereceğimiz merci var, neresidir? Millettir. Yasama organı millete hesap verir, yürütme organı millete hesap verir. Ama yargının hesap vereceği merci neresi? Allah’tan başka hesap vereceği merci yok, şu andaki yapı bu. Peki gelişmiş ülkeler aynen bizdeki gibi mi? Hayır, bizdeki gibi değil. Oralarda bakıyorsunuz ki seçilmişlerin bu noktada belirlerken ciddi bir yetkilerinin olduğunu görüyorsunuz. Durmadan Avrupa Birliği’nden bize bazı sesler-sözler geliyor. Önce Avrupa Birliği’nin ben yetkililerine şunu hatırlatmak istiyorum: Lütfen Avrupa Birliği üyesi ülkelerin HSYK denilen kurumla ilgili netleşmiş bir uygulaması var mı-yok mu? Üyelerini nasıl seçer, aynı şekilde mi, değil mi? Aynı şekilde değil, hepsinde farklı uygulama vardır ve bu farklı uygulamalarda da seçilmişlerin bunların atanmasında ciddi bir ağırlığının olduğunu görürsünüz. Ve ben burada yargı bağımsızlığı -dikkatinizi çekiyorum- yargının tarafsızlığını sağladığı için önemlidir. Onun için biz yargının bağımsızlığına çok büyük önem verdik ve referandumda bunun altını özellikle çizdik. Eğer yargının bir kısmı tarafsızlığını yitirmişse, siyasi operasyonlara hukuk kılıfı giydirmekle meşgulse, siyasi mücadelenin tarafı olmuşsa, özellikle de vicdanı bir kenara bırakmış, adına karar verdiği milleti bir kenara bırakmış, bir örgüt adına faaliyet gösterir hale gelmişse, öncelikle konuşacağımız mesele yargının tarafsızlığı meselesidir.

Bakın 1960’dan beri bu ülkede yargı çeşitli şekillerde siyaseti sınırlamanın, yön vermenin, yani vesayetin bir vasıtası olarak kurgulanmıştır. Yassıada kararlarını da bir mahkeme vermiştir, orada da bir mahkeme var. 12 Eylül’ün de gençlerin yaşını büyütüp idam eden mahkemeleri vardı, bu kürsüden bunları söyledik. Yakın zamanda 367 kararını veren de bir mahkemeydi. AK Parti’ye kapatma davası açan da bir Cumhuriyet Başsavcısıydı. Biz 12 Eylül 2010’da Anayasayı değiştirirken hedefimiz en başta siyaseti yargı vesayetinden kurtarmaktı. Amacımız, yargının hem bağımsızlığını güçlendirmek, hem de tarafsızlığını sağlamaktı. Güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir adalet sistemini, bir yargı işleyişini tesis etmeyi arzuladık. Yargıyı etkilerden, tehditlerden, baskılardan kurtarıp belli ideoloji ve görüşlerin sultasından arındırıp milletin yargısı haline getirmeyi hedefledik. Hatırlayın, yargı belli bir ideolojinin, belli örgüt ve çetelerin, kimi zaman belli mezheplerin etkisi altına giriyor tarafsızlığını yitiriyor ve kamu vicdanında çok ciddi yaralar açıyordu. Anayasa değişikliğine giderken Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu yargıda bağımsızlığı ve tarafsızlığı tesis edecek bu anlamda bir gelişimi, bir değişimi yeniden tasarladık. Kurulun belli bir ideolojiden, belli örgütlerden, özellikle de harici etkilerden kurtulup özgür, demokratik, çok renkli ve çok sesli bir şekilde yeniden yapılanmasını hedefledik. HSYK’ya ilişkin bazı kanunlarda değişiklik yaparak yargıyı bir örgütün tehlikeli sultasından kurtaracak, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını temin edeceğiz; şu anda attığımız adım budur. Yapacağımız değişiklik Anayasaya hiçbir aykırılık teşkil etmiyor. Adalet Bakanımız bununla ilgili gerekli açıklamaları yaptı. Şimdi ben burada şunu açıklayabilirim: Dün Cumhurbaşkanımızla da görüştük, diğer genel başkanlarla görüştüler. Ben açık, net buradan söylüyorum; eğer muhalefet ki Adalet Bakanıma, Grup Başkanvekili arkadaşlarıma hem dedim diğer grupları ziyaret edin, randevuları aldılar ve şu anda belki de görüşmelere başladılar. Eğer muhalefet, biliyorsunuz yeni anayasayla ilgili çalışmada HSYK’da bir yere kadar gelinebilmişti, ama neticelenmişti, eğer muhalefet Anayasa değişikliğini bu konuyla ilgili beraber yapalım derse, biz yasa teklifini dondururuz, gerekirse Genel Kurul’a indirmeyiz. Fakat burada bugünkü görüşmeler belirleyicidir, çünkü yapılacak bu konuyla ilgili anayasa değişikliği yasa değişikliğinin çok daha ötesinde bir olaydır. Hele hele bunu iktidar-muhalefet dayanışması içerisinde yapabilirsek, o tabi ülkemiz için, adalet sistemimiz için çok büyük bir kazanım olacaktır.

Hatta burada ben şunu da açık, net teklif ediyorum: Parlamento içinde grupların kendi gücüne göre, aynen Radyo Televizyon Üst Kurulu’nda olduğu gibi, sayılarına göre HSYK içerisinde onlar da temsil edilme imkanını bulacaklardır, bulabilirler. Biz bu teklife de varız, buna da sıcak bakıyoruz, böyle bir adımı atabiliriz. Bu konuda arkadaşlarımız bugün bu görüşmeleri yapacak. Hatta hatta hakimler kurulunu ayrı, savcılar kurulunu ayrı olarak da bu süreç içerisinde onu da planlayabiliriz. Burada da bizden yana farklı bir şey yok. Nitekim Ana Muhalefet, onlarda bu tür bir düşünceyi daha öncede ifade ediyorlardı, bu adımı da yine beraber atarız, yani birkaç maddelik bir anayasa değişikliğini hemen süratle geçirmemiz halinde biz şu andaki yasal düzenleme çalışmasını dondurur ve yolumuza anayasa değişikliğiyle devam ederiz. Yargının özellikle tehlikeli örgütlerin baskı ve tehdidi altında siyaseti, ekonomiyi, Türkiye’nin dış politikasını gayri milli hedefler doğrultusunda şekillendirmesinin böylece önüne geçmiş oluruz.

Burada iki önemli hususun altını özellikle çiziyorum.

Birincisi; yapılan operasyon AK Parti Hükümetine yönelik değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin milli çıkarlarına ve 76 milyonun tamamına yapılmış bir operasyondur. AK Partili olsun ya da olmasın, bize oy versin ya da vermesin herkes şunu iyi bilmelidir ki, yolsuzluk kılıfına gizlenmiş bu saldırı esasen demokrasiyi, seçimleri, milli iradeyi hedef almıştır. Dün başka hükümetlere yapılan çok daha ağır şekilde bizim Hükümetimize yönelmiştir. Eğer bugün bu durdurulmazsa biliniz ki yarın gelecek Hükümetlere de bu saldırılar yapılacaktır. İşte onun için biz tarihi bir misyon taşıyoruz. 11 yıl boyunca bu ülkeye nasıl ilkleri yaşattıysak, 11 yıl boyunca nasıl her saldırıyı ülkemiz ve geleceğimiz adına bertaraf ettiysek bugünde göğsümüzü siper edecek, yarınların Türkiye’sinin herkes için aydınlık olmasını inşallah sağlamış olacağız.

Biz bu mücadeleyi kendimiz adına partimiz ve Hükümetimiz adına değil, en başta Türkiye adına, en başta 76 milyon adına veriyoruz. 76 milyonun her bir ferdinin de oynana oyunu göreceğine, tuzağı göreceğine, tehdidi görüp tek yürek halinde buna karşı duracağına yürekten inanıyorum.

Kardeşlerim, ikinci önemli husus da şudur: Bu sürecin Türkiye’de inançlı kesimleri mağdur etmesine, rencide etmesine asla izin vermeyiz ve vermeyeceğiz.

Örgütün üst yönetimiyle oradaki diğer vatandaşlarımızın hassasiyetlerini birbirinden kesinlikle ayırıyoruz o başka o başka. Samimi insanlar, samimi gayretlerle, halis gayretlerle fedakârlıkta bulunurken, örgütün üst yönetimdekiler çok başka amaçlarla bunları istismar ettikleri anlaşılıyor. Biz bu ayırımı hassasiyetle muhafaza ediyoruz. Yıllarca buralarda fedakârca hizmet etmiş samimi kardeşlerimizden oynana oyunu, kurulan tuzağı görmelerini bekliyoruz. Değerli milletvekili arkadaşlarım, 17 Aralık darbe girişimi birçok sinsi hedefin yanında biraz öncede ifade ettiğim gibi çözüm sürecini de hedeflemiştir. 17 Aralık darbesinin mimarı olan örgüt daha öncede Milli İstihbarat Teşkilatının çözüm gayretlerini sabote etmiş, MİT Müsteşarını tutuklayıp devre dışı bırakma girişiminde bulunmuştur. Kim buna hayır diyecek? Bunları dört dörtlük yaşadık kimin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Eğer biz buna sessiz kalmış olsaydık şu anda benim Müsteşarım kim bilir nerede olacaktı. Bu girişimlerinde başarısız olan örgüt 17 Aralık darbe girişimiyle çözüm sürecine de darbe vurmak istedi. Şu anda çok farklı yöntemlerle sürecin sabote edilmeye, tahrik edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Bu aziz millet çözüm sürecinin sabote edilmesine de asla izin vermeyecektir, 30 Mart bunun işaretidir.

Kardeşlerim, bir yılı aşkın süredir Türkiye acıları yaşamıyor. Tam bir yıl önce 15 Ocak tarihli grup toplantımız da çözüm sürecinin başladığını ve umutla geleceğe doğru yürüdüğünü ilan etmiştik hatırlayın. 2013 yılının ilkbaharını büyük bir coşkuyla, heyecanla, umutla idrak etmiş ve baharın kalıcı olması dileğinde bulunmuştuk. Allah’a hamdolsun tüm provokasyonlara, tüm sabotaj girişimlerine rağmen bir yıl boyunca süreci hem muhafaza ettik hem de ilerlettik. 17 Aralık komplosu bu baharı kışa çevirmek, kan ve gözyaşının yeniden ülke gündemine taşımak için hiç kuşkusuz çirkin girişimlerine devam edecektir. Bir yıl içinde nice badireyi aştığımız gibi bu alçakça ve haince sabotajları da inşallah hep birlikte aşacağız.

Tabi burada şu noktayı özellikle ifade etmek istiyorum: Şurada 30 Mart’a 2,5 ay bile kalmadı. Öyleyse çok yoğun bir çalışmayla kapı kapı dolaşarak gerek ana kadememiz, gerek kadın kollarımız, gerek gençlik teşkilatımız bütün yaptıklarımızı halkımıza anlatacağız ve 30 Mart sandıkların adeta AK Parti’yle aydınlandığı gün olacak.

Hiç endişeniz olmasın Türkiye Cumhuriyeti büyük bir devlettir. Bu millet, binlerce yıla sari tarih ve medeniyet birikimi olan bir millettir. Tarihte biz nice hainler gördük, nice ajanlara, nice casuslara, nice gayri milli saldırılara şahit olduk. Bu aziz millet duasıyla, gayretiyle, sarsılmaz imanıyla özellikle de kardeşlik ve dayanışmasıyla tüm o saldırıları aşmış ve bugünlere ulaşmıştır. Hani Akif diyor ya, Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hükmüne ram ol! Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol. Olay bu.

Asla umutsuz olmayacağız asla ve asla moralsiz olmayacağız. Kurulan tuzaklara aldanıp umudumuzu, heyecanımızı, coşkumuzu asla yitirmeyeceğiz. Bakın meydanlarda da, bu kürsüde de defalarca ifade ettim Allah bes, bâki heves. Allah bize yeter, gerisi hevadır, hevestir dedik.

Pakistan sokaklarında Eyalet Başbakanı’yla giderken Pencap’ta, Lahor’da arabayı durdurduk indik oradaki vatandaşların arasına karıştık. Baktık ki ağlayanlar var, coşkulu olanlar var. Şimdi bunu görünce evvel Allah bu hareket yoluna dimdik devam edecek hiç endişeniz olmasın, hiç endişeniz olmasın. Bizlere hayır dualar eden kardeşlerimizi orada gördükçe bizim coşkumuz arttı biz enerjiyi işte oralardan alıyoruz, biz enerjiyi örgütlerden, lobilerden, sermayeden belli bazı medya gruplarından almıyoruz farkımız bizim bu. Malezya caddelerinde bizlere hayır duaları eden kardeşlerimizi gördük, üniversitedeki o genç kız ve erkek yavrularımızı gördüm. Gazze’de, Kahire’de, Şam’da, Halep’te, Saraybosna’da daha nice dost ve kardeş ülkede bizim için hayır duaların yapıldığını duyduk. Ankara’da akşam saatinde eksi 6 derecede bizi bağrına basan kardeşlerimizi gördük, İstanbul’da havalimanında o tarihi kalabalığı, o tarihi manzarayı gördük. Biz yalnız değiliz, sizler yalnız değilsiniz, hiç endişe etmeyin.

Bu yolda milletimizle yürüyoruz, bu yolda dünyanın tüm mazlumlarıyla yürüyoruz. Umudunuzu hiç kaybetmeyeceksiniz, hele hele cesaretinizi asla yitirmeyeceksiniz.

Kardeşlerim, aramızdan bazıları ihanet etse de, aramızdan bazıları emanete hıyanetlik etse de, siz kalbinize umutsuzluğun zehrini yaklaştırmayacaksınız. Hüzünlenmeyecek, ye’se kapılmayacak, Allah’ın ve milletin bizimle olduğu şuurunu bir an olsun unutmayacaksınız. Ülkeye ve millete hizmetkâr olmanın elbette bir bedeli vardır, eğer gerekiyorsa bu bedeli ödemekten hiçbir zaman kaçınmayacaksınız, kaçınmayacağız.

AK Parti, ahlakı, ilkeli davranmayı siyasetin yegâne limanı olarak görmüştür, bundan bir nebze olsun şaşmayacaktır. Milletim müsterih olsun, milletim bize güvensin, bu iktidar yetimin hakkını yedirmedi, yedirmeyecek.

Kardeşlerim, hep söyledim, söylüyorum, eğer bu iktidar yolsuzlukların iktidarı olsaydı bizden öncekiler gibi, eğitimde bu atılan adımlar atılmış olabilir miydi? Bu ülkenin bütün illerinde üniversiteler kurulabilir miydi? Ve bu ülkede Cumhuriyet tarihindeki öğretmen sayısının yüzde 50 fazlası öğretmen istihdam edilebilir miydi? Ve üniversitelerimizdeki isteyen tüm öğrenciye burs ve kredi verebilecek hale gelebilir miydi? İlköğretim, orta, bütün buralardaki kızlarımıza, erkek yavrularımıza burs verir hale gelebilir miydi? Bütün öğrencilere kitaplarını ücretsiz olarak verebilir miydi?

Sağlıkta değerli kardeşlerim, şu anda devlet hastanesi olmayan ilimiz yok, artık ilçelerimizde devlet hastanelerini yapar hale geldik, şimdi şehir hastanelerine başladık. İstediği hastaneye benim vatandaşım artık gidebiliyor, istediği yerden sağlık hizmetini alabiliyor. Aile doktorlarına, hekimlerine varıncaya kadar bütün bunlarla modern ülkelerin imkânlarını ayağına getirmiş olan bir iktidar var. Her eczaneden ilacını alabilen bir anlayış AK Parti iktidarıyla geldi. Ey Genel Müdür, senin döneminde bu ülkede bırakın hastane bulmak, ilaç bulamıyordu ilaç, bunları yaşadık biz.

Bu iktidar yolsuzluğa bulaşmış olsaydı, kardeşlerim, Cumhuriyet tarihinde 6100 kilometre bölünmüş yol yapılmış, biz son 10 senede 17 bin kilometre bölünmüş yol yaptık ya.

Sadece bu değil, bakıyorsunuz işte İstanbul Boğazı’nın altından 153 yıllık bir rüyayı gerçekleştirerek yüksek hızlı tren için Marmaray’ı inşa eden bu güç oldu. Eğer yolsuzlukların iktidarı olsaydık bunlar yapılabilir miydi?

Şimdi üçüncü köprü yapılıyor, öbür tarafta yine denizin altından 2015’te bitecek şekilde otomobillerin geçeceği bir tünel yapılıyor. Bunlar nasıl yapılıyor? Kusura bakmayın, bunlar yolsuzlukların iktidarının yapacağı iş değil.

Enerjide bir devrim yaşıyor bu ülke, aynı şekilde adalet, emniyet, bütün her şeyiyle kurumsal yapı farklı hale geliyor.

Ben neye üzülüyorum biliyor musunuz bir İstanbul çocuğu olarak, yahu kümes gibi yerlerde hükmeden hakim ve savcı varken, biz o merdivenlerin arasından çıkartıp getirdik İstanbul Çağlayan’da o dev adalet sarayını yaptık, Anadolu Yakası’nda aynı şekilde Anadolu Yakası’nda o adalet sarayını yaptık, ya insan şöyle bir baktığında, durduğunda, bu sarayları yapıp bize teslim edenler nasıl yolsuzluk şebekesi olur diye bir düşünmez mi, düşünmez mi ya? Bunlar durup dururken olmadı.

Bakın şu anda İstanbul-İzmir arası otoyol yapılıyor, dünyanın en uzun asma köprüsü İzmit Körfezi’nde inşa ediliyor, direkler yükseliyor hızla, yol 5 ayrı firma tarafından belli ayrılıklarla inşası devam ediyor.

Bütün bunlar sağlıklı bir yönetimin, idarenin ortaya koymuş olduğu bir iradedir. Bunları görmeden veya bilmeden veya inadına bu iktidara yolsuzluk yakıştırması yapmak, kusura bakmasınlar, bu ancak olsa olsa bir ihanetle özdeş olabilir. Tabi ben dürüstlerini tenzih ediyorum, bu art niyetliler için bunu söylüyorum.

Bu iktidar yolsuzluğa bulaşmış olanlara bunun hesabını sordu ve sormaya da devam edecektir. Bu iktidar milletin iktidarıdır, öyle kalmaya devam edecektir.

Kardeşlerim, bu günler geçecek, bu günler sabırla geçecek, metanetle, tahammülle geçecek, gayretle, çabayla, çalışmayla geçecek, asla vazgeçmeyeceğiz. Ama bakın, 2,5 ay diyorum, 2,5 ay diyorum, 2,5 ay durmadan gece-gündüz çalışmamız gerekiyor. Gençler, hiç durmayacağız, daha fazla çalışacağız, daha fazla gayret edeceğiz ve Allah’ın izniyle yerel yönetimlerde belediyelerle gümbür gümbür bir değişim, dönüşümü Türkiye’mize kazandıracağız; 30 Mart 2014 bunun ispatı olacak. Milletim kararı en güzel şekilde verecektir. Türkiye’yi büyütmeye, bu milletin gururuna gurur katmaya devam edeceğiz.

Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum, yolumuz, bahtımız açık olsun diyorum.

Genel Kurul çalışmalarında, özellikle değerli kardeşlerim, Adalet Komisyonundaki çalışmalarda Başkan ve tüm ekibine ve oradaki tüm komisyon üyelerimize, milletvekili arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.”

www.ukraynahaber.com.ua

Etiketler
Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu

Ukrayna Haber

Telegram'da takip edebilirsiniz.

KANALI TAKİP ET
KAPAT
Kapalı