Haberler

Türkiye, AB’den vazgeçebilir mi?

Avrupa Birliği, Roma Kulübü gibi üye olmamanın yaptırımları olmayan bir birlik değildir. Bazı birlikteliklere üye olursanız; üyeliğin menfaatlerinden yararlanırsınız. Üye olmazsanız; sırf üye olmamaklıktan kaynaklanan kayıplarınız olmaz.

AB üyeliği böyle sıradan bir “evlilik ilişkisi” değil. Onunla olmadı, bununla olsun veya varsın tek başına olsun dediğinizde ödeyeceğiniz yüklü bir faturası vardır bu kararın.

AB yanı başımızda olmasa, Brüksel’de alınan, diyelim, “AB vatandaşlarının tüketeceği sütün mililitresindeki kabul edilebilir bakteri sayısı” hakkındaki bir karar bizim dış ticaret hacmimizde kritik oynamalar yapacak olmasa, bin yıldır “batıya dönük bir at başını andıran şu Anadolu’yu” vatan tutmuş olmasak durum başka olurdu. Kısmet değilmiş der, Mehlika Sultan’ı başka kıtalarda arardık.

AB üyeliği sadece bu üyeliğin sağlayacağı ticarî ve diplomatik kazanımlardan ibaret olsaydı, “fakirken daha mutluyduk” der bağrımıza taş basardık, olur biterdi. AB üyeliğine başvuru kararı sadece kendi kaderimizi tayin hakkı çerçevesinde alınmış bir karar olsaydı, “dün dündür, bugün Ankara Kriterleri günüdür” der, elli yıllık kapıda bekletilmişlik tarihimize sünger çekerdik. Yok, hayır! AB üyeliği perspektifi, sadece kendi kaderimizi tayinle alakalı değil, başta Avrupa’nın olmak üzere, bütün dünyanın kaderini tayin etmekte söz hakkı olabilmekle alakalı bir karardı. Hâlâ daha da öyledir. AB üyeliğinden vazgeçildiğinde, bu “masada olma” kararlılığından da vazgeçilmiş olunur.

AB üyeliği, milletimize pek dar gelen şu millet-devlet gömleğini sıyırıp –artık hoş bir hayal olan Osmanlı kaftanı da ortada olmadığına göre– millet-devlet üstü bir ortak yaşam moduna geri dönüşün tek yolu olduğu için önemliydi. Vazgeçildiğinde, bu sıçramayı yapmaktan da vazgeçilecek demektir. AB üyeliği, yüz elli yıldır memleketimizi idare eden iradelerin keyfiliğinin ve gelişigüzelliğinin yerini evrensel veya evrensele yakın normların alması yönünde atılmış önemli bir adımdı. Vazgeçildiğinde, o noktadan birkaç adım geriye atılması kaçınılmaz olduğu için hâlâ önemlidir. AB üyeliği, her cinnet geçirdiğinde cinnetini Anadolu’ya kusan Avrupa’nın uyuyan vahşetini uyandırmamanın tek yolu olduğu için; uyanmaya kalkışırsa kontrol altına almanın başka yolu olmadığı için; kontrolden çıkar da dağılmaya yüz tutarsa domino etkisi yaparak yakın çevresini de kontrolden çıkarmamasının en akıllıca yolu bu dağılmayı içeriden yönetmek olduğu için önemliydi. Hâlâ aynı sebeplerle önemlidir.

AB üyeliği sadece AB sağlıklı olduğu zaman değil, AB dağılmaya yüz tuttuğunda da önemlidir. AB üyeliği sadece biz bu üyelikten ekonomik bir kazanım elde ettiğimizde değil, merkez bankamız Avrupa’nın finansal krizlerini bir nebze yüklenmek durumunda kalacağı günlerde de önemlidir.

AB üyeliği konusundaki karar, salgın bir hastalığın kapı komşumuza kadar yayıldığı bir zamanda şifayab bir aşıyı olmak ya da olmamak gibi bir karardır. Açılmayan bir kapıda kararlılıkla beklemek, o kapının ters tarafa doğru açılmayacağının da bir garantisidir.

Avrupa’dan vazgeçmeye harita müsaade etmiyor. Avrupa’dan vazgeçmeden AB üyeliğinden vazgeçmeye akıl ve iz’an müsaade etmiyor. AB ancak büyüyerek hayatta kalabilen bir mekanizma. AB komşuları da ancak bu bünyeye katılarak ayakta kalabilirler. Amma İngiltere gibi olmuş (entegrasyonsuz üyelik), amma İsviçre gibi olmuş (üyeliksiz entegrasyon), fark etmez. Elbette karar milletindir. Millet de kararını kamuoyu yoklamalarında değil, sandıkta ibraz eder.

KERİM BALCI | ZAMAN – k.balci@zaman.com.tr

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu