Haberler

Gel de ‘Ergenekon medyası’ deme!

Medya kuruluşları, Ergenekon Davası’nın ne savcısıdır, ne hâkimidir ne de avukatı. Bu kadar önemli bir davayı çarpıtmak ya da sulandırmak hem gazetecilik açısından büyük bir hatadır hem de bu ülkenin demokratik geleceği için.

Silivri’de sahneye sürülen tiyatronun maksadı belli: Mahkemeleri baskı altında tutarak, yargıya şantaj yapmak. Demek istiyorlar ki, “Bu davadan ceza çıkarsa ortalık karışır, kaotik hadiseler yaşanır.” Bu mesajı verirken kaba kuvvet ve şiddete başvurmaları, bilek gücüyle hâkim ve savcıları korkutmaya teşebbüs etmeleri, jandarmayı tartaklamaları vs. ne kadar doğru bir stratejidir? Adalet, böyle dağbaşı metotlarına boyun eğer mi? Daha düne kadar “Yargılama süreci çok uzadı, tutukluluk mahkûmiyete dönüştü.” diye yeri göğü inletenler, mahkemenin son safhası gelince bir anda çılgına döndü. Aslında davayı yakından takip edenler duruşmaların ilk gününden bu yana yargı mensuplarına tehditler savrulduğunu, sistemli bir şekilde itibarsızlaştırma yoluna başvurulduğunu, “rüzgâr tersine döner” gibi laflarla edildiğini biliyor. Şimdi yeni bir aşamaya gelindi ve yargılama boyunca sürdürülen münferit tehditler, topluca yapılmaya başlandı.

Binlerce insanı mahkemenin kapısına yığmak, olay çıkarıp jandarmayı dövmek gibi irrasyonel tepkiler ne hukukîdir, ne de ahlakî. Ne var ki bu çadır tiyatrosunu Silivri’ye kuranların bir mantığı var. Burada anlamsız bir stratejiye asıl mahkûm olan CHP. Halkın gözünde yine ‘darbe yanlısı parti’ durumuna düşüyor ve ‘marjinal bir partinin kuyruğuna takılmış’ imajı vererek bambaşka bir yere savruluyor.

Medyanın savrulduğu yer ise çok daha vahim. Darbe yapmak için cunta kurmaktan silah ve mühimmat bulundurmaya kadar pek çok somut suçlamayla karşı karşıya olan kişi ve örgütlerin canhıraş çırpınışını anlamak kolay. Peki, aslî işi habercilik olan medya niçin aslanlar(!) gibi zanlıların yanında yer almaktadır? Ergenekon’da silah desen silah var; darbe planları desen darbe planları var; kaos oluşturacak olaylar desen, pek çok somut planlama ve hamleler var… Temel felsefesi özgürlük ve demokrasi olan bir mesleğin mensupları niçin darbecilikle, siyasî cinayetlerle suçlanan kişilerin yanında cansiparane yer alıyor? Somut suç delillerini nasıl oluyor da görmezden geliyor?

Darbeler ve cuntalar konusunda sabıkası kabarık olmayan bir ülke olsak, kadim medyanın “darbeci” duruşunu anlarım. Ancak teşebbüs safhasında başarısız olanından fiilen gerçekleşenine; postmoderninden e-muhtırasına kadar bir hayli kriminal dosya ile karşı karşıyayız. Ergenekon davasındaki iddialara ‘fasa fiso’ muamelesi yapanlar, ya o devasa delil klasörlerini bilmiyor; ya da bile bile darbecilerin yanında hazır kıta görevini ifa ederek genetik yapısındaki mesai arkadaşlığının diyetini ödüyor. Silivri’deki mahkemeyi basma ve şantajla karar verilmesini engelleme çalışmalarını hangi televizyon nasıl verdi, hangi gazete nasıl sundu? Mutlaka buna bakmak gerekiyor. Araştırmacıları, o günkü gazeteleri arşivlemeye davet ediyorum. Görecekler ki kadim medya, binlerce insanı mahkemenin önüne yığarak nefret dolu sloganlar eşliğinde adaleti tehdit edenleri kutsuyor. Jandarma’ya yapılan onca saldırıdan hiç bahsetmezken, çaresiz kalan jandarmanın sıktığı biber gazından manşetler çıkarıyor. Bir manzara bu kadar mı çarpıtılır? “Adalet Tam Gaz” diye başlık atanlar jandarma erlerinin ayaklar altında süründüğünü kendi çektiği fotoğraflara baksa anlamayacak mı? Soruyu bir parça değiştirerek şöyle sorayım: Darbe ve cunta davası yerine bir başka yargılama söz konusu olsaydı ve sanıkların yakınları, aynen Silivri’de olduğu gibi, mahkemeyi tehditle sindirmeye çalışsaydı kadim medya yine sanıkların yanında yer alır mıydı? Görünen o ki zamanın özgürlükçü ve demokratik ruhunu kavrayamadığı için irtifa kaybetmeye devam eden medyanın bir bölümü, hâlâ derin vesayetin sürmesini arzu etmekte ve ilk fırsatta şuur altı boşalmasıyla eski yandaşlarını aklayıp paklamaktadırlar; tıpkı onlarca sene yaptıkları gibi… 27 Mayıs’ı davet eden, Yassıada yargılamalarında adalet tecelli ediyor diye alkışlayan 28 Şubat’ta askerle elele ‘postmodern darbe’ tezgâhlayan medyanın genetiğinin değişmediği görülüyor.

Bir daha hatırlatmak gerekiyor ki demokrasiye silahla müdahale, insanlık suçudur; yarım kalmış teşebbüsten idamlarla sonuçlanan trajediye kadar bu suça bulaşan herkes adalet karşısında hesap vermek zorundadır. Medya kuruluşları, Ergenekon Davası’nın ne savcısıdır, ne hâkimidir ne de avukatı. Bu kadar önemli bir davayı çarpıtmak ya da sulandırmak hem gazetecilik açısından büyük bir hatadır, hem de bu ülkenin demokratik geleceği için. O tarafgir haber ve yazılar yüzünden “Ergenekon medyası” suçlamasını bertaraf etmek zorlaşıyor; çünkü şu anki manzara o suçlamayı teyit ediyor; tekzip etmiyor…

Olacak şey değil

Atmosfer çok kirlenince, zihinlerin berrak kalması da, kalplerin duru olması da zorlaşıyor. Oysa bu ülkede hiçbir zaman saffet-i kalbiyeye duyulan ihtiyaç bu günkü kadar elzem hale gelmemişti. Bir sürü yalan-yanlış bilgi dolaşıma sokuluyor her gün. Kirliliği yoğunlaştırmak için yapılan bilgi bombardımanından etkilenmeyenler bile kimi zaman radyoaktif tesirler altında kalarak suizan kapılarının eşiğinde buluyor kendini. Son yalan rüzgârı Sözcü Gazetesi üzerinden estirilmeye çalışılıyor. Kırk sene düşünseniz aklınıza gelmeyecek bir dedikodu yayıyor bazı çevreler ve maalesef temiz zihinlerde bile iz bırakabiliyor kara propaganda. Neymiş? Güya Sözcü Gazetesi’ni “cemaat” çıkarıyormuş. İlk duyduğumda “Pes vallahi! Bunu kim uydurmuşsa ya çok hince ya da çok cince bir şeye yeltenmiş.” demiştim. Meğer yanılmışım. İlmine, irfanına, iz’anına ve insafına güven duyduğum bazı gazeteci dostlarımda bile iz bırakıp geçmiş bu iddia. Ciddi ciddi inanıp bunu konuşanlar var. Demek dostlarını, arkadaşlarını hiç tanımamışlar. Üzücü bir durum. Elde ne var ki böyle bir yanılgıya kapılsın insanlar? Güya iddia o ki bahsi geçen gazetenin sahibinin oğlu cemaatten bazı kişilerle arkadaşlık etmiş vaktiyle. Öyle bir şey söz konusu olsa bile (ki öyle bir bilgiyi teyit etmiyor hiç kimse), bundan yola çıkıp marjinal yayınlar yapan bir gazeteyi bile “cemaat”ten saymak doğru mu? Kesinlikle hayır!

Çünkü “cemaat” dediğiniz kitle toplumun hemen her kesimiyle diyaloğu olan dinamik bir yapı. Özünde kavga olmadığı için herkesin kapısını rahatlıkla çalabilen, her zümreyle irtibat kurabilen bir kitleden bahsediyoruz. O kitleye uğrayıp geçmiş herkese “cemaat” etiketi yapıştırırsanız, bu ülkenin neredeyse tamamına böyle bir yakıştırma yapmak zorunda kalırsınız. ‘Gazetede yazı yazdın onlardansın, gençken onlardan biriyle arkadaş oldun onlardansın, ticaret yaparken onlardan birine dokundun onlardansın, çocuğun şu okullara gitmiş onlardansın…’ Sonu var mı bunun?

Vaktiyle Taraf Gazetesi için de benzer iddialar ortaya atıldı. Yalan iddialarini ispat edemeyenler son çare, “Taraf’ın dağıtımını Zaman yapıyor.” gibi bariz bir bilgi yanlışını kamuoyuna sundu. ‘Muhabirliğe filan gazetede başladığına göre’ ya da ‘falan gazetede yazarlık yaptığına göre’ diye başlayan cümlelerin hiçbir anlamı yok.

“Cemaat”e başvuru dilekçesiyle girilmez, istifa dilekçesiyle çıkılmaz; gönüllülük esasına göre gelen gelir giden gider. O yüzden camianın en temel vasfı sivil, bağımsız bir sosyal gerçekliğe dayanmasıdır. Bu gerçeği atlayarak yapılan yakıştırmalar hem dostluğu zedeler hem de yanlış bir çıkarıma dayandığı için size güvenen insanları hatalı bir sahile savurur.

Gerek yok ki…

EKREM DUMANLI | ZAMAN – e.dumanli@zaman.com.tr

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu