Haberler

Dik dur, dik otur

İki gün önce İbrahim Öztürk, “Herkes seyrediyor” başlığıyla önemli bir yazı kaleme aldı; önemli ve öfkeli bir yazıydı. Celâdet, yerinde ibraz olunduğunda ilâç gibi şifalı bir şey oluyor. Hepsine değil ama bazı Karadenizlilere de yakışıyor doğrusu.

“Camia ile parti küsünce sen de mi saldırıya geçtin?” demeye getiren bir okuyucumsu mektubuna ateş püskürüyor kalem arkadaşım, “Bu suçlama son dönemlerin en ahlaksız sansürü” diyor; vallahi az bile diyor.

“Okuyucumsu” okuyucudan farklı bir kategori; onları ben mektuba şöyle başlamalarından tanıyorum artık, “Şu kadar yıllık gazete abonesiydim ama, falan yazınızdan ötürü artık aboneliğimi kesmeye karar verdim…”

Önceleri ciddiye aldığım oldu; belki içlerinde birkaç hakiki abone de vardı ve birşeyleri beğenmeme haklarını kullanarak yazarı protesto ediyorlardı ama “Benim istediğim gibi yazmazsan abone olmam” sesleri, yavaş yavaş hafif tertipten koro haline gelmeye başlayınca farkettim ki yeni bir okuyucu türü ile karşı karşıyayız: Hayır, gazeteye abone filan değil, gazeteyi bedavadan, yani internetten takib ediyor ve abone imiş gibi davranıp kendine bir eğlence bir iş çıkarıyor, zevkleniyor. Hele bir de, nezaket icabı ciddiye alıp da cevap vermişseniz değmeyin keyfine…

“Camia ile küsünce sen de mi hükümete saldırıya geçtin?” ithamı, işte tam bir okuyucumsu cümlesi ve kabul etmek lazım, semantik açıdan hayli dolgun: Birinci katmanında, “Sen cemaate mensupsun” klişesi var (Bir gerçeği teslim edelim ki, Cemaat mensupları, kendileri ile ilgili haberlere gösterdikleri aşırı ilgi ve dikkat farkedileli beri hâlâ devam etmekte olan bir sömürünün nesnesi haline geldiler. Cemaat kavramı ise mânidar imâların içine sıkıştırıldığı bir paket sembol yapıldı). İkinci katmanda, “Siz işinize gelirse hükümetle iyi geçinirsiniz, kötü zamanda terkedersiniz, belkemiksiz oportünistler” imâsı; üçüncü katmanda “Sizde sürü insiyâki var, biriniz ne yaparsa öteki onu izler”, dördüncüsü, “Senin şahsına bağlı bir fikrî duruşun yok ve olamaz” kılçığı vesaire vesaire… İbrahim Öztürk güzel hülâsa etmiş durumu, bu ahlâksız bir davranış ve örtülü bir sansür. Okuyucumsu sansürü.

Çoğu yazar, gazetede yayınlanan e-mail adresinin kutusunu ömründe bir kere açmamıştır bile. Okuyucumsu, yazılarını Olemp yaylalarında kaleme alarak aşağılara gönderen yazar takımına on kuruşluk e-posta ile erişip böyle zevzekçe bühtanlarda bulunamaz; onun biricik zevki, kendini adam yerine koyanların canını sıkabilmiş olmaktan aldığı zevktir.

Hiçbir iyilik ve hüsnüniyet cezasız bırakılmamalıdır okuyucumsuya göre…

Gelelim şu meşhur küslük-ayrılık meselesine… Camia ile hükümetin şimdiki küslüğü ile dünkü ahbaplığı arasındaki fark hakkında doğrusu hiç fikrim yok, çünkü şahidi olmadım. Bildiğim şudur: Bu memlekette yarışa herkes gibi başlangıç çizgisinden başlamak bile alınır-satılır bir nesne haline getirildiği için, sıradan vatandaşların kullandığı haklara dokunmak bile torpil gerektirir olmuştur. O meşhur cemaat-hükümet yakınlığının bütün anlamı budur bence; devletten dayak yememek, eşit muamele görmek, itilip kakılmamak, adam yerine konulmak hakkıdır. Bu hakkı kullanamıyor olmanın nasıl bir şey olduğunu, hükümetin bakanları ve vekilleri gayet iyi hatırlayacaktır çünkü daha dün gibiydi.

Bir başka tesbitimi paylaşayım: Bu beraberlik, 2007 yılında uç gösteren tehlikeli dönemlerde kader ortaklığına dönüştü, referandumda zirveye çıktı. O gün yol arkadaşlığı edenlerin talebi, deryalarda filolarca gemi, ucuz kredi, özelleştirme ihalelerinde avanta, orman arazilerinde arsa değildi ki efendiler, bildiğiniz şeylerdi: Askeri vesayetin kırılması, demokratik reformların hızla hayata geçmesi, yeni bir anayasa, vatandaşları için daha güvenli bir ülke… kısaca yarışa herkesin başladığı yerde başlamak.

Arada dargınlık var diye sanki yüz kızartıcı bir suçta ortaklık edilmiş gibi bir suçluluk haletine bürünmek kesinlikle doğru değil. Resmen ve alenen yüz kızartıcı suçtan hüküm giyenlerin kahraman gibi gezdiği bu ülkede sıradan vatandaşın, üstelik “Siyâsetten tahâret”in kadr ü kıymetini bilen vatandaşın, sıradan haklarını kullanmak için siyasetle ilgilenmek zorunda kalmasıdır asıl yüz kızartıcı suç…

Eskiden, “Ekşi yemedim ki dişim kamaşsın” derlerdi.

A. TURAN ALKAN | ZAMAN – t.alkan@zaman.com.tr
http://twitter.com/ahmetturanalkan

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu