Yazarlar

Suriye’deki “dingil çivisi” çıkarsa?

Kısaca, “dingil çivisi” yerinden çıkarsa Ortadoğu’da taşlar yerinde kalmayabilir.

Tunus’ta başlayan halk ayaklanmaları Tunus ve Mısır’da iktidar değişikliklerine yol açarken, Libya ve Yemen’de bir iç savaşın ortaya çıkmasına sebep oldu. Bahreyn gibi ülkelerde de ciddi reformların yapılmasına yol açan ayaklanmaların etkisi çoğunlukla meydana geldiği ülkelerde yerel kalsa da, halk ayaklanmasının rüzgârından kurtulamayan Suriye’de meydana gelecek değişiklikler sadece Suriye ile sınırlı kalacak gibi gözükmüyor.

En küçük etkisi Şam yönetiminin ciddi reformlar alması en uç etkisi ise Suriye’de bir yönetim değişikliği olabileceği şeklinde öngörülen ayaklanmalar, bölgenin “dingil çivisi” olan Suriye ekseninde İran, Hizbullah ve İsrail arasındaki dengeleri değiştirmeye aday görünüyor.

Suriye’deki ayaklanmalar, Arap Baharı’nın yaşandığı diğer ülkelerin aksine yönetim değişikliği değil reform talepleriyle başlamıştı. Ancak Beşşar Esed yönetiminin hem reform kararları almakta geç kalması hem de güvenlik güçlerinin göstericilere karşı uyguladığı sert tedbirler, bugün Dera kentinde olduğu gibi özellikle ülkenin güneyinde rejim değişikliği taleplerinin yüksek sesle dile getirilmesine yol açtı.

Birçok uzman ve siyasetçi tarafından bölgenin “dingil çivisi” olarak görülen Suriye, şimdiye kadar Arap-İsrail ile İran-ABD çatışmasında ve Irak Savaşı’nda hep etkili ve merkezi bir öneme sahip olmuştu. Bu yüzden bugün Suriye’de bir rejim değişikliği fikrine birçok kişinin kulak tıkamasının arkasında da bu neden yatıyor. İsim vermek gerekirse Hizbullah, İran ve İsrail, belki de Şam’da bir yönetim değişikliğinden en çok etkilenecek taraflar olarak ortaya çıkıyor.

Lübnan merkezli Hizbullah grubu, 25 yıl boyunca Şam’ın desteğini hep yanında buldu. Suriye’nin önceki lideri Hafız Esed, Hizbullah’ı gerektiğinde kullanabileceği bir araç olarak gördü. Her zaman grupla arasına belli bir mesafe koydu; ama kontrol etmeyi de hiçbir zaman ihmal etmedi. Oğul Esed idaresinde ise Hizbullah, her zamankinden daha fazla etkiye ve esnekliğe kavuştu. Suriye, Lübnan’daki güçlü etkisini hep Hizbullah’ın çıkarlarını korumak için kullandı.

Hizbullah ile yakın bağları bulunan bir diğer ülke ise, Hizbullah lideri Hasan Nasrullah’ın bağlılık yemini ettiği Ayetullah Ali Hamaney’in ülkesi İran. Hizbullah bugüne kadar İran’ın İsrail ve Batı’ya karşı bir sigorta politikası olarak hareket etti. Bunun karşılığını ise – her ne kadar resmi olarak hep inkâr edilmiş ve kanıtlanmamış olsa da – silah yardımı ve iddialara göre yıllık 100 milyon dolara ulaşan para yardımı şeklinde aldı. Paranın transferi her zaman için kolay oldu; ancak silahların teslimi ise Suriye üzerinden olmak zorundaydı ve her şey Suriye ile yapılacak işbirliğine bağlıydı.

Eğer ayaklanmaların sonunda Suriye’deki Şii yönetimin yerine bir Sünni yönetimin gelmesi, Şam’ın artık İran ve Hizbullah ile yakın ilişkilerini sürdürmesinin çok düşük ihtimal olacağı anlamına geliyor. Sünni idaresindeki bir Suriye’nin, bölgesel işbirlikleri konusunda yönünü daha ılımlı bir İslam tınısıyla kuzeyde Türkiye ve güneybatıda Mısır’a döndürmesi pek de uzak bir tahmin gibi durmuyor. Aslında Suriye ve Mısır, daha 1950’li yıllarda bir dönem Pan-Arabizm bayrağı altında Birleşik Arap Cumhuriyeti olarak birleşmeyi düşünmüştü.

Tunus ve Mısır’da ayaklanmalar başladığında Hizbullah, açık bir şekilde gösterilerden yana tavır aldı. Sonuçta bütün bu ayaklanmalar, ülkelerin ABD müttefiki iktidarlarını devirmeye yönelikti. Ancak Hizbullah, ayaklanmaların gün gelip de halkının kendisini sevdiğini ve asla ayaklanmayacağını düşünen Beşşar Esed’ın İsrail ve Batı’ya direnişini sürdüren ülkesi Suriye’ye de sıçrayabileceğini hiç tahmin etmedi.

Hizbullah’ın ayaklanmalara karşı bu değişik tavrının ileri görüşlü olmadığı bugün artık ortada. Hizbullah’ın baskı gören ve Lübnan’da haklarını kaybetmiş halklara (tarihi açıdan Şiilere) yardım etmesi, Beşşar Esed’ın ise Suriye halkına uyguladığı baskıya destek vermesi, tamamen şeffaf ve kendine hizmet eden bir tutum olarak ön plana çıkıyor.

Hizbullah, 2000 yılında İsrail’i Lübnan’dan kovduğunda, yıllardır kendi ülkelerinde aynı işi yapmaktan yorgun düşen Sünnilerin de takdirini kazanmıştı. Bu destek 2006’da İsrail-Hizbullah savaşında da arttı. İsrail’e karşı bu tür bir başarıyı elde eden ilk Arap grubu olmasında dolayı kimse Hizbullah’ın Şii bir grup olduğuna pek dikkat etmedi. Ancak yıllar geçtikçe perde yırtıldı ve bugün Hizbullah, birçok kişi ve kesim tarafından Şii İran’ın maşası olarak görülüyor. Bugün Arap dünyası yeni bir “uyanıştan” geçiyor ve Hizbullah, an itibariyle devrimin karşısında yer almayı seçti. ABD Başkanı Barack Obama’nın “tarihin yanlış tarafında olmak” diye nitelediği şeyin bu olup olmadığını ise zaman gösterecek. Öte yandan Hizbullah, Esed rejimine destek vererek ikiyüzlü görünme riskini de alırken, Şam’da Sünnilerden yana bir yönetim değişikliğinin Lübnan’daki Şiiler için ne anlama geleceğini de hesaba katmış olması gerekiyor.

Suriye’de yaşananları tedirgin bir şekilde izleyen İsrail de Hizbullah ile aynı gemide yol alıyor. İsrail’e göre Esed, mükemmel bir tercih olmasa da, alternatifine kıyasla Tel Aviv için “ehven-i şer” bir tercih olarak duruyor. İsrail ve Suriye, 1948’den beri resmen savaş hali içinde. İsrail’in işgali altındaki, GolanTepeleri’ni geri alma politikası, Şam’ın uzun yıllardır dış politikasının ana meselesi oldu. Suriye’nin Hizbullah’a verdiği desteğin arkasında da grubu İsrail’e karşı kullanma amacı yatıyor. Kısaca; barışa karşılık toprak politikası.

Suriye ayrıca İsrail’i düşman ilan eden İran’a destek veren az sayıdaki ülkeler arasında yer alıyor. İran, “Küçük Şeytan” diye nitelediği İsrail’e karşı Hamas ve Hizbullah’ı sürekli destekledi. İran, 1979’daki devrimden beri Batı’nın ciddi baskısı altında ve Suriye bu sürenin tamamında İran ile uluslararası izolasyon arasında duran tek ülke oldu. Bu açıdan ezeli iki düşmanı Hizbullah ve İran’a koşulsuz destek veren Suriye’de rejim değişikliğinin İsrail’i de etkilemesi kaçınılmaz.

Suriye yüzünden diken üstünde olan İsrail, diğer yandan da Müslüman Kardeşlerin güç kazandığı Mısır’daki yönetim değişikliğinden de çoktan etkilendi. İsrail ve Mısır arasındaki barış anlaşmasının geleceği şüpheli. Ayrıca Esed idaresinde Suriye ve Mısır arasındaki ilişkilerinin de gelişme yönünde ciddi potansiyeli bulunuyor. İsrail için “Esed kalsın” veya “Esed gitsin” demenin hangisinin iyi olduğunu görmek oldukça zor.

İsrail bu yüzden şimdiye kadar protestoları açık bir şekilde desteklemekten kaçındı. Bu yüzden ayaklanmaların arkasında İsrail olabileceği de sürekli gündeme geldi. Ancak ayaklanmaların önünde durmak adına bir şey yapmadığı da anlaşılıyor. Bu belirsizlik korkusu İsrail için anlaşılabilir; hatta uzun vadede Ortadoğu’ya demokrasi gelmesinin İsrail için bir avantaj olabileceği söylenebilir.

Son olarak İran, Suriye’deki ayaklanmalardan endişelendiğini açıkça dile getiriyor. Tahran’ın bu tavrının arkasında bölgedeki kilit öneme sahip bir müttefikini kaybetmek istememesi yatıyor. Şam’daki bir rejim değişikliği, Suriye’deki otel zincirlerinden tarım alanına kadar milyonlarca dolarlık İran yatırımını da tehlikeye sokacak. Bu yüzden ayaklanmalarda İran’ın, Şam yönetimine güvenlik alanında personel ve ekipman yardımında bulunduğu dile getiriliyor. İran’ın yardımlarının Esed’ın iktidarda kalmasını sağlayıp sağlamayacağı belirsiz; ancak kesin olan bir şey var ki Şam’daki statükonun değişmesi İran çıkarlarına kesin olarak zarar verecek.

Ancak İran yönetimi Hizbullah grubunun yaşadığı ikileme benzer bir durumla da karşı karşıya bulunuyor. Bahreyn’de Sünni yönetime karşı ayaklanan Şiilere destek veren İran liderleri, Suriye’de ise önceliklerinin istikrarın sürmesi olduğunu açıklıyor.

Ortadoğu’da Irak dışında hemen hemen bütün ülkeler, Suudi Arabistan cephesinde gözüküyor. Suriye de son birkaç yıl içerisinde Türkiye’nin de desteğiyle Suudi yönetimi ile ilişkileri geliştirme çabasına girmişti. Bu yüzden kendisini bölgede önemli bir aktör olarak gören İran’ın zor zamanlardan geçtiğini görmek zor değil. Ayaklanmalar karşısında İran, her zamankinden daha fazla izole edilmiş bir profil çiziyor.

Sonuç itibariyle Hizbullah ve İsrail’in, Suriye’deki ayaklanmanın akıbetini bekleyip görmekten başka seçenekleri bulunmuyor. Suriye’yi kaybetmekten tedirgin olan İran bu yüzden de müdahil olmuş gibi gözükürken, Bahreyn’deki Şiilere verdiği destek ise ellerini bağlıyor. Ancak Şam’daki bir rejim değişikliği, hem kısa hem de uzun vadede bölgede dengelerin ciddi biçimde yerinden oynamasına yol açacak gibi duruyor. Kısaca, “dingil çivisi” yerinden çıkarsa Ortadoğu’da taşlar yerinde kalmayabilir.

İbrahim Varlık

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu