Haberler

Memleketten mektup…

Evet, köşemde uzun zamandır yazmıyordum. Bunun sebebi yazmaya olan küsmememden değil, yazacak konuların yığılması ve birbirine girmesinden kaynaklanıyordu. Bir türlü tasnif edemiyordum.

Ukranya’dan girip Konya’dan çıkmak da istemiyordum. O kadar hızlı gündem değişiyordu ki bir hafta içinde yaşanan hadiselerin sadece başlıklarını yazsam, bir sayfa doluyor, bir meselenin özüne girsem herhalde bir kitap yazılabilir.

Kiev’dekiler, bilir bu yıl Mayıs ayı çok yoğun geçti. 27 Mayıs’ta okulların kapanmasıyla sükunete erdik. Eee… neticede millet de çolunu çocuğunu alıp Antalya’ya tatile gitti.

Yem yeşil Konya ovasından geçerken yazdığım mektubumu, Ukrayna gündemi ile doldurmayayım.

Her şey spontane bir şekilde Kiev’den, Türkiye’deki seçim için oy verme kararı almamla başladı.

Bir tur operatörü dostuma uçakları sordum, ‘16 Haziran’a kadar uçaklar paket tek boş koltuk yok’ dedi.
Ama diyerek ilave etti;

“Bazen gelmeyen turistler oluyor istersen şansını dene.”

Ben de şansımı denemeye karar verdim. 11 Haziran saat gece saat 02.00 atladım Daewoo Sens’ime gittim Borispol’e. Neticede bir turist gelmedi tek koltuk boştu ve ben de uçaktaydım.

Antalya’ya indim milletvekili seçimleri tabelasını takip ettim. Geliş maksadıma uygun olarak
oyumu kullanmak için sandık başına gittim. Dikkatlice ‘evet’ mührümü tercihime bastım. Ve büyük bir heyecanla zarfı sandığa attım. Onca zahmet topu topu 5 dakikalık bir iş içindi. Lakin mana boyutunda çok şey ifade ediyordu. Ömrümde kullandığım ilk oydu. Zamanlamasının da doğru olduğu kanaatindeyim.   

Niyetimiz, ülkemizde istikrarın ve demokrasinin devamı olunca 1 oy için çektiğim sıkıntılar değerdi.  

Uçağın dönüş saati akşamdı. Ben de Akşama kadar havalimanında beklemektense Cihan Haber Ajansı (Cihan)’nın Antalya temsilciliğin gitmeye karar verdim. 1 tl 75 kuruşa belediye otobüsü ile Antalya’nın merkezindeki büromuza havaalanından geldim.

Cihan ofisinde ismen biliyorlardı. Çünkü geçen günlerde; İngiliz ve Rus medyasının çarpıtarak verdiği,  ‘Kırım’da bir Hıristiyan kızın taşlanarak öldürüldüğü (recm)’ yönündeki haberin aslını yazan gazeteci olarak akıllarında kalmışım.

Aslında okur genelde muhabir isimlerine dikkat etmez. Etse de ertesi gün unutur. Fakat gazeteciler imzaya biraz dikkat eder. O haber maalesef Türk basınında İngiliz ağzıyla yer almıştı. Ulusal medyamızda çıkan haberin tarafımızca yalanlanması sayesinde gazeteci dostlarımın hafızasında 1 gün değil 1 hafta kalmayı başarmışım. Her halde bir muhabir için en güzel şey yazdığı haberi ile hatırlanmak olsa gerek.

Akşam Antalya havalimanına gittim. Sezon olduğu için yerler dolu. Bekliyoruz bir turist gelmesin diye. Neyse yolcu kuyruğu bitti görevliler üç koltuk boş dedi. İyi bana bir koltuk çıktı diye sevindim. Ama yetkili ‘inad yolcu’ var dedi.

Hayda!

Ne inadı?

Siz benim inadımı bilmiyorsunuz, gitmek için ille inatçı mı olmak lazım ulan! dedim.

Yok, abi yanlış anlama o şekilde ‘inat’ değil bu havacılık terimi. Uçakla gelen fakat ülkeye girişine izin verilmeyen ve geldiği uçakla gönderilmesi gereken yolculara “inadmissible passenger” kısaca inad (neden belirtilmeksizin sakıncalı bulunarak ülkeye girişleri resmi makamlarca kabul edilmeyen yolcular) deniyor. Bu uluslararası bir terim. dedi.

Ben bir haaaa çekip amma cahilmişiz dedikten sonra, ‘iyi o zaman beni tutmayın belediye otobüsünü bekletmeyeyim’ diyerek müsaade isteyip Antalya’ya yoluna düştüm.

Büro beni 5 yıldızlı bir otelde ağırlamayı nasip gördü. Ben de itiraz etmedim kuru yerde de yatardım demedim.

Lakin bu kıyağa karşılık seçim zamanında yoğun olursunuz benlik ne olsa yaparım dedim.

Ertesi gün de seçim mesaisi yapmak için büroya gittim.

Nasibime engeli vatandaşların oy verme çilesi haberi düştü. Engelli vatandaşlar önceden başvurdukları halde YSK tutmuş dördüncü kata çıkıp oy kullanın diyor. Adam ben hadımım diyor, ‘YSK çocuk kaç tane?’ diyor anlayacağınız.

Bir seçim bölgesinde yaklaşık 10 engeli vatandaşımız oy kullanamadan gerisin geri evlerine gitti.

Gülderen adlı bayan oy kullanmak istiyorum derken ağlıyordu. Ukrayna geldi aklıma seçimlerde sandık engeli vatandaşın ayağına gidiyor. Hepsi bulundukları yerde kullanıyor. Bir an düşündüm bazı konularda dünyanın ne kadar da gerisindeyiz. YSK ne için vardı? Engel vatandaşımıza bir engel daha teşkil etmek için mi?

Haber işim bitmişti. Oylar sayılıyordu seçim sonuçlarını, Eski Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı, AK Parti Antalya 3. Sıra milletvekili adayı Menderes Türel ile birlikte takip ettik.

Yine akşam oldu ve uçak saatim geldi vedalaştık ve havalimanına gittim. Uçak yine dolu yine inat yolcu ben de yine belediye otobüsündeyim. Ama bu sefer şoföre otogara çek dedim. Şoför beni tanıdı, çünkü iki gündür şehre beraber dönüyorduk ve yine aynı şoför denk gelmişti.

Gülüştük yine binemedim dedim.

Şoförümüz, Sivaslıymış muhabbetimiz gırla gidiyor.

Yolculardan hikâyeler anlatıyor. Sıra bana geldi şoförle birlikte otobüsteki meraklı yolculara, Ukrayna hakkında bilgi verdim.

Bir oy için geldiğimi öğrenenlerin bazılar cezası mı vardı ki bu kadar çileye katlandın derken bunca masrafa değer mi kardeşim diyenler de oldu. Bilmiyorum başka nerde bir toplu taşıma aracının yolcuları birlikte muhabbet ederek gider?

Şoför ise bu son seferimiz, biz de son duraktayız otobüs bulamazsan gel biz de kal, misafirim ol diyerek evine davet etti. Bu davet benim Anadolu’da olduğumun ispatıydı ve bu da bana yeterdi.

Ne de olsa sokakta ana dilimde konuşuyordum. Teşekkür ettim selamlaşarak ayrıldık.

Antalya-Ankara otobüsteydim artık. Antalya’dan yola çıkmıştım, Kulu üzerinden memleketim Ankara-Şereflikoçhisar’a geçecektim. Antalya’da çoğunluğu CHP’li olan vatandaşlarımızla çıktığım yolculuk, Konya’da Ak Partililerle dengeye ulaştı. Yolculuk meclisin bulunduğu Ankara’da son bulacaktı. Neticede hepimiz aynı yolun yolcularıydık. Aynı zemindeki farklı renklerimiz ise bir ahenkti.  

Konya ovasında 13 Haziran’da yağmur altında otobüs ilerliyordu.

Konya ovası yeşildi.

Normalde bu zamanlarda ekinler sararmış olmalıydı, bir başka bereketliydi bu yıl.

Otobüs huzurluydu…

Bir çiftçi yanındakine hasat konusundaki endişelerini anlatırken, bir kısmı tatlı tatlı uyuyor, uyanıklar ise koltuklardaki mültimedya ekranlarda; TV izliyor, müzik dinliyordu.

Sonra birden bu yeni alışkanlığın otobüsteki kitap okuma alışkanlığımı da rafa kaldıracağını hissedip koltuktaki monitörü kapattım.

Huzurlu bir atmosferde kitap okumak daha cazip geldi.

Çantamdaki tarih kitabını çıkartıp geçmişin dehlizlerinde yolculuğa çıktım…

Yunus Erdoğdu – yunuserdogdu@hotmail.com

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu