Haberler

Hala umut var…

Birkaç eğitimciyle İstanbul’a gittim geçenlerde. Heyet, Batı Ukrayna’da bulundukları şehrin eğitim müdürleri. Üç dört günlük tadı damağımızda kalan bir eğitim ziyareti oldu. Ne yalan söyliyeyim giden ekiple beraber bu kadar keyf alacağımızı ve gördüklerimizin ruhlarımıza nüfuz edeceğini söyleseler çok itibar etmezdim.

Hele ki şu son dönemlerde “yok 11 yıllık eğitime geri dönelim, yok 12 yıl olsun Avrupa’dan geri kalmayalım” tartışmalarının devam ettiği bir dönemde, hatta eğitim öğretim olarak “nasıl bir yıl geçti benden habersiz” melodisiyle dolu kayıp bir yılın ardından hakikaten istanbul ziyareti bizi umutlandırdı yeniden.

Eğitim öğretimden beklenen gaye nedir? Konfiçyüs öğrenmeyi tanımlarken şöyle der:“Düşünmeden öğrenmek faydasızdır, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir”  Çocuklarımızın geleceği ile ilgili kararlar alırken belki de en ihmal ettiğimiz yönlerden biri, geleceğin düşünen toplumunu, ahlaklı bireylerini yetiştirmek olgusu.

Müfredatlara ve birtakım farklı mülahazalara kurban edilen gerçek değerlerle, sadece belleği nasıl daha fazla doldurabiliriz hezeyanları içersinde elimizden kayıp giden bir nesli göremiyoruz. Belki de zamanımız yok, ne kendimizi eğitmeye ne de çocuklarımızı. Eğitim öğretimde bir havale dönemi yaşıyoruz. Anne baba çocuklarının eğitimini okula, okul il eğitim müdürlüğüne, il eğitim müdürlüğü bakanlığa havale etmiş gibi. Çocuklarımızı nasıl iyi yetiştiremediğimizi 15-16 yaşlarına gelince anlıyoruz. Ve aynı zamanda duygusuz, ruhsuz ve bencil olduklarını da. Mark Twain’in dediği gibi “Eğitim kafayı geliştirmek demektir, belleği doldurmak değil.” Hatayı anlamak çözümü yolunda atılan en önemli adım sayılır deyip geçiyorum.

Ziyaretimize dönecek olursak, İstanbul’da bazı okulları gezdik, bazı eğitimcilerle sohbet ettik. Devletin ve özel sektörün eğitime verdikleri önemi gördük. Mesela devlet işadamlarına “devlete verecekleri vergiyi eğitime harca ve bana da vergi verme” diyor. Ve özel eğitim sektörünün gelişmesiyle kendi üzerindeki yükü hafifletiyor. İşadamı için sıfır vergi ve kendi adını yaşatacak bir sistem okul yaptırmak. Ne ala.

 

Ve vakıf sistemi. Osmanlının belki de dünya medeniyetlerine hediye ettiği vakıf sistemi başlı başına bir inceleme ve müzakere konusu. Bu düşünce sistemi içersinde kurulmuş olan farklı (devlete ait ve özel) eğitim kurumlarını geziyoruz. Hayran oluyoruz. Hem eğitimcileri oluşturan kadronun çoğunun genç olmalarına, hem de modern eğitim kurumlarına. Maksadım Türk eğitim sistemini övmek değil, çünkü buna ihtiyacı yok. Birçok eksiğine rağmen bana göre çok iyi.

 

Fakat bizi heyecanlandıran olay, Üsküdar tarafında ziyaret ettiğimiz bir okulda gerçekleşti. Küçük villalardan oluşan bir özel okulu gezdik. Okul her bir sınıf için ayrı bir villada oluşan bir yapıyla eğitim veriyor. Yani 1.sınıflar bir villada, 2.sınıflar başka bir villada. Bu 8.sınıfa kadar böyle. Gittiğimizde 4.sınıfların velilere yönelik yaz konseri vardı. Biz Ukrayna’dan gelen misafirleri de anons etti spiker. Bizlere bu özel ilgi güzeldi, hoştu. Okulda öğrencilere yönelik eğitimde metod olarak istifade edilen kümes hayvanlarından tutun,(kaz, ördek,civciv, tavus kuşu vs.) okul sinemasına kadar herşey var. Hatta okula yeni kayıt olan 1.sınıf öğrencilerin diktiği, büyüttüğü çocuklara ait mini bir orman bile var. Burda herkesin bir ağacı var ve okul bitene kadar bu ağaçtan sorumlu. Ne kadar güzel bir uygulama.

Ziyaretimizin sonunda okul idarecisi, okulun hikâyesini anlatınca bizim şaşkınlığımız arttı. Çünkü 9 villadan oluşan ve bu villaları kendisi ve ailesi için yapan işadamı, okul yönetim kurulunun ricasıyla hiçbirşey istemeksizin bu 9 villayı okula hediye ediyor ve böylece bu okul açılıyordu. “Hiçbirşey istemeden mi, karşılıksız mı?” diye üç dört kez sorduk ard arda.

Okul idarecileri “Hiçbir şey istemeden olur mu? diyor ve ekliyor:”Burayı okul olarak hediye eden işadamı İbrahim bey tek bir şey istiyor: “Burada iyi insanlar yetişsin. Sadece kendi toplumunu değil, tüm dünyayı kucaklayan insanlar.” Ve ekliyor okul müdür yardımcısı “Şu an kendisi Afrika’da ve orada 10.000 m2 bir araziyi oranın eğitim müdürlüğüne hibe edip, yeni bir okul açmakla meşgul. Aynı heyecan ve aşkla. Ve aynı niyetle.”

Heyetimizdeki eğitim müdürü Nadejda Hanım “ İbrahim Bey, Ukrayna’da da böyle bir projeyi düşünmez mi?” diye soruveriyor. “Neden olmasın?” diyor müdür yardımcısı “Afrika’dan gelince bir de ona sorarsınız.” İçimizde tarifsiz bir mutlulukla, görüp duyduklarımızın heyecanıyla ayrılıyoruz okuldan.

Son dönemde birçok can sıkıcı problemler ve ümit kırıcı olaylar yaşamıştım ama bu hadiseyi gördükten sonra kendime ve çevreme tekrar şunu fısıldamaya başladım. “Benim hala ümidim var.”

Dr. Aleksandr Abdullahov

Daha Fazla Göster

Ukrayna Haber

Ukrayna'nın, ilk Türkçe haber sitesi.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu