29 Mayıs 2017
SON HABERLER:

Anket

Sizce erken seçimlerde hangi parti oy kaybeder?





Sonuçlar


İntihar denilen bütün şüpheli ölümler, yeniden araştırılacak. Ölümlerin gerçekleştiği resmi kurumlar ve hayatını kaybeden kişilerle temasa geçen kolluk kuvvetlerinin hukuk işlediğinde hesap verecek...

Türkiye'de 15 Temmuz'da ana muhalefetin kontrollü darbe olarak adlandırdığı malum darbe girişiminden bu yana çoğu Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisi olduğu iddiasıyla 145 bin civarında kişi meslekten ihraç edildi ya da açığa alındı.

Hapse atılanlar arasında 2 bin 248 çocuk annesi 500'ü aşkını 0-6 yaş arası çocuğa sahip 20 bine yakın ev hanımı da bulunuyor.

Tutuklular arasında hiç siyasetçi bulunmazken kermeste öğrenciler için gözleme yapan ev hanımından barış için imza atan (Barış İçin Akademisyenler bildirisi imzacısı) muhalif sendikalara üye akademisyenlere kadar çok sayıda kişi var.

20 Temmuz'dan bu yana basında yer alan haberlere dayanarak BBC Türkçe'nin elde ettiği verilere göre, açığa alınan, tutuklanan ya da meslekten ihraç edilen çeşitli meslek gruplarından -çoğu kamu görevlisi- en az 37 kişi şüpheli bir biçimde intihar etti.

Mağdur yakınları ise, tutukevinde işkenceyle öldürülen kişilerin "intihar" şeklinde kayda geçirildiğini iddia ediyor.

KAYIPLAR KAÇAKLAR GERÇEK ÖLÜ SAYI BİLİNMİYOR!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da bugün yayımlanan OHAL intiharları raporunda ise, 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana 35 intihar tespit ettiklerini açıkladı. Ulusal ve yerel basın yayın kuruluşlarında yer alan haberler, polis tutanakları ve resmi makamların açıklamaları derlenerek oluşturulan raporda, "Bu yalnızca bir durum tespitidir. Araştırmalar devam etmektedir" ifadeleri yer aldı.
Son olarak dün yapılan polislere yönelik operasyondan sonra iki intihar haberi daha geldi. Açığa alınan 9 bin 103 polis memurundan ikisi haberi aldıktan kısa süre sonra Ankara ve Osmaniye'de yaşamlarına son verdi.

24 farklı ildeki "sözde" intiharların neredeyse yarısında, devletin tahsis ettiği beylik tabancaları kullanıldı. 8 kişi ise tutuklu ya da gözaltında iken cezaevi ya da nezarethanede intihar etti.

CHP'nin tespit edilebildiği 35 intihar vakasının; 13’ü evde, 7’si cezaevinde, 1’i nezarethanede, 1’i yurtta, 8’i çalıştığı kurumda, 5’i dışarıda gerçekleşti. İntihar edenlerden 17’si polis, 4’ü asker, 4’ü öğretmen, 2’si infaz koruma memuru, 1’i rehberlik uzmanı, 1’i kaymakam, 1’i cami imamı, 1’i savcı, 1’i mühendis, 1’i öğrenci, 1’i doktor ve 1’i diş hekimi. İntihar vakalarından bazıları rapora şöyle yansıdı:

NASIL ÖLÜ BULUNDULAR?
Öğretmen Ergülü Yıldız: 47 yaşındaki Eğitim-Bir-Sen üyesi Yıldız, müdür yardımcılığı yaparken darbeci olduğu gerekçesiyle açığa alındı, ardından da gözaltına alınıp adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Öğretmenler Günü’nde, asılmış halde bulundu.

Öğretmen Mehmet Karadoğan:
Afyon’da görev yaptığı dönemde arkadaşları ile ortak kullandığı internet hattı üzerinden yasak bir siteye girdiği ve darbeci olduğu gerekçesiyle ile açığa alındı. Arabasında av tüfeğiyle öldürülmüş şekilde bulundu. Karadoğan’ın cebinden “Beni affedin, doğru olan yol buydu” yazılmış bir kâğıt çıktı. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Öğretmen Behçet Emdi: 15 Temmuz’un ardından hemşire eşi ile birlikte ihraç edildi. Gözaltına alınan Emdi, koğuş tuvaletinde kendi ayakkabısının bağı ile asılmış halde bulundu.

Polis Muhammet Mertoğlu:
Emniyet Müdürü Mertoğlu beylik tabancası ile vurularak öldü.

Polis Hakkı Topal: İki çocuk babası Topal, asılmış şekilde bulundu.

Polis Cahit Korkmaz:
Teşkilatta dinlenme odasında kalbinden vurulmuş halde bulundu.
Bıraktığı notta, “Sizleri seviyorum, intiharımda sizlerin bir etkisi yok. Sadece korkum beni bu duruma getirdi” demiş. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Polis Fatih Ezber:
Açığa alınan Ezber, ocak ayında görevine iade edildi. Daha sonra Sürmene Emniyet Müdürü olarak atanan evli ve 2 çocuk babası Ezber, beylik tabancası ile vurulmuş halde bulundu. Arkasında “Ailem ve yakınlarım sizi üzmek istemezdim, beni affedin” yazılı bir not bırakmış. Söz konusu yazıyı kimin ne şekilde yazdığı belli değil.

Polis Hasan Erkuş: Açığa alındığı duyurulan 9 bin 103 Emniyet teşkilatı mensubu arasında ismini gören TBMM Koruma Daire Başkanlığı’nda görevli polis memuru 23 yaşındaki Erkuş, evinde beylik tabancası ile vurulmuş. Ölmeden önce yakınlarını sosyal medya hesabına “Ben vatan haini değilim. Vatanıma hiçbir zaman ihanet etmedim” diye yazılmış.

Yarbay Levent Önder: Beylik tabancasıyla vurularak ölmüş.

Yarbay İsmail Çakmak: Tutuklandığında verdiği ifadede, alay komutanının toplumsal olay var diyerek Kartal Köprüsü’ne gönderdiğini, darbe girişimini burada öğrendiğini, ardından da birliğe kışlaya dön emri verdiğini belirtmiş. Silivri Cezaevi’nde merdiven boşluğunda kendini çarşafla asarak intihar ettiği iddia edildi.

Rehberlik Uzmanı Ali Derebaşı:
Müdür olan, evli ve 3 çocuk babası Derebaşı’nın eşi darbe soruşturması kapsamında açığa alındı. Yeni eğitim yılının ilk günü anaokuluna giden Derebaşı, müdür yardımcısının odasında kendini astığı öne sürüldü.

Kaymakam Necmi Akman:
17 Temmuz günü görevden alındı. Ölümü, "20 Temmuz günü konutunu koruyan polis memurunun belindeki tabancayı ani bir hareket ile alarak kafasına ateş edip intihar etti" şeklinde kayıtlara geçirildi. Akman’ın ailesine yazdığı 6 sayfalık mektup ta darbe ile ilgisinin olmadığını anlattığı, "sözde" yazdığı notta ailesine kara leke bulaştırmayı kabullenemediği filan ifade edildi.

Cami İmamı Hasan Taştan: Hakkâri’de öğretmen olan oğlu darbe suçlaması ile tutuklanınca, cami cemaatiyle yatsı namazını kıldıktan sonra lojmanına gitti, evin kapısına kendini astığı öne sürüldü.

Mühendis Burak Açıkalın:
“Fuat Avni” isimli Twitter kullanıcısına bilgi aktaran isimlerden biri olduğu iddia edilen çok gizli bilgilere sahip olduğu bilinen Açıkalın cezaevinde ölü bulundu.

Polis Hasan Hüseyin Can: Açığa alındı, daha sonra gözaltına alınıp adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Evde tabancası ile vurulmuş halde bulundu.

Doktor Orhan Çetin: Açığa alınan Çetin, çalıştığı hastanenin 10. katından düşerek öldü. Raporda atladı denildi.

Doktor Mustafa Sadık Akdağ: Gözaltına alındı, sorgunun ardından serbest bırakıldı. Olayın etkisinden kurtulamayan Akdağ, Trabzon’da kaldığı evde tabancayla vurularak öldü. Akdağ arkasında, “Ölümümden kimse sorumlu değildir. Bana bir suç atıldı. Bu suçu bana atanları Allah’a havale ediyorum” yazan bir not olduğu anlatıldı.

Öğrenci Kamil İsmail Aydın:
Babası tutuklu bulunan Kamil İsmail Aydın’ın öldü. İnönü Üniversitesi Tıbbi Pataloji Bölüm Başkanı iken kapatılan Bank Asya’da hesabı bulunduğu gerekçesi ile tutuklanan Prof. Dr. Nasuhi Engin Aydın uzun süreden bu yana cezaevinde bulunuyordu. Cezaevindeki kişilerin aileleri ölümle tehdit ediliyor dışarıda çekilen videoları izletilip masum insanlara iftira atması isteniliyor.


Kategori Türkiye
Hayat sürprizlerle dolu. Bazen tatlı, bazen de ne yazık ki acı sürprizlerle. Sizleri kısa süreliğine başka bir dünyaya götürmek istiyorum. Dışarıdan bakınca, içerisi hayal bile edilemeyen başka bir dünya, burası cezaevi...

Ben de mahallenin okulunda öğretmenlik yaparken, minibüsün camından görürdüm Manisa E Tipi Cezaevi’ni. Bilmezdim, yüksek duvarların arkasında ne hazin hikâyeler, ne acılar gizlidir. Şimdi ise, vatanına 26 yıl hizmet eden bir din dersi öğretmeninin canını yakıyor, uzaktan gelen zil sesleri.

Gökyüzünü bile 60 m2’lik bir alandan görebildiğin bir dünya burası. Kafanı kaldırdığında, önce sıra sıra dizili dikenli telleri görüyorsun, sonra daracık gökyüzünü. Burada herkes kuşları kıskanıyor biliyor musunuz? Öyle güzel ve özgürce uçuyorlar ki... Avluya dizilip gökyüzünü ve kuşları izliyoruz.

Buradakilerin yarası hiç kapanmıyor, gözyaşları hiç dinmiyor. Herkes kendinden önce, geride bıraktığı boynu büküklere ağlıyor burada. Ben de 88 yaşındaki anneme, “ifade verip geleceğim” ayrılmıştım evden. Şeker hastası, gözleri iyi görmeyen annemi, Allah’a emanet edip, tek başına bıraktım evde. Tam üç ay oldu. Anamın hiç dinmeyen masum gözyaşlarında kimler boğulur bilmem!

Diğer taraftan, tam yedi aydır tutuklu bulunan eşimin, sekiz senedir felçli babası ve kalp hastası annesiyle ben ilgilenirken, artık onlar da Allah’a emanet. Üstelik ben ihraç, eşim ihraç, iki çocuk ve yaşlı anne babalar sahipsiz.

Yaşları henüz yirmilerde olan gencecik kızlarımız var burada ve yetmişine yakın yaşlılarımız. Akranları sinemalarda, kafelerde eğlenirken, aylardır tutuklu olan kızlarımız var, günlerini oruçla taçlandırıyorlar. Kızlarımızın gözü yaşlı duâlarına biz de şahidiz, melekler de...

Peygamber Efendimiz (asm) “Müslümanlar bir vücudun organları gibidir” buyuruyor. Allah şahit ki, o büyük günde, “Hayır Ya Resululallah, senden sonra biz kardeşliği unuttuk, ne dostluk, ne kardeşlik kaldı” diye haykıracağım.

Karı koca işten atılıp sefalete terk edilmişken, kirasını ödeyemeyince eşyaları sokağa atılmışken, anneler bir kaç haftalık bebeklerinden ayrılıp sütlerini sağıp lavabolara dökerken, daha dikişleri kapanmayan loğusalar beton üzerinde, ranza aralarında yatarken, bebeğini özleyen anneler, bebek sesleriyle uyanıp hıçkırarak ağlarken, 20 kişilik koğuşlarda 36 kişi, mülteci kampındaymış gibi üçer beşer yatarken, kardeşlik nerede kaldı? Bunca yıl kapılarımızı aşındıran vefasız dostlar, bize selâm vermeye dahi korkup, geride bıraktığımız emanetlere bile bakmaktan çekinirken, neyi kardeşliği? Bu sınav, içeridekiler kadar dışarıdakilerin de sınavı. Ama, içeridekiler için daha çetin bir sınav... Onların yükü daha ağır...

Şimdi de hepinizin merak ettiğini sandığım başlığın hikâyesi. Bu hikâye, yıllar sonra bile buradaki herkesin yüreğini sızlatacak türden bir hikâye. Bir nikâh merasimi ve kına gecesi...

Bir genç kızın en büyük rüyası nedir? Ya bir anne babanın en büyük arzusu? Kızını bir gelinlik içinde görmek, dostların alkışları ve duâları arasında evlâtlarını evlendirmek, misafirlerine en güzel ikramları sunmak, güzel kokulu, güzel ambalajlı nikâh şekerleri ikram etmek değil mi? Bizim nikâhımızın misafirleri ve şahitleri, 32 kişiden oluşan B1 koğuşu sakinleri. Ama bu hazin tabloya, gözü yaşlı masumlara, kim bilir kaç ruhanî eşlik etti, onu da Allah bilir!

Bizim nikâh salonumuz, 40-50 m2’lik bir salondan ibaretti. Yerlerimiz eski tip mozaik, duvarlarımız hüzün kokan soluk renkli boyalı. Misafirleri (!) oturtacak yeterli sandalyemiz bile yoktu. Çoğumuz, yere serilen battaniyelere oturmak zorunda kaldık. Süslü püslü kıyafet giyenimiz yoktu. Kimimizde eşofman, kimimizde rengârenk namaz etekleri. Güzel ipek eşarp takamadık. Başlarımızda, rengi kaçmış yemeniler... Ayaklarımızda topuklu ayakkabı yerine, naylon terlikler. Masamızda çeşit çeşit yiyecek, pastalar, kurabiyeler yoktu... Dedim ya, burası B1 koğuşu idi. Hayatında eline silâh almayan, hatta silâhı sadece televizyonlarda gören, karıncayı incitmekten çekinen, ama terörle suçlanan insanların koğuşu…

Düğününe 18 gün kala tutuklanan güzel kızımızın nikâhı, ne yazık ki buraya nasip olacakmış. Tam seksen beş gün bekledi nikâhının olmasını ve nihayet, yukarıda saydığım şartlar altında oldu nikâhı. Anne, baba ve hiçbir akrabanın katılamadığı bir nikâh. Eşini de nikâhtan beş dakika sonra görebildi.

Güzel gelinimizi giydirip, tekbirlerle uğurladık. Merdivenlerden inerken hepimiz ağladık. Ne damat vardı yanında, ne de anacığı. Tek başına gitti yavrucak, nikâhın kıyılacağı odaya. Hiç kimsesi göremedi nikâhını. Ne anası, ne babası, ne de bir akrabası. Nikâhtan sonra mahzun bir halde geldi, yine de mutluydu. Çünkü sevdiği kişiyle artık evlenmişti. Onlarca annesi ve kardeşi sarıldı, kucakladı...

Akşam kızımıza kına gecesi yaptık. Rica ettik, bize bir def verdiler. Bir kızımız, gelinimizin saçlarını iğne iplikle dikerek yaptı. Çok da güzel oldu. Gelinimize taç olarak da boncuklu bir tesbih taktık. Bilmem böyle anlamlı bir taç bulunabilir miydi? Dilerim melekler tutmuştur o tesbih tanelerini. Kına istedik, gelmedi. Tahinle pekmez bizim kınamız oldu. Kâğıt peçetelerin içine birer kesme şeker koyup iple bağlamışlar. İşte bizim nikâh şekerimiz... Tepsiye koyup herkese dağıttık. Dünyanın en güzel kâğıtlarına sarılmış, özene bezene hazırlanmış nikâh şekerleri bilmem bu kadar anlamlı olur muydu?

Ya takılarımız! Susamlı çubuk krakerlerin parlak kısmından arkadaşlar öyle güzel kolye, bilezik, takılar yapmışlar ki, bütün gece parladı o yalancı takılar. Bu sabrın karşılığı, dilerim Cennet takıları olur. Tahinle hazırlanan yalancı kına avuçlara kondu. Üzerine saracak kırmızı eldivenlerimiz olmadığı için bir arkadaşın kırmızı çorapları ellere geçirildi. Tekbirlerle, salâvatlarla yaktık gelinimizin kınasını.

Bu yazıyı okuyan dostlar! “Bir kötülük gördüğünüzde elinizle, dilinizle, düzeltin. Gücünüz yetmezse, kalben buğzedin” diyor Efendimiz (asm). Bari sizler de kalben buğzedin! Belki vebali biraz azalır.

Bu vatana ihanet eden, darbe yapan, halkına kurşun sıkanları önce Allah’a, sonra adalete havale ediyoruz. Ama ne olur, içini yarıp da göremediğiniz kalpleri hainlikle suçlamayın! Zira o kalpte suçladığınız şeyler yoksa, bu ahirette ödenemeyecek kadar ağır bir bedel olur!

Fatma Karabaş - YENİ ASYA


Kategori Türkiye

Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Galatasaray Mali Genel Kurulu’nda Hakan Şükür ve Arif Erdem’in kulüp üyeliğinden ihraç edilmesinin reddedilmesiyle ilgili açıklama yaptı.

Bakan Kılıç, "Galatasaray yönetim kurulu ivedi şekilde alınmış olan bu kararı düzeltmelidir. Çünkü ülkemize, milletimize ihanet edenlerin ülkemizin köklü kurumlarında ve kulüplerinde işi yoktur" dedi.

16 Nisan referandumu için Evet çalışmaları kapsamında Samsun’da bulunan Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Galatasaray Kulübü’nün yıllık olağan mali genel kurul toplantısında, darbe girişimi soruşturması kapsamında haklarında yakalama kararı bulunan eski futbolcular Hakan Şükür ve Arif Erdem’in üyelikten ihraç edilmesinin oy çokluğuyla reddedilmesi ile ilgili açıklamalarda bulundu.

Galatasaray Kulübü’nün ivedilikle kararı düzeltmesi gerektiğini belirten Bakan Kılıç, şunları söyledi:

"Durumu bugün programlarımız esnasında haber aldık. Yönetim Kurulu’nun daha önce aldığı bir ihraç kararı vardı. Bununla alakalı olarak bugün genel kurulda bir oylama yapıldı ve oylamada Türkiye Cumhuriyeti’nden firar etmiş, hakkında terör örgütüne üyelikten dolayı bir yakalama kararı olan, mal varlığına el konulmuş olan, aynı zamanda 15 Temmuz gecesi bu ülkeye ihanet eden terör örgütünün başıyla yakın ilişkilerinin aşikar olduğu, bunu saklamayan, gizlemeyen ve ifşa eden, açıkça dile getiren kişilerin 15 Temmuz gecesinde bu ülkeye yaşatılan acıların neler olduğunu hepimiz biliyoruz. Galatasaray genel kurulunda bir kısım üyelerin bu kişilerin ihraçlarıyla ilgili vermiş oldukları ’hayır’ oyunun ne Galatasaray camiasına, ne Türkiye’ye, ne de 15 Temmuz gecesi şehit olan kardeşlerimizin ailelerine ve gazilerimize açıklayamazlar. Galatasaray yönetim kurulu ivedi şekilde bu alınmış olan kararı düzeltmelidir. Bu karar konusunda Galatasaray yönetimi ivedi bir şekilde düzetmeye gitmelidir. Çünkü ülkemize milletimize ihanet edenlerin ülkemizin köklü kurumlarında ve kulüplerinde işi yoktur."

BU KONUŞMA ETKİLİ OLDU

Kürsüden söz alan deneyimli Galatasaray muhabiri Çetinçalı, hükümete gönderme yaparak, “15 yıldır bu ülkeyi yönetenler her türlü hatalarını bir şekilde affettirdiler, yanıldılar, şaşırdılar. Onların yanılma hakkı var da bizim Torinolu Şabanımız’ın niye olmasın? Bu tarihi lekeye izin vermeyelim sevgili Galatasaraylılar” diye konuştu.

Çetinçalı’nın bu sözleri salondan büyük alkış aldı.

Siyasi bir oylamanın yapıldığı toplantıda Divan kurulu Başkanı İrfan Aktar'ın, ‘Müdahale et’ uyarılarının teşvikiyle Çetinçalı’yı siyasi söylemlere girmemesi yönünde uyarması da dikkat çekti.

ABD, ALMANYA, HOLLANDA VE İNGİLTERE DELİL YOK

Dünyadaki bütün ülkeler Hizmet Hareketi'nin 15 Temmuz darbesi ile ilgilisine ilişkin en ufak bir delil ve tek bir isim bile bulamadıklarını belirtti. Buna rağmen AKP rejimi 50 bin insanı hapse attı. Mallarına el koydu araçlarını binalarını AKP'lilere dağıttı... Şirketlerini atadığı kayyımlarla yedi bitirdi.

AKP iktidara gelmek için Hakan Şükür'ün popülerliğinden istifade edip önce milletvekili yaptı. Makyavelits İslamcı AKP daha sonra Hakan Şükür, Erdoğan'a biat etmeyince "darbeci" ilan edip Hakan Şükür'ün babasını bile hapse attı.


Kategori Spor

Almanya, Hollanda, İngiltere'nin, "Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişimini Fethullah Gülen'in yaptığına dair delil yok." demesi akabinde Galatasaray da Avrupa takımı olduğunu gösterdi. Darbe yapmakla suçlanan futbolcu Hakan Şükür ve Arif Erdem kulüp üyeliğinden çıkarılmadı.

Galatasaray'da Zekeriya Öz, Hüseyin Avni Mutlu, İsmail Demiriz, ve Mehmet Koçarslan oyçokluğu ile üyelikten çıkarıldı. Erdoğancılar darbenin Hakan Şükür tarafından yapıldığına inanıyor.

BU KONUŞMA ETKİLİ OLDU
Kürsüden söz alan deneyimli Galatasaray muhabiri Çetinçalı, hükümete gönderme yaparak, “15 yıldır bu ülkeyi yönetenler her türlü hatalarını bir şekilde affettirdiler, yanıldılar, şaşırdılar. Onların yanılma hakkı var da bizim Torinolu Şabanımız’ın niye olmasın? Bu tarihi lekeye izin vermeyelim sevgili Galatasaraylılar” diye konuştu.

Çetinçalı’nın bu sözleri salondan büyük alkış aldı.

Siyasi bir oylamanın yapıldığı toplantıda Divan kurulu Başkanı İrfan Aktar'ın, ‘Müdahale et’ uyarılarının teşvikiyle Çetinçalı’yı siyasi söylemlere girmemesi yönünde uyarması da dikkat çekti.

UKRAYNA HABER


Kategori Spor

Alman İstihbarat Şefinden Sonra ABD Kongre İstihbarat Şefinden Türkiye’yi Sarsacak Gülen-Darbe Yanıtı Geldi

Cumartesi günü Alman İstihbaratı BND’nin Şefi Bruno Kahl’ın Alman basınına verdiği mülakat ve o mülakatta ‘Gülen’in darbenin arkasında olduğuna dair ikna edici kanıtları görmedik’ haberinden sonra bu kez de ABD’nin Meclis İstihbarat Şefinden benzer bir açıklama geldi.

ABD Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesinin Cumhuriyetçi Partili başkanı Devin Nunes, Pazar günü katıldığı Fox TV’deki Chris Wallace’ın programında Gülen’in iadesi ve darbe ile ilgisi hakkında çok önemli bazı açıklamalar yaptı.

İstihbarat Komitesinin başkanı Devin Nunes aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti’den ve Başkan Trump’ın yakın müttefiği olarak biliniyor. Devin Nunes, Wallace’in kendisine Trump’ın Fethullah Gülen’i Türkiye’ye iade etmeyi düşündüğü yönünde Türkiye’den gelen bazı haberlerin olduğunu bunun doğru olup olmadığı yönündeki sorusu sonrası ”Erdoğan hükümetinin giderek otoriter hale geldiği” ve ”ABD ile Türkiye ilişkilerinin gergin olduğu” ”Gülen’in darbeye karıştığı yönünde kanıt görmediği” ve ”ABD ve Türkiye ilişkilerinin IŞİD’in Irak ve Suriye’den çıkartılma gayreti ile daha da zorlaşacağını” öngördüğü oldukça sert bir cevabı göze çarpıyor. Nunes, IŞİD’i Irak ve Suriye’den çıkarmaya çalıştıkça Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin neden daha zorlaşabileceği konusunda ise daha detaylı bir açıklamada bulunmadan program sonlanıyor.

Bu cevabın Trump’ın en güçlü müttefiklerinden birinden ve ABD İstihbarat Kurumları ile yakından, el ele çalışan bir Cumhuriyetçi liderden gelmesi bu görüşlerin ABD kurumlarının Erdoğan yönetimi hakkındaki görüşleri olarak yorumlanabilir.

Aşağıda linki de bulunan bir dakikalık videoda geçen konuşmalar şöyle:

Chris Wallace: Türkiye’den yeni bir haber var. Türkiye, Trump yönetiminin Fethullah Gülen’i iade etmeyi düşündüğünü söylüyor. Bu ülkede uzun süredir yaşayan İslam din adamı Gülen’in Erdoğan’a karşı yapılan başarısız darbenin mimarı olduğunu iddia etmekteler. Bu konu hakkında bildiğiniz birşey var mı?

Cumhuriyetçi Devin Nunes: Bu söylediğinize inanmakta oldukça güçlük çekiyorum. Erdoğan hükümeti giderek daha otoriter bir hale geliyor. NATO’da olan Türkiye uzun süredir bizim güçlü bir müttefiğimiz. Aslına bakarsanız onlar (Erdoğan hükümeti) şimdi giderek güvenilir bir müttefik olmak konusunda daha da çok ve çok endişe verir bir duruma gelmekteler. Böyle birini iade eder miyiz bilmiyorum. Gülen’in [darbeye] karıştığına dair herhangi bir kanıt görmedim. Eğer karışmışsa bu tabi ki farklı bir durum. Ama Türkiye ile bizim ilişkilerimiz gergin. Ve IŞİD’i Irak ve Suriye’den çıkartmaya çalıştıkça daha da zorlu bir hal alacak.

Kongre İstihbarat Komitesi

Kongre İstihbarat Komitesi oldukça önemli bir Komite zira bu komite ABD İstihbarat Kurumlarını denetlemekle görevli ve başkanları da istihbarat konularında hayli bilgilendirilmekteler. İstihbarat Komitesi FBI ve Trump-Rusya konularını soruşturmakta öncelikli rol alıyor. Pazartesi günü FBI direktörü gelerek Trump ile Rusya arasındaki bağlar hakkında konuşma yapacak ve sorulara cevap verecek.

Chris Wallace muhafazakar yönüyle bilinen ama ABD’de çok saygı duyulan gazetecilerden biri olarak biliniyor.


İlhan Tanır, Washington DC


Kategori Dünya

Haber ihbar hattımıza, "Reisicumhur R. T. Erdoğan’ın adı Wikipedia'da kendi kendine darbe yapan diktatörler listesine girdi." şeklinde mesaj geldi.

Okurumuz, Wikipedia’nın İngilizce sayfasında Türkleri yakından ilgilendiren bir şey fark etmiş ve bunu bize göndermiş.

Gelen mesaj şöyle;

"Wikipedia’nın İngilizce sayfasının arama kısmında “self coup” (öz-darbe ya da kendi kendine darbe) yazıp arattığınızda, milattan önceki yıllarda Romalı diktatör Lucius Cornelius Sulla Felix ile başlayan ve tarih boyunca kendi yetkilerini artırmak için kendi kendine darbe düzenleyen liderlerin, devlet başkanlarının, diktatörlerin sıralı olduğu uzun bir listeyle karşılaşıyorsunuz.

Listenin sonundaki dört kişiden biri kim dersiniz?
...
Pakistan: President Gen. Pervez Musharraf (November 3, 2007)
Niger: President Mamadou Tandja (June 29, 2009)
Turkey: President of the Republic Recep Tayyip Erdoğan (July 15, 2016;)
Gambia: President Yahya Jammeh (December 1, 2016–January 20, 2017; failed)"

Tabi ki inanmadım; "Olur mu öyle şey inanmam" dedim. Diplomalı araştırmacı ve gazeteci birisi olarak konuyla ilgilendik mecburen. Baktık bu iddianın aslı astarı var mı diye. İhbarı sorgulayınca sonucu kendi gözlerimle gördüm.

Gelelim Wikipedia’nın Türkçe sayfasına, yani Vikipedi’ye…
Arama motoruna “kendi kendine darbe” yazıp aratıyorsunuz. Terimin anlamını açıklayan küçük bir paragraftan sonra altta bildiğiniz liste uzanıyor.

Listenin tepesindeki Romalı diktatör gitmiş yerine Roma’da diktatörlük kurumu olduğunu anlatan iki satır gelmiş ama liste aynı liste. Bir farkla, daha doğrusu bir-iki eksikle…
Son üç ismi tekrar yazalım ki, karşılaştırmak kolay olsun:

“Nepal Krallığı: Kral Gyanendra (1 Şubat 2005)
Pakistan: Başkan Gen. Pervez Müşerref (3 Kasım 2007)
Nijer: Başkan Mamadou Tandja (29 Haziran 2009)”


Pakistan ve Nijer liderleri duruyor ama Erdoğan ile Gambia'daki koltuğu bırakmaya direnen Yahya Jammeh buhar olmuş.

Yerli ve milli vikipedide düzeltme kolay olsa gerek ancak “gayrimilli” ve beynelmilel wikipediadaki “15 Temmuz darbesi” ile ilgili ifadeler bu tartışmanın daha çok devam edeceğini gösteriyor.

NE BATI NE DE DOĞU İNANMADI
Malumunuz, 15 Temmuz 2016’da, Türkiye'de oldukça "ilginç" bir darbe girişimi yaşandı. NATO, Avrupa Birliği, İngiltere, Kanada ve Çin istihbarat raporları darbenin Türk hükümetinin iddia ettiğinin aksine ABD'de münzevi bir hayat süren Fethullah Gülen'in yapmadığını yazıyordu.

Darbeye benzemeyen bu darbe, tüm dünyada tartışma konusu olmaya devam ediyor.

UKRAYNALILAR HİÇ İNANMADI

Şunu ifade etmeliyim ki, Ukrayna'da "kanal24" tarafından, Türkiye'deki darbe girişiminin arkasında kimin olduğuna ilişkin yapılan ankete katılan 50 bin 384 Ukraynalının yüzde 82'si darbenin arkasında son dönemde yeninden dost olan Reisicumhur Recep T. Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olduğu konusunda hem fikir. Ukraynalıların yüzde 13'ü, Erdoğan'ın nefret politikasından bıkan halk yaptı diyor. Ankete katılan Ukraynalıların yüzde 5'i, ise herhangi bir yorum yapmaması dikkat çekti.

Ukraynalılar neden mi böyle düşünüyor?

Çünkü onlar sabahtan akşama kadar havuz ve yanşama doğan gurubunun algı operasyonlarına maruz kalmıyor. Bağımsız düşünüyor.

KENDİ KENDİNE DARBELER LİSTESİ:
Antik Roma: Roma Cumhuriyet döneminde, olağanüstü durumlarda bir kişinin 6 ay boyunca mutlak hakimiyete sahip olduğu Roma diktatörlüğü kurumu vardır. Bazı yöneticiler 6 aydan daha uzun diktatörlük yapmıştır.
İsveç: Kral III.Gustav (19 Ağustos 1772)
Birinci Meksika İmparatorluğu: İmparator Agustin (31 Ekim 1822)
İkinci Fransa Cumhuriyeti: Başkan Charles Louis Napolyon Bonapart (2 Aralık 1851)
Meksika: Başkan Ignacio Comonfort (17 Aralık 1857)
Birinci Brezilya Cumhuriyeti: Başkan Deodoro da Fonseca (3 Kasım 1891)
Meksika: Başkan Gen. Victoriano Huerta (7 Ekim 1913)
İtalya Krallığı: Başbakan Benito Mussolini (3 Ocak 1925)
Yugoslavya Krallığı: Kral Aleksandar I (6 Ocak 1929)
Almanya: Şansölye Adolf Hitler (23 Mart 1933)
Avusturya: Şansöyle Engelbert Dollfuss (Mart 1933 – 1 Mayıs 1934)
Uruguay: Başkan Gabriel Terra (31 Mart 1933)
Estonya: Başbakan Konstantin Päts (12 Mart 1934)
Letonya: Başbakan Kārlis Ulmanis (15 Mayıs 1934)
Şili: Başkan Arturo Alessandri Palma (Şubat 1936)
Yunanistan Krallığı: Başbakan Ioannis Metaxas (4 Ağustos 1936)
Brezilya: Başkan Getúlio Vargas (10 Kasım 1937)
Romanya: Kral Karol II (10 Şubat 1938)
Bolivya: Başkan Maj. Germán Busch (24 Nisan 1939)
Paraguay: Başkan Gen. José Félix Estigarribia (18 Şubat 1940)
Uruguay: Başkan Alfredo Baldomir (21 Şubat 1942)
Ekvador: Başkan José María Velasco Ibarra (30 Mart 1946)
Paraguay: Başkan Higinio Morínigo (13 Ocak 1947)
İran: Başbakan Muhammed Musaddık (3-10 Ağustos 1953)
İran: Şah Muhammed Rıza Pehlevi (15 Ağustos 1953)
Pakistan Dominyonu: Vali-General Malik Gulam Muhammed (Nisan 1953 ve Eylül 1954)
Endonesya: Başkan Sukarno (5 Haziran 1959)
Fas: Kral Muhammad V (20 Mayıs 1960)
Nepal Krallığı: Kral Mahindra (15 Aralık 1960)
Brunei: Sultan Sir Omar Ali Saifuddin (12 Aralık 1962)
Fas: Kral Hassan II (7 Haziran, 1965)
Uganda: Başbakan Milton Obote (22-23 Şubat 1966)
Lesotho: Başbakan Chief Leabua Jonathan (30 Ocak 1970)
Ekvador: Başkan José María Velasco Ibarra (22 Haziran 1970)
Tayland: Başbakan Field Marshal Thanom Kittikachorn (17 Kasım 1971)
Filipinler: Başkan Ferdinand Marcos (23 Eylül 1972)[3]
Birinci Güney Kore Cumhuriyeti: Başkan Syngman Rhee (23 Mayıs 1952 – 4 Temmuz 1952)
Dördüncü Güney Kore Cumhuriyeti: Başkan Park Chung-hee (Ekim 1972)
Svaziland: Kral Sobhuza II (12 Nisan 1973)
Uruguay: Başkan Juan Maria Bordaberry (27 Haziran 1973)
Yukarı Volta: Başkan Gen. Sangoulé Lamizana (8 Şubat 1974)
Bolivya: Başkan Hugo Banzer (7 Kasım 1974)
Hindistan: Başbakan İndira Gandhi (25 Haziran 1975)
Bahrain: Emir Şeyh İsa bin Salman El Halife (2 Ağustos 1975)
Polonya: Başbakan Wojciech Jaruzelski (13 Aralık 1981)
Peru: Başkan Alberto Fujimori (5 Nisan 1992)
Guatemala: Başkan Jorge Serrano Elías (25 Mayıs 1993; Başarısız)
Rusya Federasyonu: Başkan Boris Yeltsin (21 Eylül – 4 Ekim 1993)
Lesotho: Kral Letsie III (17 Ağustos 1994)
Nepal Krallığı: Kral Gyanendra (4 Ekim 2002)
Nepal Krallığı: Kral Gyanendra (1 Şubat 2005)
Pakistan: Başkan Gen. Pervez Müşerref (3 Kasım 2007)
Nijer: Başkan Mamadou Tandja (29 Haziran 2009)

@erdogduy | YUNUS ERDOĞDU - yunuserdogdu@hotmail.com


Kategori Dünya

15 Temmuz darbe girişimi gecesi sokağa çıkan insanların eylemleri, devam eden günlerde kent meydanlarındaki mitinglerle 27 gün sürdü. 10 Ağustos akşamı Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın önünde sona eren eylemler Türkiye'ye sıradışı bir deneyim yaşattı.

Eylemlerin adı kimi zaman "Demokrasi nöbeti" oldu, kimi zaman "Milli birlik". Bayraklar, tekbirler eşliğinde sallandı. Tüm ülkede, insanları sokağa döken ve günlerce sokakta tutan neydi?

İlk günden beri sokaklarda olan ve nöbetlere katılan insanlara sokakları, araştırmacılara bu sürecin ne anlama geldiğini sorduk.

Çengelköy'den ev hanımı Ayten Sarı (45) ve eşi Ahmet Sarı (48), Fatih'ten kimyager Ali Oras (27), Başakşehir'den ev hanımı Hasibe Müküs (36), Bursa'dan Zeynep Arık (25), Kahramanmaraş'tan pazarlamacı Murat Demircan (40) sokağa neden çıktıklarını ve neler yaşadıklarını anlattılar.

O gece sokağa neden çıktınız?

Ayten Sarı: "Vatan elden gidiyor" diyerek sokağa çıktık. İlk aklıma gelen Suriye oldu. Allah bir daha göstermesin. Uçak ve bomba sesleri vardı. Sokağa çıkıyorsun. Karşında kendi kanından canından asker var. Ortadoğu oluyoruz sandım."

Oras: "Cumhuriyet mitingleri, Gezi, 17/25 Aralık. Bunlara, son 10 yılın biriktirdiği asabiyet, hınç ve darbeye tepki olarak sokağa çıktım. İlk tepki veren AK Parti kitlesi oldu. Müslüman kitle oldu."

Ahmet: "80'lerde darbe olduğunda sevinmiştik. O zaman ülke terör içindeydi. Şimdi her şey yolundayken devletin içinde bir grup ülkeyi ele geçirmek istedi."

Müküs: "Çocuğumun geleceğine, vatana, namusumuza sahip çıktık. Allah'ın verdiği imanla, bizi temsil eden insana sahip çıktım. Öleceğim ama vatanı vermeyeceğim, dedim. İnsanların gözlerinde vatan sevgisi gördüm. Kimse kimseye sen AKP'li misin, sen MHP'li misin diye sormadı. Ellerde bayrak, dilde Lailahe illalah, Allahuekber vardı. İman kuvveti sizi itiyor zaten."

Arık: "Bir ülkenin Cumhurbaşkanı (o esnada nerede olduğu belli değil), Facetime'dan bağlanıp, halkı sokağa çağırıyor. Bu ne kadar acı, ne kadar travmatik bir şey?"

Demircan: "Eve geri dönemeyeceğimi düşündüm, ortalık çok karışıktı."

Oras: "Bitmeyen bir kibri var bize karşı olanların, beni sokakta tutan buydu."

Daha önce hiç bir gösteriye katılmış mıydınız?

Bu soruya genellikle "hayır" yanıtını veriliyor. Ancak 2010 anayasa değişikliğinde 'Yetmez ama evet' kampanyasına katılan da var, Gezi Parkı eylemlerine katılan da. Genel olarak ise, insanların ilk sokak deneyimi. Onları sokağa çeken en etkili şeyin Erdoğan'ın çağrısı olduğunu söylüyorlar. 'Erdoğan, sokağa çıkın demeseydi, bu darbe girişimi atlatılamazdı' görüşü hakim.

Müküs: "AK Partiliyim, eğer Erdoğan ilk günden başını secdeye koymasaydı, ben onun arkasında durmazdım. Onun imanına güvendiğimiz için arkasındayız. Korkusuz bir adam, arkasında gururla duruyorum. Bugün de 'gel benim için şunu yap' dese, ne yapacağım demeden giderim. Doğru yaptığını düşünürüm. Bugüne kadar bu ülkeye bu kadar hizmet eden insan yok, bu insanların elleri ekmek tuttu. Bir daha böyle biri gelmeyecek, O öl dese ölürüz."

Sokak eylemlerinde neler yaşadınız?

Müküs: "Hiç tanımadığım insanlarla tanıştım. 'Bu toprak bizim, kimse alamayacak', 'Kimse Tayyip Erdoğan'a el uzatamaycak', 'Biz kendimiz onun için ölürüz ama asla onu vermeyiz', herkesten bunları duydum.

Oras: "İlk etapta çıktım ama Cumhurbaşkanı'ndan bir tepki gelmiyordu. Endişem Cemaatin emniyette de büyük bir yapılanması vardı. Ama sokakta gördüğüm tablo polis ve halk birbirlerini yönlendiriyor, gaz veriyordu. İnsanlar tanklara karşı arabalarını barikat yaparken, polis 'şöyle bırak şuraya çek' diye yönetiyordu."

"Erdoğan'ın her krizde dik duruşu, insanlara cesaret verdi. Ona güvendiler, 'Cumhurbaşkanım var' dediler. Bir radikalleşme vardı. Kitlede ki bu radikalleşme, toplumsal uzlaşma sağladı. Yüzde 70-75 sokaktaydı, geri kalanlara karşı muazzam bir önyargı oluştu."

Arık: "İnsanlar oylarına sahip çıktılar. Baş çok önemlidir, Gezi Parkı eylemleri neden sonuçsuz kaldı? Haklı istekler, haksız isteklere dönüştü. Baş yoktu. Burada Erdoğan liderliğini ortaya koydu."

Demokrasi sizin için ne anlama geliyor?

Arık: "Demokrasi hep gündemimizdeydi ama demokrasi nedir? Gerçekten istiyor muyuz? Batı'nın bize empoze ettiği bir şey mi? Gerçekte ihtiyacımız var mı? Kavramları bilmiyoruz."

Oras: "Demokrasi islami tabir olarak Şura'dan gelir. İnsanlar işlerini istişare yaparak görür. Lider ve istişare mekanizması bir arada işler. Müslüman zaten demokrasiyi buradan anlar."

Demircan: "Demokrasi demek, millet, vatan, bayrak, halkın iradesi demek."

Ayten: "Yeğenlerim Almanya'dan gelmişti, şok oldular. 'Türkiye o kadar özgür bir ülke ki, bu kadar özgürlüğün içinde, insanlar ne istiyor, diyorlar. Herkes gördü, kırıp dökmeden sokağa çıkarsan, kendini ifade edersen, insan gibi geri dönersen, kimse sana bir şey demiyor. Daha önce sokağa çıkanlar bunu örnek alsın. Bırakın cam çerçeve indirmeyi, çöplerini çöpe attı herkes. Polisle çatışmadı. Gösterilen yerde yaparsın eylemini, ulu orta ben burada istiyorum diye aklına estiği gibi eylem yapılır mı? Öyle hak talep edilmez."

'Muhafazakar kesimin sokağa bakışı farklı'

Akademisyenler ve araştırmacılara göre sokakta genel olarak AK Parti seçmeni vardı. Bunları MHP ve milliyetçi kitle destekledi.

Toplumsal Hareketler, kitabının yazarı, Doğan Çetinkaya 'sokakta kim vardı' sorusuna, "İdeolojik olarak kendini Erdoğan'la özdeşleştirenler, iktisadi ve toplumsal olarak varlığını O'na borçlu hissedenler, kültürel dünyalarının tecessüm etmiş hali olarak O'nu görenler vardı." yanıtını veriyor. Muhafazakar kesimin, sokak siyasetinden tevekkülle uzak durduğu varsayımı yanlış diyen Çetinkaya, muhafazar, milliyetçi kesimlerin sokakta temsilinin farklarını açıklıyor.

"Muhalif sokak eylemleri bir iktidarın toplumsal, kentsel, sınıfsal, cinsiyetçi, iktisadi, kültürel icraatlarına, politikalarına karşı çıkar. Örgütlü kesimlerce de kendiliğinden de gündeme gelebilir. Bu sokak eylemlerinin ise bir iktidarı korumak için ve devletin en tepesindeki makamda oturan Cumhurbaşkanı'nın açık çağrısı ile harekete geçtiğini unutmamak lazım."

"Bu teyakkuz halinin, ölüm kalım duygusunun kısa vadade önemli sonuçları olacak" diyen Çetinkaya, bu eyleme katılanların sık sık sözü Gezi Parkı'na getirmelerini de "milli mutabakatın sağlanamadığı göstergesi olarak açıklıyor.

"15 Temmuz ve Gezi karşılaştırmaları muhafazakar kesimde yaygın yapıldı. Darbe girişimine karşı direniş ve sokak, muhafazakar kesim için Gezi'ye bir cevabı temsil ediyor."

'Demokrasi kurumsallaşamayınca, kitleye dayanman gerekir'

Siyasal İslam ve "milli demokrasi" kavramlarını çalışan Prof. Dr. Menderes Çınar, yaşananları demokrasi değil popülizm olarak yorumladı.

"Erdoğan, 14 yıllık süreçte demokrasiyi güçlendirmekle iktidarını güçlendirmeyi karıştırdı. Demokrasi kurumsallaşmayınca, hem kırılganlık artıyor hem de başvurabileceğiniz kurum sayısı azalıyor. Kurumlar zayıflayınca, kontrolsüzleşince, kitleden başka desteğin kalmaz. Popülist liderlerin özelliği de budur. Popülist liderlerin, kurumsallaşmayla ilgili sorunu vardır. Çünkü kurumsallaşma demek, bazen o popülist liderin de iktidarının sınırlanması anlamına geliyor."

Mitinglerde öne çıkan iki kavram 'demokrasi' ve 'birlik' vurgusunu Prof. Çınar, sorunlu buluyor. Dışardan nasıl görünüyor mitingler, dediğimizde 'Batı demokrasisi açısından yaşananların karşılığı yok' diyor.

"Burada gördüğümüz kitle, seferber edilmiş bir kitle, yani kendiliğinden hareket etme durumu yok. Liderin arkasında özneleşme çabası var. Kısmen özneleşti de tankların önüne yatmak, silahın karşısına durmak bunlar çok ciddi şeyler."

"Birlik vurgusu sorunlu. Farklıların temsilinin normal, çatışmasının normal, muhalefetin, fikir ayrılıklarının normal olduğunu ifade eden bir söyleme ihtiyacımız var. Bunlar olmadan, "benim sözüm etrafında birlik çağrısı" bu ihtiyaçları gözardı eder."

'Demokratik kültür toplumun tüm kesimlerince benimsendi'

Başta Mısır'daki devrim süreci olmak üzere İslam dünyasını yakından takip eden Yar. Doç. İsmail Numan Telci'ye göre; muhafazakar kesimin sokağa çıkması Türkiye'de demokratik kültürün toplumun tüm kesimlerince benimsendiğinin kesin olarak ortaya çıkmasına işaret ediyor.

'Demokratik düzenin yıkılması her şeyden önce muhafazakar kesime zarar verecekti' diyen Telci, gelecek dönemde anti-demokratik unsurların siyasete müdahalesinin engellenmesi ya da iktidarlar üzerinde baskı kurulması amacıyla sokağa daha fazla başvurulacak' yorumunu yaptı.

Mısır'daki darbe girişimi ardından başta Müslüman Kardeşler olmak üzere kitlelerin sokağa çıktığını hatırlatan Telci, "Tarihsel olarak sol ya da laik kesim için bir araç olarak görülen 'kitlesel sokak hareketleri' bundan sonra sağ görüşlü muhafazakarlar tarafından da kullanılacaktır". dedi.

"Türkiye'de muhafazakar kesimin darbe girişimi karşısında sokak gösterileri, 2002 yılından beri iktidarda olan AK Parti'nin başarısıdır. AK Parti tabanı üst düzeyde siyasallaşmış, demokratik olgunluğa erişmiş ve hak ve özgürlüklerin savunulmasında tüm anti-demokratik unsurlarla mücadeleye hazır olduğunu göstermiştir.

Fatma Yörür | BBC Türkçe

Kategori Türkiye

Ukrayna'da "kanal24" tarafından, Türkiye'deki darbe girişiminin arkasında kimin olduğuna ilişkin yapılan ankete katılan 50 bin 384 Ukraynalının yüzde 82'si darbenin arkasında son dönemde yeninden dost olan Reisicumhur Recep T. Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olduğu konusunda hem fikir.

Bu hain darbe girişiminin başlamasından hemen 20 dakika sonra, daha olayın failleri dahi ortaya çıkmadan Erdoğan'ın, ABD'de yaşayan dünyanın önde gelen entelektüellerinden, yazar, alim ve vaiz Hizmet Hareketi'nin kurucusu  muhterem Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi'nin suçlanmış olmasına rağmen ankete katılan Ukraynalılardan biri dahi "bu iddiaya" inanmadı.

Daha da ileri giden Erdoğan'ın 9 Ağustos'ta Putin ile görüşmesinde Fethullah Gülen'in Rus uçağını düşürerek Rusya ile Türkiye ilişkilerini bozduğuna işaret etmişti.

50.384 kişinin katıldığı anket sonuçları 15 Ağustos 2016 saat 00:800 itibariyle şöyle:

Ukraynalıların yüzde 82'si darbe girişiminin: Kremlin ile Erdoğan'ın reytinglerini arttırmak için kendisi yaptığına inanıyor.

Ukraynalıların yüzde 13'ü, Erdoğan'ın nefret politikasından bıkan halk yaptı diyor.

Ankete katılan Ukraynalıların yüzde 5'i, ise herhangi bir yorum yapmaması dikkat çekti.

ukraynahaber

Kategori Gündem

Türk diplomatların gerek işadamları dernekleri üzerinden gerek direk el altından kontrol ettikleri Türk sivil toplum kuruluşları üzerinden kışkırttığı Erdoğancılar yurt dışında kan akıtmaya başladı.

Hollanda’da basın açıklaması yapan Rotterdam Başkonsolosu Sadin Ayyıldız, 15 Temmuz 2016 tarihinde anayasal düzene karşı gerçekleştirilen hain darbe teşebbüsü sonrasında direk olarak Hizmet Gönüllerini hedef gösterdi.

Sadin Ayyıldız'ın hedef göstermesi akabinde vaziyetten vazife çıkartan Erdoğancılar
hiç çekinmeden  Amsterdam'da bir Hizmet gönüllüsüne alçakça saldırdı.


"Birçok FETÖ mensubunun Hollanda’ya kaçtığı da bilinmektedir." diyen Ayyıldız, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in komik "cinler darbe" yaptı iddiası ve çöpteki bir defterde yazan GTA IV isimi video oyununun hilelerini, darbe girişiminin şifreleri sanan yandaş basının bulduğu deliller haricinde "somut" delil olmamasına rağmen 15 Temmuz gecesi yaşanan hain ve alçak saldırıyı "FETÖ" olarak tanımladığı Hizmet Hareketi ile ilişkilendirdi.

Avrupa'da olduğunu unutup bir anda kendini hukukun askıya alındığı işkence suçlarının işlendiği masumların fişlendiği insanların katledildiği Türkiye'de sanan Ayyıldız, "FETÖ mensuplarının temizlenmesi talimatı" verdi.

Hollanda'nın kendine itibar etmemesini hazmedemeyen Başkonsolos Ayyıldız, "Hollanda Türk iş dünyasının da FETÖ’ye destek veren işadamları ve firmalara yönelik yürütülecek mücadelede üzerine düşen yapacağına ve gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyoruz... Bu süreçte, resmi çalışmaların yanı sıra tüm vatandaşlarımızın ve sivil toplum camiamızın da üzerine düşeni yapacağına inanıyoruz..” dedi.

Türk diplomattan direk talimat alan AKP'li ve Erdoğancılar ise Hizmet Gönüllüsü avlamaya çıkarak "kan akıtıp" gereğini yaptı.

SADİN AYYILDIZ KİMDİR?

10 Şubat 1974 tarihinde Elazığ’da doğan Sadin Ayyıldız, ilk ve ortaöğrenimini Elazığ ve Malatya’da tamamlamıştır. 1992 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’ne giren Ayyıldız mezuniyetini müteakip 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı’na girmiştir. TC'nin, Taşkent Büyükelçiliği, Birleşmiş Milletler Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilciliği ve Moskova Büyükelçiliğinde çeşitli görevlerde bulunan Sadin Ayyıldız, son olarak Türkiye’nin Almatı Başkonsolosu olarak hizmet etmiştir.

1 Ekim 2015 tarihinde Rotterdam Başkonsolosu olarak göreve başlayan Ayyıldız, evli ve iki çocukludur.  Başkonsolos Ayyıldız, İngilizce ve Rusça bilmektedir.

ukraynahaber

Kategori Dünya

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, CNN Türk'te Hakan Çelik'in programında önce 14 Ağustos’ta ABD desteğiyle Marmara’da büyük bir deprem olacağını söyledi itibar görmeyince, çıtayı iyice yükselterek Fethullah Gülen'in 'darbe girişimini cinler vasıtasıyla yaptığı'nı iddia etti.

Türk halkının ülkenin başkentini emanet ettiği isim: Gökçek, 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere birçok olayı cinlerle yaptığını savunmuş “Size çok komik gelecek ama bunu enterasan bir metotla yapıyor. Üç harflilerle yapıyor. Herkes bundan sonra biraz da onu tartışsın. İnsanları cinlerle esir alıyor. Bakın etrafımızda birçok insanın belli konularda esir alındığı aşikardır. Böyle bir kabiliyeti var. Haşhaşiler denmesinin nedeni bu. İnsanlar büyüleniyor ve esir alınıyor. Bana da getirdiler verdiler bir dönemde. Onun (Fethullah Gülen) böyle ufak altın şeyi var. Altın değil de değerli bir metali var ondan dağıtırlar. Derler ki ‘bu üzerinde olduğu takdirde sen her şeyden korunursun.’ Bir de cevşeni var. içinde de belli bir takım formüller vardır. Bunlarla insanları etkileyip esir alıyor” demişti.

"Oy kullanan cinlerin etkisiyle" olsa gerek daha önce Fethullah Gülen hakkında övgü dolu sözler sarf eden Melih Gökçek'in "cinlerin etkisinden" nasıl kurtulduğu da merak konusu oldu...

ukraynahaber

Kategori Türkiye
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Yunus Erdoğdu

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Yaklaşık yedi asır evvel Anadolu coğrafyasına iltica eden, Türkmen milleti...

Hits:405Devamı...

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Toplumda, güven bunalımı var. İnsan, güvene en çok; fitnenin arttığı,...

Hits:2397Devamı...

İsmail Bahar

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bitmek üzere, gec kaldığımı biliyorum ‘bahar’ demeye... Mart’ın 1’ini, 21...

Hits:2492Devamı...

Kayısı çiçeği

Kayısı çiçeği

Bahar vakti kar yağar mı?En azından hiç beklemeyiz yağacağını.Cenâb-ı Hakk’ın...

Hits:30415Devamı...

Şükrettin Aslanoğlu

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Sensizliğin en büyük yaramız olduğu mevsimlerdeyiz Ya RasulAllah…Merhemimiz sen ol...

Hits:1518Devamı...

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Şaban-ı Muazzam’ın 15. gecesi... Adlandırıldığı şekliyle Beraat Gecesi, Beraat Kandili...Karanlığı...

Hits:25534Devamı...

Kerem Aslan

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar, Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Burma, Birmanya Kasırgalar, yokluklar,yoksulluklar... Bazen bu sıkıntılarla, bazen...

Hits:363Devamı...

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar önceden beri hep yardıma ihtiyacıyla tanıdığım, bildiğim bir ülke...

Hits:355Devamı...

Bilişim

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

Söz konusu fotoğraf makineleri olduğunda, birçoğumuz için Kodak markasının ayrı...

Hits:394Devamı...

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Dünyada bir milyardan fazla kullanıcıya sahip akıllı telefon uygulaması Whatsapp'de...

Hits:14978Devamı...

Otomobil

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, yerli otomobilin prototipinin...

Hits:253961Devamı...

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

Japon otomotiv devi Toyota’nın 1989’da kurduğu lüks segment markası Lexus,...

Hits:355199Devamı...

Flag Counter



Alexa Certified Traffic Ranking for http://ukraynahaber.com/

TÜRK BASINI
Birgün
Cumhuriyet
Yeni Asya