29 Mayıs 2017
SON HABERLER:

Anket

Sizce erken seçimlerde hangi parti oy kaybeder?





Sonuçlar


Fethullah Güllen, dünyanın önde gelen gazetelerinden Washington Post‘a  bir makale yazdı. Gülen makalesinde Türkiye’nin bütün gücü elinde toplayan ve muhaliflere boyun eğdirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir cumhurbaşkanının elinde tanınmaz hale geldiğini belirtti. Hocaefendi, Batı’nın Türkiye’nin demokrasi rotasına geri dönmesine yardım etmesi gerektiğini vurguladı.

Hocaefendi’nin Washington Post’ta “Artık Tanıyamadığım Ülke Türkiye” başlıklı makalesinin tamamı şöyle;

“Yaklaşık yirmi yıldır sakini olduğum ABD’nin başkanı ile memleketim Türkiye’nin cumhurbaşkanı bugün Beyaz Saray’da görüşecekler. ABD ile Türkiye’nin IŞİD ile mücadele, Suriye’nin geleceği ve mülteci krizi de dahil olmak üzere çok sayıda ortak meselesi var.

Ne var ki  bir zamanlar demokrasisini tekmil ve mutedil bir laiklik anlayışını oturtma yolunda ümit vadeden Türkiye, bütün gücü elinde toplamak ve muhaliflere boyun eğdirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir cumhurbaşkanının elinde tanınmaz hale geldi.

Batı Türkiye’nin demokrasi rotasına geri dönmesine yardım etmeli. Bugünkü görüşme ve önümüzdeki hafta yapılacak olan NATO Zirvesi bu maksada matuf bir fırsat olarak değerlendirilmeli.

Erdoğan, geçtiğimiz yıl 15 Temmuz’da gerçekleştirilen menfur askeri darbe girişimini müteakip masum insanlara karşı sistematik bir zulüm kampanyası başlattı. Kürtler, Aleviler, laikler, solcular, gazeteciler, akademisyenler ya da irtibatlı olduğum barışçı bir insani hareket olan Hizmet camiası katılımcıları dahil 300 bin’den fazla Türkiye vatandaşının hayatı gözaltılar, tutuklamalar, işten çıkarmalar ve başka yollarla mahvedildi.

Darbe teşebbüsü ortaya çıktığında onu şiddetle kınadım ve bana isnat edilmesini net bir dille reddettim. Ayrıca, darbeye katılanların ideallerime ihanet etmiş olduklarını ifade ettim. Yine de delil olmaksızın, Erdoğan beni 5 bin mil uzaktan darbeyi planlamakla suçladı.

Ertesi gün hükümet, bir bankada hesap açmaları, bir okulda öğretmenlik yapmaları veya bir gazeteye haber yapmaları gibi sebeplerle Hizmet’le irtibatlandırdıkları binlerce kişinin listelerini hazırladı. Bu tür bir irtibat sanki suçmuş gibi muamele yaptılar ve bu insanların hayatlarını karartmaya başladılar. Listelerinde, aylarca evvel vefat etmiş isimler ve o sırada NATO’nun Avrupa’daki karargahında görev yapan isimler vardı. Uluslararası gözlemciler tarafından birçok kaçırma, gözaltında işkence ve ölüm vakaları rapor edildi. Erdoğan hükümeti, başka ülkelerde de masum insanları takibe aldı. Mesela, Malezya’ya aralarında 15 senedir orada görev yapan bir okul müdürü dahil olmak üzere üç Hizmet sempatizanını sınır dışı etmesi için baskı yaptılar ki bu kişilerin Türkiye’ye iade edildiğinde hapis ve muhtemelen işkenceyle karşılaşacaklarını söylemek kehanet olmayacaktır.

Nisan ayında cumhurbaşkanı, ciddi usulsüzlük iddialarının gündeme geldiği bir referandumu az farkla kazanarak devletin üç kolunu da kontrol etmesini sağlayan bir başkanlık sistemi kurdu. Aslında tasfiye ve yolsuzlukla bu güçleri zaten büyük ölçüde elinde tutuyordu. Otoriterlik girdabınının bu yeni aşamasında Türk halkı için ciddi endişeler taşıyorum.

Halbuki böyle başlamamışlardı. AKP 2002 yılında, Avrupa Birliği üyeliği hedefine matuf demokratik reformlar vaat ederek iktidara geldi. Fakat zaman geçtikçe Erdoğan giderek muhalif düşünceye karşı tahammülsüz hale gelmeye başladı. Birçok medya organının devletin denetleme kurumları vasıtasıyla kendi yandaşlarına intikalini sağladı. 2013 yazında Gezi parkı eylemlerini şiddetle bastırdı. Kabine üyelerinin adları Aralık ayında büyük çaplı bir rüşvet soruşturmasına karışınca, yargıyı ve medyayı boyunduruk altına alarak karşılık verdi. Geçen yıl 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen “geçici” olağanüstü hal hala yürürlükte. Uluslararası Af Örgütü dünyada hapsedilen tüm gazetecilerin üçte birinin Türkiye hapislerinde olduğunu rapor etti.

Erdoğan’ın kendi halkına zulmetmesi artık sadece bir içişleri meselesi olmaktan çıkmıştır. Sivil toplum, gazeteci, akademisyen ve Kürt vatandaşlara karşı sürmekte olan zulüm ülkenin uzun vadede istikrarını tehdit eder hale gelmiştir. Toplumda hali hazırda AKP rejimi etrafında derin bir kutuplaşma meydana gelmiştir. Türkiye’nin şiddeti meşru gören radikallere kucak acarken Kürt vatandaşlarını ümitsizliğe sevk eden diktatöryel bir rejim haline gelmesi Orta Doğu güvenliği için bir kabus olacaktır.

Türkiye halkının demokrasilerini tekrar ayağa kaldırmak için Avrupalı müttefikleri ve ABD’nin desteklerine ihtiyaçları var. Türkiye 1950’de NATO’ya girebilmek için gerçek manada çok partili seçimleri başlattı. NATO, üyeliğinin gereği olarak Türkiye’nin ittifakın demokratik normlarına sadik kalmasını talep edebilir ve etmelidir.

Türkiye’nin demokrasi yolunda yaşadığı geriye gidişi tersine çevirmek için iki önemli konuda girişime ihtiyaç var.

Birincisi, toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla, uluslararası hukuki ve insani normları gözetecek şekilde ve batinin başarılı uzun vadeli demokrasilerinden alınan derslerden istifade edilen demokratik bir süreçle yeni bir sivil anayasa geliştirilmelidir.

İkincisi, demokratik ve çoğulcu değerleri tartışan ve kritik düşünmeyi teşvik eden bir eğitim müfredatı geliştirilmelidir. Her öğrenci, devlet gücünün bireysel haklarla dengelenmesinin, güçler ayrımının, bağımsız yargının, özgür basının önemini, aşırı milliyetçilik, dinin siyasallaştırılması ve devletin ya da herhangi bir liderinin kutsallaştırılmasının tehlikelerini öğrenmelidir.

Fakat, bunlar yapılmadan evvel Türk hükümetinin kendi halkına yönelik baskı ve hak ihlallerine son vermesi ve mağdur edilen vatandaşların haklarını telafi etmesi gerekiyor.

İhtimal, Türkiye’nin dünyada parmakla gösterilen bir demokrasi haline geldiğini görmeye ömrüm vefa etmeyecek ama niyazım odur ki şu an içinde bulunduğu otoriterlik girdabından çok geç olmadan kurtulsun.”

Washington Post


Kategori Dünya

ABD Başkanı Donald Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn istifa etti. Beyaz Saray Başkan Trump'ın bu göreve geçici olarak emekli General Joseph Kellogg’u atadığını bildirdi.

Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atanan 58 yaşındaki emekli General Michael Flynn, "Fethullah Gülen'in iade edilmesi gerektiği" düşüncesini savunduğu makalesi ile Türkiye kamuoyunun gündemine gelmişti.

Ancak, Flynn’ın Rusya’nın Washington Büyükelçisi Sergey Kislyak ile geçen aralık ayında yaptığı bir telefon görüşmesinde Rusya’ya karşı uygulanan yaptırımlar konusunda görüştüğü ve daha sonra başta Başkan Yardımcısı Mike Pence olmak üzere bazı yetkililere bu konuda yanlış bilgi aktardığı iddia ediliyor.   

Flynn‘ın Rus Büyükelçisi ile yaptığı görüşmelerle gündemdeydi. Beyaz Saray Flynn’in Rus Büyükelçisi ile bağlantı içinde olduğunu doğruladı.

Flynn istifa dilekçesinde istemeden yanlış bilgi aktardığını ve tüm kariyeri boyunca onurlu ve doğru tavır aldığını belirtti. Michael Flynn sürekli olarak Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesinden ve IŞİD’e karşı ortaklaşa mücadeleden yana tavır aldığını da açıkladı. Başkan Trump 2016 yılının Şubat ayında Flynn’i güvenlik danışmanı olarak atamıştı.   

Başkan Trump’ın seçim kampanyaları sırasında da Michael Flynn’ın Rusya ile yakın ilişkiler içinde olması ABD’deki bazı çevrelerde şaşkınlık yaratmıştı. Flynn 2015 yılının sonunda Russia Today adlı Rus devlet televizyonunun yıldönümü kutlamasına katılmış ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in yanında görüntülenmişti.

Flynn, siyasetteki bazı aşırı görüşleri ve İslam karşıtlığı nedeniyle sürekli eleştirilere maruz kalmıştı.

Beyaz Saray‘dan yapılan açıklamada Flynn'in yerine geçici olarak 72 yaşındaki eski Vietnam gazisi emekli General Keith Kellogg'un atandığını bildirdi. Kellogg daha önce Trump'ın geçici hükümet kadrosunda da yer almıştı.

UKRAYNA HABER


Kategori Dünya

Fethullah Gülen’e ve Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik MİT, derin gruplar ve mafya eliyle suikast hazırlıklarına ilişkin iddialar netleşiyor.

Twitter'da yaklaşık 50 bin takipçisi olan fenomen Taner Özsoy, AKP'li vekillerin yurtdışında muhalif gurbetçileri fişleyerek katledilmeleri için çalışma yaptıklarını açıkladı.

İktidara yakın kaynaklardan edindiği bilgileri paylaşan, Taner Özsoy, özellikle Ukrayna'da mafya usulü ile katliam yapacakları iddiası sonrasında hesabına iktidara yakın hacker tarafından ele geçirilmesi dikkat çekti.

Taner Özsoy ismini kullanan kişinin @gidinbasimdan hesabından 3 gün önce; "Cemaat mensupları, Ak vekillerin ülke ülke dolaşıp gurbetçilerin fişleme raporu aldığını ve sizleri öldürmeyi düşündüğünü biliyor mu?" ve "Ukrayna'da ise PKK'ya yakın bir mafya ile anlaşma yolundan. Katliam için. sorun değil ya, özür dileyince geçiyormuş." iddialarını paylaşmıştı.

İKTİDAR SON İKİ PAYLAŞIMDAN MI KORKTU?
Daha değişik istihbarat bilgileri vermeye hazırlanan hesap dün Erdoğan Rejimine yakın bir gurup tarafından ele geçirildi. Taner Özsoy'un profil resmi yerine Reisicumhur R. T. Erdoğan'ın resmi konulan hesaptaki son twit ise, "Bu hesaba Türk Milleti adına el konuşmuştur." oldu. Bu söylem ise son dönemde muhalif şirketlere, Hizmet Hareketi gönüllülerinin mallarına el koyan iktidarın yaklaşımını hatırlattı.

Taner Özsoy isimli kullanıcı son paylaşımlarda bazı iktidardaki bazı kişilerin Direkt Mesajlarına atıfta bulunmuştu.



MİT VE TÜRK MAFYASI DA DEVREDE
15 Temmuz’dan önce başlayan ve tuzaklanmış darbe teşebbüsü ile daha da hızlandırılan yurt dışı operasyonları için Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT)'in yanı sıra Türk mafyası da devrede.

17-25 Aralık’ta suçüstü yakalanan ve Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk ve rüşvet suçuna bulaşan iktidar sahipleri ilk iş olarak mafya ile anlaşmayı tercih etti. Ergenekon sanıkları tek tek serbest bırakılarak yeniden faili meçhul cinayetlerin yolunu açanlar, Türkiye’deki bazı mafya liderlerini hapishaneden çıkardı. Bazılarına da hapisten çıkarma sözü verdi.



“OLUK OLUK KANLARI AKACAK”
Erdoğan’ın ellerine kapanarak özgürlüğüne kavuşan ‘mafya babası’ Sedat Peker, Erdoğan'ın doğduğu Rize şehrinin meydanlarında, “Oluk oluk kanları akacak” demiş ve muhalifleri tehdit etmişti.


 

Otobüs işletmeleri yaparken pervasızca adam öldüren ve mahkemece mahkûm edilmesine rağmen Galip Öztürk’ün serbest bırakılması ve ülkeye dönüşünün de önü açıldı. Öztürk'e ‘Cemaat aleyhine şahitlik yapma’ karşılığında serbest bırakılma sözü verildiği belirtildi. Cinayet davasından paçayı sıyıran Gürcistan'dan, Türkiye'ye giriş yapan Öztürk de kendisine verilecek emirleri bekliyor.

HEPSİ BULUNMUŞ OLDUKLARI ÜLKELERDE TOPRAĞA GÖMÜLÜR"
Çok sayıda cinayet ve suç örgütü yönetmek nedeniyle cezaevinde bulunan Mafya Lideri Alaattin Çakıcı'nın, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a yazdığı mektupla yurtdışında Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketi gönüllülerine suikast düzenleyebileceğini ilan etti.

Alaattin Çakıcı, Fethullah Gülen için Amerika’dan talepte bulunulmamasını isteyerek, Gülen ve diğer hareket mensupları için yaptırmayı planladığı suikastla ilgili “Bu aziz milletin içerisinde öyle fedailer var ki Feto’yu belki bu ülkeye getiremezler ama onu Pensilvanya’da toprağa gömerler. Kendileri de bu kutlu dava için orada seve seve ölürler. Dünyanın neresinde üst düzey 'FETO' üyesi var olursa olsun istenildikten sonra hepsi bulunmuş oldukları ülkelerde toprağa gömülür. Millete hizmetin mükafatı devlet katında değil Allah katındadır” dedi.

ARANAN SUİKASTÇİ
Çakıcı’nın Gülen’e suikast için gönüllü olması ve Adalet Bakanı’na doğrudan mektup yazacak cesaretinin kaynağı ise yandaş medyanın diğer kalemlerinin yaptığı açık suikast çağrıları.

 

 

AKP yanlısı medyanın etkin kalemlerinden Fatih Tezcan, devletin Gülen’e suikast düzenleyecek “bir kişi” hazırladığını belirtmiş, ve “Bunu hasetten söylemiyorum net olarak söylüyorum, Fethullah Gülen denen kişi öldürülecektir” demişti.

MİT'E YURTDIŞINDA SUİKAST YETKİSİ
Vatan Gazetesi ise MİT’e yurt dışında suikast yetkisi verildiğini ve bu yetkinin Cemaatle mücadelede kullanılabileceğini haberleştirmişti.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Avrupa ülkelerindeki faaliyetleri tartışılmaya başlanan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) ölüm ve suikast yetkisiyle hareket edeceği, ülkeden firar eden askerlerin peşinde olduğu ileri sürüldü.

Yunan Proto Thema gazetesi eski CIA ajanlarına dayanarak verdiği haberde MİT’in, kaçak askerleri FETÖ’cü diye dünyanın dört bir yanında yakalamak için suikast emri verildi. MİT’in de 1972 Münih Olimpiyatları’nda öldürülen İsrailli atletlerin intikamını almak için başlattığı Gideon’un Kılıcı operasyonu benzeri bir operasyona başladığını yazdı.

SUİKAST İZNİ MEVCUT
Yunan gazetesine göre, benzer bir operasyon için düğmeye basan MİT, ajanlarını Avrupa ve dünyanın dört yanına gizli kimliklerle gönderdi. Bu kişilere, firari FETÖ’cü askerleri bulup kaçırma ve gerekirse öldürme yetkisi verildi.

İddiaya göre, MİT ekipleri otonom olarak hareket edecek, emirleri yerine getirme yetkileri olacak. Tespit edilmemek için birbirleriyle temas kurmaları da yasak. Hedef tespit edildiğinde Türkiye’ye transferi mümkün değilse hedef kişilere suikast düzenlenme izni verildiği ileri sürüldü.

DER SPİEGEL: PARİS CİNAYETLERİNİN ARDINDA MİT VARDI
Alman Der Spiegel dergisi, Fransa’nın başkenti Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde PKK üyesi Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in öldürülmesinde Türk istihbarat örgütünün rol aldığını ileri sürdü.

9 Ocak 2013’te Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şöylemez’in öldürülmesinde Türk istihbarat örgütünün rol aldığı ileri sürüldü. Alman Der Spiegel dergisi, Paris’teki soruşturma kaynaklarına dayandırarak verdiği haberde cinayeti işleyen Ömer Güney’in MİT’ten destek aldığı, ancak cinayeti bağlı bulunduğu MİT’in emriyle mi yoksa kendi başına mı gerçekleştirdiğinin araştırıldığını yazmıştı.

MİT’E “STASİ” BENZETMESİ
Almanya’daki MİT muhbirleri haberi İngiliz gazetelerinde de geniş yer buldu. Times gazetesi konuyla ilgili haberinde MİT’i, eski Doğu Almanya’nın güvenlik ve istihbarat birimi Stasi’ye benzetti. Haberde “Geçen yıl Almanya’da ortaya çıkan belgeler, casus ağının Türkiye’ye pahalıya patlamadığını, birçok muhbirin sadece Erdoğan’a bağlılıkları nedeniyle gönüllü olarak çalıştığını gösteriyor” denildi. Financial Times’in haberinde ise Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ofisinin, parlamento komitesine gerekli bilgileri vereceğini de belirtti.

MİT MALEZYA'DA ADAM KAÇIRDI!
Türk istihbaratı Malezya'da Gülen bağlantılı 3 eğitim gönüllüsünü zorla kaçırmış devlet eliyle insan kaçakçılığına imza atmıştı.

Uluslararası yalanlarıyla dikkat çeken Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise "Biz de onların peşini bırakmayacağız ve bunun hesabını içeride ve dışarıda soracağız. Dün akşam bize (Malezya'dan) teslim edilen üç kişi de bu kapsamda teslim edilmiştir. Birçok ülkeyle bu çalışmalarımız devam ediyor." dedi.

Kısa süre sonra hadisenin hukuki temellere dayanan bir teslim etme hadisesi olmadığı açıkça adam kaçırma vakası olduğu anlaşılmıştı.

ÇAVUŞOĞLU'NUN İTT YALANI!
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın yalanla anılmasına sebep olan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İTT) Hizmet Hareketi’ni terörist ilan ettiğini" açıkladı ancak söz konusu toplantıda Hizmet Hareketi hatta Türkiye ile ilgili hiçbir karar alınmadığı ortaya çıktı.

AKP hükümeti, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) Özbekistan’ın başkentinde gerçekleşen dışişleri bakanları konseyinin 43. toplantısına Hizmet Hareketi’nin terör örgütleri listesine alınmasını öneren bir teklif sundu. Ancak daha önceden olduğu gibi Mısır Dışişleri, teklifin siyasi amaçlar taşıdığı ve kanuni sürecin devam ettiği gerekçesiyle açık bir şekilde itiraz etti.

Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, on milyonlarca dolar lobi masrafı yapmalarına rağmen Hizmet Hareketi’nin terörist bir hareket olduğunu dünyaya kabul ettirme çabaları sonuçsuz kalıyor. Türk medyası da iktidarın gerçeği yansıtmayan propagandasını sürdürmeye devam ediyor.

BAKAN ZEYBEKÇİ: "HEPSİNİ İDAM EDECEĞİZ"
Yurt içinde Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik "toptan ölüm" ve "işkence" emri veren TC Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci,  son dönemde"17-20 bin civarındaki ihracatçımızın emrine bu ülkeyi temsil eden o imtiyazlı yeşil pasaportu vereceğiz" demesi dikkat çekti.

Yurt içinde "işkence" ve "toplu katliamı" öven Bakan Zeybekçi'nin asıl maksadının "İmtiyazlı yeşil" pasaportlar ile "yurtiçindeki sorunları yurtdışına taşımak" mı için yoksa "ekonomi" mi olduğu anlaşılamadı.


YEŞİL PASAPORTLA GELECEKLER!

İhracatçılara "yeşil pasaport" verilmesine yönelik son gelişmeleri de aktaran Zeybekci, şunları kaydetti:
"En son kararlardan bir tanesi, kanunu da çıktı, şu anda yönetmeliğini de Ekonomi Bakanlığı'nda bitirdik. Yaklaşık olarak 17-20 bin civarındaki ihracatçımızın emrine bu ülkeyi temsil eden o imtiyazlı yeşil pasaportu vereceğiz. Bizim başka ülkemiz yok. Bizim başka Türkiye’miz yok. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum."

"İmtiyazlı yeşil pasaport" alacak kişilerin hangi kriterlere göre seçileceği de belirsizliğini koruyor.

"GEBERTİN BİZİ DİYE YALVARACAKLAR"
Zeybekçi, Türkiye'nin Uşak şehrinde darbeye karşı devam eden 17. demokrasi nöbetine katılanlara hitaben yaptığı konuşmada Hizmet Hareketi'ne gönül verenlere nefretini kustu. "Gebertin bizi diye yalvaracaklar" diyen Zeybekçi'nin konuşması gözaltında ölen öğretmeni, nerede beli olmayan kayıp ev hanımlara neler olduğuna ışık tuttu.

Darbe ve terör bahanesiyle gözaltına alınan, mallarına el konulan, aile fertleri rehin alınan şantaj, tehdit ve iftiraları devletin zirvesine taşıyan ve nefret sözlemi ile dikkat çeken Zeybekçi, Hitler ve Stalin gibi metotlarla Hizmet Hareketi'ne gönül verenlerin işkence yaparak toplu şekilde öldüreceklerini söyledi.

Meydanı dolduran kalabalık vatandaş grubundan gelen 'İDAM' sloganlarıyla coşan Bakan Zeybekçi şöyle konuştu:
"Ama şöyle bir şey var, gebersek de kurtulsak derler ya bazıları, bunları öyle bir cezalandıracağız ki bırak idamı, gebersek de kurtulsak diye yalvaracak bunlar. Bunları yalvartacağız. Bunları öyle deliklere tıkacağız ki, öyle deliklerde cezasını çekecekler ki, bunlar bir daha o Allah'ın güneşini nefes aldıkça görmeyecekler. Güneş yüzü görmeyecekler. Bir daha insan sesi duymayacaklar. Gebertin bizi diye yalvaracaklar. Gebertin bizi diye. İdamdan da beter olurlar, Cumhurbaşkanımızın dediği gibi, 'Millet ne derse o'. Benim kalbimden ve gönlümden geçende odur. Ama şunu da unutmayın. Bunların topunu idam (SOYKIRIM) etseniz de yüreğim soğumaz. 250 şehidimiz geri gelmez. Bugüne kadar evlatlarımızı şehit eden bu hainler, aynı maşa şunu da unutmayın, hukuk idam kararı çıkardığınız zaman geriye doğru işlemiyor. Ama şunu unutmayın bu hainlerden hesap sormak bizim milletimize boynumuzun borcudur. O deliklerde geberelim de kurtulalım diye yalvartacağız bunları bundan emin olun. Yalvartacağız."

UKRAYNA HABER

Kategori Gündem

Reisicumhur Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı İsmail Kahraman ve Başvekil Binali Yıldırım, Türkiye'yi ziyaret eden, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'den, ABD'de ikamet Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi'nin kendilerine iade edilmesini istedi.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki görüşmenin ardından Reisicumhur Erdoğan ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Bütün üst düzey görüşmelerinden Türkiye'yi yöneten liderlere hukuk dersi vererek, Amerika'da güçler ayrılığı olduğunu, yasama, yürütme ve yargının bağımsız çalıştığını anlatan Joe Biden, "Bunu siz anlamazsınız Amerika hukuk devletidir." dedi.

"DARBE TEŞEBBÜSÜYLE İLGİLİ HİÇBİR DELİL GÖSTERİLMEDİ"

Toplantıda konuşan Biden şöyle konuştu:

"Bizim yasalarımız iade edilecek bir kişinin durumunu mahkemeler tarafından iade edilmesi için yeterli neden gerekiyor. Bizim adli sistemimiz; Türkiye'den, Fransa'dan, Almanya'dan farklıdır. Bu bizim sistemimiz. Biz 225 yıldan beri bu yasaya uyuyoruz. Hiçbir şey bunu değiştiremez. Bu ne kadar sürer? Sizin tespit edeceğiniz delillere bağlıdır. Düne kadar bu darbe teşebbüsüyle ilgili hiçbir delil gösterilmedi. ABD'de mahkemeye gidip bu adam kötüdür diyemezsiniz. Bu adam şu suçu işlemiştir diyebilirsiniz. Delilleri toplayacağız ve onun suçlanması için delilleri bulmamız lazım. Ya da makul bir neden bulmamız gerekiyor. Müttefikimizin demokrasisine saldıran bir kişiyi korumak için hiçbir neden yok. Biz sadece yasalara uyuyoruz."

"İLK KEZ BÖYLE BİR DURUM İÇİN BU KADAR ZAMAN HARCIYORUZ"

Biden şöyle devam etti,

"Biz konuşurken benim uzman heyetim Ankara'da Türk meslektaşlarıyla durumu değerlendiriyorlar ve belgeleri topluyorlar. Türkiye'nin Gülen'in teslim edilmesiyle ilgili olan talebini, suçluların iadesi anlaşmamıza uygun olarak belgeleri topluyorlar. Biz bu konuda diğer suçluların iadesi konusunda çalıştığımızdan daha fazla çalışıyoruz. Ve ilk kez böyle bir durum için bu kadar zaman harcıyoruz. Mahkemenin standartlarına uygun olacak yeterli bilgileri toplamaya çalışıyoruz. Biliyorum, benim ülkem çok güçlü bir ülkedir. Buna rağmen bizim başkanımızın suçlu iade etmesi için hiçbir yetkisi yoktur. Bunu sadece mahkeme yapabilir. Başkan bunu kendisi yapmak isterse o zaman güçlerin ayrımına aykırı hareket ettiği için görevinden alınır."

CUMHURBAŞKANI VE HALK BİLSİN Kİ... BUSH DA GÜLEN'İ GÖNDERMEYİ DENEDİ...

Biden: "Sayın Cumhurbaşkanı sizin halkınız da bilmelidir ki, bizim Gülen'i korumak gibi bir niyetimiz yoktur. Hatırladığınız gibi Gülen, Bush hükümetinden ülkede oturma hakkı istediği zaman Bush hükümeti bunu kabul etmedi. Ancak o mahkemeye gitti ve mahkeme devlet başkanın kararını reddetti. Dolayısıyla Gülen'in durumu bağımsız federal mahkeme tarafından değerlendirilecek. Bu işlem biraz zaman alıyor. Ancak biz Türk Hükümetiyle bu sürecin hızlandırılması için çalışacağız. Şunu söylemek istiyorum ki Türkiye'nin kendisine Amerika Birleşik Devletlerinden daha fazla dost olan başka bir ülke daha yoktur" şeklinde konuştu.

"BİZ HUKUK ÜLKESİYİZ"

Türkiye'nin ısrarla devam eden Fethullah Gülen'in iade talebiyle ilgili açıklamalarda bulunan Biden, "Amerika'da basit bir deyim var, biz hukuk ülkesiyiz, Anayasa'mıza bağlıyız. Bizim Anayasamız ve yasalarımız iade edilecek bir kişi için yeterli delil olması gerektiğini söylüyor. Bu sizin tespit edeceğiniz delillere bağlıdır. Düne kadar bu darbe teşebbüsüne ilişkin bir delil gösterilmemişti. Biz şimdi sayın Cumhurbaşkanı ile çalışarak delilleri toplayacağız ve onun suçlanması için, onun bunu yapmış olabileceğini gösterecek delilleri bulmamız lazım. Türkiye'nin ve bizim bulabileceğimiz herhangi bir delili kullanmamız gerekiyor." diye konuştu.

"MÜTTEFİKİMİZE ZARAR VEREN BİR KİŞİYİ KORUMA NİYETİMİZ YOK"

Binali Yıldırım'a hitaben ise Biden, "Sayın Başbakan; anlıyorum. Hükümetinizin ve Türk halkının onun hakkında çok yoğun hisleri var. Biz iş birliği yapıyoruz. Biz Türkiye yetkilileriyle iş birliği yapıyoruz. Bizim hukuk uzmanlarımız şu anda Türk meslektaşlarıyla birlikte çalışıyor. Onlar delilleri ve ellerindeki belgeleri inceliyorlar. Amerikan Mahkemelerine bunların takdim edilmesi lazım ve bizim yasalarımız ve suçluların teslimi anlaşmasına göre bu belgelerin hazırlanması lazım. Bu şekilde Gülen'i teslim edebiliriz. Bunu yapmaya devam edeceğiz. İlave bilgiler aldıkça bunları işleme koyacağız. Bizim hiçbir şekilde herhangi bir kişiyi korumak özellikle bir müttefikimize zarar veren bir kişiyi koruma niyetimiz yoktur. Ama bizim yasalarımıza uyma mecburiyetimiz vardır. Biz bütün delilleri göz önünde bulundurarak, Amerikan Mahkemesi'ne başvuracağız. adalet bu şekilde çalışıyor." dedi.

ukraynahaber

Kategori Türkiye

Ukrayna'da "kanal24" tarafından, Türkiye'deki darbe girişiminin arkasında kimin olduğuna ilişkin yapılan ankete katılan 50 bin 384 Ukraynalının yüzde 82'si darbenin arkasında son dönemde yeninden dost olan Reisicumhur Recep T. Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin olduğu konusunda hem fikir.

Bu hain darbe girişiminin başlamasından hemen 20 dakika sonra, daha olayın failleri dahi ortaya çıkmadan Erdoğan'ın, ABD'de yaşayan dünyanın önde gelen entelektüellerinden, yazar, alim ve vaiz Hizmet Hareketi'nin kurucusu  muhterem Muhammed Fethullah Gülen Hocaefendi'nin suçlanmış olmasına rağmen ankete katılan Ukraynalılardan biri dahi "bu iddiaya" inanmadı.

Daha da ileri giden Erdoğan'ın 9 Ağustos'ta Putin ile görüşmesinde Fethullah Gülen'in Rus uçağını düşürerek Rusya ile Türkiye ilişkilerini bozduğuna işaret etmişti.

50.384 kişinin katıldığı anket sonuçları 15 Ağustos 2016 saat 00:800 itibariyle şöyle:

Ukraynalıların yüzde 82'si darbe girişiminin: Kremlin ile Erdoğan'ın reytinglerini arttırmak için kendisi yaptığına inanıyor.

Ukraynalıların yüzde 13'ü, Erdoğan'ın nefret politikasından bıkan halk yaptı diyor.

Ankete katılan Ukraynalıların yüzde 5'i, ise herhangi bir yorum yapmaması dikkat çekti.

ukraynahaber

Kategori Gündem

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, CNN Türk'te Hakan Çelik'in programında önce 14 Ağustos’ta ABD desteğiyle Marmara’da büyük bir deprem olacağını söyledi itibar görmeyince, çıtayı iyice yükselterek Fethullah Gülen'in 'darbe girişimini cinler vasıtasıyla yaptığı'nı iddia etti.

Türk halkının ülkenin başkentini emanet ettiği isim: Gökçek, 15 Temmuz darbe girişimi başta olmak üzere birçok olayı cinlerle yaptığını savunmuş “Size çok komik gelecek ama bunu enterasan bir metotla yapıyor. Üç harflilerle yapıyor. Herkes bundan sonra biraz da onu tartışsın. İnsanları cinlerle esir alıyor. Bakın etrafımızda birçok insanın belli konularda esir alındığı aşikardır. Böyle bir kabiliyeti var. Haşhaşiler denmesinin nedeni bu. İnsanlar büyüleniyor ve esir alınıyor. Bana da getirdiler verdiler bir dönemde. Onun (Fethullah Gülen) böyle ufak altın şeyi var. Altın değil de değerli bir metali var ondan dağıtırlar. Derler ki ‘bu üzerinde olduğu takdirde sen her şeyden korunursun.’ Bir de cevşeni var. içinde de belli bir takım formüller vardır. Bunlarla insanları etkileyip esir alıyor” demişti.

"Oy kullanan cinlerin etkisiyle" olsa gerek daha önce Fethullah Gülen hakkında övgü dolu sözler sarf eden Melih Gökçek'in "cinlerin etkisinden" nasıl kurtulduğu da merak konusu oldu...

ukraynahaber

Kategori Türkiye

Fethullah Gülen Hocaefendi, Fransız gazetesi Le Monde için bir yazı kaleme aldı. Gazete, takdiminde Hocaefendi için Entelektüel, vaiz ve Hizmet Hareketi'nin kurucusu ifadelerini kullanırken ‘Hakkımdaki suçlamalar ispatlanırsa Türkiye’ye dönmeye hazırım’ başlıklı yazıyı okuyucularına ulaştırdı.

İşte o yazı…
***
Türkiye, 15 Temmuz gecesi gerçekleşen darbe teşebbüsüyle yakın tarihinin en büyük faciasını yaşadı, bir uçurumun eşiğinden döndü. O gece yaşananlara en ağır bir dille terör darbesi denebilir. Artık askeri müdahalelerin geçmişte kaldığını düşünen Türk toplumunun bütün kesimleri darbe teşebbüsüne karşı ortak tavır sergileyerek demokrasinin yanında olduklarını gösterdi. Ben de teşebbüs devam ederken açık ve net bir dille darbeyi lanetledim.
Bu hain darbe girişiminin başlamasından hemen 20 dakika sonra, olayın failleri dahi ortaya çıkmadan Sayın Erdoğan şahsımı suçlamıştır. Daha hadisenin detayları ortaya çıkmadan, kimin neden yaptığı bilinmeden bu kadar hızlı bir şekilde suçlunun ilan edilmesi düşündürücüdür. Son 50 yıldır pek çok askeri darbeden mustarip olmuş biri olarak böyle bir girişimle ilişkilendirilmek benim için rencide edicidir. Bu suçlamaları kesinlikle reddediyorum.

17 yıldır kendi irademle ABD’de küçük bir köyde münzevi bir hayat yaşıyorum.
Benim, dünyanın 8. büyük ordusunu 10,000 km uzaktan kendi hükümetine karşı darbe yapmaya ikna ettiğim iddiası inandırıcılıktan uzak bir iftiradır ve nitekim dünya kamuoyunda kabul görmemiştir.

DARBECİLERİ ALLAH’A HAVALE EDİYORUM

Eğer darbeci cuntaya katılanlar arasında kendisini Hizmet Hareketi sempatizanı olarak tanımlayan askerler var ise, bana göre o insanlar kendi vatandaşlarının hayatını kaybettiği bir girişimde yer alarak ülkesinin birlik ve bütünlüğüne ihanet etmiş, hayatım boyunca savunduğum değerleri çiğnemiş ve yüz binlerce masum insanın da mağdur olmasına yol açmıştır.

Ordunun bir kesimindeki müdahaleci kültürden etkilenip bu reflekslerini hizmet değerlerinin önüne koymuş olanlar varsa, ki zannetmiyorum, onların hataları tüm harekete mal edilemez. Onları Allah’a havale ediyorum.

Ben dahil hiç kimse hukukun üstünde değildir.
Bu darbenin mesullerinin, hangi kesimden olurlarsa olsunlar, adil bir hukuki süreçten geçerek hak ettikleri cezaları almalarını arzu ediyorum.

ULUSLARARASI KOMİSYON KURULSUN


Türkiye’de yargı sistemi Ekim 2014’den itibaren siyasi vesayet altına alındığı için adil bir yargılama ihtimali zayıftır.
O yüzden bu mevzuda uluslararası bir komisyonun kurulmasını ve bu komisyonun varacağı sonuca gönül rızasıyla uyacağımı defaatle beyan ettim.

BU HAREKET SOKAĞA İNMEZ

Bu hareketin katılımcıları 50 yıllık geçmişi boyunca tek bir şiddet eylemine bulaşmamış, son 3 yılda Erdoğan’ın açıkça kullandığı ifadeyle söylemek gerekirse “cadı avı”na maruz kalmış olmalarına rağmen sokağa inmemiş, güvenlik güçlerine karşı gelmemişlerdir.
3 yıldır sistematik bir nefret kampanyası ve devlet zulmü altında inim inim inleyen Hizmet hareketi, kanunların belirlediği sınırlara riayet ederek meşru müdafaasını yapmış ve haklarını sadece hukuki yollardan aramıştır.
3 yıldır, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş şekilde, devletin bütün güvenlik ve yargı güçleri, benim yönettiğimi iddia ettikleri “paralel devlet”i ortaya çıkarmak için harekete geçirilmiştir.

TEK BİR DELİL DAHİ BULUNAMADI

Hükümet 2013’deki yolsuzluk soruşturmalarını da bürokrasideki sempatizanlarım tarafından organize edilmiş bir darbe girişimi olarak nitelemiş ama bu geçen sürede 4000 kişi tutuklanmasına, on binlerce insanın mesleğinden atılmasına, yüzlerce kurum ve şirkete hukuksuz şekilde el konulmasına rağmen bu iddiaları ispatlayan tek bir delil dahi bulunamadı.
2013 Mayıs’ında benimle görüşme ihtimalini gökten yağacak nimete benzeten dönemin başbakanı, yolsuzluk soruşturması sonrasında meydanlarda bu hareketin katılımcıları hakkında haşhaşiden, kan emici vampire varan terimleri içeren bir nefret dili kullanmaya başladı.


YAPILANLARIN HOLODOMORDAN FARKI YOK!

15 Temmuz hain darbe teşebbüsünden sonra bu taarruz daha da dayanılmaz hal almıştır. Türk Hükumeti, beni ve Hizmet sempatizanlarını sistematik bir şekilde “virüs ve temizlenmesi gereken kanser hücresi” tabirleriyle tasvir ediyor. Bu hareketin teşvik ettiği kurumlara, derneklere bir dönem bir şekilde destek olmuş yüz binlerce insan, insan-dışı varlıklar gibi gösteriliyor. Bu insanların mal varlıklarına el konuluyor, banka hesapları donduruluyor ve pasaportları iptal edilerek yurtdışına çıkmalarına mani olunuyor.
Yüz binlerce aile korkunç bir cadı avının neticesi olarak ağır bir insanlık dramı yaşamaktadır. 90000’e yakın insan mesleklerinden atıldığı ve bunların içinde 21000 öğretmenin lisanslarının iptal edildiği basına yansıdı.

Mesleğini icra edemeyen ve yurt dışına çıkmaktan da men edilen bu insanların ailelerini hükümet açlığa mı terk edecek? Bunun Avrupa tarihindeki soykırım öncesi uygulamalardan ne farkı vardır?

SİVİL BİR OTOKRATİK REJİM...

Türkiye’nin bütün askeri darbelerini gördüm ve tüm Türk halkı gibi hepsinde büyük mağduriyetler yaşadım. 12 Mart 1971 darbesinden sonra cunta yönetiminin kararıyla hapse atıldım. 12 Eylül 1980 darbesinde hakkımda tutuklama kararı çıktı ve 6 yıl kaçak yaşadım. 28 Şubat 1997 askeri darbesinin ardından hakkımda “tek kişilik silahsız terör örgütü” suçlamasıyla dava açıldı ve idam cezası istendi.
Askeri baskı dönemlerinde 3 kez “terör örgütü liderliği” suçlamasıyla dava açıldı. Tüm bu davalardan beraat ettim. Dün, otoriter anlayışa sahip askeri yönetimler tarafından hedef alınırken, bugün çok daha hukuksuz bir şekilde sivil bir otokratik rejim tarafından aynı suçlamalara maruz kalıyorum.

SİYASAL İSLAM’A HEP MESAFELİ DURDUM

Ben geçmişte Sayın Turgut Özal, Sayın Süleyman Demirel ve Sayın Bülent Ecevit gibi değişik siyasi görüşlere sahip liderlerle dostane ilişkiler kurdum, doğru icraatlarını gönülden destekledim. Onlardan, özellikle Hizmet hareketinin eğitim ve toplumsal barışa katkılarından ötürü hürmet gördüm.
Siyasal İslam’a hep mesafeli durduğum halde Erdoğan ve AKP liderlerini de iktidarlarının ilk döneminde yaptıkları demokratik reformlardan dolayı takdir ettim.
Ancak, hayatımın her döneminde ordunun siyasete müdahalesine, askeri darbelere karşı oldum. 22 sene önce “Demokrasiden ve laiklikten geri dönüş yok.” dediğim için o dönem bu değerlere karşı çıkan bugünün iktidarına yakın siyasal İslamcı çevreler tarafından hakaretlere maruz kalmıştım. Dün olduğu gibi bugün de aynı sözlerimin arkasındayım.

DEMOKRASİ VE EVRENSEL İNSANİ DEĞERLERİ İŞLEDİM

40 yıldır yazdığım makaleler ve verdiğim vaazlara binaen neşredilen 70’den fazla kitabım meydandadır. Bunlarda darbe düşüncesine geçit veren en ufak bir beyan bulunmadığı gibi tam tersine demokrasinin zeminini teşkil eden evrensel insani değerler işlenmiştir.
Türkiye’nin kurtuluşu demokratik kültürün derinleşmesi, liyakate dayalı bir devlet yönetiminin içselleştirilmesinden geçmektedir.
Ne askeri darbe, ne de otokratik bir sivil yönetim çözüm değildir.

DÜNYA KAMUOYU OLAN BİTENİ ÇOK NET GÖRÜYOR

Maalesef, muhalif medya organlarının, ya kapatıldığı ya da vesayet altına alındığı ülkede, Türk vatandaşlarının önemli bir kısmı büyük bir propaganda bombardımanı karşısında 15 Temmuz’un failinin ben olduğum yönündeki iddialara inanmıştır. Halbuki olaylara daha objektif bakabilen dünya kamuoyu, olan bitenin bir cadı avı bahanesiyle iktidardakilerin güçlerini arttırma çabası olduğunu çok net görüyor.

Tabi ki, önemli olan çoğunluğun ne düşündüğü değil, adil bir yargılama sonucu ortaya çıkacak gerçeklerdir.
Böyle ciddi bir suçlamaya maruz kalan ben ve on binlerce insan elbette adil bir yargı sürecinden geçerek adımızı temize çıkarmak, aklanmak istiyoruz.

Üzerimize atılan böyle bir şüpheyle yaşamak istemiyoruz.
Maalesef özellikle 2014’den itibaren adalet sisteminin siyasi kontrol alınması nedeniyle benim ve suçlanan Hizmet sempatizanlarının da kendilerini temize çıkarma hakkı elinden alınmıştır.

Bu nedenle Türk Hükümetine açık çağrı yapıyor ve tam bir işbirliği vaat ediyorum.
Uluslararası ve bağımsız bir komisyonun darbe girişimini araştırmasını talep ediyorum. Eğer hakkımdaki iddiaların onda birine dahi hak verirlerse, Türkiye’ye dönüp en ağır cezayı çekmeye hazırım.

DÜNYA KAMUOYU İDDİALARI NEDEN CİDDİYE ALMADI?

Bu hareketin gönüllüleri dünyanın dört bir tarafında yüzlerce hükümet, istihbarat teşkilatı, araştırmacı veya bağımsız sivil toplum aktörleri tarafından 25 yıldır takip edilmektedir ve hiç bir yasadışı faaliyete rastlanmamıştır.

Bu sebeple, pek çok ülke Türk Hükümeti’nin Hizmet hareketi hakkındaki tezlerini ciddiye almamaktadır.


Hizmet hareketinin en büyük özelliği siyasi iktidara talip olmamaları, onun yerine toplumlarının geleceğini tehdit eden ve uzun soluklu çaba gerektiren sorunlara çözüm aramalarıdır.

CAMİ VEYA KURAN KURSU DEĞİL OKUL AÇIN

İslam coğrafyasının terörle, kanla ve geri kalmışlıkla anıldığı bir dönemde, yaşadığı topluma aktif şekilde katkı sağlayan eğitimli ve diyaloga açık nesiller yetiştirmeye odaklanmışlardır. Bu coğrafyanın en büyük sorunlarının cehalet, tefrika ve fakirlik olduğuna inandığım için beni takip edenlere sürekli “cami veya kuran kursu değil okul açın” tavsiyesinde bulundum.
Hizmet hareketi katılımcıları, sadece Türkiye’de değil, Asya’dan Afrika’ya kadar dünyanın 160 ülkesinde eğitim, sağlık ve insani yardım alanında faaliyetler yürütüyor.
Bu faaliyetlerin en büyük özelliği sadece Müslümanlara değil, her dinden ve etnik kökenden insanlara aynı hizmetleri sunma çabasıdır.

Pakistan’ın en zor bölgelerinde kız liseleri açmış, iç savaşın yaşandığı dönemde Orta Afrika Cumhuriyeti’nde eğitim vermeye devam etmiştir.
Nijerya’da Boko Haram, kızları rehin alırken Hizmet katılımcıları ise kızları eğiten okullar açmışlardır.
Hem Fransa’da hem de Fransızca konuşan dünyada benim fikirlerimi paylaşan insanlara, radikal İslam anlayışını benimseyen gruplara karşı mücadele etmesini, ülkenin resmi otoritelerine bu mücadelede destek olmalarını teşvik ettim.
Bu ülkelerde yaşayan Müslümanların, içinde yaşadıkları toplumlar için artı değer üreten, problemlerle anılmak yerine, yaptıkları katkılarla gündeme gelen hür iradeli bireyler olmasını istedim.
Terör eylemleriyle İslam’ın drahşan sinesini kirleten El Kaide, IŞİD gibi örgütleri, tehditlere maruz kalma pahasına defalarca lanetledim.
Türk Hükümeti maalesef 15 Temmuz kanlı terör saldırısında hiç bir dahli olmamış, şiddete kategorik olarak karşı çıkmış bu insanları ve açtıkları okulları da dünya hükümetlerine şikayet etmektedir.
Tüm dünya hükümetlerine çağrım bu asılsız iddiaları ciddiye almamaları ve irrasyonel talepleri reddetmesidir.

Nitekim Türk Hükümetinin, Hizmet hareketini siyasi bir karar olarak terör örgütü ilan ederek kapattığı kurumlar, okullar, hastaneler ve insani yardım dernekleridir.
On binlercesini gözaltına aldığı ve tutuklattığı Hizmet gönüllüleri, öğretmen, girişimci, doktor, akademisyen veya gazetecilerdir.

Cadı avı mağduru bu yüz binlerce mağduru ne darbe destekçiliğiyle, ne de herhangi bir şiddet eylemiyle suçlayacak bir delil bulunamamıştır.
Paris’teki kültür merkezinin kundaklanarak yakılması, hasta gazetecilerin sağlık durumları gözetilmeksizin gözaltında tutulması, 35 hastanenin ve insani yardım derneği Kimse Yok Mu’nun kapatılması, aranan kişilerin yerinde bulamayınca aile mensuplarının rehine alınması, 1500 akademisyenin istifaya zorlanması gibi icraatları darbeyle ilişkilendirerek açıklamak mümkün değildir.
Öyle anlaşılıyor ki iktidar Hizmet katılımcılarını hedefliyor görünerek kendine biat etmeyen herkesi devlet kurumlarından temizlemeye çalıştığı gibi sivil toplum kuruluşlarına da gözdağı vermeye çalışmaktadır.
Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) raporlarına yansıyan işkence dahil insan hakları ihlalleri tüyler ürperticidir.
Bu bir insanlık dramıdır.
15 Temmuz darbe girişimin başarısızlıkla sonuçlanması seçimle iktidara gelmiş hükümete yapılan antidemokratik bir müdahalenin halkın da desteğiyle geri püskürtülmesi itibariyle tarihi öneme haiz bir hadisedir.
Ancak darbenin önlenmiş olması demokrasinin kazanması için yeterli değildir.

Ne bir azınlığın hakimiyeti, ne de çoğunluğun hakimiyeti ve bunun sonunda azınlığı ezmesi, ne de seçilmişlerin otokratlığı, gerçek demokrasi değildir.
Hukukun üstünlüğü, güçlerin ayrımı, ifade hürriyeti başta olmak üzere temel insan haklar ve hürriyetler olmadan demokrasiden bahsedilemez.
Türkiye için demokrasi adına gerçek zafer bu temel değerlerin tekrar ihyasıyla mümkündür.
Muhammed Fethullah Gülen | Le Monde - 11 Ağustos 2016
Ukrayna Haber

Fethullah Gülen Hocaefendi

Kategori Türkiye

CNN International'a konuşan Fethullah Gülen Hocaefendi, 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili net ifadeler kullandı.
Türk yetkililerin, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki isim olarak suçladıkları Fethullah Gülen Hocaefendi, yaşanan hadiseden sonra ilk kez teke tek CNN'in ünlü programcısı Fareed Zakaria'ya konuk oldu.

Erdoğan hükümetin hakkında yönelttiği suçlamaları reddeden Fethullah Gülen,"Hakkımdaki iddiaların onda birini doğrulayacak şekilde birisine sözlü bir talimatım olduğu, bir telefon görüşmem olduğu ispatlanırsa boynumu büker ve, 'Onlar doğru söylüyor, bırakın beni alsınlar, bırakın beni assınlar' derim" dedi.


CNN International'da yer alan haber şu ifadelerle yayınlandı:


1999 yılından bu yana Amerika'nın Pennsilvanya eyaletinde inzivada yaşayan 77 yaşındaki Fethullah Gülen, Hizmet hareketinin lideri olup, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en keskin muhalifi. Erdoğan hükumetinin darbe girişimi ile kendisine yönelttiği suçlamaları kesinlikle reddeden Gülen, hakkındaki iddiaların araştırılması için uluslararası bir komisyon kurulmasını teklif etti.

15 Temmuz darbe girişiminde, 24'ü darbeci askerler olmak üzere 270 kişi hayatını kaybetti. Başarısız girişim sonrası Erdoğan yönetimi ülke genelinde 'darbeye teşebbüs ettiler' iddiasıyla on binlerce kişi hakkında geniş çaplı tutuklama, göz altına alma ve görevden uzaklaştırma operasyonu başlattı.


Gülen, kendisine sempati duyanlara 'Erdoğan rejimini istikrarsızlaştırmaları için telkinde bulunduğu iddialarını' tekrar tekrar reddetti.

"Bu işin taraftarı oldukları görünen bazıları bir tiyatro sergiledi, birilerini de bu işe dahil etti" diyen Gülen, "yaşananlar askeri darbeden daha çok bir Holywood filmine benziyor. Kurgulanmış bir tiyatroya benziyor. Tüm her şey, yapmayı planladıkları işi realize etmek için zemin oluşturduklarından anlaşılıyor" diyerek 15 Temmuz darbe girişimini bir oyuna benzetti.


Fareed Zakaria'nın, "Darbeyi Erdoğan'ın planladığını mı düşünüyorsunuz?" sorusuna Gülen, "Böyle bir suçlamayı iftira sayarım" dedi.

Hayatı boyunca darbelere karşı olduğunu ve darbeleri lanetlediğini söyleyen Gülen, "Demokrasiye, özgürlüğe, cumhuriyete karşı darbeye sığınanları hep lanetlemiş, karşı çıkmışımdır" dedi. Darbe girişiminde bulunanlar arasında kendisine sempati duyanların olabileceğini de kabul eden Gülen, darbe girişiminde kendisinin bir dahli olduğu iddiasını şiddetle reddetti.


Türkiye, ABD'den Gülen'in iadesini istiyor. Ancak, iki ülke arasında imzalanan anlaşmaya göre, Washington bir kişiyi, "iade gerektiren fiiller" kapsamında Türkiye'ye iade edebilliyor.

Erdoğan'ın, Gülen hakkında yönelttiği 'İhanet' gibi iddialar bu listede yer almıyor. Türkiye'ye dönmesinin işleri sadece daha karmaşık hale getireceğini söyleyen Gülen, "Neye mal olursa olsun herşeyi yapacaklardır, ancak hakkımda iddia ettiklerinin onda birini ispatlayabilirlerse ve zorla geri götürürlerse bu konu hakkında söyleyebileceğim çok birşey yok" dedi.


Fethullah Gülen, "Önemli olan bunu hukuk çerçevesinde yapıp yapamayacakları, Allah'ın izniyle böyle birşey olacağını düşünmüyorum" diyerek hukuka bağlılığının altını çizdi.

Erdoğan'a bir mesajı olup olmadığı sorulan Gülen, "Allah'ın huzuruna bu kadar günahla çıkmaması için dua ediyorum" dedi.

CNN

Kategori Dünya

Fethullah Gulen, the reclusive cleric accused by Turkey of hatching a military coup attempt, concedes that his supporters could have been involved in the putsch but again denied any direct connection.

"There might have been some sympathetic people [to Gulen] among them," he told CNN's Fareed Zakaria in an interview.
President Recep Tayyip Erdogan has pointed the finger of blame for the failed uprising squarely at Gulen.
A bitter rival of the embattled President, Gulen is the leader of a popular movement called Hizmet. But the government refers to his group as the "Fethullah Gulen Terrorist Organization."
The 77-year-old imam, who left Turkey for the United States in 1999, has been living in self-imposed exile in Saylorsburg, Pennsylvania.

On GPS: Who organized the coup to overthrow Ergodan?
In the CNN interview, he called for an international organization to investigate government claims connecting him to the coup attempt.

"If there is anything I told anyone about this verbally, if there is any phone conversation, if one-tenth of this accusation is correct ... I would bend my neck and would say,
'They are telling the truth. Let them take me away. Let them hang me,'" he said.
The July 15 uprising claimed the lives of 270 people, including 24 accused in the plot. It also triggered a wave of arrests, detentions and dismissals of those suspected of any involvement.
Erdogan, in an earlier interview with CNN, vowed revenge for what he called "a clear crime of treason."
But Gulen has repeatedly denied government claims he has directed sympathizers to destabilize the Erdogan regime.
"Some people staged a scenario, then someone who is seemingly a fan, has led some people into this," he said.
"It looks more like a Hollywood movie than a military coup. It seems something like a staged scenario. It is understood from what is seen that they prepared the ground to realize what they have already planned."
In a statement earlier this month, Gulen suggested the coup attempt could have been staged. Asked on "Fareed Zakaria GPS" if he thought Erdogan might have planned the coup, Gulen said he would "consider such a claim a slander."
"I would submit myself to God before I make such an accusation, knowing I am accountable to God."
Supporters describe Gulen as a moderate Muslim cleric who champions interfaith dialogue. Promotional videos show him meeting with Pope John Paul II in the Vatican in the 1990s. He also met frequently with rabbis and Christian priests in Turkey.
Gulen has a loyal following -- known as Gulenists -- in Turkey. They subscribe to the Hizmet movement.
Nongovernmental organizations founded by the movement, including hundreds of secular co-ed schools, free tutoring centers, hospitals and relief agencies, have been credited with addressing many of Turkey's social problems.
The preacher and his movement also spawned a global network of schools and universities in more than 100 countries.
In the United States, the academic empire includes the largest charter school network in Texas, Harmony Public Schools.
Within Turkey, volunteers in the Gulen movement also own TV stations, the largest-circulation newspaper, gold mines and at least one Turkish bank.

"I have always been against coups, and I cursed them," he said. "I would curse people who resort to coups against democracy, liberty, republic."
Still, Turkey has formally requested Gulen's extradition.
But under an agreement with Turkey, Washington can only extradite a person if he or she has committed an "extraditable act." Treason -- such as that implied by Erdogan's demand for Gulen's extradition -- is not listed as such an act in the countries' treaty.
Deputy Prime Minister Numan Kurtulmus has said the coup attempt was the biggest piece of evidence but that Turkey would provide thousands of pieces of evidence of
Gulen's involvement to the United States.
Gulen said returning to Turkey would only complicate matters.
"They will do whatever it takes, but if they could provide evidence for one-tenth of what they have been claiming and take me back by force, there is not much I can say about this," he said of the government. "What matters is whether or not they can do this by means of law, and I don't think this will happen with the will of God."
Erdogan and Gulen are former allies whose relationship fell into a bitter feud.
Asked if he had a message for Erdogan, Gulen said: "I only pray that he would not go to the presence of God with all these sins he committed."
CNN asked Erdogan's office for response to comments by Gulen in the interview but has not yet received a reply.
Kategori English

Я гостро засуджую спробу військового перевороту, яка мала місце цього місяця в Туреччині. Уряд має обиратися через демократичні, чесні  вибори, ніяким чином не застосовуючи сили. Я молюся Богу за Туреччину, за турецький народ, за всіх, хто перебуває на території Туреччини, аби ситуація вирішилася якомога скоріше і максимально мирним шляхом.

Незважаючи на те, що я виступаю однозначно проти таких форм вирішення питань, як військовий переворот, президент Туреччини Тайіп Ердоган негайно звинуватив мене в організації путчу. Він зажадав, щоб Сполучені Штати екстрадували мене з будинку у Пенсільванії, де я живу у добровільному вигнанні з 1999 р.

Я дотримуюся філософії плюралістичного ісламу, який сповідує служінню людині, незалежно від її віросповідання. Це абсолютно протилежна  до збройного повстання філософія життя.

Упродовж моєї  сорокарічної діяльності траплялися люди, які надихнулися моїми ідеями, їх умовно називають представниками руху «Хізмет» (служіння). Ці люди демонструють свою прихильність формі правління, при якій поважаються права всіх громадян, незалежно від їх релігійних поглядів, політичної приналежності або етнічного походження.  Підприємці та волонтери, натхненні цінностями  руху «Хізмет», зробили інвестиції в сучасний освітній простір  більш ніж 150 країн світу.

У той час, коли західні демократи перебувають у пошуку голосів помірних мусульман, я і мої друзі з руху «Хізмет» зайняли чітку позицію проти екстремістського насильства , починаючи від жорстоких, брутальних терактів Аль - Каїди 11 вересня до викрадення людей Боко Харамом.

Крім засудження бездумного насильства, в тому числі під час спроби державного перевороту, ми підкреслювали нашу прихильність запобігання вербуванню терористів з числа мусульманської молоді та прихильність виховання мирного, плюралістичного умонастрої .

Протягом всього мого життя , я публічно і в приватному порядку засуджував військові інтервенції у внутрішній політиці . Насправді , я протягом десятиліть виступаю за демократію. Я, як людина, яка зазнала великої шкоди через військові перевороти, які сталися в Туреччині за останні сорок років (утиски, безправне позбавлення волі), я у жодному разі не бажаю, щоб мої співвітчизники терпіли таке важке випробування знову . Якщо є такі, які , як видається, симпатизували Хізмет, брали участь у спробі державного перевороту , ті однозначно зраджують своїм ідеалам.

Проте, звинувачення пана Ердогана не є новиною для мене. Ні те, що він про мене говорить, ні те, що він систематично і навіть небезпечно прагне одноосібної влади. Як і багато турецьких громадян, учасники руху «Хізмет» підтримали ранні зусилля пана Ердогана стосовно демократизації Туреччини і виконання вимог для вступу у ЄС. Але ми не промовчали, коли його демократичність перетворилася на деспотизм.

Ще до цих останніх «чисток» пан Ердоган почав закривати газети, усувати з посади тисячі суддів, прокурорів, співробітників поліції і держслужбовців, вживати особливо жорстких заходів проти курдських громад. Він заявив, що всі, хто не є однодумцями із ним, - ворогі держави.

Особливо представники Хізмету стали мішенню гніву президента. Так, 2013 р. пан Ердоган звинуватив прихильників руху  у тому, що вони ініціювали і розкрили корупційні махінації, в яких були замішані близькі пану Ердогану люди, його сім’я. У результаті десятки співробітників судових органів і поліції були зняті з посад, деякі були заарештовані і все через те, що робили чесно свою справу.

Починаючи з 2014 року, коли пан Ердоган був обраний президентом після перебування 11 років на посаді прем'єр-міністра, він почав прагнути перетворити Туреччину з парламентської демократії на "виконавчого президента».

У цьому контексті нещодавня заява пана Ердогана, що невдала спроба державного перевороту був "дар від Бога" зловісна. Так він прагне усунути ще більше інакомислячих з урядових установ - близько 70 000 осіб були звільнені,- і розправитися з представниками Хізмет, він позбувається останніх перешкод до абсолютної влади. Amnesty International виявила, що "заслуговують на довіру" повідомлення про катування, в тому числі згвалтування, в центрах тимчасового утримання людей, яких затримали за наказом пана Ердогана. Не дивно, що уряд пана Ердогана призупинив Європейську конвенцію про захист прав людини і оголосив про введення надзвичайного стану.

Президент Туреччини шантажує США, погрожуючи обмежити підтримку своєї країни для міжнародної коаліції проти ісламської держави. Його мета: забезпечити моєї екстрадиції, незважаючи на відсутність переконливих доказів і практично ніяких перспектив для справедливого судового розгляду. Спокуса дати пану Ердогану, що він хоче, є зрозумілою. Але Сполучені Штати повинні чинити опір цьому.

Насильницький екстремізм живиться розчаруваннями тих, хто змушений жити під керівництвом диктаторів, тих, які не можуть оприлюднити свої думки шляхом мирних протестів і демократичної політики.

Заради глобальних зусиль по відновленню миру в неспокійні часи, а також заради захисту майбутнього демократії на Близькому Сході, Сполучені Штати не повинні пристосовуватися до самодержця, який перетворює спробу військового перевороту на зброю проти конституційного уряду.

Fethullah Gülen | The New York Times

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

Yunus Erdoğdu

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Ben, ezelden beri mülteciyim.

Yaklaşık yedi asır evvel Anadolu coğrafyasına iltica eden, Türkmen milleti...

Hits:405Devamı...

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Referandum, sonuçlarına güvenir misiniz?

Toplumda, güven bunalımı var. İnsan, güvene en çok; fitnenin arttığı,...

Hits:2397Devamı...

İsmail Bahar

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bahar türküsüdür

Nisan bitmek üzere, gec kaldığımı biliyorum ‘bahar’ demeye... Mart’ın 1’ini, 21...

Hits:2492Devamı...

Kayısı çiçeği

Kayısı çiçeği

Bahar vakti kar yağar mı?En azından hiç beklemeyiz yağacağını.Cenâb-ı Hakk’ın...

Hits:30415Devamı...

Şükrettin Aslanoğlu

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Kutlu Doğumun Ya Rasulallah!

Sensizliğin en büyük yaramız olduğu mevsimlerdeyiz Ya RasulAllah…Merhemimiz sen ol...

Hits:1518Devamı...

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Kapkara bir gecede dolunay gibi

Şaban-ı Muazzam’ın 15. gecesi... Adlandırıldığı şekliyle Beraat Gecesi, Beraat Kandili...Karanlığı...

Hits:25534Devamı...

Kerem Aslan

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar’a yardım! [2]

Myanmar, Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Burma, Birmanya Kasırgalar, yokluklar,yoksulluklar... Bazen bu sıkıntılarla, bazen...

Hits:363Devamı...

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar’a yardım! [1]

Myanmar önceden beri hep yardıma ihtiyacıyla tanıdığım, bildiğim bir ülke...

Hits:355Devamı...

Bilişim

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

[FOTO GALERİ] Kodak sahneye Ektra akıllı telefon kamera ile çıkıyor

Söz konusu fotoğraf makineleri olduğunda, birçoğumuz için Kodak markasının ayrı...

Hits:394Devamı...

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Whatsapp, Ukrayna'da da çöktü!

Dünyada bir milyardan fazla kullanıcıya sahip akıllı telefon uygulaması Whatsapp'de...

Hits:14978Devamı...

Otomobil

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Tam cadılık: yerli dedikleri Cadillac çıktı

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, yerli otomobilin prototipinin...

Hits:253962Devamı...

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

[FOTO GALERİ] Türkler, Ukraynalılardan 20 yılsonra Lexus ile tanışacak

Japon otomotiv devi Toyota’nın 1989’da kurduğu lüks segment markası Lexus,...

Hits:355199Devamı...

Flag Counter



Alexa Certified Traffic Ranking for http://ukraynahaber.com/

TÜRK BASINI
Birgün
Cumhuriyet
Yeni Asya